girişimde bulunmamışlardır. Sonuç olarak, AİHM davayı yalnızca ek kamulaştırma bedelinin
ödenmesinin gecikmesi konusunda yapılan şikayet kapsamında inceleyecektir.
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Başvuran ne yerel
mahkemeler nezdinde bu iddialarını dile getirmiş ne de Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi ile
tanınan başvuru yolunu kullanmıştır. Hükümet aynı zamanda, Yargıtay’ın kararını verdiği 24
Aralık 1998 tarihinden itibaren başlamak üzere altı ay içinde AİHM’ye başvurulmadığını
belirtmektedir. Hükümet son olarak 2 Aralık 1997 tarihli kararda isminin geçmediği
gerekçesiyle, Hadice Beyazıt adındaki başvuranın 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca
mağdur sıfatının bulunmadığını ifade etmektedir.
Başvuranlar bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Mahkeme, 20 Şubat 2006 tarihli bir kararla,
sözkonusu karara Beyazıt isminin eklenmesine karar vermiştir.
AİHM başvuranların dile getirdiğine benzer şikayetler sözkonusu olduğunda, teoride
uygun olan tek başvuru yolunun Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi ile öngörülen başvuru
yolu olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte, sözkonusu başvuru yolunun etkisiz olduğu
yönünde karar alınmasına neden olan gerekçeler nedeniyle (Aka kararı) bu konuda yapılan
itiraz reddedilmelidir. 20 Şubat 2006 tarihli karar dikkate alındığında, AİHM, Hükümet’in
Hadice Beyazıt’ın mağdur sıfatının bulunmadığını yönündeki iddiasını değerlendirmeye
alamaz. Altı ay süresine uyulmadığı iddiası ile ilgili olarak, bu itiraz Tiryakioğlu-Türkiye
(no:45436/99, 24 Mayıs 2005) davasında ifade edilen gerekçelerden dolayı reddedilmelidir.
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (Bkz., özellikle, Akkuş kararı) ve
elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne alındığında başvurunun esastan incelenmesi
gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile
karşılaşılmadığını tespit etmiştir.
B. Esas Hakkında
AİHM, daha önceki kararlarda benzer şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların Ek 1
No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını dile getirmektedir (Bkz. Akkuş kararı
ve Aka kararı).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak
hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. Ulusal mahkemelerin kararına göre
kamulaştırmayı yapan idare tarafından başvuranlara verilmesi gereken ek tazminatın
ödenmesindeki gecikme, başvuranları, mülkünün kamulaştırılmasına ilaveten ayrı bir zarara
daha sokmuştur. Sözkonusu davanın toplam fiili süresine eklenen bu gecikme, AİHM’yi,
başvuranları toplum yararının gerektirdikleri ile mülkiyet hakkına saygının korunması
arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke
katlanmak zorunda kaldığı yönünde düşünmeye sevk etmektedir.
Sonuç olarak AİHM, I No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar
vermiştir.
II. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar kamulaştırma kararının sicil kayıtlarında yer almasıyla 1993 tarihinde
başlayan ve 2000 yılının Mayıs ayında ek kamulaştırma bedelinin ödenmesi ile son bulan
3