A. 2. maddenin esası bakımından
AİHM, 2. maddenin özellikle Devlet görevlileri tarafından güç kullanılması nedeniyle
meydana gelen insan ölümlerini kapsamadığını, 1. paragrafının birinci cümlesinde Devletlere
yargı yetkisi altında bulunan kişilerin yaşam haklarının korunabilmesi için gerekli tüm
tedbirleri almalarını içeren pozitif yükümlülük yüklediğini hatırlatır (Bkz. örneğin, L.C.B. ve
Paul ve Audrey Edwards-Birleşik Krallık, no: 46477/99).
Demokratik bir toplumda bu hükmün önemini kabul eden AİHM’nin, bir görüşe
varabilmesi için, ölüme sebebiyet verildiği durumları, özellikle kasten ölüme sebebiyet
verebilecek durumları dikkatlice incelemelidir. Bu incelemenin yanı sıra, yalnızca güç
kullanımına başvuran Devlet görevlilerinin eylemlerini değil, aynı zamanda bütün bu olayları
çevreleyen koşulların tamamını, özellikle de sözkonusu eylemlerin hazırlanması ve denetimi
konusunu dikkate almalıdır (McCann ve diğerleri-Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, Güleç-
Türkiye, 27 Temmuz 1998, Derleme, ve Oğur-Türkiye, no: 21594/93).
AİHM mevcut davada Karşılar köyünü vuran ve başvuranların yakınının ölümüne
sebebiyet veren iki havan topunun, Geyiksuyu’nda bulunan jandarma Birliğinden atıldığı
konusunda kimsenin bir itirazının bulunmadığını tespit etmektedir. İdare Komisyonu’nun
yaptığı araştırmalara göre, atışlar, bu yönden gelen ve Geyiksuyu köyünü tehdit eden bir
saldırıyı durdurmak amacıyla eski bir askeri üssün bulunduğu Istıran bölgesini hedeflemiştir.
Dosyada, “her türlü makul şüphenin de ötesinde” (Bkz., diğerleri arasında, Seyhan-
Türkiye, no: 33384/96, 2 Kasım 2004), güvenlik güçlerinin başvuranların köyünü hedef
aldıklarını gösterecek hiçbir unsur bulunmamasına karşın, bu durum mevcut dava
koşullarında, yukarıda belirtilen pozitif yükümlülüğü dikkate alındığında, AİHS’nin 2.
maddesi uyarınca Savunmacı Devletin sorumluluklarını ortadan kaldırmamaktadır (Paul ve
Audrey Edwards).
Esasında, Devlet’in sorumluluğu yalnızca devlet görevlilerinin hatalı atışlarının bir
sivilin hayatına mal olduğunu gösteren belirli kanıtların olduğu durumları kapsamamaktadır.
Bu yükümlülük aynı zamanda sözkonusu görevlilerin, bir terörist gruba karşı bir güvenlik
operasyonu sırasında uygulayacakları yöntemi belirlerken, sivillerin ölümüne sebebiyet
vermemek ya da en azından bu riski aza indirgemek açısından, yetkileri dahilinde bulunan
önlemleri almadıkları durumları da kapsayabilir (Bkz. Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998,
Derleme, ve Issaieva-Rusya, no: 57950/00, 24 Şubat 2005).
AİHM, ilgili dönemde Türkiye’nin güneydoğusunda hüküm süren durumun, bölgede
tekrar kontrolü ele geçirilmesi ve şiddet eylemlerine son verilebilmesi amacıyla, Devleti bir
takım tedbirler almaya mecbur kıldığını kabul etmektedir. Hiç kuşkusuz bu tedbirler, topçu
birliğinin konuşlandırılmasını gerekli kılabilirdi. Silahlı insan sayısının çokluğu ve bunların
Kanunu uygulayan mercilere aktif olarak direnmeleri, Devlet görevlilerinin kuvvete
başvurmasını doğrulayacak türden durumlardır. Böylece AİHS’nin 2. maddesinin 2.
paragrafında dile getirilen durum ortaya çıkmaktadır.
Mevcut davada kuvvete başvurulması haklı gösterilebilseydi, hedeflenen amaçla bu
amaca erişmek için uygulanan yöntemler arasında adil bir dengenin sağlanması gerekirdi. O
halde geriye, suç eylemlerinin, mevcut davada hedeflenen amaca erişmek için mutlak olarak
gerekli olanları aşıp aşmadığı konusunu incelemek kalmıştır. Bunun yapılabilmesi amacıyla
5