CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KARAHANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 74341/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
3 Ekim 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,  
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (74341/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaşı Mehmet Karahanoğlu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 1  
Ağustos 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını  
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından O.E. Ataman tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1949 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.  
13 Eylül 2000 tarihinde başvuranın restoranındaki şömineden çıkan yangın kısa sürede  
kontrol altına alınmıştır.  
İtfaiye ekipleri aynı gün hazırladıkları raporda yargının şömine bacasındaki is ve yağlardan  
çıktığını belirterek bir ihmalkârlığın olduğu sonucuna varmıştır.  
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı 7 Kasım 2000 tarihinde başvuranı eski TCK’nın 566 § 1.  
maddesi gereğince itham etmiştir.  
Beyoğlu Sulh ceza mahkemesi 14 Kasım 2000 tarihinde dava dosyasına dayalı olarak  
başvuranı 22.815.000 TL. [yaklaşık 40 Euro] hafif para cezasına çarptırmıştır.  
Başvuran 19 Mart 2001 tarihinde Beyoğlu Asliye ceza mahkemesi’ne başvurarak itirazda  
bulunmuştur.  
Asliye ceza mahkemesi 20 Mart 2001 tarihinde bu talebi reddetmiştir.  
17 Temmuz 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranın para cezasını ödemediğini tespit  
ederek bunu üç günlük hapis cezasına çevirmiştir.  
Şartlı tahliyeye ilişkin 4616 sayılı ve 21 Aralık 2000 tarihli şartlı salıverme ve cezaların infazı  
hakkındaki Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından başvuranın cezası da ertelenmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran mahkemelerin duruşma yapmaması ölçüsünde davasının hakkaniyete uygun olarak  
dinlenmediğini ileri sürmekte, AİHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkarak hükmedilen cezanın hakkaniyete uygun bir yargılamada  
ve hukuk kurallarına saygı çerçevesinde verildiğini savunmaktadır. Hükümet pek çok ülkede  
rastlanan bu olağan sürecin mahkemelerin iş yükünü azaltmayı ve daha az öneme haiz  
davalardaki süreci sadeleştirmeyi amaçladığını ifade etmektedir. Türk hukukunun Asliye ceza  
mahkemesinde yapılacak itirazlara etkili başvuru yolu sunduğu açıklamasını getiren Hükümet  
bu bağlamda Sulh ceza mahkemesince alınan yargı kararlarından örnekler sunmaktadır.  
2
Hükümet öngörülen cezanın AİHS’nin 6. maddesinde yer alan gerekliliklere uygun olduğu  
sonucuna varmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
1. Mağdur sıfatı  
Hükümet AİHS’nin 34. maddesinde öngörüldüğü şekliyle başvuranın mağdur sıfatına karşı  
çıkmakta, hükmedilen ve ödenmeyerek üç günlük hapis cezasına çevrilen para cezasının 4616  
sayılı ve 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren Kanun’un ardından ertelendiğini  
vurgulamaktadır. Sonuç itibariyle başvuran mağdur olduğunu öne süremez.  
Başvuran bu savlara karşı çıkmakta, çarptırılan para cezasından beraat ettiğini fakat Sulh ceza  
mahkemesi kaleminden ibranamenin kendisine verilmediğini iddia etmektedir.  
AİHM, 6 Ekim 2004 tarihinde Beyoğlu Sulh ceza mahkemesi’nin 20 Haziran 2001 tarihli  
cezanın infazı halinde başvuranın adli sicil kaydının silinmesi kararını verdiğini ve o tarihten  
bu yana hiçbir suçun işlenmediğini not etmektedir.  
AİHM’nin bu konudaki yerleşik içtihadına göre başvuran lehinde alınan bir kararın veya  
tedbirin ilke olarak başvuranın «mağdur» sıfatının giderilmesi ancak ulusal yetkililerin  
Sözleşme’nin ihlalini alenen veya özü itibariyle yeniden tanımaları ve gidermeleri ile  
mümkün olmaktadır (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı, no: 22479/93).  
Bu başvuruda, verilen para cezasının hapis cezasına çevrilmeden başvuranın beraat ettiğini  
hatırlatmak AİHM nezdinde yeterli olacaktır. AİHM, bu bağlamda Sulh ceza mahkemesinin  
ilgilinin 20 Haziran 2001’de ödediği para cezası ile mahkumiyetinin gereğince infaz  
edildiğine itibar ettiğinin altını çizmektedir.  
Bu durumda Hükümetin ön itirazının reddedilmesi gerekmektedir.  
