Başvuran, gözaltında kaldığı süre içerisinde hiçbir yargı makamı önüne
çıkarılmadığından şikayetçi olmaktadır.
AİHM’nin yerleşik içtihadı uyarınca, bu şikayeti dile getirmek isteyen başvuranın
başvurusunu serbest bırakıldığı tarihten itibaren altı ay içerisinde yapması gerekmektedir.
Oysa ki başvuran, gözaltı 9 Temmuz 2001 tarihinde sona ermesine rağmen 1 Mayıs 2002
tarihinde AİHM’ye başvurmuştur. Bu nedenle başvurunun gecikmiş bir başvuru olduğu ve
AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, davasına bakan ulusal mahkemelerin duruşma yapmaması nedeniyle
AİHS’nin 6 § 1. maddesi bakımından adil olarak yargılanmadığını ileri sürmektedir. Başvuran
savunma yapma imkanına sahip olmadığını ve bu nedenle savunma haklarını kullanamadığını
iddia etmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve hukuk kuralları çerçevesinde yapılan adil bir
yargılama sonucunda başvuranın cezalandırıldığını belirtmektedir. Hükümet ceza
kararnamelerinin çok sayıda ülkede var olduğunu ve bunun amacının hafif suçlar için
mahkemelerin iş yükünü arttırmadan çözüme kavuşturmak olduğunu ifade etmektedir.
Hükümet, Türk Hukukunun Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yapılacak bir itirazla ceza
kararnamelerine itiraz etme hakkını tanıdığına dikkat çekmektedir. Son olarak da düzenlenen
ceza kararnamelerinin AİHS’nin 6. maddesinin gerekliliklerini yerine getirdiğini ifade
etmektedir.
Hükümet, 1 Haziran 2005 tarihinde yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe
girmesi ile ceza kararnamelerinin düzenlenmediğine dikkat çekmektedir.
AİHM, başvuranın Hükümet görüşlerine cevaben görüş bildirmediğini not etmektedir.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
AİHM, başvururunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik
gerekçesi bulunmadığını saptamıştır. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir bulunması uygun
olacaktır.
B. Esas Hakkında
AİHM, duruşmaların halka açık olarak yapılması hususunun AİHS’nin 6 § 1. maddesi
ile tanınan temel haklardan birisi olduğunu hatırlatmaktadır. AİHM’nin içtihadı uyarınca
herkesin davasının “halka açık” bir şekilde görülmesini isteme hakkının ilke olarak
“duruşma” hakkını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Kararın halka açık bir şekilde açıklanması
gibi, duruşmaların halka açık olarak yapılması hususu da, yargılanabilir kişileri kamunun
denetiminden kaçan gizli adalete karşı korumakta ve mahkemelerde güvenin tesis edilmesine
yardımcı olmaktadır. Adaletin işleyişine getirdiği bu şeffaflıkla, demokratik toplumların temel
ilkeleri arasında yer alan adil yargılanma hakkı gibi AİHS’nin 6 § 1. maddesi ile amaçlanan
hedefe ulaşılmasına katkıda bulunmaktadır (Bkz. Sutter-İsviçre, 22 Şubat 1984 tarihli karar,
Gautrin ve diğerleri-Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar,
Serre-Fransa, no: 29718/96, 29 Eylül 1999, ve Stefanelli-Saint-Marin, no: 35396/97).
3