CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
HALİS DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI (No:2)  
(Başvuru no:71984/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
25 TEMMUZ 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 71984/01 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaşı Halis Doğan’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 18 Mayıs  
2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Adli yardımdan faydalanan başvuran, İstanbul  
Barosu avukatlarından İ. Bilmez tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1944 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran olayların meydana  
geldiği dönemde Özgür Bakış gazetesinin sahibiydi.  
Gazetenin sahibi olarak başvuran, 18 Nisan 1999 tarihinden 23 Nisan 2000 tarihine  
kadar Özgür Bakış gazetesini yayınlamıştır.  
1. Özgür Bakış Gazetesi’nin 270. sayısına ilişkin Cezai Yargı Usulü  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), 12 Ocak 2000 tarihinde, İstanbul  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın aynı gün yaptığı talep üzerine ve 5680 sayılı Basın Kanunu’na ek  
2§1 maddesi uyarınca 12 Ocak 2000 tarihinde çıkan Özgür Bakış’ın 270. sayısının  
toplatılması kararı almıştır.  
Cumhuriyet Başsavcısı, 20 Ocak 2000 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 8§1, 2 ve in fine  
ve 6§2 ve in fine maddeleri, 5680 sayılı Kanuna ek 2§1 maddesi ile beraber Türk Ceza  
Kanunu’nun (TCK) 36. maddesi uyarınca başvuran aleyhinde ceza davası açmıştır.  
Cumhuriyet Başsavcısı, basın yoluyla silahlı örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle  
başvuranın mahkum edilmesini, sözkonusu gazetenin feshini, ele geçirilen malların  
müsaderesini istemiştir.  
DGM, 8 Kasım 2000 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Kanun’un 8§2 ve TCK’nın 59.  
maddeleri uyarınca, “İmralı’ya ulaşamayan mektuplar” başlıklı yazı nedeniyle ayrımcı  
propaganda yapıldığı gerekçesiyle gazetenin sahibi olarak başvuranı 1.073.400.000 TL  
(yaklaşık 1.840 Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır.  
DGM, 3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve in fine ve TCK’nın 59. maddeleri uyarınca, “PKK  
başkanlık konseyi üyesi Murat Karayılan: Çözümsüzlük dayatılmasın” başlıklı makaleyi  
yayınladığı gerekçesiyle gazetenin sahibi olarak başvuranı 1.073.400.000 TL (yaklaşık 1.840  
Euro) ağır para cezasına çarptırmıştır.  
DGM, TCK’nın 72. maddesi uyarınca cezaların birleştirilmesine ve sonuç olarak  
başvuranın toplam 2.146.800.000 TL (karar tarihinde yaklaşık 3.678 Euro) ağır para cezasına  
çarptırmıştır.  
Son olarak DGM, 5680 sayılı Kanunu’na ek 2§1 maddesi uyarınca gazetenin  
yayınlanmasının bir ay süreyle yasaklanmasına karar vermiştir.  
Yargıtay 12 Mart 2001 tarihli bir kararla, itiraz edilen kararı onamıştır.  
2
2. Özgür Bakış Gazetesi’nin 318. sayısına ilişkin Cezai Yargı Usulü  
İstanbul DGM, 29 Şubat 2000 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın aynı gün  
yaptığı talep üzerine ve 5680 sayılı Basın Kanunu’na ek 2§1 maddesi uyarınca 29 Şubat 2000  
tarihinde çıkan Özgür Bakış’ın 318. sayısının toplatılması kararı almıştır.  
Cumhuriyet Başsavcısı, 3 Mart 2000 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve in fine  
maddesi, TCK’nın 36. maddesi ile beraber 5680 sayılı Kanuna ek 2§1 maddesi uyarınca  
başvuran aleyhinde ceza davası açmıştır. Cumhuriyet Başsavcısı, basın yoluyla silahlı örgütün  
propagandasını yaptığı gerekçesiyle başvuranın mahkum edilmesini, sözkonusu gazetenin  
feshini, ele geçirilen malların müsaderesini istemiştir.  
DGM, 26 Eylül 2000 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 6§2 maddesi uyarınca gazetenin  
sahibi olarak başvuranı 1.735.920.000 TL (karar tarihinde yaklaşık 2.973 Euro) ağır para  
cezasına çarptırmıştır. DGM, 5680 sayılı Kanunu’na ek 2§1 maddesi uyarınca gazetenin  
yayınlanmasının üç gün süreyle yasaklanmasına karar vermiştir.  
