görüş ve bilgi verme görevi bulunmaktadır (Sürek ve Özdemir-Türkiye, no: 23927/94 ve
24277/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar).
Bu özgürlüğün sınırlandırılmasını haklı kılacak bir sosyal gereklilik bulunup
bulunmadığı hususunu tespit etme görevi, bununla ilgili olarak takdir payına sahip olan ulusal
mahkemelere düşmektedir. Bu noktada AİHM denetimini yaparken, ulusal mahkemelerin
görevini üstlenmemekte fakat bu mahkemelerin takdir yetkilerine dayanarak aldıkları kararları
AİHS’nin 10. maddesi bakımından incelemektedir. AİHM bu incelemeyi yaparken,
sözkonusu müdahaleyi davanın bütününü dikkate alarak değerlendirmelidir (Bkz., diğerleri
arasında, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, ve Rizos ve Daskas-Yunanistan, no: 65545/01,
27 Mayıs 2007). Özellikle de dava konusu yazıda kullanılan ifadeleri yayınlandığı bağlamda
değerlendirmeli ve terörle mücadele alanında ortaya çıkan zorlukları dikkate almalıdır (Bkz.,
İbrahim Aksoy, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, ve Incal-Türkiye, 9
Haziran 1998).
Buna karşın AİHM, başvuranların yazı işleri müdürü ve sahibi oldukları gazete
aracılığıyla terörist grupların beyanlarını yayınlamak suçundan mahkum edildiklerini tespit
etmektedir. Bu beyanlar, F tipi cezaevinde bulunan tutuklular tarafından kaleme alınmıştır. Bu
beyanlarda, tutukluların cezaevlerindeki tutukluluk koşulları ile ilgili taleplerine ve “bütün
insanlara” yapılan, F tipi cezaevlerinin “kaldırılması” yönündeki “mücadeleyi destekleme” ve
bu “mücadeleye katılma” çağrısına yer vermektedir.
AİHM’nin gözünde bu hususlar, yazıyı yazan kişilerin kişiliklerinden ve
yayınlandıkları ortamdan bağımsız olarak değerlendirilemez. Bununla ilgili olarak AİHM,
dava konusu bildirilerin, Terörle Mücadele Kanunu uyarınca mahkum edilen yüz kadar
tutuklunun ölüm orucu eylemini sürdürdüğü yirmi cezaevine, güvenlik güçleri tarafından
operasyon düzenlendiği 19 Aralık 2000 tarihinden kısa bir zaman sonra yayınlandıklarını
tespit etmektedir. Dava konusu bildirilerde, bu operasyon sırasında güvenlik güçleri ile
tutuklular arasında şiddetli çarpışmalar yaşanmış ve operasyon sonucunda çok sayıda tutuklu
ve polis memuru yaralanmış ve tutuklu öldürülmüştür.
Üstelik AİHM, bu beyanlarda yer alan açlık grevine destek verilmesi çağrısının
ciddiyetini göz ardı edemez. Dava konusu ifadeler, F tipi cezaevlerinin “yok edilmesi” için
yürütülen ve eylemcilerin hayatını tehlikeye sokan eyleme “destek verilmesi” ve harekete
geçirilmesi amacıyla kamuoyuna yapılan bir çağrı niteliğindedir. Oysa ki, bu çağrının,
sunmak ya da analizini yapmak için hiçbir yorum yapılmaksızın olduğu şekliyle
yayınlandığını kabul etmek gerekmektedir. Bu açıdan, başvuranların dava konusu ifadelerle
kişisel olarak bir bağlarının bulunulmadığı hususu gerçekse de başvuranlar, yazıyı yazan
kişilere gazetede bir sütün ayırmış ve bu yazıların yayınlanmasına izin vermişlerdir.
Başvuranlar, sözkonusu gazetenin yayın çizgisi dikkate alındığında, içeriği ile ilgili olarak
herhangi bir sorumluluktan bağışık tutulamazlar (Sürek-Türkiye (no:3), no: 24735/94, 8
Temmuz 1999), bilgi verme hakkı terörist gurupların bildirilerinin yayınlanması için bir
mazeret ya da özür olarak ileri sürülemez.
Sonuç olarak, AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına
yönelik olarak yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı incelendiğinde, verilen cezaların
türü ve süresi dikkate alınması gereken unsurlardır (diğerleri arasında, Ceylan-Türkiye, no:
23556/94).
5