CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
GÜZEL ERDAGÖZ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 37483/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
T.C. vatandaşı Güzel Erdagöz (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 23  
Ağustos 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin  
Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
37483/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından  
A. Bingöl ve G. Kartal tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1930 doğumlu olup Kars’ta ikamet etmektedir ve çiftçilikle uğraşmaktadır.  
Başvuranın adı nüfus kaydına 1933 yılında «Güzel» olarak kaydedilmiştir.  
Başvuran adının Devletin bütün yasal kayıtlarında aynı şekilde yazılmamış olması nedeniyle  
çiftçilere verilen tarım destek kredisini alamamıştır. Başvurana göre yazılışı «Gözel» olan adı  
1989 yılında tapu kaydında doğru yazılmış, ancak bu vesile ile adının nüfus kayıtlarına yanlış  
geçirildiğini anlamıştır.  
Başvuran 17 Eylül 2001 tarihinde Susuz Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (Mahkeme) isim  
tashihi talebiyle dava açmıştır. Başvuran nüfus kayıtlarında «Güzel» olarak yer aldığının  
tersine adının «Gözel» olduğunu ve yakın çevresinin kendisine «Gözel» diye hitap ettiğini  
öne sürmüştür. Başvuran adının ya yanlışlıkla ya da yetkililerin kendisine bildirmeden yaptığı  
bir değişiklikle «Güzel» olarak yazıldığını ifade etmiştir.  
Başvuran bu talebini desteklemek üzere başvurulabilecek tanıkların isimlerini vermiş ve  
adının “Gözel” olarak kaydedildiği tapu kayıt sicilinin bir örneğini sunmuştur.  
Mahkeme ilk olarak başvuranın jandarmaya tarafından aranan biri olup olmadığının  
araştırılmasını istemiştir. Böyle bir durumun olmadığı bilgisini edinen Mahkeme il milli  
eğitim müdürünü bilirkişi olarak tayin etmiştir.  
Bilirkişi 5 Ekim 2001 tarihli duruşma sırasında Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı Türkçe  
sözlükte yer aldığı şekliyle «güzel» kelimesinin imlasının doğru olduğunu, «gözel»  
kelimesinin ise Türkçe sözlüklerde yer almayan fakat yöresel bir kullanım olduğunu  
belirtmiştir.  
Aynı duruşmaya başvuran tarafından çağrılan ve aynı zamanda aile çevresi ve komşuları olan  
tanıklar başvuranı hep «Gözel» ismiyle tanıdıklarını beyan etmişlerdir.  
Mahkemenin özellikle bilirkişi incelemesini dikkate alarak aynı gün verdiği kararda yasal bir  
dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın talebi reddedilmiştir.  
2
Başvuran bu karara karşı 5 Aralık 2001 tarihinde temyize başvurmuştur. Temyiz talebinde  
başvuran yakın çevresi tarafından «Gözel» adıyla hitap edildiğinin tanıklarca da  
doğrulanmasına karşın talebinin reddedilmesinin yasalara ve uluslararası antlaşmalara aykırı  
olduğunu iddia etmiştir.  
Yargıtay 1 Nisan 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
Başvuran 16 Ağustos 2002 tarihinde Yargıtay’a giderek karar düzeltme başvurusunda  
bulunmuştur. Başvuran nüfus kaydına gerçek adı olan «Gözel» adıyla kaydedilmesinin  
AİHS’den kaynaklanan bir hakkı olduğunu, AİHS’nin de iç hukukta yasa değerinde olduğunu  
belirterek dosyasının yeniden incelenmesini istemiştir.  
Yargıtay 14 Ekim 2002 tarihinde aldığı nihai bir kararla yasal herhangi bir düzenlemeye atıfta  
bulunmaksızın başvuranın bu talebini reddetmiş ve adıgeçeni 10.120.000 TL. karar düzeltme  
red harcı ile 54.520.000 TL. (yaklaşık 35 Euro) para cezası ödemeye mahkum etmiştir.  
Başvuran 4 Aralık 2002 tarihinde bu cezayı ödemiştir.  
HUKUK  
I. İHTİLAFIN KONUSUNUN VE OLAYLARIN OLUŞTURULMASI  
AİHM öncelikle her iki tarafın görüşlerini incelemesinin ardından bu başvuruya neden olan  
olaylara ilişkin müteakip noktaları açıklığa kavuşturmalıdır.  
