korunması gibi meşru amaçlar izlendiğine de itirazda bulunulmamıştır. Sözkonusu davada
ihtilaf konusu, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır”.
AİHM, ilk olarak, 10. maddenin ifade özgürlüğü hakkını “herkese” tanıdığını
belirtmektedir. Bu özgürlüğün uygulanmasında gerçek veya tüzel kişiler tarafından izlenen
amacın veya oynanan rolün niteliğine göre herhangi bir ayrım yapılmamıştır (bkz, mutatis
mutandis, Casado Coca / İspanya, A Serisi no. 285-A). 10. madde, yalnızca bilginin içeriğine
değil, aynı zamanda bilginin yayılma şekline uygulanmaktadır; çünkü bilginin yayılmasına
getirilen herhangi bir kısıtlama, ister istemez bilginin alınması ve verilmesi hakkına müdahale
oluşturmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Autronic AG / İsviçre, A Serisi no. 178). AİHM,
sözkonusu davada, yasağın, diğer haberlerin yanı sıra bölgesel haberlere de yer veren, bu
haberler üzerine yorumda bulunulan ve başvuran tarafından yayımlanan Günlük Evrensel
gazetesini etkilediği için, başvuranın olağanüstü hal bölgesinde yaşayanlara görüş ve bilgi
verme özgürlüğünü uygulama yeteneğini doğrudan kısıtlamış olduğu kanaatindedir.
AİHM, olağanüstü hal bölgesinde bir gazetenin dolaşımına ve dağıtımına getirilen bir
diğer yasakla ilgili olan Çetin ve Diğerleri davasındaki kararında, karşı çıkılan önlemin yerel
mahkemeler tarafından adli incelemeye tabi tutulmaması ve olağanüstü hal bölge valisinin
kararı için herhangi bir gerekçe göstermemesi nedeniyle, sözkonusu zamanda yürürlükte olan
yerel kanunları (özellikle 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11 (e) bölümü ile 430 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’nin 1 (a) maddesi) ve Hükümet’in iddialarını incelediğini
hatırlatmaktadır.
AİHM, Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11 (e) bölümü ile 430 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 1 (a) maddesinin çok genel ifadeler içerdiğini ve olağanüstü hal bölge valisine
yayımların basılmasına ve dağıtımına idari yasaklamalar getirmesi için geniş yetkiler
verdiğini gözlemlemiştir.
AİHM, ayrıca, valinin, doğası itibarıyla yalnızca çok özel koşullarda haklı
görülebilecek istisnai yetkilerinin kapsamını ve uygulamadaki muhtemel suiistimallerine karşı
ne tür teminat sağlandığını dikkatlice inceledikten sonra, bu tür yetkileri dikkatli ve etkili bir
adli kontrol ile denetim altında tutmak ve dengelemek mümkün iken, hem olağanüstü hal
bölge valisine yetki veren hükümlerin hem de kuralların uygulanış şeklinin böylesi bir
kontrolden muaf tutulduğunu gözlemlemiştir. Bu bakımdan, Anayasa Mahkemesi tarafından
dile getirilen kaygıyı paylaşan AİHM, olağanüstü hal bölge valisinin sergilediği hareketlerin
adli incelemeye tabi tutulmasının önüne geçen hükmü hukukun üstünlüğü ilkesi ile
bağdaştırmanın mümkün olmadığı kanaatine varmıştır.
Yerel halkın çok sayıda düşünce ve bilgi kaynağına sahip olduğu, gazeteciler olarak
başvuranların çeşitli gazetelerin yayımlanmasında söz sahibi oldukları ve bu nedenle de
ülkenin geri kalan kısmına düşünce ve bilgilerini ulaştırabildikleri yönünde Hükümet’in
iddialarıyla ilgili olarak, AİHM, demokratik bir toplumda basının önemli bir rol oynadığını
hatırlatmıştır. Bilgiyi alan taraf olarak pasif bir rol oynayan vatandaşların çeşitli mesajları
almalarına, bunlar arasında seçim yapmalarına, açıklanan çeşitli görüşlerle ilgili olarak kendi
fikirlerini oluşturmalarına izin verilmelidir; çünkü demokratik bir toplumun ayırıcı özelliği bu
fikir ve bilgi çeşitliliğidir.
Sözkonusu davayı Çetin ve Diğerleri davasındaki saptamaları ışığında inceleyen
AİHM, bu davada farklı bir sonuca varması için Hükümet’in herhangi bir delil veya iddia
ortaya koymadığı görüşündedir.
4