Hükümet öngörülen cezanın AİHS’nin 6. maddesinde yer alan gerekliliklere uygun olduğu
sonucuna varmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
1. Mağdur sıfatı
Hükümet AİHS’nin 34. maddesinde öngörüldüğü şekliyle başvuranın mağdur sıfatına karşı
çıkmakta, hükmedilen ve ödenmeyerek üç günlük hapis cezasına çevrilen para cezasının 4616
sayılı ve 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren Kanun’un ardından ertelendiğini
vurgulamaktadır. Sonuç itibariyle başvuran mağdur olduğunu öne süremez.
Başvuran bu savlara karşı çıkmakta, çarptırılan para cezasından beraat ettiğini fakat Sulh ceza
mahkemesi kaleminden ibranamenin kendisine verilmediğini iddia etmektedir.
AİHM, 6 Ekim 2004 tarihinde Beyoğlu Sulh ceza mahkemesi’nin 20 Haziran 2001 tarihli
cezanın infazı halinde başvuranın adli sicil kaydının silinmesi kararını verdiğini ve o tarihten
bu yana hiçbir suçun işlenmediğini not etmektedir.
AİHM’nin bu konudaki yerleşik içtihadına göre başvuran lehinde alınan bir kararın veya
tedbirin ilke olarak başvuranın «mağdur» sıfatının giderilmesi ancak ulusal yetkililerin
Sözleşme’nin ihlalini alenen veya özü itibariyle yeniden tanımaları ve gidermeleri ile
mümkün olmaktadır (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı, no: 22479/93).
Bu başvuruda, verilen para cezasının hapis cezasına çevrilmeden başvuranın beraat ettiğini
hatırlatmak AİHM nezdinde yeterli olacaktır. AİHM, bu bağlamda Sulh ceza mahkemesinin
ilgilinin 20 Haziran 2001’de ödediği para cezası ile mahkumiyetinin gereğince infaz
edildiğine itibar ettiğinin altını çizmektedir.
Bu durumda Hükümetin ön itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
2. İç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin
Hükümet başvuranın kanun yararına temyiz başvurusunda bulunmaması ölçüsünde iç hukuk
yollarının tüketilmediğinden başvurunun kabuledilemez olduğu itirazında bulunmaktadır.
Başvuran bu sava karşı çıkarak kanun yararına temyiz başvurusunun kabul edilebilir bir
başvuru olmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, Türk hukukundaki kanun yararına temyiz başvurusunun olağanüstü bir başvuru şekli
olduğunu hatırlatarak, eski Türk Ceza Kanunu’na göre yalnızca Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı Adalet Bakanı’nın mutlak görüşü ile bu başvuruyu yapmaktadır. Sözkonusu
başvuru muhakeme edilebilir değildir. Sonuç olarak, uluslararası hukukun tanınan genel
kuralları nezdinde AİHS’nin 35. maddesinde yer alan zorunluluklar bakımından bu başvuru
yolunu kullanmak gerekli olmamaktadır. Bu nedenle, AİHM bu itirazı reddetmektedir.
AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini
yapmaktadır. Ayrıca başvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer almamaktadır.
Başvuru kabuledilmelidir.
B. Esas hakkında
3