CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KAZIM ÜNLÜ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 31918/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
6 Mart 2007  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (31918/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaşı Kazım Ünlü’nün (başvuran) 8 Temmuz 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış  
olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Tunceli  
Barosu avukatlarından H. Aygün ve Ö.U.Kaplan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1966 doğumlu başvuran Pertek’te (Tunceli) ikamet etmektedir.  
Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Tunceli Atatürk Lisesi’nde coğrafya  
öğretmeniydi ve EĞİTİM-SEN bünyesinde sendika faaliyetlerini sürdürüyordu.  
20 Aralık 2001 tarihinde Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun  
Hükmünde Kararname’nin 4 g) ve 3 a) bendi uyarınca başvuran sözü edilen bölge dışına tayin  
edilmiştir.  
Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 15 Ocak 2001 tarihinde başvuranın  
Bartın’a atanmasına karar vermiştir.  
Başvuran 9 Nisan 2001 tarihinde İdare mahkemesi’ne sözkonusu kararın iptal edilmesi için  
başvuruda bulunmuştur.  
İdari mahkeme 6 Haziran 2001 tarihinde bu talebi reddetmiştir.  
İdari mahkeme 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin hükümleri uyarınca Olağanüstü  
Hal Bölge Valiliği’nin kamu emniyeti ve düzeni nedeniyle ilgili bölgelerde bulunan kamu  
görevlililerinin başka bir yere atanması yetkisine sahip olduğunu belirterek başvuranın iptal  
başvurusunu reddetmiştir.  
Başvuran Bartın’da sendika faaliyetlerini sürdürmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA  
A. AİHS’nin 6. ve 11. maddeleri  
Başvuran Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin kararına karşı bir itiraz hakkının bulunmayışının  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlali  
oluşturduğundan şikayetçi olmaktadır.  
Başvuran ayrıca EĞİTİM-SEN sendikasına üye olması nedeniyle tayin edildiğini, bu tedbirin  
Avrupa Sosyal Şartı’nın 5. maddesi ve AİHS’nin 11. maddesinde öngörülen sendika hakkına  
bir ihlaline neden olduğunu ileri sürmektedir.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına atıfta bulunan Hükümet, genel kaide olarak  
devlet memurlarının işe alınma, görevde yükselme veya görevden ilişiklerinin kesilmesi ile  
ilgili itirazların AİHS’nin 6 § 1. maddesinin uygulanma alanının dışında olduğunu ve  
2
başvuranın şikayetlerinin ratione materiae bakımından reddedilmesi gerektiğini  
savunmaktadır. Hükümet aynı zamanda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında  
bulunmakta ve başvuranın sözkonusu Kanun Hükmünde Kararname’nin anayasaya  
aykırığının tespiti için ulusal mahkemeler huzurunda herhangi bir girişimde bulunmadığını  
ifade etmektedir.  
Başvuran Hükümetin saptamalarına karşı çıkmaktadır.  
AİHM’nin nezdinde ilk olarak üzerinde durulması gereken husus AİHS’nin 13. maddesiyle  
ilintili başvuranın tayin edilmesine karşı çıkacak bir başvuru yolunun olmayışıdır. Mahkeme  
şikayeti bu çerçevede inceleyecektir. Bununla birlikte, mevcut halde başvuran hiçbir  
idarecilik vasfı bulunmayan lise öğretmenliğini icra etmektedir (Bkz. Pellegrin-Fransa kararı,  
no:28541/95). O halde, Hükümet tarafından yapılan görevlerin birleşmezliği itirazı  
reddedilmektedir.  
AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmemesi itirazının başvuranın AİHS’nin 11. ve 13.  
maddelerine yönelik itirazlarına doğrudan bağlı olduğu tespitiyle bunların esasa  
birleştirilmesine karar vermiştir. Başvurunun bu bölümü kabuledilebilir bulunmaktadır, başka  
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi yer almamaktadır.  
B. AİHS’nin 5, 7 ve 14. maddeleri  
Başvuran sözkonusu tayin kararının AİHS’nin 5. maddesine aykırı olarak özgürlük ve  
emniyet hakkına aykırı bir önlem olduğunu ileri sürmektedir.  
Başvuran bunun yanı sıra sözkonusu uygulamanın AİHS’nin 7. maddesinin hükümlerinin  
ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.  
Başvuran son olarak tayin edilmesinin AİHS’nin 14. maddesi uyarınca ayrımcı bir muamele  
olduğundan şikayetçi olmaktadır.  
Hükümet bu iddialara itirazda bulunmaktadır.  