Başvuran aslen Kürtçe olan adının İdare tarafından «türkçeleştirildiğinden» şikayetçi  
olmaktadır. Başvuran bu bağlamda olayların da kaynağını teşkil eden iki varsayımda  
bulunmaktadır. Birincisine göre «Gözel» olan ismi en baştan itibaren nüfus müdürlüğü  
kayıtlarına sehven «Güzel» olarak geçirilmiştir. İkinci varsayıma göre ise, ismi doğru  
kaydedilmiş, bilahare kendi hilafına değiştirilmiştir. Her halükarda, başvuran adının nüfus  
kayıtlarına geçirilmesindeki imla hatasından ancak 2001 yılında haberdar olmuş ve bu yazım  
hatasının düzeltilmesi için asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır.  
Hükümet, başvuranın nüfus kaydına 1933 yılında «Güzel» adıyla kaydedildiğini ve bu kaydın  
herhangi bir değişikliğe uğramadığını ifade etmiş, nüfus kaydının bir örneğini sunmuştur.  
AİHM başvuran tarafından öne sürülen iki varsayımın doğruluğunu teyit edecek her türlü  
delilin yokluğunda, olayın başlangıcının, tezini belgelerle destekleyen Hükümet’in sunduğu  
şekilde meydana geldiğine itibar etmektedir. AİHM, bu durumda başvuranın isminin  
değiştirildiğine ilişkin şikayetini kabul etmemektedir.  
Başvuranın itiraz ettiği hatanın kaynağı ne olursa olsun AİHM, başvuranın isim tashihi  
talebiyle açmış olduğu davayı reddeden hukuk mahkemesi önündeki sürece dayanan olaylar  
üzerinde durulması gerektiğini kaydetmektedir.  
AİHM başvuranın bir yanda hukuk mahkemesi tarafından talebinin haksız yere  
reddedildiğinden, diğer yanda açtığı davadan bir şey elde edemeyerek para cezası ödemeye  
mahkum edildiğinden şikayetçi olduğunu not etmektedir.  
Hükümet başvuranın ödemesine hükmedilen para cezasının CMUK’un eski 442. maddesinde  
yer alan hükmünden ileri gelen karar düzeltme harcı olduğunu ifade etmektedir.  
3
AİHM dava dosyasında başvuranın ödemesi gereken harç ile AİHS’nin 8. ve 14. maddeleri  
gereğince yapmış olduğu şikayetler arasında doğrudan bir bağ olduğunu gösterir herhangi bir  
unsurun yer almadığını not etmektedir. AİHM bu durumu olayların incelenmesi açısından göz  
önüne almayacaktır.  
AİHM ortaya konulan olayların incelenmesinden başvuranın isim tashihi talebiyle açtığı ve  
talebinin reddi ile sonuçlanan hukuk davası üzerinde duracaktır.  
II. AİHS’NİN 8. MADDESİYLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESİ’NİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHS’nin 8. maddesine göndermede bulunan başvuran adının nüfus kaydında yazıldığı  
şekline ilişkin isim tashihi başvurusundan sonuç alamadığından şikayetçi olmaktadır.  
Başvuran Kürt kökenli olan isminin «türkçeleştirilmesi» çerçevesinde AİHS’nin 14. maddesi  
uyarınca dil, etnik köken ve kürt ulusal azınlığı aidiyetine dayalı bir ayrımcılığa maruz  
kaldığını öne sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi, AİHM’nin ratione temporis ve ratione personae  
yetkisizliği gibi üç bakımdan kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.  
1. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı  
Hükümet başvuranın adının nüfus kaydında değiştirildiği varsayımını ve yapılan bu işlem  
dolayısıyla ayrımcılığa maruz kaldığı iddiasını ulusal merciler önünde dile getirmediğine  
itibar etmektedir. Hükümete göre başvuran iç hukuk yollarını tüketmiş sayılmamaktadır.  
Başvuran adının Kürtçe kökenini ileri sürerek davasını savunamayacağını, çünkü o dönemde  
yürürlükte bulunan mevzuat gereğince Kürtçe isimlerin kullanılmasının yasak olduğunu ileri  
sürmektedir.  
AİHM öncelikle incelediği ihtilafın ismin değiştirilmesine değil mahkeme sürecine ilişkin  
olduğunu tekrarlar.  
Öte yandan, AİHM başvuranın yakın çevresi tarafından «Gözel» adı ile tanındığını  
belirttiğini, ayrıca Yargıtay önünde AİHS’ye atıfta bulunduğunu saptamaktadır.  
AİHM nezdinde bu unsurlar başvuranın AİHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 8.  
maddesinde yer alan haklarını en azından özü itibariyle dile getirdiği sonucuna varması  
açısından yeterli sayılmaktadır.  