Yargıtay 26 Şubat 2001 tarihli bir kararla, itiraz edilen kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. BAŞVURUNUN KABULEDİLEBİLİRLİĞİ HAKKINDA  
A. AİHS’nin 6§1 (tarafsızlık ve bağımsızlık), 7, 9, 13, 17, 18 ve 14. maddelerine  
(tek başına yada 9 ve 10. maddeleri ile beraber) dayanılarak yapılan şikayetler  
Başvuran, öncelikle kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin tarafsız ve  
bağımsız olmamasından şikayetçi olmaktadır. Özellikle başvuran, sadece Asliye Ceza  
Mahkemeleri yada Ağır Ceza Mahkemeleri’nin 5680 sayılı Basın Kanunu alanına giren suçlar  
hakkında karara varmaya yetkili olduklarını savunmaktadır. Ayrıca başvuran, kendisinin  
yazmağı makaleler nedeniyle mahkum edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca  
hakkında verilen mahkumiyet kararlarına itiraz etmek için iç hukuk yollarının mevcut  
olmadığından şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran, 6§1, 7, 9, 13, 17, 18 ve 14.  
maddeleri (tek başına yada 9 ve 10. maddelerle birlikte) ileri sürmektedir.  
AİHM, başvuranı mahkum eden mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin  
yaptığı şikayet konusunda, bir taraftan mahkemenin üç sivil hakimden oluştuğunu ve diğer  
yandan başvuranın bu yönde hiçbir açıklama getirmediğini not etmektedir. Diğer şikayetler  
ise hiçbir şekilde delillerle desteklenmemiştir.  
AİHM, elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak ve dile getirilen iddiaları  
incelemeye yetkili olduğundan dolayı, sözkonusu şikayetler hakkında hiçbir ihlalin  
bulunmadığını belirtmektedir. Buradan başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi  
uyarınca dayanaktan açıkça yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya  
çıkmaktadır.  
3
B. AİHS’nin 10 ve 6§1 (Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ  
edilmemesi) ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddelerine (AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte)  
dayanılarak yapılan şikayetler  
AİHM, AİHS’nin 10 ve 6§1 (Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ  
edilmemesi) ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddelerine (AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte)  
dayanılarak yapılan şikayetlerin, AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca dayanaktan açıkça  
yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabuledilebilirlik gerekçesiyle ters düşmediğini tespit  
etmektedir. Dolayısıyla şikayetleri kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinden  
şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti incelediğini ve Cumhuriyet  
Başsavcısı görüşlerinin niteliğini ve yargılanan bir kimsenin bu görüşlere yazılı olarak cevap  
verme olasılığının bulunmamasını gözönüne alarak, tebliğnamenin tebliğ edilmemesinden  
dolayı AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. Göç ve  
Abdullah Aydın-Türkiye (no: 2), no: 63739/00).  
AİHM, işbu davayı incelemiş ve Hükümet’in bu durumda farklı bir sonuca  
ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla bu davada AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, cezaya mahkum edilmesinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal  
ettiğini savunmaktadır.  
Başvuran, gazetenin sahibi olarak, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve  
yargılanması ile ilgili olaylar ve bu örgüt şeflerinden birinin beyanları hakkında kamuoyunu  
bilgilendirmek amacıyla suç unsuru teşkil eden makaleleri yayınladığını savunmaktadır.  
Kamuoyu, Devlet’in resmi makamlarının izni alınarak iletilen bilgiler yada Devlet’in halk için  
uygun olarak değerlendirdiği yada onayladığı bilgilerle sınırlandırılmamalıdır. Burada  
sözkonusu olan, demokratik toplumun temel ilkelerinden biridir. Başvuran yasal olarak  
yayınlanan bir gazetenin sahibi olarak, yayınlanan makalelerden sorumlu tutulmamalıdır.  
Başvuran, o dönemde yada bu eserin yayınlanmasının ardından, PKK yada yandaşları  
tarafından hiçbir terör yada şiddet eyleminin işlenmediğini belirtmektedir. Eserin  
yayınlanmasıyla hiçbir şekilde teröre destek sağlanmamıştır.  
Başvuran, para cezasına çarptırılması ve derginin yayınlanmasının bir ay süreliğine  
yasaklanmasının, orantılı olmayan tedbirler olduğunu savunmaktadır.  
