kararını yabancı gerekçelere dayandırdığı şüphesini duyabilir. Bu nedenle başvuranların bu
yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması
gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı s. 1573, § 72 in fine ).
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AİHS’nin 6 §
1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Yargı sürecinin adilliği hakkında
AİHM, daha önce benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan
yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kişilere her halükârda adil bir yargılamayı
garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.
Bu yöndeki bir ihlalin tespiti ışığında, Mahkeme başvuranların adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği şikayetini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir. (Bkz. diğerleri arasında sözü
edilen Çıraklar kararı, 28 Ekim 1998, Incal kararı ve Güneş-Türkiye kararı, no: 42775/98, 18
Aralık 2003).
3. Ceza yargı sürecinin uzunluğu hakkında
Hükümet olayların koşulları, AİHS ve AİHM’nin yerleşik içtihadı ışığında yargı sürecinin
makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet bu doğrultuda davanın
karmaşık yapısının, başvuranlara atfedilen suçların niteliğinin ve kanıt unsurlarını elde etmek
için gerekli zamanın altını çizmekte, sözkonusu ceza yargı sürecinin yirmi dört sanığı
kapsadığını ifade etmektedir. Ayrıca, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ilgasının
ardından davanın Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne nakli de sözü edilen sürenin
uzamasına katkıda bulunmuştur.
Başvuranlar dava sürecinin yavaş seyrinin davaların birleştirilmelerinden ve Adana Devlet
Güvenlik Mahkemesi’ne gönderilmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.
AİHM, sürecin uzunluğunun başvuranların yakalanma tarihlerine göre farklılık gösterdiğini
not etmektedir. Ceza süreci Yargıtay’ın 20 Nisan 1999 tarihinde başvuranların mahkumiyet
kararını onaması ile son bulmuş, yaklaşık 2 yıl üç ay ve 3 yıl ve 5 ay sürmüştür.
AİHM, yargı sürecinin uzunluğunun makul olup olmadığının dava koşullarını müteakip
AİHM içtihatlarından doğan kriterler ışığında özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın
ve yetkili mercilerin tutumu ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır.
AİHM bununla birlikte sözkonusu sürecin yetkili hukuk mercilerinin yirmi dört sanığın dahil
olduğu bir davayı yönetmeleri ölçüsünde bazı karışıklıkları içerdiğini dikkate almaktadır. Bu
koşulda ve aynı gerekçelerde her bir sanığa isnat edilen suçun belirlenmesi, ilgili görgü
tanıklarının ve kanıtların bir araya getirilmesi meşakkatli bir çalışmayı gerekli kılmıştır.
Başvuranların tutumuna gelince, adı geçenlere yüklenebilecek bir gecikme sözkonusu
değildir.
Yetkili mercilerin tutumu ile ilgili olarak AİHM, yüklenebilecek bir gecikmede sadece
«makul süre» aşımı tespitinde bulunabilecek Devletin sorumlu olduğunu hatırlatmaktadır
(Bkz. özellikle, Gergouil-Fransa kararı, no: 40111/98, 21 Mart 2000 ve Papachelas-
Yunanistan kararı, no: 31423/96).
3