CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
GÜRSOY VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 1827/02, 1842/02, 1846/02, 1850/02,  
1857/02, 1859/02 ve 1862/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
31 Ekim 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı  
şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurunun nedeni (başvuru no: 1827/02, 1842/02,  
1846/02, 1850/02, 1857/02 ve 1862/02) bu ülkenin yedi vatandaşı Cemalettin Gürsoy, Veli  
Çelik, Mahir Öz, Hıdır Açıkel, Abdullah Önal, Zeki Demirçivi ve Orhan Özelmalı’nın  
(başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Ekim 1999 tarihinde (AİHM) Avrupa  
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını (AİHS) güvence altına alan eski 25.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  
(AİHM) önünde Konya barosu avukatlarından E.L. Yavuzer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuranlar Cemalettin Gürsoy, Veli Çelik, Mahir Öz, Hıdır Açıkel, Abdullah Önal, Zeki  
Demirçivi ve Orhan Özelmalı sırasıyla 1968, 1965, 1968, 1972, 1969, 1960 ve 1976  
doğumludur. Olayların meydana geldiği dönemde başvuranlar Adana’da ikamet etmekteydi.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, aralarında askeri bir hakimin yer aldığı Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden yoksun bulunduğundan şikayetçi olmakta,  
ayrıca polis tutanaklarının kanıt unsurları olarak kabul edilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun  
bir yargıdan yararlanamadıklarını ileri sürmektedir. Başvuranlar son olarak, dava dosyalarının  
Devlet Güvenlik Mahkemesince birleştirilmesi nedeniyle yargı sürecinin uzunluğundan  
şikayetçi olmakta, bu bağlamda AİHS’nin 6 § 1. maddesini öne sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHM, yerleşik içtihadından doğan kıstaslar ve sunulan delillerin bütünü ışığında  
başvuranların şikayetlerinin kabuledilebilir olduğuna ve esastan incelenmesi gerektiğine itibar  
etmektedir. AİHM, bunun yanı sıra hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemiştir.  
B. Esas hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
Hükümet bir ihlalin varlığına karşı çıkmaktadır.  
AİHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. Özel kararı,  
Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, 6 Şubat 2003).  
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını kaydetmekte, bunun yanı sıra aralarında askeri bir hakimin de yer  
aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi karşısında başvuranların «ulusal güvenliğe» dayalı  
suçlardan yargılanması konusunda endişe duymalarının anlaşılabilir olduğu tespitinde  
bulunmaktadır. Başvuranlar, haklarında açılan davada Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
2
kararını yabancı gerekçelere dayandırdığı şüphesini duyabilir. Bu nedenle başvuranların bu  
yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması  
gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı s. 1573, § 72 in fine ).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AİHS’nin 6 §  
1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Yargı sürecinin adilliği hakkında  
AİHM, daha önce benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan  
yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kişilere her halükârda adil bir yargılamayı  
garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.  
Bu yöndeki bir ihlalin tespiti ışığında, Mahkeme başvuranların adil yargılanma hakkının ihlal  
edildiği şikayetini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir. (Bkz. diğerleri arasında sözü  
edilen Çıraklar kararı, 28 Ekim 1998, Incal kararı ve Güneş-Türkiye kararı, no: 42775/98, 18  
Aralık 2003).  
3. Ceza yargı sürecinin uzunluğu hakkında  
Hükümet olayların koşulları, AİHS ve AİHM’nin yerleşik içtihadı ışığında yargı sürecinin  
makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet bu doğrultuda davanın  
karmaşık yapısının, başvuranlara atfedilen suçların niteliğinin ve kanıt unsurlarını elde etmek  
için gerekli zamanın altını çizmekte, sözkonusu ceza yargı sürecinin yirmi dört sanığı  
kapsağını ifade etmektedir. Ayrıca, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ilgasının  
ardından davanın Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne nakli de sözü edilen sürenin  
uzamasına katkıda bulunmuştur.  
Başvuranlar dava sürecinin yavaş seyrinin davaların birleştirilmelerinden ve Adana Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’ne gönderilmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.  
