COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
GÖG & KOLSUZOĞLU VE AGBAYIR – TÜRKİYE  
(Başvurular no. 10332/02 ve no. 25805/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Ocak 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2011. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10332/02 ve 25805/02 başvuru numaralı davanın  
nedeni T.C. vatandaşları İlhami Gög, Zerife Kolsuzoğlu ve İslim Agbayir’ın (“başvuranlar”)  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla 9 Ağustos 2001 ve 23 Aralık 2000 tarihlerinde  
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları  
başvurulardır.  
Başvuranlar, Şanlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi ve O. Kaysı tarafından temsil  
edilmişlerdir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar, sırasıyla, 1948, 1936 ve 1939 doğumludurlar ve Şanlıurfa’da ikamet  
etmektedirler.  
Başvuranlar, Şanlıurfa’nın Karaköprü beldesinde yer alan ve tapu sicilinde parsel  
numarası 740 olarak kayıtlı olan bir arsanın ortak sahipleriydiler.  
13 Nisan 1989 tarihinde, Şanlıurfa Valiliği, başka arsalarla birlikte başvuranların  
arsasını kamulaştırma kararı almıştır. Kamulaştırma ile, söz konusu arsaların askeri ihtiyaçlar  
için Savunma Bakanlığı’na tahsis edilmesi amaçlanmıştır.  
1991 tarihinde, Savunma Bakanlığı, başvuranlara tazminat ödemeden arsaya el  
koymuştur.  
A. Fiili (de facto) kamulaştırmaya yönelik tazminat davası  
24 Eylül 1996 tarihinde, İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu, diğer davacılarla birlikte,  
fiili kamulaştırmaya karşı Bakanlık hakkında tazminat davası açmışlardır (esas no. 1996/857).  
Bakanğın, resmi bir kamulaştırma olmaksızın, arsalarını, 1991 tarihinden itibaren işgal  
ettiğini ileri sürmüşlerdir.  
Aynı tarihte, aynı durumdan şikayetçi olan İslim Agbayır da diğer davacılarla birlikte  
dava açmıştır (esas no. 1996/855).  
Başvuranlar, her iki davayı da kısmi taleplerle açmışlar ve ekspertiz raporlarının kısmi  
taleplerini aşması halinde ek tazminat talebinde bulunma haklarını saklı tutmuşlardır.  
Bakanlık, her iki davada da, arsayı 1970’li yılların ortalarından itibaren işgal ettiğini  
ve davaların zamanaşımına uğramış olduğunu iddia etmiştir. Bakanlık, bu iddiasını 2942  
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesine dayandırmıştır. Söz konusu maddeye göre,  
fiili kamulaştırmaya ilişkin her türlü dava hakkı yirmi yıl sonra düşer ve bu süre taşınmaz  
mala el koyma tarihinden başlar.  
1
4 Aralık 1996 tarihinde, mahkeme, olay yeri incelemeleri yürütmüştür. Mahkeme  
tarafından tayin edilen bilirkişiler, hem Gög hem de Kolsuzoğlu’nun 1/13 (on üçte bir)  
hisseye sahip olduğu arsanın değerini 52,517,752,560 Türk Lirası olarak tespit etmiş;  
Agbayır’ın 1/3 (üçte bir) hisseye sahip olduğu arsanın değerini ise 162,555,120,000 Türk  
Lirası olarak tespit etmiştir.  
Buna göre, 27 Aralık 1996 tarihinde, Şanlıurfa Hukuk Mahkemesi, başvuranlara kısmi  
taleplerinin tam olarak ödenmesi, yani Agbayır’a (esas no. 1998/21) 80,000,000,000 Türk  
Lirası; Gög ve Kolsuzoğlu’na (esas no. 1998/23) 26,000,000,000 Türk Lirası ödenmesi  
yönünde iki karar vermiştir.  
Temyiz üzerine, Yargıtay, her iki kararı da bozmuş ve hukuk mahkemesini, arsanın  
değerine ilişkin inceleme kapsamını genişletmeye yönlendirmiştir.  
Şanlıurfa Hukuk Mahkemesi, bu karara uygun olarak davayı yeniden başlatmıştır. Ek  
incelemeleri aynı değerlendirmelerle sonuçlandığı için 27 Ekim 1998 tarihinde, başvuranlara  
daha önce belirlenen miktarlarla aynı miktarların ödenmesi yönünde iki karar vermiştir.  
