CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
H.M. - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:34494/97)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
8 AĞUSTOS 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 34494/97 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaşı H.M.’nin (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 4 Ekim 1996  
tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Daire başkanı, başvuranın isminin  
açıklanmaması talebini kabul etmiştir. Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Bülent Kaplan  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1958 doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği  
dönemde öğretmen olan başvuran, kamu eğitimcileri sendikası olan Eğitim-Sen’in yerel  
şubesinin yöneticilerinden biri idi.  
Başvuranın da aralarında bulunduğu dokuz sendikacı, 28 Ağustos 1995 tarihinde,  
İzmir Karşıyaka tren istasyonu parkında izinsiz gösteri yapmışlardır.  
Başvuran 23 Eylül 1995 tarihinde, arkadaşlarının yargılandığı davaya katılmak için  
gittiği Adliye Sarayı önünde polisler tarafından tartaklanmıştır. Başvuran, “darp”’a bağlı  
travma teşhisinin konulduğu beş günlük iş göremezlik raporunu aldıktan sonra, 25 Eylül günü  
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuştur.  
Başvuran 4 Aralık 1995 tarihinde, 17 Ekim 1995 tarihinde düzenlenen bir başka  
sendika toplantısından dolayı 2911 sayılı Kanun’da öngörülen suçtan itham edilmiştir.  
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, 15 Şubat 1996 tarihinde yukarda belirtilen 28  
Ağustos 1995 tarihli gösteri nedeniyle başvuran aleyhinde kovuşturma başlatmıştır. Ardından  
başvuran tekrar temize çıkarılmıştır.  
Başvuran yaklaşık bir yıl sonra kötü muamele yapmakla suçladığı polislerin  
kimliklerinin tespit edilmesi için İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılmıştır. Ancak bu tedbir  
de sonuçsuz kalmıştır.  
Dosyada bu usul işlemine dair hiçbir belge bulunmamaktadır.  
15 Mart 1996 tarihinde saat 00:30 sularında sivil kıyafetli dört kişi başvuranın kapısını  
çalmıştır. Bu kişiler kendilerini polis olarak tanıtmıştır. Başvuranın isteği üzerine bu  
kişilerden biri, kimlik belgesini isim kısmını parmağı ile gizleyerek göstermiştir. Bu kişiler  
başvuranı ve oğlunu yasadışı faaliyetlerde bulunmak ve suçlulara yardım ve yataklık  
yapmakla suçlamışlar ve hiçbir hukuki izin göstermeksizin evini aramışlardır.  
Başvuran o gün düzenlenen arama tutanağının kopyasını elde edememiştir.  
Aynı gün başvuran, yasal olmayan bir tedbire maruz kaldığına kanaat getirerek,  
Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuş ve soruşturma başlatılmasını istemiştir. Ayaküstü  
dinlenen başvuran olayları ayrıntılı bir şekilde anlatmış ve tanık olarak eşi H. ve çocukları  
M.A. ile E.Y.’nin isimlerini vermiştir.  
2
Cumhuriyet Başsavcılığı 20 Mart 1996 tarihinde, “suç teşkil eden bir eylem  
bulunmadığından” takipsizlik kararı vermiştir. Bunun için Cumhuriyet Başsavcılığı,  
başvuranın evinde hiçbir arama yapılmadığına dair Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği bilgileri  
gözönünde bulundurmuştur.  
Başvuran verilen bu karara itiraz etmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı 13  
Mayıs 1996 tarihinde “dosyaya göre itiraz edilen kararın yasaya ve usule uygun olduğuna”  
kanaat getiren başvuruyu reddetmiştir.  
Cumhuriyet Başsavcılığı 15 Haziran 2003 tarihinde, mevcut başvuru Hükümet’e tebliğ  
edildikten sonra ve İzmir Valiliği’nin talebi üzerine, emniyet yetkililerini başvuranın evinde  
arama yapmış olabilecek görevlilerin kimliklerini tespit etmeye çağırmıştır. Yetkililer iddia  
edilen olayın güvenlik kuvvetlerine atfedilemeyeceğini, daha önce bu konuda yapılan  
sorgulamaların takipsizlik kararıyla sonuçlandığını ve bu arada dava zamanaşımına uğradığını  
belirtmişlerdir.  
İzmir Valiliği 10 Eylül 2003 tarihinde, davanın rafa kaldırıldığı yönünde başvurana  
bilgi vermeye karar vermiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
A. Tarafların Argümanları  
Başvuran, polis tarafından gerçekleştirilen izinsiz olduğunu düşündüğü aramanın  
konutuna saygı hakkını ihlal etmesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 8.  
maddesini ileri sürmektedir.  