Hükümet, ulusal mahkemelerin bölücülüğü öven sözlerden dolayı başvuranı mahkum  
ettiklerini tespit etmektedir. Başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı AİHS’nin 10.  
maddesinin ikinci paragrafına uygun olup, sözkonusu paragraf, milli güvenliğin sağlanması,  
4
toprak bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunması sözkonusu olduğunda, benzeri  
tedbirlerin alınmasını sağlamaktadır.  
Hükümet, AİHM’nin konuya ilişkin içtihadına atıfta bulunarak, PKK Başkanlık  
Konseyi üyesi Murat Karayılan’ın açıklamalarındaki ve gazetenin 270. sayısında yayınlanan  
İmralı’ya ulaşamayan mektuplar”, “Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz” başlıklı makaledeki  
bazı sözlerin terör örgütünün, bu durumda PKK’nın propagandası olarak analiz  
edilebileceğini hatırlatmaktadır.  
Hükümet’e göre müdahale, AİHS’nin yer verdiği ilkelere aykırı olan tehlikeli  
kavramların promosyonunu kararlı bir şekilde ortadan kaldırma amacını gütmektedir. İfade  
edilen sözlerin, hassas ve tehlikeli hatta patlama noktasındaki sosyal bir durumda, PKK’nın  
propagandasını yapma amacı vardı. Metnin bütünü gözönüne alınırsa, yapılan propagandada,  
şiddetin, terörün, savaşın ve kanın yayılmasına yönelik ifadeler yer almaktadır.  
Hükümet, başvurana verilen cezaların güdülen amaç için uygun ve orantılı olduğunu  
savunmaktadır.  
AİHM, başvuranın cezaya mahkum edilmesinin AİHS’nin 10§1 maddesinin koruduğu  
ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğuna tarafların itiraz etmediğini not etmektedir.  
Ayrıca müdahalenin, kanun -3713 sayılı Kanun’un 6§2 ve 5680 sayılı Kanuna ek 2§1  
maddeleri- tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin sağlanması  
ve toprak bütünlüğünün korunmasının yanısıra, düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi  
birçok amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99).  
AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın taraflar arasındaki uyuşmazlık  
müdahalenin “demokratik toplumda gerekli olup olmadığı” hususuna dayanmaktadır.  
AİHM, daha önce buna benzer sorunların ortaya çıktığı davaları incelemiş ve  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no:  
23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, İbrahim Aksoy, Karkın-Türkiye, no: 43928/98 ve  
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95).  
AİHM, işbu davayı içtihadı ışığında incelemiş ve Hükümet’in bu durumda farklı bir  
sonuca ulaşılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.  
Bu davada AİHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem  
vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle  
mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy ve 9 Haziran  
1998 tarihli Incal-Türkiye kararı ).  
Başvuranın Özgür Bakış gazetesinin sahibi olarak mahkum edildiği ihtilaflı makaleler,  
cezaevine konulan PKK lideri Abdullah Öcalan, onun yargılandığı davanın gidişatı, PKK’nın  
silahlı mücadelesi ve Türkiye’deki demokratikleşme süreci hakkında ifadeler içermektedir.  
Sözkonusu ifadeleri kullananlardan biri de, sözüedilen örgütün şeflerinden biri olan Murat  
Karayılan’dır.  
AİHM, DGM’nin, dava konusu makalelerin ayrımcı propaganda ifadelerini ve silahlı  
örgüt propagandası içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir. Ancak, ulusal mahkeme  
kararlarında yer alan gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini  
haklı göstermek için yeterli olduğu düşünülemez (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:  
4), no: 24762/94). AİHM, özellikle makalelerin sert ifadeler içeren bazı bölümlerinin, Devlet  
5
hakkında negatif bir tablo çizdiğini ve böylece anlatıya olumsuz bir anlam yüklediğini ancak,  
ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya teşvik ettiğini ve AİHM’nin  
gözünde, dikkate alınması gereken başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma  
olmadığını gözlemlemektedir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve  
Gerger-Türkiye, no:24919/94).  
AİHM, müdahalenin orantılı olup olmadığını tespit etmek sözkonusu olduğunda,  
verilen cezaların niteliği ve şiddetinin gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu  
belirtmektedir.  
AİHM, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının hedeflenen amaçlarla orantılı  
olmadığı ve dolayısıyla “demokratik toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır.  
AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
HAKKINDA  
Başvuran, Özgür Bakış gazetesinin müsadere edilmesi ve yayınlanmasının  
yasaklanması tedbirinin, ticari kazanç sağlamaya çalışma amacının bulunmasından dolayı  
kendisine maddi zarar verdiğini savunmaktadır. Başvuran AİHS’nin 14. maddesi (ayrımcılık  
yasağı) ile beraber 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini (mülkiyet hakkı) ileri sürmektedir.  