Mahkeme, ayrıca, tartışma konusu arsanın Hazine adına tescil edilmesini emretmiştir.  
Buna ek olarak, el koymanın gerçekleştiği yıla ilişkin bir tespitte bulunmuştur. Mahkeme,  
başvuranlarca verilen tanık ifadelerinin Bakanlık tarafından sunulan belgelerden daha ikna  
edici olduğuna karar vererek, el koymanın 1991 yılında gerçekleştiğine kanaat getirmiştir.  
3 Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay her iki kararı da onamıştır.  
17 Mayıs 1999 tarihinde, ilgili miktarlar kanuni faizleriyle birlikte, yani 165,577,780  
Türk Lirası (esas no. 1998/21) ve 53,812,780 Türk lirası (esas no. 1998/23) olarak  
başvuranlara ödenmiştir.  
B. Ek tazminat davası  
Başvuranlar ek tazminat talebinde bulunma haklarını saklı tutmuş oldukları için,  
tazminat olarak ödenen miktarlarla bilirkişiler tarafından tespit edilen ve mahkeme tarafından  
kabul edilen değerler arasındaki farkın ödenmesi için müteakip davalar açmışlardır. Bu  
hususta, Agbayır, 20 Temmuz 1999 tarihinde, bir diğer davacı ile birlikte Şanlıurfa Hukuk  
Mahkemesi’ne başvurmuş ve kalan 27,518,373,000 Türk Lirasını talep etmiştir (esas no.  
1999/568). Bir gün sonra, Gög ve Kolsuzoğlu da aynı mahkemeye başvurmuşlar ve ayrı ayrı  
4,252,180,480 Türk Lirası talep etmişlerdir (esas no. 1999/576).  
1999/568 esas sayılı davada, mahkeme, 5 Ekim 1999 tarihinde Agbayır lehinde karar  
vermiş ve talebini tamamıyla kabul etmiştir. Ancak, Yargıtay, 9 Aralık 1999 tarihinde, ilgili  
davada ilk kez olmak üzere, el koymanın 1970’li yılların ortalarında, büyük ihtimalle de 1977  
yılında gerçekleştiğine dair Bakanlık iddiası lehinde karar vermiştir. Buna göre, ek tazminat  
davalarının, Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinde öngörülen 20 yıllık zamanaşımı  
süresi dışında açıldığı kararını vermiştir.  
4 Mayıs 2000 tarihinde, Şanlıurfa Hukuk Mahkemesi, bu karara uymuş ve 1999/568  
esas sayılı davayı reddetmiştir. 29 Haziran 2000 tarihinde, Yargıtay bu kararı onamıştır.  
Karar, 10 Temmuz 2000 tarihinde kesinleşmiştir.  
2
1999/567 esas sayılı dava da benzer şekilde sonuçlanmıştır. Şanlıurfa Hukuk  
Mahkemesi, 6 Temmuz 2000 tarihinde, Gög ve Kolsuzoğlu’nun ek tazminat taleplerini  
zamanaşımına uğramış olmaları nedeniyle reddetmiştir. Yargıtay, bu kararı 19 Nisan 2001  
tarihinde onamış ve kararın düzeltilmesini reddetmiştir. Karar, 4 Haziran 2001 tarihinde  
kesinleşmiştir.  
10 Nisan 2003 tarihinde, Anayasa Mahkemesi, Kamulaştırma Kanunu’nun 38.  
maddesini iptal etmiştir.  
HUKUK  
AİHM, iki başvurunun benzerliği karşısında başvuruları birleştirmenin uygun olduğu  
kararını vermiştir.  