Hükümet, o dönemde başvuran hakkında hiçbir şüphe olmadığından iddia edilen  
arama hakkında hiçbir resmi bilginin bulunmadığını ileri sürerek bu iddiaya itiraz etmektedir.  
Buradan başvuranın AİHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatının bulunmadığı sonucuna  
varmaktadır.  
Başvuran, sendikal faaliyetleri nedeniyle hakkında yapılan kovuşturmaları gözönüne  
alarak, sendikal faaliyetler konusunda Devlet’in yıldırma politikasının varolduğu düşünülürse,  
evinde arama yapılması için hiçbir gerekçenin bulunmadığının ileri sürülemeyeceğini  
belirtmiştir.  
Başvuran, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dava konusu emniyet yetkililerinin verdiği  
bilgilerle yetinmeyip ileri sürülen olaya ışık tutması gerektiğine kanaat getirmektedir. Bu  
konuda başvuran, sorumluların Devlet görevlisi olup olmamasının bir öneminin  
bulunmadığını, her iki durumda da soruşturma yapılmasının gerektiğini eklemektedir.  
Son olarak başvuran, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olaylardan altı yıl sonra  
sorgulamaları yeniden başlatmasını üzüntüyle karşılamaktadır.  
Hükümet, bu son nokta hakkında sözkonusu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın girişiminin  
sadece mevcut davadaki iddia edilen olayları doğrulama ve başvuranın ilk şikayeti konusunda  
yeni bir soruşturma açma amacı güttüğü yönünde cevap vermiştir.  
3
B. AİHM’nin Değerlendirmesi  
1. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AİHM, dava konusu olayları ve tarafların argümanlarını gözönüne alarak, başvurunun  
dayanaktan yoksun olmadığını ve AİHS’nin 35§3 maddesinde yer verilen kabuledilemezlik  
gerekçelerinden biriyle çelişmediğini tespit etmektedir. AİHM, Hükümet’in başvuranın  
mağdur sıfatının olmamasına ilişkin itirazı konusunda, AİHS’nin 8. maddesi uyarınca bu  
sorunun başvurunun esastan incelenmesine yakından bağlı olduğuna kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla AİHM bu sorunu esasla birleştirmeye karar vermiştir.  
2. Esas Hakkında  
AİHM, Sözleşmeci Devletler’in, kişilere “istismarlara karşı yeterli ve uygun  
güvenceleri” sunması koşuluyla konuya ilişkin mevzuat ve uygulamaların, bazı suçlar  
hakkındaki maddi delillerin toplanması amacıyla yetkilileri, evleri aramaya yönelik tedbirlere  
başvurmasına yetkili kılabileceğini kabul etmektedir. Durum böyle iken AİHM, mevcut  
davada olduğu gibi ulusal hukuk, hukuki izin olmadan evde arama yapılmasını sağladığı  
durumlarda, AİHM 8. maddenin güvence altına aldığı hakların kamu yetkilileri tarafından  
keyfi olarak ihlal edilmesine karşı kişilerin korunması, benzeri yetkilerin kesin bir şekilde  
sınırlandırılması ve yasal bir çerçeveye oturtulmasını gerektirdiğinden dolayı daha dikkatli  
olmalıdır (Bkz. özellikle Camenzind-İsviçre, 16 Aralık 1997 tarihli karar ve Funke-Fransa, 25  
Şubat 1993 tarihli karar).  
8. maddenin temel amacı kamu kurumlarının keyfi müdahalelerine karşı kişiyi  
korumak olsa da, bu maddenin güvence altına aldığı haklara saygıyı hedefleyen pozitif  
tedbirlerin yetkililer tarafından alınmasını da gerektirebilir (Bkz. diğerleri arasında Moreno  
Gomez-İspanya, no: 4143/02 ve M.C.-Bulgaristan, no: 39272/98). AİHM, sözkonusu haklara  
saygıyı sağlama yollarını tercih ederken Devlet’in kullandığı takdir payına rağmen, 8. madde  
uyarınca Devlet’in pozitif yükümlülüğünün, ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın etkililiği  
ve sonuç olarak usule ilişkin zorunluluklara da saygı gösterilmesi konusuna ilişkin sorunlara  
kadar genişletilebileceğini daha önce belirtmiştir (bkz. mutatis mutandis M.C.).  
Niteliği ve içeriği ne olursa olsun bir soruşturma, iddia edilen olaylara ışık tutmakla  
birlikte, kamuoyunun güvenini kazanmak ve 8. madde uyarınca kamu kurumlarının  
suistimallerine yada suç işlemeleri konusunda tolerans gösterildiği izlenimini önlemek  
amacıyla tek hukuk yolu olarak ortaya çıkmaktadır.  
