CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
FALAKAOĞLU VE SAYGILI- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:22147/02 ve 24972/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
23 Ocak 2007  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 22147/02 ve 24972/03 başvuru no’lu davaların  
nedeni bu ülke vatandaşı olan Bülent Falakaoğlu ve Fevzi Saygılı’nın (başvuran) Avrupa  
İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 6 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış  
oldukları başvurudur.  
Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuranlar sırasıyla 1974 ve 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.  
Olayların meydana geldiği dönemde Bülent Falakaoğlu, Yeni Evrensel gazetesinin  
yazı işleri müdürü, Fevzi Saygılı ile sözkonusu gazetenin sahibidir.  
22 Şubat 2001 tarihinde sözkonusu gazetenin 872. sayısının 10. sayfasında, silahlı bir  
terör örgütü MLKP üyesi oldukları gerekçesiyle yargılanan tutuklular adına Yunus Aydemir  
imzalı “Tecrit terörünü yeneceğiz” isimli bir bildiri yayınlanmıştır.  
Bu bildiride ayrıca, açlık grevi yapan tutukluların ve bu kişilerin tutuklu bulundukları  
cezaevlerinin isimlerine yer verilmiştir.  
Sözkonusu gazetenin 873. sayısının 6. sayfasında “Basına ve Kamuoyuna-  
Direneceğiz, hücreleri yıkacağız! Tecrit terörüne son!” başlıklı bir yazı yayınlanmıştır.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı, 24 Nisan 2001  
tarihli iki ayrı iddianameyle dava konusu makaleleri yayınladıkları gerekçesiyle, sözkonusu  
gazetenin yazı işleri müdürü ve sahibi olan başvuranlar hakkında suç duyurusunda  
bulunmuştur. İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı, başvuranların Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 6 §§ 2. ve sonuncu maddesi ve Basın Kanunu’nun Ek 2 § 1. maddesi uyarınca  
mahkum edilmelerini talep etmiştir.  
1. 22 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan bildiri nedeniyle açılan ceza davası  
Başvuranlar, İstanbul DGM’ne sundukları 14 Mayıs 2002 tarihli savunma  
layihalarında, sözkonusu makalenin bir beyan niteliğinde olduğunu ve suç olarak  
nitelendirilebilecek hiçbir unsur içermediğini ifade etmişlerdir. Bu beyanın, yasadışı ya da  
terörist grupların beyanı olmadığını, yalnızca haklarında hiçbir mahkumiyet kararı verilmeyen  
tutukluların beyanından ibaret olduğunu dile getirmişlerdir. Başvuranlar, AİHS’nin 6. ve 10.  
maddelerine atıfta bulunmuşlardır.  
Aynı gün İstanbul DGM, terör örgütlerinin beyanlarını yayınlamaları nedeniyle  
başvuranların suçlu olduklarına karar vermiştir. DGM, 3713 sayılı Kanun’un 6 § 2. maddesi  
uyarınca Falakaoğlu’nu 118.638.00 Türk Lirası (yaklaşık 94 Euro) ve Saygılı’yı 788.625.000  
2
Türk Lirası (yaklaşık 622 Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı  
Basın Kanunu’nun Ek 2 § 1. maddesi gereğince sözkonusu gazetenin yayının bir gün süreyle  
durdurulmasına karar vermiştir.  
Başvuranlar, temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı 9 Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay’dan ilk derece  
mahkemesi kararını onamasını istemiştir.  
27 Şubat 2003 tarihinde Yargıtay başvuranların talebini reddetmiş ve ilk derece  
mahkemesi kararını onamıştır.  
Sözkonusu gazete 27 Mayıs tarihinden 28 Mayıs 2003 tarihine kadar kapatılmıştır.  
Cumhuriyet Savcısı, 28 Mayıs 2003 tarihinde Saygılı’nın mahkum edildiği para cezası  
hakkında ödeme emri çıkarmıştır.  
Saygılı 10 Temmuz 2003 tarihinde 263.000.000 Türk Lirası tutarında ödeme  
yapmıştır.  
2. 23 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan bildiri nedeniyle açılan ceza davası  
Başvuranlar, İstanbul DGM’ne sundukları 2 Ekim 2001 tarihli savunma layihalarında,  
sözkonusu makalenin bir beyan niteliğinde olduğunu ve suç olarak nitelendirilebilecek hiçbir  
unsur içermediğini ifade etmişlerdir. Bu beyanın, yasadışı ya da terörist grupların beyanı  
olmadığını, yalnızca haklarında hiçbir mahkumiyet kararı verilmeyen tutukluların beyanından  
ibaret olduğunu dile getirmişlerdir. Başvuranlar, AİHS’nin 6. ve 10. maddelerine atıfta  
bulunmuşlardır.  