AİHM, başvuranın AİHS’nin 5. maddesi uyarınca özgürlüğünden yoksun bırakacak hiçbir  
önleme maruz kalmadığını ve tayin kararının 7. madde uyarınca hiçbir mahkumiyeti  
oluşturmağını gözlemlemektedir. Bu şikayetler ratione materiae bakımından AİHS’nin 35 §  
3. maddesinde yer alan hükümleri ile bağdaşmamaktadır ve 35 § 4. madde uyarınca  
reddedilmesi gerekmektedir.  
Başvuranın maruz kaldığı ayrımcılık ile ilgili AİHM, bu şikayetin genel olduğunu ve ilgilinin  
bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıtının bulunmadığını ifade etmektedir. Yapılan bu  
şikayetin temelden yoksun olması nedeniyle AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddelerine uygun  
olarak reddedilmektedir.  
II. AİHS’NİN 11. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHM daha önce sözü edilen Akat, Bulğa vd. ve Ertaş Aydın vd. kararlarında benzer olayları  
inceleme fırsatı olduğunu hatırlatarak, bu başvurularda ilgililerin konumlarının tayin edilmeye  
müsait olduğu tespitinden hareketle sözkonusu atamaların bir sendikaya üye olmaya ve/veya  
sendika faaliyetlerini sürmeye bir sınırlama getirmediğine itibar etmiştir. Aynı şekilde,  
ilgililer bu uygulamalara karşın sendika kurma özgürlüğünü gerektiği şekilde kullanabilmiş,  
3
sendika üyesi olarak kalabilmişlerdir.  
Bu başvuruda mahkemeye sunulan unsurların değerlendirilmesinden AİHM, başvuranın suç  
unsurunu oluşturan kararın özü itibariyle bile AİHS’nin 11. maddesiyle güvence altına alınan  
dernek kurma özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğu iddiasını yeterince  
temellendiremediği saptamasında bulunmaktadır. Ayrıca AİHM, yeni görevin ve/veya tayin  
kararının sendika faaliyetlerine engel olduğuna ikna olmamıştır.  
Başvuran tayin kararını ulusal yetkililerin sendika hakkı önünde bir engel olarak nitelendirse  
dahi, AİHM bu kararın Devlet hizmetinin idaresi ve iyi işleyişi bakımından gerekli olduğu  
görüşündedir. Başvuranı başka bir ile ve/veya bölgeye atama kararını verirken ulusal  
yetkililer kendilerine tanınan takdir yetkisinden yararlanmışlardır. Bahse konu uygulama  
başvuranın sendika özgürlüğüne karşı bir sınırlamayı, bir engeli teşkil etmemektedir. Kaldı ki  
başvuran bu atamanın yeni görevinde sendika faaliyetlerine engel olduğu iddiasını hiçbir  
surette gerekçelendirememiştir.  
Yukarıda yapılan tespitler ışığında, AİHM başvuranın tayin kararının sendika etkinliklerini  
sürdürmesine bir müdahaleyi oluşturduğunu ortaya koyamadığı sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.  
III. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHM, uygulamadaki kararname hükümleri ile adli bir denetimden uzak Olağanüstü Hal  
Bölge Valiliği’nin yetkileri hakkında daha önce de görüş bildirdiğini hatırlatarak, (Bkz.  
özellikle Çetin vd.-Türkiye kararı no: 40153/98 ve 40160/98, Akat kararı, Bulğa vd, Ertaş  
Aydın vd. kararları) ve Olağanüstü Hal Bölge Valisi’nin fiillerine karşı itirazların 13. madde  
gereğince «etkili» başvuru kıstaslarını yerine getirmediğine itibar etmektedir.  
AİHM bu sonuçtan ayrı olarak başvuranın iç hukukta gidebileceği başvuru yollarının  
bulunduğu sonucuna varamamakta, bu doğrultuda Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
Yukarıda sözü edilen içtihat ışığında AİHM, başvuran hakkında verilen tayin kararına karşı  
ulusal mahkemeler önünde etkili bir itiraz hakkının bulunmayışı sebebiyle AİHS’nin 13.  
maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran 2.000 YTL maddi, 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
AİHM, öne sürülen maddi zarar ile ihlal kararı arasında hiçbir illiyet bağı bulunmadığından  
bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, hakkaniyete uygun olarak manevi zarar için başvurana  
500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran avukatlık ücreti için 4.400 YTL, AİHM nezdinde yaptığı harcamalar için 130 Euro  
talep etmektedir.  
4
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, mahkemeye sunulan deliller ve bu yöndeki yerleşik içtihat ışığında yargı gideri olarak  
başvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 11. ve 13. maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana 500 (beş yüz) Euro manevi tazminat ve  
yargı gideri olarak 1.000 (bin) Euro ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine  
uygun olarak 6 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
5