I. HÜKÜMET’İN KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN İTİRAZLARI  
Hükümet, üç gerekçeye dayanarak, başvuruların kabuledilebilirliğine itirazda  
bulunmuştur. İlk olarak, başvuranların, kamulaştırma karşılığı tam tazminat almış olmaları  
nedeniyle mağdur konumda olmadıklarını iddia etmiştir. İkinci olarak, başvuranlar altı ay  
kuralına uymamışlardır; zira, Şanlıurfa ilk derece mahkemesi tarafından taşınmazın mülkiyeti  
hakkındaki nihai kararlar, İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu’na ilişkin olarak 3 Aralık 1998  
tarihinde ve İslim Agbayır’a ilişkin olarak 23 Aralık 1998 tarihinde verilmiştir. Öte yandan,  
başvuranlar, sırasıyla 9 Ağustos 2001 ve 23 Aralık 2000 tarihlerinde başvuruda  
bulunmuşlardır. Hükümet, üçüncü olarak, başvuranların ayrıca iç hukuk yollarını  
tüketmediklerini; zira, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini geçersiz kılan 10 Nisan 2003  
tarihli Anayasa Mahkemesi kararını müteakip yeni bir ek tazminat davası açabileceklerini ileri  
sürmüştür.  
Başvuranlar, AİHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafında ortaya konan kabuledilebilirlik  
kriterlerine uyduklarını iddia etmişlerdir.  
AİHM, başlangıç olarak, şikayetlerin önemli ölçüde aynı olaylardan kaynaklanması  
sebebiyle bu davanın Gök ve Diğerleri – Türkiye (başvurular no. 71867/01, no. 71869/01, no.  
73319/01 ve no. 74858/01, 17 Temmuz 2006) davası ile benzer olduğunu belirtmiştir: Bu  
davadaki başvuranlar (Şanlıurfa) Karaköprü’de yer alan aynı arsanın (parsel no.740) geri  
kalan ortak sahiplerinden bazılarıdır. Bu durum karşısında, AİHM, başvuranların mağdur  
konumuna ilişkin Hükümet’in benzer bir itirazını yukarıda belirtilen kararda incelemiş ve  
reddetmiş olduğunu kaydetmiştir (bkz. Gök ve Diğerleri). Bu davada farklı bir sonuca varmak  
için bir gerekçe görmemiştir.  
AİHM, altı ay kuralına uyulmadığı iddiası hususunda ise, başvuranların şikayetlerinin,  
kamulaştırma karşılığında tazminat alamamaya ilişkin olmadığını; yerel mahkemelerin (10  
Temmuz 2000 ve 4 Haziran 2001 tarihlerinde sona eren davanın konusu oluşturan) ek  
tazminat ödemeyi reddetmesine ilişkin olduğunu belirtmiştir. AİHM, Gög ve Kolsuzoğlu’nun  
başvurularını 9 Ağustos 2001 tarihinde yaptıklarını ve Agbayır’ın başvurusunu 23 Aralık  
2000 tarihinde yaptığını göz önünde bulundurarak, başvuruların altı ay süresi içinde yapıldığı  
kararını vermiştir.  
Son olarak, AİHM, Hükümet’in başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri  
iddiası hususunda, Türk Anayasası’nın 153/6. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin  
3
iptal kararının sonuçlarının geriye dönük olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, AİHM,  
Hükümet’in iddiasının aksine, başvuranların, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini geçersiz  
kılan Anayasa Mahkemesi kararından sonra dava açamayacaklarını tespit etmiştir.  
Yukarıda  
belirtilenler  
karşısında,  
AİHM,  
Hükümet’in  
başvuruların  
kabuledilebilirliğine ilişkin itirazlarını reddetmiştir.  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvuruların dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruların başka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taşımadıklarını tespit etmiştir. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir  
niteliktedir.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, yerel mahkemelerin, önceki davalarda fiili el koyma tarihini hali hazırda  
1991 olarak belirlemiş olmalarına rağmen kendilerine ek tazminat ödememelerinin, AİHS’nin  
6/1. maddesi uyarınca davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesi haklarını ihlal ettiği  
konusunda şikayetçi olmuşlardır. Söz konusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:  
Herkes, ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, ... konusunda karar verecek olan, ... bir  
mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.  
AİHM, yukarıda belirtilen Gök ve Diğerleri davasında, söz konusu arsanın 1991  
tarihinde Savunma Bakanlığı tarafından işgal edildiği yönündeki kararını ve kamulaştırma  
karşılığı tazminat ödenmesi yönündeki yerel mahkeme kararları ile başvuranların, 2942 sayılı  
Kanun’un 38. maddesi çerçevesinde zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı tarihin  
belirlenmesi hususunda res judicata (daha önce üzerinde hukuki bir karar alınmış bir husus)  
hakkı kazanmış olduklarını hatırlatmıştır (bkz., yukarıda anılan Gök ve Diğerleri).  
