Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve ceza kararnamesinin adil olarak görülen bir
dava sonucunda verildiğini belirtmektedir. Hükümet, çok sayıda ülkede yaygın olarak görülen
bir davanın sözkonusu olduğunu ve bunun amacının çok fazla önem arz etmeyen davalar için
yargılama usulünü basitleştirerek mahkemelerin yükünü hafifletmek olduğunu belirtmektedir.
Hükümet’e göre, Türk Hukuku’nda Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurarak ceza
kararnamelerine itiraz etme imkanı tanınmaktadır. Hükümet ayrıca ceza kararnamesinin,
AİHS’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olduğunu belirtmektedir.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğinden dolayı AİHM’den başvuruyu
reddetmesini talep etmektedir. Hükümet, kanun yararına temyiz başvurusunun AİHS’nin 35.
maddesi uyarınca etkili bir başvuru yolu olmadığını, altı aylık sürenin Asliye Ceza
Mahkemesi’nin kararını verdiği tarihten itibaren başladığını ve başvurunun 7 Kasım 2001
tarihinde yapıldığını belirtmektedir.
AİHM öncelikle 7 Kasım 2001 tarihinin, başvurunun yapıldığı tarih olmadığını,
başvuru dilekçesini aldığı tarih olduğunu gözlemlemektedir. Postane kaşesinden de anlaşıldığı
üzere başvuranlar 22 Ekim 2001 tarihinde başvuru dilekçelerini göndermiştir ve bu tarih
başvuru tarihi olarak kabul edilmektedir.
AİHM, ilgilinin nihai iç hukuk kararından etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu
andan itibaren altı aylık sürenin işlemeye başladığını hatırlatmaktadır. Başvuranın, nihai iç
hukuk kararından hangi tarihte haberdar olduğunu tespit etme görevi altı ay kuralına riayet
edilmediği itirazını dile getiren Hükümet’e aittir (Baghli-Fransa, no: 34374/97).
Mevcut davada, nihai iç hukuk kararını teşkil eden Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı,
tebliğ edilmesine karar verilmesine rağmen başvuranlara ya da avukatlarına tebliğ
edilmemiştir. Başvuranların avukatı, bilinmeyen bir tarihte Asliye Ceza Mahkemesi
kaleminden kararın bir nüshasını almıştır. Kararın tebliğ edilmesi zorunluluğunun yerine
getirilmemesi ve Hükümet’in başvuranların ya da avukatlarının mevcut başvurunun
yapılmasından altı aydan daha uzun bir zaman önce, Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararından
haberdar olduklarını ortaya koyabilecek bir kanıt sunamaması dikkate alındığında AİHM, altı
ay kuralına riayet edildiğine kanaat getirmektedir. Sonuç itibariyle AİHM, bu konu ile ilgili
olarak dile getirilen itirazı reddetmektedir.
AİHM başvurunun, AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi
bulunmadığından başvurunun kabuledilebilir bulunmasının uygun olacağı kanaatindedir.
B. Esas Hakkında
AİHM, duruşmaların halka açık olarak yapılmasının, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ile
ifade edilen temel ilkelerden birini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Aleni duruşma, kamunun
denetiminden kaçan gizli bir adalet karşısında yargılanabilir kişileri korumakta ve
mahkemelerde güvenin sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. Adaletin sağlanması hususuna
getirdiği şeffaflıkla, 6. maddede ifade edilen, demokratik bir toplumun temel ilkeleri arasında
yer alan adil yargılanma ilkesinin yerine getirilmesine yardımcı olmaktadır (Bkz. Sutter-
İsviçre, 22 Şubat 1984, A serisi, Gautrin ve diğerleri-Fransa, 20 Mayıs 1998, Derleme
3