sonuçlardan ayrılmak için bir neden görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvuruların kalan kısmının dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Danıştay önündeki idari dava süreçlerinin adilliği hakkında
Hükümet esas olarak Pellegrin-Fransa (no: 28541/95) kararındaki içtihada atıfta bulunarak 6.
maddenin bu başvuruya uygulanamayacağını savunmaktadır. Başvuranlar bu noktada görüş
bildirmemişlerdir.
Bu bağlamda, AİHM 6/1 maddesinin Devlet ile kamu görevlileri arasındaki davalara
uygulanabilirliğine ilişkin içtihadını gözden geçirdiğini hatırlatır. Bilhassa, Vilko Eskelinen
vd.-Finlandiya kararıyla birlikte (no: 63235/00) bir devletin AİHM’ye başvuran memuruna 6.
maddenin uygulanmasına geçerli bir şekilde itiraz edebilmesi için iki kriterin bir arada
mevcudiyetini aramaya başlamıştır: bir yanda kamu görevlisi başvuran ulusal mevzuat
uyarınca mahkemeye erişim hakkından açıkça yoksun olmalıdır; diğer yandan 6. maddenin
güvence altına aldığı haklardan mahrumiyet devlet menfaatine bağlı objektif nedenlere
dayanmalıdır. Oysa ki mevcut başvuruda, başvuranların ulusal mevzuat uyarınca mahkemeye
erişim hakları olduğu ve ve şikaytlerini idari yargı önüne getirebildikleri konusunda bir ihtilaf
yoktur. Bu durumda ilk koşul yerine gelmediğinden AİHM ikincisini incelemeyi gerekli
görmemekte ve 6. maddenin uygulanabileceği sonucuna varmaktadır.
Davanın esası ile ilgili olarak AİHM, başvuranların dile getirdikleri şikayete benzer
başvuruları daha önce de inceleme fırsatını bulmuş ve Danıştay Başsavcısının görüşlerinin
niteliği ve başvuranın bunlara yazılı cevap verme imkanı olmaması nedeniyle Danıştay
önünde çekişmeli yargı hakkı imkanı tanınmadığına ve AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının
ihlal edildiğine hükmetmişti. (Bkz. mutatis mutandis, Göç-Türkiye kararı no: 36590/97; sözü
edilen Meral kararı). AİHM mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin Mahkemenin bu
davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını
tespit etmiştir.
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
Başvuranlar uğradıkları maddi zarar için ortaklaşa 200.000 Euro, manevi zarar için ise
200.000 Euro tazminat talep etmektedirler. Başvuranlar herhangi bir kanıtlayıcı belge
sunmaksızın iç hukukta ve AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için birlikte 20.000
Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara itiraz etmiştir.
AİHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve bu
talebi reddetmektedir. Öte yandan, başvuranların manevi bir zarar gördükleri, ancak ihlalin
tespitinin zararın giderilmesi için yeterli olacağına itibar etmektedir (Bkz. sözü edilen Meral
3