Oysa ki, Yargıtay’ın, arsanın işgalinin 1977 tarihinde gerçekleşmiş olarak kabul  
edilmesi yönündeki kararının ardından, Şanlıurfa ilk derece mahkemesi, 27 Aralık 1996 tarihli  
kararlarındaki tespitlerini göz ardı etmiş ve 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine uygun olarak  
başvuranların ek tazminat taleplerini zamanaşımına uğramış olmaları nedeniyle reddetmiştir.  
Mahkemenin önceki kararından sapması, “değiştirilemez” olan ve dolayısıyla daha önce  
üzerinde hukuki bir karar alınmış bir husus oluşturan ve üstelik infaz edilmiş olan eski  
kararlarını bozmamıştır (bkz., aksi ile, Gök ve Diğerleri kararında anılan Brumărescu –  
Romanya [BD], no. 28342/95). Olguların bu şekilde yeniden değerlendirilmesi, aynı  
mahkeme tarafından alınan kararlardan tamamen farklı kararların alınmasına yol açtığı ve  
başvuranların, aynı dava konusunda aynı mahkemenin önceki iki nihai kararı ile uyumlu bir  
karar vereceği yönündeki meşru beklentisine aykırı olduğu için hukukun birliği ilkesi ile  
uyuşmaz olarak kabul edilmelidir (bkz., yukarıda anılan Gök ve Diğerleri).  
Yukarıda belirtilen değerlendirme uyarınca, AİHM, yerel mahkemelerin, hali hazırda  
nihai kararlarda kesinleşmiş olan bir konuyu geçerli bir sebep olmaksızın yeniden  
değerlendirmekle, hukukun birliği ilkesini ihlal ettiği kararına varmıştır.  
Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1. maddesi çerçevesinde, başvuranların, davanın hakkaniyete  
uygun olarak görülmesi hakları ihlal edilmiştir.  
4
III. AİHS’NİN 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI  
Başvuranlar, aynı olayları temel alarak, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal  
edildiği konusunda şikayetçi olmuşlardır.  
6. maddeye ilişkin verilen kararı göz önünde bulunduran AİHM, bu davada  
Protokol’ün de ihlal edilip edilmediğine ilişkin ayrı bir inceleme yürütmenin gerekli olmadığı  
kanısına varmıştır.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
Sözleşme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal  
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen  
telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören  
tarafın adil tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuranlardan İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu, ayrı ayrı, 82,942 Euro maddi  
tazminat ve 5,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuran İslim Agbayır,  
247,000 Euro maddi tazminat ve 20,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.  
Hükümet, tazminat ödenmemesi gerektiğini belirtmiştir.  
Sahip olduğu belgeleri dikkate alan ve hakkaniyet temelinde karar veren AİHM,  
başvuranlar İlhami Gög ve Zerife Kolsuzoğlu’na ayrı ayrı 10,000 Euro ve İslim Agbayır’a  
15,000 Euro ödenmesine karar vermiştir. Söz konusu miktarlar, başvuranlar tarafından  
uğranılan her türlü zararı karşılamaktadır (bkz., yukarıda anılan Gök ve Diğerleri).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar, ayrıca, AİHM’de yapılan mahkeme masraflarına karşılık 7,000 Euro  
talep etmişlerdir.  
Hükümet, başvuranların talebinin asılsız olduğunu ileri sürmüştür.  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, yukarıda belirtilen  
kriterleri ve başvuranların taleplerini doğrulayamadıklarını göz önünde tutan Mahkeme, bu  
başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
5
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvuruları birleştirmeye;  
2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AİHS’nin 1 No.’lu Protokolü’nün 1. maddesi uyarınca olan şikayetin ayrı olarak  
incelenmesinin gerekli olmadığına;  
5. a) Ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet tarafından başvuranlara aşağıda belirtilen tazminat miktarlarının ödenmesine;  
(i) İlhami Gög için 10,000 Euro (on bin Euro);  
(ii) Zerife Kolsuzoğlu için 10,000 Euro (on bin Euro); ve  
(iii) İslim Agbayır için 15,000 Euro (on beş bin Euro);  
(iv) artı bu miktarlara uygulanabilecek her türlü vergi;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 24 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Başkan  
6