CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
EMİN YAŞAR - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 44754/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
11 Nisan 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,  
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (44754/98) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaşı Emin Yaşar’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 24 Eylül 1996  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan  
eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından Bayan Soytekin tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 11 Ağustos 1980 tarihinde yasadışı bir örgütün üyesi olduğu şüphesiyle yakalanmış  
ve Fatsa’da gözaltına alınmıştır.  
Belirtilmeyen bir tarihte Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranın tutuklu yargılanmasına  
karar vermiştir.  
1983 yılında Sıkıyönetim Mahkemesi nezdindeki askeri hakim hazırlamış olduğu  
iddianamede yasadışı örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle TCK’nın 146. maddesi gereğince  
başvuranla birlikte yedi yüz yirmi iki kişi hakkında ölüm cezası verilmesini talep etmiştir.  
Mahkeme 21 Nisan 1988 tarihinde başvuranın meşruten tahliye edilmesini kararlaştırmıştır.  
İki askeri hakim ve bir subaydan oluşan mahkeme heyeti 24 Ağustos 1998 tarihli bir kararla  
başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve bir yıl hapis cezasına çarptırmıştır.  
Başvuran Askeri Yargıtay’da temyize gitmiştir.  
Sıkıyönetim Mahkemesi’ni fesheden 27 Aralık 1993 tarihli Kanun’un yürürlüğe girmesinin  
ardından davada Yargıtay yetkili olmuş ve dava dosyası Yargıtay’a gönderilmiştir.  
Yargıtay 3 Temmuz 1995 tarihinde temyizine gidilen kararı bozmuş ve dava dosyasını  
Ankara Ağır ceza mahkemesi’ne iletmiştir.  
24 Haziran 1997 tarihinde Ağır ceza mahkemesi zaman aşımına uğraması nedeniyle kamu  
davasını sonlandırmıştır.  
24 Kasım 1997 tarihli bir kararla Yargıtay 24 Haziran 1997 tarihli kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, hakkında açılan ceza davasının uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinde  
öngörülen «makul süre» ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet, AİHM’nin ratione temporis bakımından yetkisizliğine ilişkin kabuledilemezlik  
itirazında bulunmaktadır.  
2
Hükümet, Türkiye’nin 22 Ocak 1990 tarihinde AİHM’nin “fiiller ve bunlara dair yargı  
kararlarına ilişkin iddialar” hakkında zorunlu yargı yetkisini tanımakla, bu beyanın  
yapılmasından sonraki fiillerin ve yargı kararlarının AİHM’nin denetimine tabi olduğunun  
altını çizmektedir.  
AİHM, 11 no’lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinden bu yana Komisyon  
önünde bulunan bu başvuruya benzer başvuruların kabuledilebilir ilan edilmediğini, aynı  
Protokol hükümlerine uygun olarak sonlandırıldığını not etmektedir. Protokol’ün 5 § 2.  
maddesi geçici hükümler çerçevesinde Komisyon önünde bulunan başvurular yeniden  
incelendiğinden ve eski AİHM yapısı artık mevcut olmadığından, AİHM’nin ratione temporis  
yetkisi Savunmacı Devletin bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenmektedir.  
Bu noktada, Sözleşmeci Devlet tarafından eski AİHM’nin yargı yetkisinin tanındığı 22 Ocak  
1990 tarihinden itibaren bu davada dile getirilen şikayetler ve 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve  
Müftüoğlu-Türkiye kararında yer alan gerekçeler -ki bunlar eski AİHM’nin ratione temporis  
bakımından yetkisini tanımlamaya olanak vermiştir- sözü edilen bu tarihten itibaren meydana  
gelen fiiller ve olaylar hakkında AİHM’nin yargı yetkisinin sınırlı olduğu ileri sürülemez  
(Bkz. Cankoçak-Türkiye kararları no: 25182/94 ve 26956/95, § 26, 20 Şubat 2001).  
Bu nedenle AİHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
Hükümet aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Başvuran  
dava süresi boyunca uğradığı zararlar hakkında tazminat davası açmayı ihmal etmiş, AİHM  
önünde sözünü ettiği şikayeti iç hukuk yetkilileri karşısında dile getirmemiştir.  
Başvuran, Hükümetin savına karşı çıkmaktadır.  
AİHM, Türk Hükümeti’nin ceza yargı sürecinin uzunluğu hakkındaki itirazlarına benzer  
itirazların başvuranların iç hukuk düzeninde etkili başvuru yolları bulamamalarından dolayı  
daha önce de bertaraf edildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Sarı-Türkiye ve Danimarka kararı, no:  
21889/93, Komisyonun 4 Mart 1998 tarihli kararı, mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye  
kararı 8 Haziran 1995, seri: A no: 319-A, s. 17, § 44, Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararı, no:  
15530/89 ve 15531/89, Komisyonun 10 Ekim 1991). Bu başvuruda Hükümet tarafından  
sunulan görüşler bu hükümden ayrı tutulamamaktadır.  
Bu nedenle, yapılan itiraz kabul edilememektedir.  
