Hükümet, Türkiye’nin 22 Ocak 1990 tarihinde AİHM’nin “fiiller ve bunlara dair yargı
kararlarına ilişkin iddialar” hakkında zorunlu yargı yetkisini tanımakla, bu beyanın
yapılmasından sonraki fiillerin ve yargı kararlarının AİHM’nin denetimine tabi olduğunun
altını çizmektedir.
AİHM, 11 no’lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinden bu yana Komisyon
önünde bulunan bu başvuruya benzer başvuruların kabuledilebilir ilan edilmediğini, aynı
Protokol hükümlerine uygun olarak sonlandırıldığını not etmektedir. Protokol’ün 5 § 2.
maddesi geçici hükümler çerçevesinde Komisyon önünde bulunan başvurular yeniden
incelendiğinden ve eski AİHM yapısı artık mevcut olmadığından, AİHM’nin ratione temporis
yetkisi Savunmacı Devletin bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenmektedir.
Bu noktada, Sözleşmeci Devlet tarafından eski AİHM’nin yargı yetkisinin tanındığı 22 Ocak
1990 tarihinden itibaren bu davada dile getirilen şikayetler ve 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve
Müftüoğlu-Türkiye kararında yer alan gerekçeler -ki bunlar eski AİHM’nin ratione temporis
bakımından yetkisini tanımlamaya olanak vermiştir- sözü edilen bu tarihten itibaren meydana
gelen fiiller ve olaylar hakkında AİHM’nin yargı yetkisinin sınırlı olduğu ileri sürülemez
(Bkz. Cankoçak-Türkiye kararları no: 25182/94 ve 26956/95, § 26, 20 Şubat 2001).
Bu nedenle AİHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
Hükümet aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Başvuran
dava süresi boyunca uğradığı zararlar hakkında tazminat davası açmayı ihmal etmiş, AİHM
önünde sözünü ettiği şikayeti iç hukuk yetkilileri karşısında dile getirmemiştir.
Başvuran, Hükümetin savına karşı çıkmaktadır.
AİHM, Türk Hükümeti’nin ceza yargı sürecinin uzunluğu hakkındaki itirazlarına benzer
itirazların başvuranların iç hukuk düzeninde etkili başvuru yolları bulamamalarından dolayı
daha önce de bertaraf edildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Sarı-Türkiye ve Danimarka kararı, no:
21889/93, Komisyonun 4 Mart 1998 tarihli kararı, mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye
kararı 8 Haziran 1995, seri: A no: 319-A, s. 17, § 44, Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararı, no:
15530/89 ve 15531/89, Komisyonun 10 Ekim 1991). Bu başvuruda Hükümet tarafından
sunulan görüşler bu hükümden ayrı tutulamamaktadır.
Bu nedenle, yapılan itiraz kabul edilememektedir.
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini
yapmaktadır. Başvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O halde
başvurunun kalan kısmının kabul edilmesi gerekmektedir.
B. Esas hakkında
1. Dikkate alınacak dönem
AİHM, sürecin 11 Ağustos 1980 tarihinde başvuranın tutuklanmasıyla başladığını ve
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 24 Haziran 1997 tarihinde
tamamlandığı tespitini yapmaktadır. Bu süre on altı yıl, on ay ve on üç gündür.
AİHM, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığı 22 Ocak 1987 tarihli beyanından
itibaren bu süreyi on yıl, beş ay ve iki gün olarak değerlendirmektedir. Bununla birlikte yine
3