soruşturmanın yürütüldüğünü ileri sürmüş ve bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı tarafından
alınan önlemlere atıfta bulunmuştur.
Başvuran yakalama esnasında dövüldüğünü ve cinsel tacize uğradığını iddia etmiştir.
Direnme göstermemesine rağmen tutukluluğa götürülürken kötü muamelenin devam ettiğini
ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, hakkındaki ceza davası zarfında, mahkemenin, gösteriye
ilişkin video kayıtlarını incelediğini ve bu kayıtların kendisinin gösteriye katılmadığını ve
ÖDP binasına girmeden önce bedeni hasarının bulunmadığını açıkça ortaya koyduğunu ifade
etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı’nın, polis memurları hakkında kötü
muamele suçundan takipsizlik kararı verirken video kayıtları gibi maddi delilleri dikkate
almadığını iddia etmiştir.
2. AİHM’nin değerlendirmesi
AİHM, 3. maddenin, tutuklamada bulunmak gibi bazı kesin tanımlanmış durumlarda
kuvvete başvurmayı yasaklamadığını kaydetmiştir. Ancak, sadece zaruri olduğu ve
gereğinden fazla olmadığı sürece kuvvete başvurulabilir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Rehbock
– Slovenya, no. 29462/95; Krastanov – Bulgaristan, no. 50222/99, 30 Eylül 2004; Günaydın –
Türkiye, no. 27526/95, 13 Ekim 2005).
Bu davada, başvuran, bilhassa, bacaklarına coplarla vurulduğunu ve sağ gözüne
yumruk atıldığını iddia etmiştir. AİHM’nin görüşüne göre, sağlık raporunda yer alan bulgular,
en azından, başvuranın sağ gözüne yumruk atıldığına dair iddiasıyla örtüşmektedir. AİHM,
başvuranın bedenindeki yaraların, 3. madde kapsamına girecek ölçüde ciddi olduğu
kanısındadır. Hükümet, başvuranın bedenindeki yaraların, devlet görevlileri tarafından görev
başında iken başvurulan kuvvet sonucu gerçekleştiğini inkar etmemiş; bununla beraber,
olayda yer alan hafifletici sebepleri vurgulamıştır.
AİHM, başlangıç olarak, başvuranın, farklı taraflar arasında şiddetli çatışmaların
yaşandığı gösteride değil, ÖDP binasında yakalandığının tartışmasız olduğunu kaydetmiştir.
Bu bağlamda, başvuranın, 22 Ocak 2004 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesi
tarafından, izinsiz bir gösteriye katılmak suçundan beraat ettirilmiş olduğunu dikkate almıştır.
Dolayısıyla, başvuran, polis memurlarının bir ön hazırlık olmaksızın karşılık vermek zorunda
kalacağı beklenmedik gelişmelere yol açabilecek plansız ve geniş bir gösteri sırasında
yaralanmamıştır (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, yukarıda anılan
Rehbock). Bu şartlar karşısında, AİHM, başvuranın yaralanmasıyla sonuçlanan kuvvet
kullanımının gereğinden fazla olmadığını ikna edici delillerle kanıtlama yükümlülüğünün
Hükümet’e ait olduğu kanısındadır (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra,
Matko – Slovenya, no. 43393/98, 2 Kasım 2006).
Ancak, bu davada, Hükümet, başvuran da dahil olmak üzere göstericilere karşı
kuvvete başvurulması gerektiğini ifade etmekle yetinmiş ve polisin başvuran üzerinde kuvvet
kullanmasına yol açan şartlara ve başvuran üzerinde kullanılan kuvvetin kesin niteliğine ışık
tutabilecek bir açıklama veya belge sunmamıştır. Bu bağlamda, AİHM, dava dosyasında,
başvuranın, sağlık raporlarında kayıtlı yaraları gösteri sırasında almış olabileceğine veya
polisin başvuranı ÖDP binasında yakaladığı sırada şiddetli veya aktif bir direnişle
karşılaşması nedeniyle başvurana karşı kuvvet kullanmak zorunda kaldığına dair bir gösterge
olmadığını gözlemlemiştir. Bu şartlar karşısında, AİHM, Hükümet’in, aldığı yaralar sağlık
raporları ile doğrulanan başvurana karşı kullanılan kuvvet derecesini açıklamakta veya haklı
çıkarmakta temel oluşturacak ikna edici veya güvenilir deliller sağlamadığını tespit etmiştir.
4