2. İç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin  
Hükümet başvuranın kanun yararına temyiz başvurusunda bulunmaması ölçüsünde iç hukuk  
yollarının tüketilmediğinden başvurunun kabuledilemez olduğu itirazında bulunmaktadır.  
Başvuran bu sava karşı çıkarak kanun yararına temyiz başvurusunun kabul edilebilir bir  
başvuru olmadığını ileri sürmektedir.  
AİHM, Türk hukukundaki kanun yararına temyiz başvurusunun olağanüstü bir başvuru şekli  
olduğunu hatırlatarak, eski Türk Ceza Kanunu’na göre yalnızca Yargıtay Cumhuriyet  
Başsavcısı Adalet Bakanı’nın mutlak görüşü ile bu başvuruyu yapmaktadır. Sözkonusu  
başvuru muhakeme edilebilir değildir. Sonuç olarak, uluslararası hukukun tanınan genel  
kuralları nezdinde AİHS’nin 35. maddesinde yer alan zorunluluklar bakımından bu başvuru  
yolunu kullanmak gerekli olmamaktadır. Bu nedenle, AİHM bu itirazı reddetmektedir.  
AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini  
yapmaktadır. Ayrıca başvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer almamaktadır.  
Başvuru kabuledilmelidir.  
B. Esas hakkında  
3
AİHM, açık yargılamanın AİHS’nin 6 § 1. maddesi ile güvence altına alınan temel bir ilke  
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu ilke açık denetimden kaçınan gizli bir yargıya karşı muhakeme  
edilebilirliği himaye altına almakta ve mahkemelerin güvenilirliklerine katkı sağlayacak  
araçlardan birini oluşturmaktadır. Hukukun yönetimine getirdiği şeffaflıkla, 6 § 1. madde  
kapsamında tüm demokratik toplumların öncelikli ilkeleri arasında yer alan adil yargılama  
amacına katkı sağlar (Bkz. Sutter-İsviçre, 22 Şubat 1984, Gautrin ve diğerleri-Fransa, 20  
Mayıs 1998, Serre-Fransa no: 29718/96, 29 Eylül 1999 ve Stefanelli-Saint Martin kararları,  
no: 35396/97).  
AİHM, eski TCK’nın hükümlerine göre davaya bakan hakimin bazı suç sınıflarında duruşma  
yapmaksızın sadece dava dosyasına dayanarak cezaya hükmedebileceğini not etmektedir.  
Asliye ceza mahkemesinde hafif veya ağır para cezasına, meslekten geçici olarak men edilme  
ya da el koyma ile sonuçlanan mahkumiyete karşı yapılacak itiraz da aynı şekilde duruşma  
yapılmadan gerçekleşmektedir. Asliye ceza mahkemesi kararını yalnızca dava dosyasına,  
gerekli görüldüğü takdirde Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüşüne dayandırmaktadır.  
Mevcut başvuruda, AİHM, yargının hiçbir aşamasında başvuranın iç hukuk  
mahkemelerindeki bir duruşmadan istifade etmemiştir. Ne Sulh ceza mahkemesi ne Asliye  
ceza mahkemesi yapılan itiraz hakkında bir duruşma yapmıştır. Başvuran yargılanmak üzere  
hakimlerin karşısına çıkarılacak olanağı hiçbir zaman bulamamıştır.  
AİHM ayrıca Asliye ceza mahkemesi önünde duruşma yapılmamasının Anayasa Mahkemesi  
tarafından incelendiğini, Anayasa Mahkemesi’nin bu durumun adil yargılama hakkı ve  
savunma hakları ile bağdaşmağına karar verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM Anayasa  
Mahkemesi’nin bu tespitini ve ayrıca yeni Türk Ceza ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunları  
uyarınca öngörülen cezada bu hükmün kaldırılmasını dikkate almaktadır.  
Bu doğrultuda AİHM, başvuranın davasının halka açık bir duruşmada dinlenmemesi  
nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran uğradığı maddi zarar için 25 Euro talep etmektedir.  
Başvuran ayrıca manevi tazminat için 30.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, başvuranın uğradığı manevi zararın tazmini için ihlal kararının yeterli olacağını ifade  
etmektedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderleri için 6991,81Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.  
4
AİHM, yapmış olduğu tüm yargı giderleri için başvurana 1000 Euro ödenmesini  
kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. İç hukukta duruşma yapılmaması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Mevcut kararın başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için başlı başına bir tazmini  
oluşturduğuna;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve miktara yansıtılabilecek her  
türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana masraf ve harcamalar  
için 1000 (bin) Euro ödemesine;  
c) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 3 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
5