2. Ratione temporis bakımından yetkisizlik itirazı  
Hükümet başvuranın adının 1933 yılında nüfus kayıtlarına kaydedilmesine dayalı olarak öne  
sürülen iddialarla ilgili AİHM’nin ratione temporis bakımından bu başvuruyu incelemeye  
yetkili olmadığına itibar etmektedir.  
4
AİHM, bu başvuruyla ilgili inceleyeceği hususun, Yargıtay’ın 14 Ekim 2002 tarihli kararı ile  
sona eren mahkeme süreci ile sınırlı olduğunu belirlediğini hatırlatır. AİHM bu durumda  
ratione temporis yetkisi olduğunu vurgular.  
3. Ratione personae bakımından yetkisizlik itirazı  
Hükümet başvuranın adının kaydedildiği 1933 yılından bu yana yetkililer tarafından hiçbir  
surette değiştirilmediğini, herhangi bir müdahale olmadığını ifade etmektedir. Bu nedenle  
başvuran AİHS’nin 8. maddesinin ihlali nedeniyle mağdur olduğunu iddia edemez.  
Yukarıda dile getirilen gerekçeler ışığında AİHM Hükümet tarafından yapılan itirazı  
reddetmektedir.  
AİHM, ayrıca başka kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
1. Tarafların görüşleri  
a) Başvuran  
Başvuran öncelikle adının Gözel olduğunu ve bu nedenle tapu kayıtlarına adını bu şekilde  
beyan ettiğini belirtmektedir. Başvuran otuzlu yıllarda doğumların evde gerçekleşmesi  
nedeniyle nüfus kayıt işlemlerinin gecikmeli olarak yapıldığını, yeni doğan bir çocuğun ismi  
kaydedilirken ailelerin sözlü beyanda bulunduklarını ve kayıt işleminin belediye memuru  
tarafından gerçekleştirildiğini dile getirmektedir. Başvuran adının yazılışında imla hatası  
yapıldığını 2001 yılında fark ettiğini, bunun üzerine isim tashihi davası açtığını sözlerine  
eklemektedir. Başvuran ilgili mahkemenin bir ismin farklı kökenlerinin de olabileceği ihtimali  
üzerinde durmaksızın bu kelimenin yalnızca Türkçe imlasının doğru olup olmadığını dikkate  
alarak isim tashihi talebini reddettiğinin altını çizmektedir. Başvuran ayrıca bilirkişinin bu  
kelimenin kökeninin Kürtçe olduğunu dile getirmeksizin kelimenin yöresel kullanımını veya  
lehçesini tespit etmekle yetindiğini öne sürmektedir.  
b) Hükümet  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın doğduktan üç yıl sonra 1933  
yılında nüfus müdürlüğü kayıtlarına «Güzel Akanaraz» (adı ve soyadı) ile kaydedildiğini  
ifade etmektedir. Başvuran 1942 yılında evlendiğinde eşinin soyadını (Erdagöz) almış, fakat  
ismini Güzel olarak kullanmaya devam etmiştir. Hükümet nüfus kaydının bir örneğini  
sunmakta ve bu kayda göre başvuranın isminde herhangi bir değişikliğin yapılmadığını  
belirtmektedir.  
Hükümet başvuranın AİHS’nin 8. ve 14. maddeleri ile güvence alınan hakların herhangi bir  
surette ihlaliyle mağduriyetinin bulunmadığını savunmaktadır.  
Hükümet Boulgakov-Ukrayna kararının (no: 59894/00, 11 Eylül 2007) 43. maddesinde sözü  
edilen ilkeleri hatırlatır. Hükümet Mentzen-Letonya no: 71074/01 ve Lidija Kuhareca-  
Letonya no: 71557/01, 7 Aralık 2004 kararlarına atıfta bulunarak başvuranın haklarına  
yönelik herhangi bir ihlalin sözkonusu olmadığını vurgulamaktadır.  