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini  
yapmaktadır. Başvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O halde  
başvurunun kalan kısmının kabul edilmesi gerekmektedir.  
B. Esas hakkında  
1. Dikkate alınacak dönem  
AİHM, sürecin 11 Ağustos 1980 tarihinde başvuranın tutuklanmasıyla başladığını ve  
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 24 Haziran 1997 tarihinde  
tamamlandığı tespitini yapmaktadır. Bu süre on altı yıl, on ay ve on üç gündür.  
AİHM, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığı 22 Ocak 1987 tarihli beyanından  
itibaren bu süreyi on yıl, beş ay ve iki gün olarak değerlendirmektedir. Bununla birlikte yine  
3
de, sözü edilen beyanın yapıldığı dönemdeki süreç dikkate alınmalıdır (Bkz. sözü edilen  
Cankoçak kararı, § 25). Sözkonusu tarihte bu süreç altı yıl, beş ay ve on bir gündür.  
2. Yargı sürecinin makul olup olmadığı  
Hükümet davanın karmaşık yapısını ve başvurana yüklenebilecek kanıt unsurlarının  
durumunu ortaya koymakta ve başvuranın dahil olduğu yasadışı örgütün tüm ülke geneline  
geniş çapta yayılan yasadışı eylemlerinin altını çizmektedir. Hükümet, adli yetkililerin  
başvuranın da aralarında yer aldığı yedi yüz yirmi üç sanığı kapsayan davayı yönettiklerini  
savunmaktadır.  
Başvuran bu sava karşı çıkmaktadır.  
AİHM, yargı sürecinin makul yapısının dava olayları, mevcut içtihat ilkeleri ışığında,  
özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın ve yetkili mercilerin dava hakkındaki tutumları  
ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında sözü edilen Mitap ve  
Müftüoğlu, s. 411, § 32, Frydlender-Fransa kararları, no: 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII).  
AİHM ilk olarak, başvuranın hakkındaki ceza davasının herhangi bir aşamasındaki tutumuna  
ilişkin Hükümetin hiçbir eleştiride bulunmadığını not etmekte, bu çerçevede Sıkıyönetim  
mahkemesinin başvuranın tutuklandığı 11 Ağustos 1980 tarihinden yaklaşık sekiz yıl on üç  
gün sonra karara hükmettiğini hatırlatmaktadır. Başvuranın temyiz başvurusunun ardından  
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını bozması yaklaşık altı yıl on ay sürmüştür. Dava  
dosyasının tekrar ilk derece mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu mahkeme yaklaşık iki  
yıl sonra 24 Haziran 1997 tarihinde kararını vermiştir.  
AİHM, Hükümetin davanın karmaşık yapısının başvuran hakkındaki nihai kararın geç  
alınmasında etkili olduğu değerlendirmesine karşı çıkmamakta, askeri mahkemelerin  
yetkilerinin diğer mahkemelere devrini öngören yasal değişikliklerin bu gecikmeye katkıda  
bulunduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Şahiner-Türkiye kararı, no: 29279/95, § 26, AİHM 2001-  
IX).  
Bununla birlikte AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin Sözleşmeci Devletlere kendi yargı  
sistemlerini, ki buna makul bir süre zarfında yargılama da dahil, gerekli yükümlülüklerin her  
birini karşılayacak şekilde düzenleme zorunluluğunu getirdiğini hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94, § 74, AİHM 1999-II, ve  
sözü edilen Şahiner kararı, §§ 28-29). Başvuran hakkında yürütülen ceza soruşturmasındaki  
yavaşlık ulusal yetkililere yüklenmelidir. Ceza yargısı sürecinde «makul süre» ilkesine riayet  
edilmemiştir.  
Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran, 15.000 Euro maddi ve 35.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
AİHM, dava dosyasında yer alan unsurlardan maddi zararın varlığının ihlal tespiti ile ilintili  
olduğu sonucunun çıkarılmadığını belirtmekte, bu yönde ödeme yapılmasını gerekli  
4
görmemektedir. Bunun yanı sıra, başvuranın hakkında sürdürülen yargılamanın uzunluğu  
nedeniyle bazı sıkıntılar yaşadığına itibar ederek, hakkaniyete uygun olarak başvurana 12.500  
Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır1.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran rakam belirtmeksizin iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderleri  
için tazminat talep etmektedir.  
Hakkaniyete uygun olarak ve Mahkemenin yerleşik içtihadından doğan kriterler ışığında  
(Bkz. sözü edilen Şahiner kararı, § 55) AİHM, yargı giderleri için başvurana 1.500 Euro  
ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
başvurana;  
i.  
ii.  
iii.  
manevi tazminat için 12.500 (on iki bin beş yüz) Euro;  
yargı giderleri için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 11 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
1 22 Haziran 2004 tarihli Ahmet Koç-Türkiye no: 32580/96, § 37 ve 12 Nisan 2005 tarihli Ertürk-Türkiye no:  
15259/02, § 32 kararları ile karşılaştırınız.  
5