AİHM, dava konusu makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları dönemdeki
bağlama özen göstermiştir. Bununla ilgili olarak, takdirine sunulan olayı çevreleyen koşulları
ve özellikle de terörle mücadele konusuna bağlı olarak ortaya çıkan zorlukları dikkate almıştır
(İbrahim Aksoy, ve İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler).
Dava konusu makalelerde iki polis memurunun terfileri ile ilgili olarak ağır eleştiriler
yer almaktadır. Önceki yıllarda meydana gelen ve kamuoyu tarafından bilinen olaylara
dayanan bu eleştiri, polis tarafından kullanılan şiddetle sözkonusu polislerin terfi etmeleri
arasında bir ilişki kurmaktaydı.
Bu nedenle ulusal mahkemeler dava konusu makalelerin iki polis memurunu terörist
gurupların hedefi haline getirdiğine kanaat getirmiştir. Her ne kadar dava konusu makalelerin
hakaret niteliğinde olduğu yönünde bir değerlendirme yapılabilirse de başvuranlar, hakaret
suçundan değil terörle mücadele kanununa ilişkin yasal düzenlemeler çerçevesinde
yargılanmıştır
AİHM mevcut dava koşullarının, Sürek-Türkiye (no:2) (no: 24122/94, 8 Temmuz
1999) ve Ergin ve Keskin-Türkiye (no:2) (no: 42589/98, 20 Aralık 2005) kararlarında ifade
edilen dava koşulları ile benzerlik gösterdiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte AİHM,
haber verme görevinin kaçınılmaz olarak bir takım “ödev ve sorumluluklar” yüklediğini ve
aynı zamanda basın kuruluşlarının kendiliklerinden uyması gereken sınırlar çizdiğini
hatırlatmanın uygun olacağı kanaatindedir. Bu durum özellikle de bir makalede, bir takım
ciddiyete haiz olayların kişilerin isimleri açıklanarak o kişilere yüklenildiği durumlarda
geçerlidir. Bu türden bir suçlama bu kişiler hakkında kamu adına kovuşturma yapılması
gereğini doğurabilir (Bu bağlamda, mutatis mutandis, Özgür Gündem-Türkiye, no: 23144/93).
Ulusal Mahkemelerin karar gerekçelerini inceleyen AİHM, bu gerekçelerin
başvuranların ifade özgürlüğü haklarına müdahale edilmesini haklı çıkarmak için başlı balına
yeterli olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no:
24762/94, 8 Temmuz 1999). Bununla ilgili olarak AİHM’nin gözünde, her ne kadar dava
konusu makaleler saldırı niteliğinde olsa da, şiddete başvurulmasını, silahlı direnişi, isyanı
teşvik etmemiş ve halkı kine teşvik etmemiştir ve bu durum AİHM’nin gözünde dikkate
alınması gereken temel unsurdur (Bkz., a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve
Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).
Son olarak AİHM, müdahalenin orantılı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğinde
başvuranlara verilen cezaların cinsi ve süresinin de değerlendirmeye alınması gereken
unsurlar olduğunu tespit etmektedir. Bununla ilgili olarak AİHM, başvuranların sırasıyla
921.600.000 ve 460.800.000 Türk Lirası tutarında ağır para cezasına mahkum edildiklerinin
altını çizmektedir.
Yukarıda yer alan bilgiler ışığında, dava konusu mahkumiyet kararının “demokratik
bir toplumda gerekli olmadığı” sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 10.
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ
edilmediğinden şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
4