Mevcut dava dosyasında, AİHM’nin başvuranın evinde arama yapıldığını kesin bir  
şekilde söylemesi için elde tutulur hiçbir delil bulunmamaktadır. Başvuran için iddialarını  
destekleme imkanının olmaması ve AİHM’nin olayları tespit etmesinin, yetkililerin o  
dönemde bilgilerine sunulan şikayetlere etkili bir şekilde yanıt vermemelerinden  
kaynaklanmamaktadır.  
4
Bu durumda AİHM, başvuranın 15 Mart 1996 tarihinde Karşıyaka Cumhuriyet  
Başsavcılığı’na şikayet başvurusunda bulunduğunu not etmektedir. Başvuran şikayetinde  
Devlet görevlilerinin evinde yasadışı olarak arama yaptıklarını iddia etmiştir. Söylediklerini  
desteklemek amacıyla eşinin ve kızının olaya tanık olduğunu belirtmiştir.  
Sendikal faaliyetleri nedeniyle hakkında birçok kez soruşturma açılan ve polisler  
hakkında dava açan başvuranın geçmişi gözönüne alındığında, bu durumdan şüphesiz  
haberdar olan Cumhuriyet Başsavcısı’nın, ortaya konulan durumu yeniden gündeme getirme  
eğilimi olduğundan, başvuranın yıldırma eylemlerinin hedefi olup olmayacağı sorusu  
üzerinde durmasını umabiliriz.  
Durum ne olursa olsun, başvuranın ileri sürdüğü iddiaların “savunulabilir” olup  
olmadıklarını doğrulamak için Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, AİHM’ye sunulduğu şekliyle,  
başvuranın ailesinin içten, inandırıcı ve tutarlı olduğunu bildiği ifadelerine başvurması yeterli  
olacaktı.  
Oysa böyle bir doğrulama yapılmamış ve davada ortaya çıkan şüphe Cumhuriyet  
Başsavcılığı’nın beş günde kapattığı sözümona soruşturmayla ortadan kaldırılmamıştır.  
Koşulsuz bir şekilde emniyet yetkililerinin verdiği bilgileri kabul eden Cumhuriyet  
Başsavcılığı, başvuranın iddia ettiğinin aksine, hiçbir Devlet görevlisinin iddia edilen olaya  
karışmadığı sonucuna varmıştır.  
Bununla birlikte, böyle bir sonuç inceleme yapılması zorunluluğunu ortadan  
kaldırmamaktadır. Zira 8. madde uyarınca soruşturma yapma zorunluluğu nedeniyle,  
mağdurun “sözde sorumluların” kimliklerinin tespit edilmesine yönelik haklı yada haksı,  
yorumu değil, yasak olan bir eylemin bulunmasına ilişkin şikayet “savunulabilir” olmalıdır.  
Buradan kendisine başvurulduğu andan itibaren Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın,  
şikayetle ilgili özel koşulları, olayların aydınlatılması ve “gerçek” sorumluların kimliklerinin  
tespit edilmesi isteğini belirten incelemeye tabi tutması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır  
(Bkz. mutatis mutandis Ay-Türkiye, no: 30951/96).  
Böylece AİHM, başvuranın konutuna saygı hakkının korunmamasından mağdur  
olduğunu iddia edebileceğine kanaat getirmektedir.  
Ayrıca AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmekte, başvuruyu kabuledilebilir ilan  
etmekte ve yukarıda belirtilen gerekçelerden dolayı bu davada AİHS’nin 8. maddesinin  
yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğu gerekçesiyle usulen ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran manevi zararı için 25.000 Euro istemektedir.  
Hükümet, bu miktarın aşırı olduğuna ve hiçbir şekilde kanıtlanmadığına kanidir.  
AİHM, mevcut dava koşullarında ihlal tespitinin tek başına yeterli adil tazmin  
oluşturduğuna kanaat getirmektedir.  
5
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve harcamaları için 5.000 Euro  
istemektedir.  
Hükümet, herhangi bir kanıt sunulmadığında bu açıdan hiçbir ödemenin yapılmaması  
gerektiğini belirtmektedir.  
AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların ancak gerçekliğini,  
gerekliliğini ve makul oranda olduklarını ortaya koyduğu sürece ödenmesini sağlayabilir. Bu  
davada yukarıda belirtilen kriterleri ve içtihadını gözönüne alarak, başvurana 1.000 Euro  
tutarında ödeme yapılmasının uygun olduğuna kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 8. maddesinin usulen ihlal edildiğine;  
3. Başvuranın uğradığı manevi zarar için mevcut kararın tek başına yeterli adil tazmin  
oluşturduğuna;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından  
başvurana masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her  
türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 8 Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
6