AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranların taşınmaza dair varis statülerini tanımayı
reddetmesine ilişkin yukarıda kaydedilen Nacaryan ve Deryan davasında, karşılıklılık
ilkesinin başvuranların davasında uygulanma şeklinin, AİHS’ye uygun olup olmadığını
değerlendirmiştir (bkz. Nacaryan ve Deryan, paragraflar 45-47).
AİHM, bu bağlamda “karşılıklılık” ilkesinin Türk hukukunda uygulanma şeklinin
başvuranların AİHS çerçevesindeki haklarına nasıl etki ettiğini incelemiştir. Ulusal
mahkemelerin, Adalet Bakanlığı raporuna dayanarak vardıkları sonuçların aksine Türk
vatandaşlarının, Yunanistan’da 1990 tarihli Kanun’un taşınmaz alımı ve satımı hususlarında
kısıtlamalar getirdiği bölgeler de dahil olmak üzere miras yoluyla taşınmaz devralabildiklerini
tespit etmiştir (bkz. Nacaryan ve Deryan, paragraflar 52-53).
Ayrıca, sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili mevzuatı inceleyen AİHM, Bakanlar
Kurulu’nun, Rum vatandaşlarının taşınmaz sahibi olmasını yasaklayan 2 Kasım 1964 tarihli
kararı fesheden 3 Şubat 1988 tarihli bir karar yayımlaması nedeniyle Rum vatandaşlarını
Türkiye’de taşınmaz edinmekten alıkoyan yasal bir engelin mevcut olmadığı sonucuna
varmıştır. Tapu Kanunu’nun 35. maddesi de Türk vatandaşı olmayanların Türkiye’de
taşınmaz edinmelerine izin verecek şekilde değiştirilmiştir. Bu nedenle AİHM, müteveffanın
yakını oldukları tespit edilen başvuranların, yasal olarak, taşınabilirler örneğinde olduğu gibi
miras yoluyla taşınmaz devralmak için tüm koşulları yerine getirdiklerine inanmış
olabilecekleri sonucuna varmıştır. Bu koşullar altında başvuranlar, ulusal mahkemelerin
“karşılıklılık” şartının yerine getirilmediği sonucuna varacaklarını tahmin etmiş olamazlardı.
Dolayısıyla, AİHM başvuranların müteveffaya ait olan taşınmazın varisleri
olduklarına ve “mal ve mülk” dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme haklarının
tanınmasına yönelik “meşru bir beklentiye” sahip olduklarına ve sonuç olarak, sözkonusu
koşullar altında 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir.
AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranların, taşınmazın varisleri olarak statülerini tanımayı
reddetmesi nedeniyle mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme haklarına
müdahale edildiği kanaatindedir. Bu müdahale, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk
paragrafının ilk cümlesinde ortaya konan ilke ışığında incelenmiştir.
Son olarak, müdahalenin hukuki anlamda meşruiyeti hususunda AİHM, Tapu
Kanunu’nun 35. maddesinin ulusal mahkemelerce yorumlanma
ve uygulanma şeklinin
başvuranlarca öngörülebilir olmaması nedeniyle davaya konu müdahalenin meşruiyet
ilkesiyle bağdaşmadığı ve bu nedenle 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğu
sonucuna varmıştır (bkz. Nacaryan ve Deryan, paragraflar 58-60).
d. Başvuranların mülkiyet hakkından etkin şekilde yararlanmaya yönelik “meşru
beklentiye” sahip olup olmamaları
AİHM, mevcut davada yukarıda kaydedilen Nacaryan ve Deryan davasında vardığı
sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir. Ulusal mahkemelerin,
başvuranların sözkonusu taşınmaza ilişkin taleplerini reddederken, karşılıklılığın yerine
getirilmesi gereken ilk koşul olduğu hususundaki kanaatlerinde hata ettiklerini kaydeder.
Ayrıca ulusal mahkemeler, Yunanistan ve Türkiye arasında bu zaruri koşulun yerine
getirilmediği sonucuna varmıştır. Buna ek olarak, Polikseni Pistika’nın taşınmaza ilişkin
veraset ilamını iptal eden ulusal mahkemeler, 2 Kasım 1964 tarihli Kanun Hükmünde
Kararname’yi dayanak olarak gösterirken yanılmışlardır. Sözkonusu karar halihazırda