CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
KARADUMAN VE TANDOĞAN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 41296/04 ve 41298/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
3 Haziran 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,  
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 41296/04 ve 41298/04 başvuru no’lu davanın nedeni  
bu ülke vatandaşları Fatma Karaduman ve Sevil Tandoğan’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 17 Eylül 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve  
Özgürlüklerini güvence altına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Sırasıyla 1966 ve 1967 doğumlu olan başvuranlar  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir barosu avukatlarından M. Çelik  
tarafından temsil edilmektedir.  
AİHM, 3 Nisan 2007 tarihinde kısmi kabuledilemezlik kararı vermiş ve Hükümete Danıştay  
Başsavcısının tebliğnamesinin başvuranlara sunulmamış olması dolayısıyla AİHS’nin 6.  
maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin şikayeti tebliğ etmiştir.  
OLAYLAR  
A. Davanın koşulları  
Taraflarca sunulduğu şekliyle mevcut başvuru Sakarya İmam Hatip Lisesi’nde öğretmen olan  
başvuranların ısrarla dersler sırasında türbanlarını çıkarmayı reddetmelerinin olayların  
meydana geldiği dönemdeki kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı bulunması nedeniyle  
görevlerinden alınmaları hakkındadır.  
Başvuranların her biri idare mahkemelerine görevden almanın iptali için başvuruda  
bulunmuş, bu talepleri mahkeme tarafından yine aynı yönetmeliğe dayalı olarak  
reddedilmiştir. Danıştay, Danıştay Başsavcısının ihtilaflı konunun esasına ilişkin yazılı  
görüşleri başvuranlara tebliğ edilmeden, 5 Mart 2004 tarihinde verdiği iki karar ile ilk derece  
mahkemesinin kararlarını onamıştır. Bu kararlar başvuranlara 16 Nisan 2004’te tebliğ  
edilmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar Danıştay Başsavcısının temyiz başvurularının esasına ilişkin yazılı görüşlerinin  
kendilerine verilmemesi nedeniyle buna cevap verme olanağından mahrum kaldıklarını, bu  
nedenle Danıştay önünde görülen davanın adil olmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar bu  
yönde AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
A. Başvuruların birleştirilmesi ve kabuledilebilirliği hakkında  
AİHM öncelikle her iki başvurunun da olaylar ve şikayetler açısından benzerlikler taşıdığı ve  
başvuranların aynı avukat aracılığı ile temsil edildiği saptamakta ve AİHM İçtüzüğünün 42/1  
maddesinin uygulanarak başvuruların birleştirilmesine karar vermektedir.  
Başvuruların kalan kısmının kabuledilebilirliği hakkında ise AİHM, başvuranların Danıştay  
nezdinde kararın düzeltilmesi talebinde bulunmadıkları için iç hukuk yollarını tüketmedikleri  
ön itirazını daha önce benzer davalarda incelediğini hatırlatır. (Bkz. özellikle, Öz-Türkiye  
kararı, no: 68447/01, 23 Ekim 2007; mutatis mutandis, Gök vd.-Türkiye kararı, no: 71867/01,  
71869/01, 73319/01 ve 74858/01, 27 Temmuz 2006; Satımlı vd.-Türkiye kararı no:  
74611/01/, 26876/02 ve 27628/02, 17 Temmuz 2007). AİHM daha önce varmış olduğu  
2
sonuçlardan ayrılmak için bir neden görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvuruların kalan kısmının dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Danıştay önündeki idari dava süreçlerinin adilliği hakkında  
Hükümet esas olarak Pellegrin-Fransa (no: 28541/95) kararındaki içtihada atıfta bulunarak 6.  
maddenin bu başvuruya uygulanamayacağını savunmaktadır. Başvuranlar bu noktada görüş  
bildirmemişlerdir.  
Bu bağlamda, AİHM 6/1 maddesinin Devlet ile kamu görevlileri arasındaki davalara  
uygulanabilirliğine ilişkin içtihadını gözden geçirdiğini hatırlatır. Bilhassa, Vilko Eskelinen  
vd.-Finlandiya kararıyla birlikte (no: 63235/00) bir devletin AİHM’ye başvuran memuruna 6.  
maddenin uygulanmasına geçerli bir şekilde itiraz edebilmesi için iki kriterin bir arada  
mevcudiyetini aramaya başlamıştır: bir yanda kamu görevlisi başvuran ulusal mevzuat  
uyarınca mahkemeye erişim hakkından açıkça yoksun olmalıdır; diğer yandan 6. maddenin  
güvence altına aldığı haklardan mahrumiyet devlet menfaatine bağlı objektif nedenlere  
dayanmalıdır. Oysa ki mevcut başvuruda, başvuranların ulusal mevzuat uyarınca mahkemeye  
erişim hakları olduğu ve ve şikaytlerini idari yargı önüne getirebildikleri konusunda bir ihtilaf  
yoktur. Bu durumda ilk koşul yerine gelmediğinden AİHM ikincisini incelemeyi gerekli  
görmemekte ve 6. maddenin uygulanabileceği sonucuna varmaktadır.  
Davanın esası ile ilgili olarak AİHM, başvuranların dile getirdikleri şikayete benzer  
başvuruları daha önce de inceleme fırsatını bulmuş ve Danıştay Başsavcısının görüşlerinin  
niteliği ve başvuranın bunlara yazılı cevap verme imkanı olmaması nedeniyle Danıştay  
önünde çekişmeli yargı hakkı imkanı tanınmadığına ve AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının  
ihlal edildiğine hükmetmişti. (Bkz. mutatis mutandis, Göç-Türkiye kararı no: 36590/97; sözü  
edilen Meral kararı). AİHM mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin Mahkemenin bu  
davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını  
tespit etmiştir.  
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
Başvuranlar uğradıkları maddi zarar için ortaklaşa 200.000 Euro, manevi zarar için ise  
200.000 Euro tazminat talep etmektedirler. Başvuranlar herhangi bir kanıtlayıcı belge  
sunmaksızın iç hukukta ve AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için birlikte 20.000  
Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara itiraz etmiştir.  
AİHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve bu  
talebi reddetmektedir. Öte yandan, başvuranların manevi bir zarar gördükleri, ancak ihlalin  
tespitinin zararın giderilmesi için yeterli olacağına itibar etmektedir (Bkz. sözü edilen Meral  
3
kararı). Yargılama giderleri ile ilgili AİHM başvuranların kanıtlayıcı herhangi bir belgeyi  
sunmadıklarını kaydederek bu talebi reddetmektedir (Bkz. özellikle Svipsta-Letonya kararı  
no: 66820/01).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuruların birleştirilmesine;  
2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için ihlal tespitinin başlı başına adil tatmini  
oluşturduğuna;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
fıkralarına uygun olarak 3 Haziran 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
4