AİHM, başvuranın şikayetçi olduğu müsadere ve yasaklama tedbirinin verilen  
mahkumiyet kararının yan etkisini oluşturduğunu belirtmektedir. Sonuç olarak AİHM bu  
şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. Öztürk).  
V. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, 40.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Ayrıca  
başvuran, 40.000 Euro tutarındaki manevi zararının tazmin edilmesini istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM, iddia edilen maddi zarar konusunda sunulan delillerin AİHS’nin 10.  
maddesinin ihlal edilmesinden doğan zararın net bir şekilde belirlenmesini sağlamadığına  
kanaat getirmektedir (aynı yönde bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no: 27692/95, 28138/95  
ve 28498/95). Buradan yola çıkarak AİHM, bu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM,  
manevi zarar adı altında başvurana 7.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat  
getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 2.027 Euro istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM, avukat ücreti ilgili hiçbir not sunmamasına rağmen başvuranın avukatının  
davaya gösterdiği özeni dikkate alarak, 41. madde gereğince hakkaniyete uygun olarak, 1.500  
6
Euro’nun başvurana ödenmesine karar vermiştir. AİHM adli yardım adı altında başvurana  
ödenen tutarın, Halis Doğan-Türkiye (no: 75946/01) davası çerçevesinde daha önce miktardan  
şürülğünü not etmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,  
1. Oybirliğiyle başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ  
edilmemesine, ifade özgürlüğü ve mallarına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetler  
konusunda kabuledilebilir olduğuna, geri kalan kısmın kabuledilemez olduğuna;  
2. Oybirliğiyle AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İki oya karşı beş oyla, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliğiyle, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine (AİHS’nin 14. maddesi ile birlikte) ilişkin  
yapılan şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına;  
5. İki oya karşı beş oyla;  
a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in  
başvurana:  
i. manevi tazminat için 7.000 (yedi bin) Euro;  
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro;  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle  
gecikme faizi uygulanmasına;  
6. Oybirliğiyle, hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 25 Temmuz 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
İşbu karar ekinde, AİHS’nin 45§2 ve İçtüzüğün 74§2 maddeleri uyarınca hakim Cabral  
Barreto ve Türmen’in kısmi ayrık görüşleri yer almaktadır.  
7
HAKİM CABRAL BARRETO VE TÜRMEN’İN KISMİ AYRIŞIK OY GÖRÜŞÜ  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki çoğunluğun belirttiği görüşe  
katılmağımızı üzülerek belirtmek isteriz.  
Suç unsuru teşkil eden ifadelerin, PKK lideri Abdullah Öcalan davası nedeniyle gergin  
bir ortamın hüküm sürdüğü bir dönemde yayınlandığını özellikle belirtmek gerekir.  
Ayrıca, sözkonusu ifadeleri kullananlardan birinin de PKK’nın askeri lideri olan  
Murat Karayılan olduğunu da vurgulamak gerekir. Bu türden ifadeleri yayınlamak, bir terör  
örgütü liderinin bir şekilde meşrulaştırılması anlamına gelmektedir.  
Dava konusu müdahale, bir demokratik toplumdaki güncel bir konu hakkında basın  
yoluyla yapılan yayınların, bu durumda gazetenin, temel rolü gözönüne alınarak  
incelenmelidir (Bkz. örneğin, Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95). Basının özellikle terör  
tehdidine karşı toprak bütünlüğü yada milli güvenlik gibi Devletin hayati çıkarlarının  
korunması yada suçun önlenmesi ve düzenin sağlanması amacıyla belirlenen sınırları  
aşmaması gerekse de, kamuoyunu bölen sorunlar da dahil olmak üzere siyasi sorunlar  
hakkındaki bilgi ve düşünceleri iletmekle sorumludur. Basının haber verme görevine,  
kamuoyu için haber alma hakkı da eklenmektedir (Bkz. mutatis mutandis, 8 Temmuz 1986  
tarihli Lingens-Avusturya kararı).  
Bu davada, makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları bağlama özel bir  
ihtimam göstereceğiz. Bu bakımdan kendisine incelemek üzere sunulan durumun içinde  
bulunduğu koşulları özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde  
bulundurmaktayız (Bkz. İbrahim Aksoy ve Incal).  