5
2. AİHM’nin değerlendirmesi  
Mevcut başvurunun AİHS’nin 8. maddesi alanına girdiği konusunda taraflar arasında bir  
ihtilaf yoktur. AİHM de aynı fikirdedir. AİHM bunun yanı sıra Mahkemenin daha önce de  
birçok kez gerçek kişilerin ad ve soyadlarına ilişkin itirazlarını 8. maddenin «özel hayat»  
olduğu gibi «aile hayatı» açılarından da uygulama alanına girdiğini kabul ettiğini hatırlatır  
(Bkz. Burghartz-İsviçre kararı 22 Şubat 1994, Stjerna-Finlandiya, kararı 25 Kasım 1994,  
Guillot-Fransa kararı 24 Ekim 1996, Szokoloczy-Syllaba ve Palffy de Erdoed Szokoloczy-  
Syllaba-İsviçre kararı no 41843/98, 29 Haziran 1999; Bijleveld-Hollanda kararı, no 42973/98,  
27 Nisan2000; Taieb dite Halimi-Fransa kararı, no 50614/99, 20 Mart 2001 ; G.M.B. et K.M.  
İsviçre kararı, no 36797/97, 27 Eylül 2001 ; Šiškina ve Šiškins –Letonya kararı, no 59727/00,  
8 Kasım 2001, Petersen-Almanya kararı, no 31178/96, 6 Aralık 2001, Johansson-Finlandiya  
kararı, no 10163/02, AİHM 2007-... ; Boulgakov- Ukrayna, no 59894/00, 11 Eylül 2007). Bu  
durumda başvurunun konusu AİHS’nin 8. maddesinin uygulanma alanına girmektedir.  
b) Davanın pozitif yükümlülük veya müdahale içerip içermediği hakkında  
AİHM öncelikle mevcut başvurunun bir nüfus memurunun ebeveynlerin çocukları için seçmiş  
olduğu ismi vermeyi reddetmesi (Bkz. Guillot-Fransa kararı, 24 Ekim 1996) veya yabancı  
dildeki bir soyadının fonetik olarak yazılmasına (ör. Mentzen-Letonya 71074/01) ilişkin daha  
önce ele aldığı başvurulardan farklılık gösterdiğini not etmektedir.  
AİHM’ye göre ihtilaf konusu başvuranın isim tashihi talebine ilişkindir. Başvuranın isminin  
imlâsına ilişkin talebi, bunun ismin telaffuzunun yöresel bir kullanım olduğu ve Türkçe  
sözlükte yer almadığı gerekçesiyle hukuk mahkemelerince reddedilmesine dayandığına itibar  
etmektedir.  
Türk yetkililerin başvurana adının yazılış şeklini değiştirmesine izin vermemesi, AİHM  
açısından, kişinin soyadının veya ismin değiştirilmesine zorlanmasından farklı olarak illa ki  
başvuranın özel hayatına müdahale olarak değerlendirilmez. AİHM’nin daha önce müteaddit  
defa dile getirdiği üzere, 8. maddenin asıl amacı güvence altına alınan hakkın kullanılmasında  
kamu erklerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumak ise de, buna ek olarak özel hayatın  
korunmasına saygı gösterilmesini sağlayacak pozitif yükümlülükler de getirebilmektedir.  
AİHS’nin 8. maddesi bağlamında Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınırı  
kesin olarak tanımlamak mümkün değildir. Her halükarda uygulanabilecek ilkeler birbirine  
benzemektedir. Her iki halde de bir bütün olarak bireyin ve toplumun çekişen menfaatleri  
arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekir (Bkz. örneğin mutatis mutandis Stjerna-  
Finlandiya kararı, 25 Kasım 1994, sözü edilen Johansson kararı).  
c) 8. madde ile bağdaşıp bağdaşmadığı hakkında  
AİHM incelenen alan itibariyle taraf devletlerin geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu  
hatırlatır. AİHM görevinin Türkiye’de isim değişikliği işlemlerinde uygulanan düzenlemenin  
daha elverişli hale getirilmesi için atacakları siyasi adımda Türk yetkililerin görevini  
üstlenmek değil, fakat yetkililerin bu yetkilerini kullanarak almış oldukları kararların AİHS  
açısından uygun olup olmadığını değerlendirmek olduğunu ifade eder (Bkz. sözü edilen  
Stjerna kararı ve diğerleri arasında Hokkanen-Finlandiya kararı 23 Eylül 1994 ve mutatis  
mutandis Handyside-Birleşik Krallık kararı, 7 Aralık 1976).  
6
Bahse konu bu görev in abstacto olarak yasayı ve Türk yetkililerinin uygulamalarını  
denetlemek olmayıp, Bayan Erdagöz’e yapılan işlemlerin AİHS’nin ihlaline yol açıp  
açmadığının saptanmasına dayanmaktadır (Bkz. Olsson-İsveç kararı (no1) 24 Mart 1998, sözü  
edilen Johansson kararı).  
Bir kişiyi ismini değiştirmeye iten ciddi nedenler olabileceğini göz önünde bulunduran  
AİHM, nüfusun eksiksiz olarak kaydedilmesi, kişisel kimlik saptaması ve/veya belli bir ismi  
taşıyanların belli bir aile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerekleri  
uyarınca isim değiştirme imkanına yasal sınırlamalar getirilebileceğini tekrarlar.  