AİHM, sürecin uzunluğunun başvuranların yakalanma tarihlerine göre farklılık gösterdiğini  
not etmektedir. Ceza süreci Yargıtay’ın 20 Nisan 1999 tarihinde başvuranların mahkumiyet  
kararını onaması ile son bulmuş, yaklaşık 2 yıl üç ay ve 3 yıl ve 5 ay sürmüştür.  
AİHM, yargı sürecinin uzunluğunun makul olup olmadığının dava koşullarını müteakip  
AİHM içtihatlarından doğan kriterler ışığında özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın  
ve yetkili mercilerin tutumu ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır.  
AİHM bununla birlikte sözkonusu sürecin yetkili hukuk mercilerinin yirmi dört sanığın dahil  
olduğu bir davayı yönetmeleri ölçüsünde bazı karışıklıkları içerdiğini dikkate almaktadır. Bu  
koşulda ve aynı gerekçelerde her bir sanığa isnat edilen suçun belirlenmesi, ilgili görgü  
tanıklarının ve kanıtların bir araya getirilmesi meşakkatli bir çalışmayı gerekli kılmıştır.  
Başvuranların tutumuna gelince, adı geçenlere yüklenebilecek bir gecikme sözkonusu  
değildir.  
Yetkili mercilerin tutumu ile ilgili olarak AİHM, yüklenebilecek bir gecikmede sadece  
«makul süre» aşımı tespitinde bulunabilecek Devletin sorumlu olduğunu hatırlatmaktadır  
(Bkz. özellikle, Gergouil-Fransa kararı, no: 40111/98, 21 Mart 2000 ve Papachelas-  
Yunanistan kararı, no: 31423/96).  
3
Bu başvuruda AİHM, ilk yakalama işlemlerinin 6 Aralık 1995 tarihinde gerçekleştirildiğini ve  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını yaklaşık iki yıl sekiz ay sonra 14 Temmuz 1998  
tarihinde verdiğini ifade etmektedir.  
Kaldı ki Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ilgası ile davaların Adana Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne gönderilmesi yargı sürecinin yavaş ilerlemesine neden olmuştur. Bunun yanı  
sıra Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne yüklenebilecek hiçbir etkisiz dönem sözkonusu değildir:  
DGM kanıt unsurlarını ve sanıkların beyanlarını dinlemiş, sanıkların serbest bırakılma  
taleplerini dikkate almıştır.  
Yargıtay ise İlk derece mahkemesi’nin kararının ardından dokuz ay sonra nihai kararı almıştır.  
Elde edilen kanıtların bütününde ve davanın özel koşullarında AİHM, sözü edilen sürecin  
uzunluğunun aşırı olmadığına ve 6 § 1. maddede yer alan «makul süre» koşulunu  
karşıladığına itibar etmektedir (Bkz. Cankoçak-Türkiye kararı, no: 25182/94 ve 26956/95, 20  
Şubat 2001).  
Bu nedenle, AİHS bu bakımdan ihlal edilmemiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar için 7.500 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, başvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilmesi hususunda  
ihlal kararının tespitinin manevi tazmin bakımından yeterli olacağını kaydetmektedir.  
Bununla birlikte, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın  
başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi  
oluşturur (Bkz. Öcalan-Türkiye Büyük Daire kararı, no: 46221/99, AİHM 2005).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuranların her biri AİHM nezdinde yapmış oldukları harcamalar için 3.500 Euro, diğer  
harcamalar için 2.325 Euro, avukatlık gideri olarak 32.580 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.  
Sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı doğrultusunda AİHM, yargı  
giderleri için başvuranlara birlikte 2.200 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
4
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle  
AİHS’nin 6 § 1. maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. Yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
5. Mevcut kararın kendisinin manevi zarar için başlı başına adil bir tazmini oluşturduğuna;  
6. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvuranlara birlikte yargı  
giderleri için 2.200 (iki bin iki yüz) Euro ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez  
Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz  
uygulanmasına;  
7.Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
5