COUNCIL OF  
EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
FEHMİ KOÇ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 71354/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
27 Mart 2007  
Bu karar, AİHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Fehmi Koç’un (“başvuran”), İnsan Haklarını ve  
Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca, 28 Ekim  
2000 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı  
başvurudur (başvuru no: 71354/01).  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1965 doğumlu olup şu an Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.  
Başvuran, 12 Mart 1995’te, yasadışı bir örgüte üye olma şüphesiyle gözaltına  
alınmıştır.  
Başvuran, 10 Nisan 1995’te, kendisinin tutuklu yargılanması emrini çıkaran  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tek yargıcı huzuruna çıkarılmıştır. Mahkeme  
huzurundaki dava sırasında, başvuran, gözaltındayken imzalamış olduğu ifadeleri inkar  
etmiştir.  
13 Nisan 1995’te, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı,  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne, başvuranı ve diğer on altı şüpheliyi, Ceza  
Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, ulusal toprakların bir kısmını ayırma amacıyla  
eylemlerde bulunmakla suçlayan bir ithamname vermiştir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, cezai kovuşturma sırasında otuz duruşma  
yapmış ve on yedi tanığı dinlemiştir.  
3 Haziran 1999’da, iki sivil ve bir askeri hakimden oluşan Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, başvurana suçlandığı sebeplerden dolayı hüküm giydirmiş ve Ceza Kanunu’nun  
125. Maddesi uyarınca başvuranı ölüm cezasına çarptırmıştır. Başvuranın duruşma sırasındaki  
tavrı göz önünde bulundurularak, ölüm cezası, müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.  
4 Haziran 1999’da, başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararına itiraz etmiştir.  
21 Şubat 2000’de, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onaylamıştır.  
5 Mayıs 2000’de, Yargıtay’ın kararı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
sekretaryasına gönderilmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
2
A. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızğı ve tarafsızlığı ile  
kovuşturmanın tarafsızlığıyla ilgili  
Başvuran, kendisini yargılayan ve suçlu bulan Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin hakimler kurulunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanmamaktan dolayı şikayetçi olmuştur.  
Başvuran, ayrıca, hüküm giymesinin somut bir kanıta dayanmaması nedeniyle, yerel  
mahkemeler huzurunda adil bir yargılanmaya tabi tutulmadığını da iddia etmiştir. Başvuran,  
AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’ni ileri sürmüştür.  
1. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AİHS’nin 35. Maddesi uyarınca, başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şikayetinin altı ay kuralına uyulmadığı  
gerekçesiyle kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikayetçi olduğu için,  
mahkemenin karar tarihi olan 3 Haziran 1999’dan itibaren altı ay içerisinde AİHM’ye dava  
açmış olması gerektiğini ileri sürmüştür.  
Hükümet, ayrıca, bu şikayetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle de zaten  
kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın bu şikayetini yere  
mahkemelere sunmadığını iddia etmiştir. Bu bakımdan, AİHM’nin içtihadına atıfta  
bulunmuştur (özellikle, Remli / Fransa, 23 Nisan 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar  
Raporları 1996-II, s. 571, § 33).  
Hükümet’in altı ay kuralına uyulmadığı iddiasına ilişkin ilk itirazıyla ilgili olarak,  
AİHM, geçmişte Hükümet’in benzer ilk itirazlarını inceleyip bunları reddettiğini  
yinelemektedir (bkz, Özdemir / Türkiye, no. 59659/00, § 29, 6 Şubat 2003; Doğan ve Keser /  
Türkiye, no. 50193/99 ve 50197/99, § 17, 24 Haziran 2004). AİHM, sözkonusu davada,  
yukarıda bahsedilen davalarda vermiş olduğu kararlardan ayrılmak için hiçbir gerekçe  
görmemektedir.  