Aynı gün İstanbul DGM, terör örgütlerinin beyanlarını yayınlamaları nedeniyle  
başvuranların suçlu olduklarına karar vermiştir. DGM, 3713 sayılı Kanun’un 6 § 2. maddesi  
uyarınca Falakaoğlu’nu 378.540.000 Türk Lirası (yaklaşık 264 Euro) ve Saygılı’yı  
757.080.000 Türk Lirası (yaklaşık 528 Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca  
5680 sayılı Basın Kanunu’nun Ek 2 § 1. maddesi gereğince dava konusu makalenin milli  
güvenliği bozucu nitelikte olması sebebiyle sözkonusu gazetenin yayının üç gün süreyle  
durdurulmasına karar vermiştir.  
Başvuranlar, temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
Yargıtay, başvuranlara tebliğ edilmeyen Cumhuriyet Savcısı’nın görüşünden hareketle  
12 Mart 2002 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar (başvuru no: 22147/02), 23 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan bildiri  
nedeniyle aleyhlerinde açılan ceza davası çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın  
tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesinden dolayı şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 6 §  
1. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
3
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşılmadığını tespit etmektedir.  
Bu nedenle şikayetin kabuledilebilir bulunması uygun olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
AİHM, Büyük Daire’nin 11 Temmuz 2002 tarihinde verilen bir kararda, Yargıtay  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hususunu incelediğini ve  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Göç-Türkiye,  
no: 36590/97, Bkz. aynı zamanda Abdullah Aydın-Türkiye (No:2). no: 63739/00, 10 Kasım  
2005). AİHM, kabul edilen bu karardan ayrılmasını gerektirecek bir neden görememektedir.  
Sonuç olarak, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.  
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, sözkonusu gazetenin geçici olarak kapatılmasının ve mahkum  
edilmelerinin ifade özgürlüğü hakkın ihlal ettiğini ileri sürmekte ve AİHS’nin 10. maddesine  
atıfta bulunmaktadırlar.  
Hükümet bir müdahalenin varlığını kabul etmemektedir. Hal böyle iken AİHM bir  
müdahalenin var olduğuna kanaat getirirse de Hükümet bu müdahalenin, dava konusu  
yazıların tutukluları, tutukluluk koşulları ile ilgili olarak isyana teşvik eden terörist grupların  
beyanlarından ibaret olması sebebiyle bu müdahalenin meşru olduğunun altını çizmektedir.  
Bu müdahalenin, kamu düzenin sağlanması, ulusal güvenliğin korunması, suç işlenmesinin  
önlenmesi gibi meşru bir amacı bulunmakta ve cezaevlerindeki güvenlik konusunun  
hassasiyeti dikkate alındığında gereklilik arz etmektedir.  
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşılmadığını tespit etmektedir.  
Bu nedenle şikayetin kabuledilebilir bulunması uygun olacaktır.  
AİHM, 3713 sayılı Kanun’un 6 § 2. maddesi ve 5680 sayılı Kanun’un Ek 2 § 1.  
maddesi gereğince alınan dava konusu tedbirlerin “yasayla öngörüldüğünü” tespit etmektedir.  
Ayrıca dava konusu müdahale, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesine  
ilişkin AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafına uygun olarak meşru bir amaç taşımaktaydı.  
Bu durumda dava konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup  
olmadığı hususunun tespit edilmesi gündeme gelmektedir. Bununla ilgili olarak AİHM,  
demokratik bir toplumda basının görevi hatırlatmaktadır (Goodwin-Birleşik Krallık, 27 Mart  
1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler, ve Bladet Tromso ve Stensas-Norveç,  
no:21980/93). Basının, terör tehdidi karşısında milli güvenlik veya ülke bütünlüğünün  
korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla konmuş olan sınırlamaları aşmaması  
kaydıyla, sorumlulukları ve ödevleri çerçevesinde kamu menfaatini ilgilendiren konularda  
4
görüş ve bilgi verme görevi bulunmaktadır (Sürek ve Özdemir-Türkiye, no: 23927/94 ve  
24277/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar).  
Bu özgürlüğün sınırlandırılmasını haklı kılacak bir sosyal gereklilik bulunup  
bulunmadığı hususunu tespit etme görevi, bununla ilgili olarak takdir payına sahip olan ulusal  
mahkemelere düşmektedir. Bu noktada AİHM denetimini yaparken, ulusal mahkemelerin  
görevini üstlenmemekte fakat bu mahkemelerin takdir yetkilerine dayanarak aldıkları kararları  
AİHS’nin 10. maddesi bakımından incelemektedir. AİHM bu incelemeyi yaparken,  
sözkonusu müdahaleyi davanın bütününü dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz., diğerleri  
arasında, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, ve Rizos ve Daskas-Yunanistan, no: 65545/01,  
27 Mayıs 2007). Özellikle de dava konusu yazıda kullanılan ifadeleri yayınlandığı bağlamda  
değerlendirmeli ve terörle mücadele alanında ortaya çıkan zorlukları dikkate almalıdır (Bkz.,  
İbrahim Aksoy, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, ve Incal-Türkiye, 9  
Haziran 1998).  
