azalmasına (Bkz. Neumeister-Avusturya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, A serisi no 8, s. 39, §
10) ve sadece cezanın ciddiyetine dayanılarak değerlendirilmemesine rağmen (Bkz. Muller-
Fransa, 17 Mart 1997 tarihli karar, 1997-II, § 43), DGM’nin başvuranın kişisel durumuna
özgü koşullar bakımından temelini dayandırabileceği hiçbir değerlendirmeyi açıkça
belirtmemesini üzücü bulmaktadır. Böylece tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların
gerekçelerinden, ulusal mahkemelerin böylesi risklerin altı yıl boyunca hangi nedenle
varolmaya devam edebileceklerine dair açıklama getirmedikleri ortaya çıkmaktadır (Bkz.
diğerleri arasında, sözüedilen Letellier, § 43 ve Zannouti-Fransa, no 42211/98, § 45, 31
Temmuz 2001).
Aynı şekilde, AİHM’ye göre, “kanıtlar” cezai ehliyete ilişkin ciddi emarelerin
varlığını ve sürekliliğini belirten kanıtlar olarak algılansa ve genellikle bu koşullar uygun
nedenleri oluştursa da, dava konusu tutukluluk halinin bu kadar uzun süre devam etmesini tek
başına haklı göstermeye yetmeyecektir (sözüedilen Mansur, § 56).
AİHM, bu davadaki başvuranla beraber kırk dokuz olan sanık sayısının ve suç örgütlü
silahlı saldırı gibi atılı suçların ciddiyetinin davayı özellikle karmaşık hale getirdiğini kabul
etmektedir. Ancak davanın seyrindeki hiçbir gecikme başvurana atfedilemez.
AİHM çekilen ceza konusunda, daha sonra verilecek cezadan tutukluluk süresinin
mahsup edilmesi, 5. maddenin 3. paragrafının ihlalini ortadan kaldırmamaktadır. Ancak
sözkonusu durumun, neden olunan zararı aza indirgediğinden dolayı 41. madde alanında bir
etkisi olabilir (Engel ve diğerleri-Hollanda, 8 Haziran 1976 tarihli karar, A serisi no 22, § 69
ve Kimran-Türkiye, no 61440/00, § 41, 5 Nisan 2005).
AİHM, DGM’nin kararlarda ileri sürülen nedenlerinin başvuranın sözkonusu dönem
boyunca tutuklu bulundurulmasını haklı göstermeye yeterli olmadığı sonucuna varmaktadır.
Dolayısıyla AİHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Üç başvuran, aleyhlerinde başlatılan yargılamanın süresini ortaya koyarak, AİHS’nin
6§1 maddesini ileri sürmektedirler.
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.
AİHM, bu davada ele alınması gereken dönemin üç başvuranın gözaltına alındıkları
tarihten itibaren başladığına kanaat getirmektedir (Wemhoff -Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli
karar, A serisi no 7, s. 26-27, § 19).
Sözkonusu dönem Aytu ve Özcan için beraat kararlarının Yargıtay tarafından
onanması ile sona ermiştir. Zira ceza hukuku alanında 6§1 maddesinin öngördüğü dönem,
başvuruların yapıldığı mahkemeler de dahil olmak üzere yargılamanın tamamını
kapsamaktadır (König - Almanya, 28 Haziran 1978 tarihli karar, A serisi no 27, s. 33, § 98).
AİHM, Katar konusunda, cezanın kesinleşmediği sürece, mahkumiyetin 6§1 maddesi
uyarınca “ceza alanındaki suçlamanın esası” hakkında alınan karar olmayacağını
hatırlatmaktadır (Eckle-Almanya, 15 Temmuz 1982, A serisi no 51, s. 34, § 77).
5