AİHM, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılan polis memurları aleyhindeki
cezai yargılama sırasında olayların adli tespitinin yapıldığını gözlemlemektedir. Strazburg
kovuşturması sürecinde yerel mahkemenin olaylara ilişkin tespitinden şüpheye düşülmesine
ya da AİHM’nin farklı bir sonuca varmasına neden olabilecek hiçbir delilin sunulmadığını
kaydetmektedir (bkz. Makaratzis/Yunanistan [BD], no. 50385/99, paragraf 47, AİHM 2004-
XI). Bu nedenle AİHM, kendisine sunulan deliller ışığında, ulusal mahkemenin tespitlerini
başlangıç noktası olarak alarak, elinde davayı değerlendirmek için olaylara ve delillere ilişkin
yeterli unsur bulunduğu kanısındadır (bkz. Usta ve Diğer/Türkiye, no. 57084/00, paragraf 50,
21 Şubat 2008; Perk ve Diğerleri/Türkiye, no. 50739/99, paragraf 57, 28 Mart 2006).
(iii) Sözkonusu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
AİHM, başvuranların kızlarının polis memurlarınca düzenlenen terör karşıtı bir
operasyonda öldürüldüğünü kaydetmektedir. Sahip olduğu bilgileri göz önüne alan AİHM,
polis memurlarının başından beri Ayşe Gülen Uzunhasanoğlu’nu öldürme maksadı ile hareket
ettiği hususunda yeterli unsur bulunmadığı kanısındadır.
Emniyet görevlilerinin ateşli silah kullanmış olabileceği koşulları açıklayan yasal
çerçeve hususunda, AİHM, olay tarihinde uygulanan ve 1934’ten beri yürürlükte olan 2559
no’lu Kanun’un günümüzde, Avrupa’da bulunan demokratik toplumlarda gerekli olan yaşam
hakkının “kanunen” korunması için yeterli görünmediği hususunda daha önce karar vermiş
olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Erdoğan ve Diğerleri, paragraf 77; Usta ve Diğerleri,
paragraf 52). Öte yandan, Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca, ölümcül güce başvurmanın
yalnızca “kanunen kesinlikle gerekli kılınan durumlarda” haklı görülebileceği belirtilmelidir.
Bu nedenle AİHM, yerel standart ve AİHS’nin 2. maddesinin standardı arasındaki farkın, tek
başına, yasal çerçevenin yetersizliği gerekçesi ile 2. maddenin 1. paragrafının ihlalini tespit
edecek kadar büyük olmadığı kanısındadır (McCann ve Diğerleri, sayfa 47, paragraflar 154-
55; Usta ve Diğerleri, paragraf 52; Perk ve Diğerleri, paragraf 60).
AİHM, operasyonun planlanması ve kontrolünün, AİHS’nin 2. maddesi açısından
değerlendirirken, olayın gerçekleştiği koşulları ve gelişme şeklini özellikle göz önüne
almalıdır (bkz. Andronicou ve Constantinou/Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar, Hüküm ve
Karar Raporları 1997-VI, paragraf 182).
Bu bağlamda AİHM, polis memurlarının olay mahalline yasadışı örgüt Devrimci-Sol
militanları aleyhinde devam etmekte olan soruşturmayla bağlantılı olarak gittiklerini
kaydetmektedir. Erdoğan ve Diğerleri davasında belirtilmiş olduğu gibi, Devrimci-Sol grubu
dağıtılana kadar birçok polis memuru, subay ve savcının öldürülmesi de dahil olmak üzere
çok sayıda suç işlemiştir. Sonuç olarak AİHM, mevcut dava koşullarında, polisin şüphelileri
yakalamak ya da şüphelilerin arz ettiği tehdidi etkisiz hale getirmek için silah kullanmaya
gerek olduğunu düşünmüş olabileceği sonucuna varmaktadır.
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin tespitlerine değinen AİHM, mevcut davada
güvenlik güçlerince güç kullanımının, ölen şüphelilerin arz ettiği yasadışı şiddetin bir sonucu
olduğunu gözlemlemektedir. Bu hususta, polis memurlarının olay mahalline geldiklerini,
daireyi çevreleyen alanı güvenlik altına aldıklarını ve şüphelilerden kapıyı açmalarını
istediklerini kaydetmektedir. Ancak, şüpheliler bunu yapmadıklarında ve polis memurları
kapıyı kırmak durumunda kaldığında, şüpheliler üzerlerine ateş açmıştır. Sonuç olarak,
sözkonusu operasyonun AİHS’nin 2/2 maddesinin a ve b alt paragrafları bağlamında “yasadışı
6