2. AİHM’nin değerlendirmesi
Mevcut başvurunun AİHS’nin 8. maddesi alanına girdiği konusunda taraflar arasında bir
ihtilaf yoktur. AİHM de aynı fikirdedir. AİHM bunun yanı sıra Mahkemenin daha önce de
birçok kez gerçek kişilerin ad ve soyadlarına ilişkin itirazlarını 8. maddenin «özel hayat»
olduğu gibi «aile hayatı» açılarından da uygulama alanına girdiğini kabul ettiğini hatırlatır
(Bkz. Burghartz-İsviçre kararı 22 Şubat 1994, Stjerna-Finlandiya, kararı 25 Kasım 1994,
Guillot-Fransa kararı 24 Ekim 1996, Szokoloczy-Syllaba ve Palffy de Erdoed Szokoloczy-
Syllaba-İsviçre kararı no 41843/98, 29 Haziran 1999; Bijleveld-Hollanda kararı, no 42973/98,
27 Nisan2000; Taieb dite Halimi-Fransa kararı, no 50614/99, 20 Mart 2001 ; G.M.B. et K.M.
–İsviçre kararı, no 36797/97, 27 Eylül 2001 ; Šiškina ve Šiškins –Letonya kararı, no 59727/00,
8 Kasım 2001, Petersen-Almanya kararı, no 31178/96, 6 Aralık 2001, Johansson-Finlandiya
kararı, no 10163/02, AİHM 2007-... ; Boulgakov- Ukrayna, no 59894/00, 11 Eylül 2007). Bu
durumda başvurunun konusu AİHS’nin 8. maddesinin uygulanma alanına girmektedir.
b) Davanın pozitif yükümlülük veya müdahale içerip içermediği hakkında
AİHM öncelikle mevcut başvurunun bir nüfus memurunun ebeveynlerin çocukları için seçmiş
olduğu ismi vermeyi reddetmesi (Bkz. Guillot-Fransa kararı, 24 Ekim 1996) veya yabancı
dildeki bir soyadının fonetik olarak yazılmasına (ör. Mentzen-Letonya 71074/01) ilişkin daha
önce ele aldığı başvurulardan farklılık gösterdiğini not etmektedir.
AİHM’ye göre ihtilaf konusu başvuranın isim tashihi talebine ilişkindir. Başvuranın isminin
imlâsına ilişkin talebi, bunun ismin telaffuzunun yöresel bir kullanım olduğu ve Türkçe
sözlükte yer almadığı gerekçesiyle hukuk mahkemelerince reddedilmesine dayandığına itibar
etmektedir.
Türk yetkililerin başvurana adının yazılış şeklini değiştirmesine izin vermemesi, AİHM
açısından, kişinin soyadının veya ismin değiştirilmesine zorlanmasından farklı olarak illa ki
başvuranın özel hayatına müdahale olarak değerlendirilmez. AİHM’nin daha önce müteaddit
defa dile getirdiği üzere, 8. maddenin asıl amacı güvence altına alınan hakkın kullanılmasında
kamu erklerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumak ise de, buna ek olarak özel hayatın
korunmasına saygı gösterilmesini sağlayacak pozitif yükümlülükler de getirebilmektedir.
AİHS’nin 8. maddesi bağlamında Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınırı
kesin olarak tanımlamak mümkün değildir. Her halükarda uygulanabilecek ilkeler birbirine
benzemektedir. Her iki halde de bir bütün olarak bireyin ve toplumun çekişen menfaatleri
arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekir (Bkz. örneğin mutatis mutandis Stjerna-
Finlandiya kararı, 25 Kasım 1994, sözü edilen Johansson kararı).
c) 8. madde ile bağdaşıp bağdaşmadığı hakkında
AİHM incelenen alan itibariyle taraf devletlerin geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu
hatırlatır. AİHM görevinin Türkiye’de isim değişikliği işlemlerinde uygulanan düzenlemenin
daha elverişli hale getirilmesi için atacakları siyasi adımda Türk yetkililerin görevini
üstlenmek değil, fakat yetkililerin bu yetkilerini kullanarak almış oldukları kararların AİHS
açısından uygun olup olmadığını değerlendirmek olduğunu ifade eder (Bkz. sözü edilen
Stjerna kararı ve diğerleri arasında Hokkanen-Finlandiya kararı 23 Eylül 1994 ve mutatis
mutandis Handyside-Birleşik Krallık kararı, 7 Aralık 1976).
6