Buna karşın AİHM, başvuranların yazı işleri müdürü ve sahibi oldukları gazete  
aracılığıyla terörist grupların beyanlarını yayınlamak suçundan mahkum edildiklerini tespit  
etmektedir. Bu beyanlar, F tipi cezaevinde bulunan tutuklular tarafından kaleme alınmıştır. Bu  
beyanlarda, tutukluların cezaevlerindeki tutukluluk koşulları ile ilgili taleplerine ve “bütün  
insanlara” yapılan, F tipi cezaevlerinin “kaldırılması” yönündeki “mücadeleyi destekleme” ve  
bu “mücadeleye katılma” çağrısına yer vermektedir.  
AİHM’nin gözünde bu hususlar, yazıyı yazan kişilerin kişiliklerinden ve  
yayınlandıkları ortamdan bağımsız olarak değerlendirilemez. Bununla ilgili olarak AİHM,  
dava konusu bildirilerin, Terörle Mücadele Kanunu uyarınca mahkum edilen yüz kadar  
tutuklunun ölüm orucu eylemini sürdürdüğü yirmi cezaevine, güvenlik güçleri tarafından  
operasyon düzenlendiği 19 Aralık 2000 tarihinden kısa bir zaman sonra yayınlandıklarını  
tespit etmektedir. Dava konusu bildirilerde, bu operasyon sırasında güvenlik güçleri ile  
tutuklular arasında şiddetli çarpışmalar yaşanmış ve operasyon sonucunda çok sayıda tutuklu  
ve polis memuru yaralanmış ve tutuklu öldürülmüştür.  
Üstelik AİHM, bu beyanlarda yer alan açlık grevine destek verilmesi çağrısının  
ciddiyetini göz ardı edemez. Dava konusu ifadeler, F tipi cezaevlerinin “yok edilmesi” için  
yürütülen ve eylemcilerin hayatını tehlikeye sokan eyleme “destek verilmesi” ve harekete  
geçirilmesi amacıyla kamuoyuna yapılan bir çağrı niteliğindedir. Oysa ki, bu çağrının,  
sunmak ya da analizini yapmak için hiçbir yorum yapılmaksızın olduğu şekliyle  
yayınlandığını kabul etmek gerekmektedir. Bu açıdan, başvuranların dava konusu ifadelerle  
kişisel olarak bir bağlarının bulunulmadığı hususu gerçekse de başvuranlar, yazıyı yazan  
kişilere gazetede bir sütün ayırmış ve bu yazıların yayınlanmasına izin vermişlerdir.  
Başvuranlar, sözkonusu gazetenin yayın çizgisi dikkate alındığında, içeriği ile ilgili olarak  
herhangi bir sorumluluktan bağışık tutulamazlar (Sürek-Türkiye (no:3), no: 24735/94, 8  
Temmuz 1999), bilgi verme hakkı terörist gurupların bildirilerinin yayınlanması için bir  
mazeret ya da özür olarak ileri sürülemez.  
Sonuç olarak, AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına  
yönelik olarak yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı incelendiğinde, verilen cezaların  
türü ve süresi dikkate alınması gereken unsurlardır (diğerleri arasında, Ceylan-Türkiye, no:  
23556/94).  
5
Sonuç olarak AİHM, benzer durumlarda ulusal mahkemelerin sahip olduğu takdir payı  
dikkate alındığında (Sürek-Türkiye (No:1), no: 26682/95), mevcut davada başvuranlara  
verilen cezaların hedeflenen meşru amaçla orantısız olarak nitelendirilemeyeceği  
kanaatindedir.  
Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuranlar, sözkonusu gazetenin kapatılması nedeniyle 2.000 Euro ve mahkum  
edildikleri para cezası için de 1.000 Euro olmak üzere maddi tazminat olarak 3.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği tespiti ışığında başvuranlar  
tarafından dile getirilen maddi tazminat taleplerini reddetmektedir. AİHM, manevi tazminat  
talebi ile ilgili olarak, ihlal kararının tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli olacağı  
kanaatindedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuranlar, AİHM nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 6.000 Euro  
tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuranlar bununla ilgili olarak herhangi bir belge  
sunmaştır.  
Hükümet bu talebe karşı çıkmaktadır.  
AİHM, Mahkeme’nin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul bir  
miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. AİHM, mevcut davada  
yukarıda yer alan nedenleri ve elindeki mevcut unsurları dikkate alarak, Mahkeme önünde  
yapılan masraf ve harcamalar için başvuranlara toplu olarak 1.000 Euro ödenmesinin uygun  
olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;  
6
4. Mevcut ihlal kararının kendisinin başvuranların uğradığı manevi zararın tazmini  
için başlı başına yeterli olduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere her türlü  
vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara masraf ve  
harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine:  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;  
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 23 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
7