İç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasına ilişkin itirazla ilgili olarak, AİHM, bu  
başvuruda, benzer davalarda vermiş olduğu kararlardan ayrılmak için hiçbir dayanak  
görmemektedir (bkz, Vural / Türkiye, no. 56007/00, § 22, 21 Aralık 2004; Çolak / Türkiye  
(no. 1), no. 52898/99, § 24, 15 Temmuz 2004; Özel, yukarıda kaydedilen, § 25).  
Buna göre, AİHM, Hükümet’in ilk itirazlarını reddetmektedir.  
AİHM, içtihadının ışığında ve kendisine sunulan belgeleri göz önünde bulundurarak,  
başvuranın şikayetlerinin, AİHS kapsamında, belirlenmesi esasların incelenmesine bağlı  
olması gereken karmaşık hukuk sorunları ve maddi sorunlar ortaya çıkardığını belirtmektedir.  
AİHM, bu nedenle, AİHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının asılsız  
olmadığı sonucuna varmaktadır. Başvurunun kabuledilmezliği yönünde karar vermek için  
başka hiçbir gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilir olduğu  
yönünde karar verilmelidir.  
2. Esaslar  
3
a) Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızğı ve tarafsızlığı ile  
kovuşturmanın tarafsızlığıyla ilgili  
Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet’in güvenliğine ve bütünlüğüne  
karşı oluşturulan tehditlerle mücadele etmek üzere kanun tarafından kurulduklarını ileri  
sürmüştür. Hükümet, sözkonusu davada, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
bağımsızlığıyla ilgili meşru bir şüphesi olduğunu saptamak için hiçbir dayanak olmadığını  
iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, askeri hakimlerin artık bu mahkemelerde bulunmayacağına  
ilişkin 1999 yılında yapılan anayasal değişikliğe de atıfta bulunmuştur. Hükümet, bu  
bağlamda, devlet güvenlik mahkemelerinin 2004 yılında kaldırıldığını belirtmiştir.  
AİHM, geçmişte benzer davaları incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlalini  
saptağını belirtmektedir (bkz, Özel, yukarıda kaydedilen, §§ 33-34; Özdemir, yukarıda  
kaydedilen, §§ 35-36). AİHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe  
görmemektedir. AİHM, buna göre, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna  
varmıştır.  
b) Kovuşturmanın tarafsızlığıyla ilgili  
AİHM, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde  
yargılanma hakkına ilişkin saptamasını göz önünde tutarak, başvuranın kovuşturmanın  
adaletsizliğine ilişkin şikayetinin geri kalan kısmının da incelenmesi gerektiği kanısına  
varmıştır (Işık / Türkiye, no. 50102/99, § 38-39, 5 Haziran 2003).  
B. Kovuşturmanın süresiyle ilgili  
Başvuran, sözkonusu kovuşturmanın süresinin, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nde  
öngörülen “makul süre” koşuluna ters düşğünü ileri sürmüştür.  
Hükümet, başvuranın iddiasına itiraz etmiş ve kovuşturmanın süresinin makul süreyi  
aşmadığını ifade etmiştir. Hükümet, ulusal makamların başvuran dahil on yedi kişinin içinde  
bulunduğu çok ciddi olayları soruşturmak zorunda kaldığını belirterek, davanın karmaşık bir  
niteliği olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, bu bağlamda, cezai takibat yetkililerinin,  
başvuranın başta 25 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır’da bir otobüsün yakılması, 5 Mart 1995  
tarihinde futbol maçı sırasında bir stadyuma bombalı saldırı düzenlenmesi ve 20 Mart 1995  
tarihinde bir trafoya bombalı saldırı düzenlenmesi gibi birçok yasadışı eyleme karışğını  
ispatlamak zorunda kaldığını belirtmiştir.  
Hükümet, ayrıca, başvuranın cezai kovuşturmanın neredeyse üç yıl gecikmesine neden  
olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 27 Haziran  
1998, 1 Temmuz 1998, 3 Eylül 1998, 22 Ekim 1998, 10 Aralık 1998, 11 Şubat 1999 ve 15  
Nisan 1999 tarihli duruşmalarına katılmadığını belirtmiştir. Başvuran ve avukatı, son  
savunmalarını yapmak için 20 Mayıs 1999 ve 3 Haziran 1999 tarihli duruşmalara da  
katılmaştır. Başvuran, güvenlik güçleri tarafından aranmak istemediği için bu duruşmalara  
katılmayı reddetmiştir.  
