karar verilirken, Türkiye’nin kalkınması, Türkiye’de insan haklarının kamil manada uygulanmasının
öncülüğünü yapmış olduğu halde kapatılan Refah Partisi’nin başvurusu, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin akla hayale gelmedik farazi yorumları ve Sözleşme hükümlerine tamamen aykırı
varsayımlarıyla hakla, hukukla ilgisi olmayan bir şekilde reddedildi.
Biz Fazilet Partisi olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurumuzu Refah Partisi
hakkındaki Büyük Daire kararı açıklanmadan önce ve Anayasa Mahkemesi tarafından hakkımızda
verilen kararın düzeltileceği umuduyla yapmıştık.
Türkiye’den Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan diğer bir başvuru konusu da
inançları gereği başlarını örterek üniversite eğitimine devam etmek isteyen genç kızlarımıza karşı
Türkiye’deki üniversitelerde uygulanan kanunsuz başörtüsü yasağıyla ilgili şikayetlerdi. Bu açıdan
yapılan başvurular da –en son örnek olarak Leyla Şahin davasında olduğu gibi- AİHM tarafından
başörtüsünün İslami simge ve de ayrımcılık nedeni sayılacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde gerek Refah Partisi davasından gerek Başörtüsü ile
ilgili davalarda dilekçe sahiplerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ihlaliyle ilgili
şikayetler (…) AİHM tarafından dosya üzerinde yapılan ilk incelemede hiçbir gerekçe gösterilmeden
reddedilmiştir.
Terörist başı Abdullah Öcalan hakkında, Türkiye’de bir Devlet Güvenlik Mahkemesi
tarafından verilen mahkumiyet kararıyla ilgili başvuruda, AİHM bir ay içinde “yürütmenin
durdurulması” daha sonra da “davanın yeniden görülmesi gerektiği” kararlarını verirken; bir diğer
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan hakkında verilen
mahkumiyet kararıyla ilgili yürütmenin durdurulması talebini bir ay içinde reddetmiş ve başvuru
tarihinin üzerinden 5 yıl geçmiş olmasına rağmen, esas hakkında hala daha duruşma yapmamış ve
duruşma yapmak için bir karar dahi almamıştır. AİHM’nin bu çelişkili ve çifte standartlı uygulaması,
bizzat Mahkeme’nin Sözleşme’nin 14. maddesini nasıl ihlal ettiğinin bir diğer açık örneğidir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesinde yer alan ve yine Sözleşme’nin [15]
maddesine göre savaş halinde bile kısıtlanamayacağı öngörülen din hürriyetinin, Türk Mahkemeleri
tarafından ihlal edildiğinden bahisle AİHM’ye yapılan kişisel başvurular da, Mahkeme’nin “sosyal
ihtiyaç” ve “kanunen öngörülebilirlik” ilkelerine rağmen, bu ilkeler yok farzedilerek reddedilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde “Bu Sözleşme’de öne sürülmüş olan
hak ve özgürlüklerden yararlanma; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş ayrım
gözetilmeksizin herkes için sağlanır” denildiği halde, Mahkeme İngiltere ile ilgili bir davada İngiliz
Polis Teşkilatı’nda çalışan Hintli bir Sih’in inancı gereği sarığıyla görev yapmasının devlet tarafından
engellenmesini insan hakları ihlali olarak kabul ederken, Türkiye’den aynı maddeye dayanılarak,
inancı gereği üniversitelere başörtüsü ile devam etmek isteyen kız öğrencilerin engellenmesi
karşısında açılan davalarda bir öncekinin tam tersine başörtüsü üzerindeki baskı ve engelleri
meşrulaştıracak şekilde bir uygulamayla başvuran öğrencileri haksız, Türkiye’yi haklı görerek
Sözleşmesi’nin 14. maddesini açıkça ihlal etmiştir.
AİHM’nin, Sözleşme’nin 10. maddesinde yer alan ifade hürriyetlerinin ihlali hususunda,
Avrupa ülkelerinden başvuran kişilerle, Türkiye’den şiddet olaylarına destek veren bazı kişiler
tarafından açılan davalarda “Şok edici, toplumu sarsıcı nitelikte olan konuşmalar dahi 10. maddenin
korunması altındadır” diyerek başvuranları haklı, Türkiye’yi haksız görürken; 15 yıllık faaliyet
döneminde şiddet olayına karışmamış ve Türkiye’de insan haklarını tek başına savunagelmiş Refah
Partisi davasından, 11. maddenin uygulanması bakımından her zaman en önemli kriter olarak
benimsediği “Yakın tehlike olma” faktörünü terk ederek, hayali faraziyelerle Refah Partisi’ni haksız,
Devlet’i haklı görmesi Mahkeme’nin bir diğer çifte standart uygulama yoluna gitmiştir.
Hemen hemen tüm kararlarında çoğulculuk ilkesini hararetle savunan AİHM, Refah davasında
Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan’ın bir konuşmasında dile getirdiği “özel hukuk içinde çok
4