AİHM, özel ve aile hayatına saygı hakkına getirilen kısıtlamanın “gerekli olup olmadığını”  
değerlendirmek için bilhassa yetkililer tarafından sunulan ve ulusal mahkemeler tarafından  
başvuruyu reddetmek için dayanılan gerekçeyi esas alacaktır. (Bkz. mutatis mutandis Ulusoy  
vd.-Türkiye kararı, no: 34797/03, 3 Mayıs 2007, Daroczy-Macaristan kararı no: 44378/05, 1  
Temmuz 2008).  
AİHM bu başvuruda, ulusal mahkemelerin ne yasal bir hükme, ne başvuran tarafından ileri  
sürülen meşru çıkar ile ihtilaf içinde olan özel veya kamu yararına atıfta bulunduğunu not  
etmektedir.  
AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranın talebini reddetme gerekçelerinin esasen bu ismin  
Türkçe sözlükte bulunmaması olduğunu, başvuran tarafından dile getirilen diğer unsurların  
ve AİHS’nin 8. maddesi kapsamında yer alan menfaatlerin dikkate alınmadığını  
saptamaktadır.  
AİHM ayrıca mahkemenin karar gerekçesinin açık bir mevzuat uygulamasına dayanmadığını  
not eder. AİHM bu bağlamda, 1587 sayılı Kanun’un 16. maddesinin lafzını Türkçe sözlükte  
yer almayan adların kaydedilmesine ilişkin genel bir yasak olarak yorumlamakta güçlük  
çekmektedir. Zaten böyle bir yasaklama sadece AİHS’nin 8. maddesi ile değil, aynı zamanda  
Türk adlarının çok çeşitli dilsel kökenleri olduğu gerçeği ile de bağdaşmaz.  
AİHM mevcut başvurunun da ortaya koyduğu üzere, Türk Hukuku’nda isim tashihi  
taleplerine ilişkin kısıtlamalar konusunda yetkili makamların takdir yetkisinin genişliğinin ve  
uygulama esaslarının yeterince açıklıkla ifade edilmediğini ve Hükümetin bu tür  
kısıtlamaların uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek suistimallere karşı uygun koruma  
sağlayan hiçbir tedbirden bahsetmediğini not etmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen  
Ulusoy vd. kararı, Birleşik Ilinden Makedonya Derneği-Bulgaristan kararı, no: 29221/95 ve  
29225/95).  
Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında AİHM, ulusal mahkemelerin, başvuranın talebine  
yönelik, açıkça belirlenmiş bir mevzuata dayanmayan ve yeterli ve uygun hiçbir gerekçesi  
olmayan red kararının «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmediği sonucuna  
varmaktadır.  
Bu nedenle AİHS’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.  
AİHS’nin 8. maddesine ilişkin yapılan tespit ışığında AİHM, 14. maddenin ihlal edilip  
edilmediğini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN  
7
A. Tazminat  
Başvuran uğradığı zararın karşılanması için 100.000 Euro maddi tazminat, 100.000 Euro  
manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca şikayetçi olduğu ihlalin de sonlanmasını  
talep etmektedir.  
Başvuran öne sürdüğü maddi tazminat talebi ile ilgili çiftçilere sübvansiyon verilmesine  
ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamesininin eklerini ve kendisinin çok sayıda tarım arazisinin  
sahibi olduğunu gösterir kayıtları sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu savunmaktadır.  
AİHM başvuranın maddi tazminat dayanağı olarak öne sürdüğü tarım sübvansiyonlarına  
ilişkin sürecin sonucu hakkında spekülasyonda bulunamayacağını belirtmekte ve bu talebi  
reddetmektedir.  
AİHM buna karşın, başvuranın AİHS’nin ihlalini teşkil eden olaylar nedeniyle manevi zarara  
uğradığına itibar ederek ilgili unsurların tamamı ışığında ve hakkaniyete uygun olarak  
başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran iç hukukta ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için  
20.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu talebini destekler mahiyette 105 YTL tutarındaki  
tercüme masrafını gösterir fatura ile İstanbul barosunun avukatlık ücret tarifesini sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu belirtmektedir.  
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ışığında başvurana yargı giderleri başğı altında toplam 1.000 Euro ödenmesine karar  
vermektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 14. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi  
8
tazminat için 2.000 (iki bin) Euro ve yargı giderleri ve masrafları için 1.000 (bin) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
9