AİHM, kovuşturmanın, başvuranın gözaltına alındığı 12 Mart 1995 tarihinde başlayıp  
Yargıtay’ın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onayladığı 21 Şubat 2000  
tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Böylece, kovuşturma dört yıl on bir ay sürmüştür.  
4
AİHM, kovuşturma süresinin makul olup olmadığının dava koşulları ışığında ve  
özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili makamların tutumu ve anlaşmazlıkta  
başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi AİHM içtihadında belirlenen kriterlere göre  
değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (bkz, diğerleri arasında, Pélissier ve Sassi /  
Fransa [GC], no. 25444/94, § 67, ECHR 1999-II).  
AİHM, sözkonusu davanın, özellikle şüphelilerin sayısı ve yerel mahkemelerin ciddi  
olaylara ve her şüphelinin tek tek suçlara karıştıklarına dair gerçekleri saptamakta  
karşılaştıkları zorluklar nedeniyle karmaşık bir niteliğe sahip olduğunu belirtmektedir.  
Ulusal makamların tutumuna gelince, AİHM, yalnızca Devlet’in sorumlu  
tutulabileceği gecikmelerin “makul sürenin” aşıldığı yönünde bir saptamayı  
doğrulayabileceğini yinelemektedir (Papachelas / Yunanistan [GC], no. 31423/96, § 40,  
ECHR 1999-II). AİHM, bu bağlamda, başvuranın ulusal makamlara atfedilebilecek bir  
durgunluk sürecini göstermediğini belirtmektedir.  
Başvuranın tutumuna gelince, Hükümet’in ifadelerinden, başvuranın ve avukatının on  
duruşmaya katılmadığı anlaşılmaktadır; bu da kovuşturmanın önemli ölçüde gecikmesine  
neden olmuştur. Başvuran, bu ifadelere itirazda bulunmamıştır.  
AİHM, yukarıda anlatılanları gözönünde bulundurarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi huzurunda gerçekleşen ve dört yıl bir ay yirmi gün süren kovuşturmanın  
uzunluğundan ulusal makamların sorumlu tutulamayacağını belirtmektedir. Yargıtay  
huzurundaki kovuşturma yaklaşık sekiz buçuk ay sürmüştür; bu sürenin de aşırı olduğu  
söylenemez.  
Buna göre, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlali sözkonusudur.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Başvuran, Mahkeme Sekretaryası’nın 8 Kasım 2005 tarihli mektubunda kendisinden  
adil tazmin için talepte bulunmasını istemesine rağmen, adil tazmin talebinde bulunmamıştır.  
AİHM, rakamlarla belirlenen bir talep olmadığı için, bu bağlamda herhangi bir tazminat  
ödenmesini öngörmemektedir (bkz, AİHM İçtüzüğü, Madde 60 §§ 1 ve 2).  
Başvuran, adil tazmin talebinde bulunmasa da, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi uyarınca,  
AİHM’nin başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını  
saptağı durumda, AİHM, prensip olarak, en iyi çözümün başvuranın kısa bir süre içinde  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanmasını sağlamak olduğu  
görüşündedir (Gençel / Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
5
2. Başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı  
iddiasına ilişkin şikayetiyle ilgili olarak, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. Başvuranın AİHS’nin 6 § 1 Maddesi uyarınca kovuşturmanın adil olmadığına dair  
yapmış olduğu şikayeti incelemeye gerek olmadığına;  
4. Kovuşturmanın süresiyle ilgili olarak AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
5. Adil tazmin bakımından herhangi bir tazminat ödenmemesine karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 27 Mart 2007 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Fatoş ARACI  
Nicolas BRATZA  
Bölüm Sekreteri  
Başkan  
6