CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ERKAN ORHAN- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:19497/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
1 Mart 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 19497/02 başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaşı olan Erkan Orhan’ın (başvuran) 1 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)  
yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından N. Öner tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
Başvuran 1976 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.  
9 Temmuz 2001 tarihinde polisler tarafından başvuranın işyerinde arama yapılmış ve  
arama sırasında beş adet pornografik CD ile 222 adet korsan CD ele geçirilmiştir.  
Aynı gün başvuran saat 12:15’te gözaltına alınmış ve ifade verdikten sonra saat  
18:45’te serbest bırakılmıştır.  
24 Ağustos 2001 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcısı eski Türk Ceza Kanunu’nun 426.  
maddesi uyarınca başvuranın mahkum edilmesini talep etmiştir.  
İzmir Ceza Mahkemesi 14 Eylül 2001 tarihinde dosyayı incelemiş ve bir ceza  
kararnamesi ile başvuranı 2.797.484.040 Türk Lirası tutarında para cezasına mahkum etmiştir.  
Başvuran, İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak ceza kararnamesine itiraz  
etmiştir.  
İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Ekim 2001 tarihinde dava dosyasını inceledikten  
sonra bu itirazı reddetmiştir.  
Bu karar, 9 Kasım 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.  
Başvuran kendisine belirtilen süre içerisinde para cezasını ödememiştir.  
Cumhuriyet Savcısı, 29 Ocak 2002 tarihinde başvuranın para cezasını ödemediğini  
tespit etmiş ve verilen para cezasını 254 gün hapis cezasına çevirmiştir.  
Başvuran, 13 Mart 2002 tarihinde cezasını çekmeye başlamıştır.  
İzmir Ceza Mahkemesi, 25 Haziran 2002 tarihinde başvuranın şartlı olarak  
salıverilmesine karar vermiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
2
Başvuran, gözaltında kaldığı süre içerisinde hiçbir yargı makamı önüne  
çıkarılmadığından şikayetçi olmaktadır.  
AİHM’nin yerleşik içtihadı uyarınca, bu şikayeti dile getirmek isteyen başvuranın  
başvurusunu serbest bırakıldığı tarihten itibaren altı ay içerisinde yapması gerekmektedir.  
Oysa ki başvuran, gözaltı 9 Temmuz 2001 tarihinde sona ermesine rağmen 1 Mayıs 2002  
tarihinde AİHM’ye başvurmuştur. Bu nedenle başvurunun gecikmiş bir başvuru olduğu ve  
AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, davasına bakan ulusal mahkemelerin duruşma yapmaması nedeniyle  
AİHS’nin 6 § 1. maddesi bakımından adil olarak yargılanmadığını ileri sürmektedir. Başvuran  
savunma yapma imkanına sahip olmadığını ve bu nedenle savunma haklarını kullanamadığını  
iddia etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve hukuk kuralları çerçevesinde yapılan adil bir  
yargılama sonucunda başvuranın cezalandırıldığını belirtmektedir. Hükümet ceza  
kararnamelerinin çok sayıda ülkede var olduğunu ve bunun amacının hafif suçlar için  
mahkemelerin iş yükünü arttırmadan çözüme kavuşturmak olduğunu ifade etmektedir.  
Hükümet, Türk Hukukunun Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yapılacak bir itirazla ceza  
kararnamelerine itiraz etme hakkını tanıdığına dikkat çekmektedir. Son olarak da düzenlenen  
ceza kararnamelerinin AİHS’nin 6. maddesinin gerekliliklerini yerine getirdiğini ifade  
etmektedir.  
Hükümet, 1 Haziran 2005 tarihinde yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe  
girmesi ile ceza kararnamelerinin düzenlenmediğine dikkat çekmektedir.  
AİHM, başvuranın Hükümet görüşlerine cevaben görüş bildirmediğini not etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AİHM, başvururunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik  
gerekçesi bulunmadığını saptamıştır. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir bulunması uygun  
olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
AİHM, duruşmaların halka açık olarak yapılması hususunun AİHS’nin 6 § 1. maddesi  
ile tanınan temel haklardan birisi olduğunu hatırlatmaktadır. AİHM’nin içtihadı uyarınca  
herkesin davasının “halka açık” bir şekilde görülmesini isteme hakkının ilke olarak  
“duruşma” hakkını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Kararın halka açık bir şekilde açıklanması  
gibi, duruşmaların halka açık olarak yapılması hususu da, yargılanabilir kişileri kamunun  
denetiminden kaçan gizli adalete karşı korumakta ve mahkemelerde güvenin tesis edilmesine  
yardımcı olmaktadır. Adaletin işleyişine getirdiği bu şeffaflıkla, demokratik toplumların temel  
ilkeleri arasında yer alan adil yargılanma hakkı gibi AİHS’nin 6 § 1. maddesi ile amaçlanan  
hedefe ulaşılmasına katkıda bulunmaktadır (Bkz. Sutter-İsviçre, 22 Şubat 1984 tarihli karar,  
Gautrin ve diğerleri-Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar,  
Serre-Fransa, no: 29718/96, 29 Eylül 1999, ve Stefanelli-Saint-Marin, no: 35396/97).  
3
AİHM mevcut davada, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili maddeleri  
uyarınca sulh hakiminin, bazı suçlarla ilgili olarak duruşma yapmaksızın bir ceza kararnamesi  
verebileceğini not etmektedir. Hafif veya ağır para cezasına veya bir meslek ve sanatın  
icrasının tatiline veya müsadereye ilişkin ceza kararnamelerine ilişkin Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne yapılan itiraz da aynı şekilde duruşma yapılmaksızın gerçekleştirilirdi. Asliye  
Hukuk Mahkemesi, dosyadan ve gerekli gördüğü takdirde Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı  
görüşünden hareketle kararını verebilmekteydi.  
AİHM, yargılamanın hiçbir aşamasında başvuranın ulusal mahkemeler önünde  
duruşmaya çıkmadığını tespit etmektedir. Ne ceza kararnamesini düzenleyen Sulh Ceza  
Mahkemesi ne de itirazı inceleyen Asliye Hukuk Mahkemesi duruşma yapmıştır. Başvuran  
hiçbir zaman kendisini yargılayan hakimlerin huzuruna çıkma imkanı bulamamıştır.  
AİHM aynı zamanda, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde duruşma yapılmaması hususunun  
Anayasa Mahkemesi’nde görüşüldüğünü ve Anayasa Mahkemesi’nin bu ilkenin savunma  
haklarına ve adil yargılanma haklarına riayet etmediğine kanaat getirdiğini not etmektedir.  
AİHM bu tespiti ve yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda ceza kararnamelerine yer  
verilmemiş olmasını değerlendirmeye almaktadır.  
Bu nedenle yukarıda yer alan ifadeler ışığında AİHM, başvuranın davasının  
mahkemeler önünde halka açık olarak görülmemesi sebebiyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlal edildiğine karar vermiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHM, başvuranın kendisine tanınan süre içerisinde hiçbir adil tazmin talebinde  
bulunmadığını not etmektedir.  
Bu nedenle AİHM, başvuranın AİHM iç tüzüğünün 60. maddesi bakımından üzerine  
şen zorunlulukları yerine getirmediği kanaatinedir. Hiçbir adil tazmin talebi dile  
getirilmediğinden dolayı AHİM, bu ad altında başvurana herhangi bir ödemenin yapılmasının  
gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 6 § 1. maddesi bakımından dile getirilen şikayetle ilgili olarak  
başvurunun kabuledilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabuledilemez  
olduğuna;  
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 1 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
4