Gazetenin 270. sayısında çıkan makale ve yazı yoluyla, gazete, PKK liderlerinden biri  
olan Murat Karayılan’ın aralarında bulunduğu iki kişiye, diğer konuların yanısıra PKK’nın  
silahlı mücadeleye başvurmasına ilişkin görüşlerini sunmalarını sağlamaktadır. “İmralı’ya  
ulaşmayan mektuplar” : “Amed’deki seslenişinizi bekliyoruz” türünden ifadeler kullanarak  
ihtilafın diğer oyuncusunu (Abdullah Öcalan) vurgulamak gibi açık bir niyetin bulunduğunu  
tespit etmekteyiz.  
PKK’nın askeri liderlerinden biri olan Murat Karayılan’ın kullandığı dava konusu  
teşkil eden sözlerin bazı kısımlarını vurgulamak gerekir. “Kürt tarafın” ve muhalifi  
“Türkiye’nin” tutumları hakkında yapılan bir analize dayanarak, Türkiye derhal “adil ve  
sağlam” bir kararın alınmasını istemektedir. Aksi halde, “olumlu çözüm süreci” zora  
sokulacak, bu da çözümsüzlük anlamına gelecektir. Bize göre bu bağlamda böylesi sözlerin  
sarfedilmesi, yeniden silaha başvurmaları için üstü kapalı bir çağrı olarak değerlendirilebilir.  
Aynı kişinin gazetenin 318. sayısında ifade edilen sözleri konusunda birçok yorum  
yapılabilir. Ancak her halükarda bu sözler, PKK tarafından belirlenen hedeflere ulaşma  
amacında kullanılacak yöntemler konusunda karmaşıklık arzetmektedir. Bir yandan geçmişte  
PKK tarafından kullanılan yöntemlerin savunulduğu tespit edilmektedir. Diğer yandan Murat  
Karayılan, şiddet içeren yöntemlere geri dönüşü gözardı etmeyerek, “baskının” devam etmesi  
durumunda, benzeri tedbirleri kabul etmenin gerekeceğini ima etmektedir. Bu koşullarda,  
“baskının çözümsüzlük anlamına geldiği” düşüncesini öne çıkarmak, PKK tarafından zorunlu  
kılınan koşulları karşı taraf kabul etmediği takdirde, yeniden silahlı mücadeleye  
başlanılacağına yönelik bir tehdit oluşturmaktadır.  
8
Bu koşullarda, ulusal bir gazetede yayınlanan ve özellikle PKK’nın askeri  
liderlerinden biri tarafından sarfedilmiş, yeniden silahlı mücadeleye başlanılacağı imasında  
bulunan benzeri sözleri, birçok insanın ölümüne ve geniş bir bölgede olağanüstü hal ilan  
edilmesine neden olan, yaklaşık 1985 yılından bu yana PKK üyeleri ile güvenlik kuvvetleri  
arasında ciddi çatışmaların meydana geldiği Güneydoğu bölgesinde varolan gergin ortamı  
daha da vahimleştirecek nitelikte oldukları söylenebilir (25 Kasım 1997 tarihli Zana-Türkiye  
kararı).  
Ayrıca Sürek-Türkiye (no:1) davasında denildiği gibi, gazetenin sahibi olarak  
başvuranın makalelerde dile getirilen görüşlere katılmaması, bu sonuca varılmasında hiçbir  
şeyi değiştirmeyecektir. Sonuç itibariyle, makaleyi kaleme alan kişilere, şiddeti ve kini  
körükleyebilecek herhangi bir dayanak sunulmamıştır. Bu bağlamda, çatışmaların ve  
tansiyonun yüksek olduğu durumlarda önem arzeden bir role sahip olan gazeteci ve  
yazarların, kamuoyuna haber alma ve verme sırasında üstlendikleri “sorumluluk ve  
görevlerin” altını çiziyoruz (Sürek (No:1) ve Halis Doğan).  
Bu bağlamda, başvurana gazetenin sahibi olarak verilen para cezası makul olarak  
“kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca” cevap verdiği ve mahkumiyet kararını haklı göstermek için  
makamların ileri sürdüğü gerekçelerin “uygun ve yeterli” olduğu sonucuna varabiliriz.  
Bütün bu unsurları ve böyle bir durumda ulusal makamların faydalandığı takdir payını  
gözönüne alarak, dava konusu teşkil eden müdahalenin izlenen meşru amaçlarla orantılı  
olduğuna kanaat getirmekteyiz.  
9