CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KEKLİK - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 60574/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
6 Temmuz 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (60574/00) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaşı Dilaver Keklik’in (başvuran) 6 Ocak 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış  
olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir  
Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuran 1959 doğumlu olup, başvurunun yapıldığı esnada Aydın Cezaevinde tutuklu  
bulunmaktaydı.  
B.Ç. ve S.A.’nın öldürülmesinden sorumlu tutulan başvuran 17 Kasım 1993 tarihinde PKK’ya  
yönelik sürdürülen soruşturma kapsamında diğer otuz üç kişi ile birlikte yakalanarak gözaltına  
alınmıştır. Polis değişik yerlerde birçok silah ve mühimmat ele geçirmiştir.  
Başvuran aynı gün İzmir Adli Tıp Kurumu’nda sağlık taramasından geçmiş, yapılan muayene  
sonucu başvuranda hiçbir darp izine rastlanılmamıştır.  
20 Kasım 1993 tarihinde alınan ifadesinde başvuran PKK militanları B.Ç. ve S.A. ile  
bağlantısı olduğunu itiraf etmiştir.  
23 Kasım 1993 tarihinde avukatı ile görüşen başvuran sağlık durumunun iyi olduğunu  
belirtmiştir.  
29 Kasım 1993’te İzmir Adli Tıp Kurumu servislerinde yeniden muayene edilen başvuranda  
herhangi bir lezyon bulunmadığı rapor edilmiştir.  
Aynı gün İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yetkili hakimi karşısına çıkarılan  
başvuran B.Ça.’yı tanıdığını fakat PKK militanı olmadığını, polise 20 Kasım 1993 tarihinde  
vermiş olduğu ifadenin «baskı altında» alındığını ileri sürmüştür.  
DGM Cumhuriyet Savcısı, 30 Aralık 1993 tarihinde aralarında başvuranın ve B.Ça’nın da yer  
aldığı otuz kişiyi Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemler düzenlemek ve B.Ç.’nin ve  
S.A.’nın öldürülmesi olayına karışmakla itham etmiş ve TCK’nın 125. maddesinde yer alan  
suçlar kapsamında cezalandırılmalarını istemiştir.  
DGM 18 Aralık 1995 tarihli bir kararla, aleyhinde yapılan ithamlardan başvuranı suçlu  
bulmuş ve TCK’nın 125. maddesinin uygulanmasına istinaden adı geçeni müebbet hapis  
cezasına çarptırmış, ayrıca başvuranın ehliyetinin süresiz geri alınmasını kararlaştırmıştır.  
Başvuran 15 Nisan 1996’da temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
Yargıtay 19 Ocak 1998 tarihinde, ehliyetin geri alınması haricinde, temyizine gidilen kararı  
onamış, gerekçede yasanın böylesi bir yaptırımın nihai surette uygulanmasını öngörmediğini  
belirtmiştir.  
Başvuran 4 Eylül 1998 tarihinde yeniden temyize gitmiştir.  
Yargıtay 7 Haziran 1999 tarihinde sözü edilen kararı onamıştır.  
2
Türk Hukuk sisteminde Yargıtay kararları ilgililere tebliğ edilmediğinden, başvuran bu  
karardan 18 Ağustos 1999 tarihli müddetname ile haberdar olmuştur.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran gözaltında bulunduğu sırada işkenceye maruz kaldığından şikayetçi olmakta ve  
AİHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet başvurunun geç yapıldığı ön itirazında bulunmaktadır. Başvuranın ceza başvuru  
yolunun kötü muamele şikayeti için etkisiz olduğunu varsaydığında, gözaltı süresi takip eden  
altı ay içinde veya ilk kez işkence gördüğünü öne sürdüğü 1995 tarihli dilekçesini müteakip,  
AİHM’ye başvurması gerekirdi.  
Hükümet, gözaltı süresinin başından sonuna kadar hiçbir lezyon emaresinin bulunmadığını  
ortaya koyan sağlık raporları ışığında bu şikayetin reddedilmesi talebinde bulunmaktadır.  
AİHM’nin bu yöndeki konumunu yinelemek önemlidir: gözaltında maruz kalınan  
muameleden şikayetçi olmak için, ceza yolu uygun bir başvuruyu oluşturur ve AİHS’nin 35 §  
1. maddesi uyarınca yeterlidir (Bkz. örneğin, Erdoğan-Türkiye kararı, no: 28492/95, 21 Eylül  
1999, Gelgeç ve Özdemir-Türkiye kararı, no: 27700/95, 27 Nisan 2000, Kaplan-Türkiye  
kararı, no: 24932/94, 19 Eylül 2000).  
AİHM, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği veya AİHS’nin 35 § 1. madde gereğince  
altı ay kuralına riayet edilip edilmediği sorusu öncesinde şikayeti incelemeye almak  
durumunda olmadığını vurgulamakta, izleyen gerekçeleri müteakip her halükarda şikayetin bu  
kısmının kabul edilemez olduğuna itibar etmektedir.  
Başvuran bu noktada özellikle dayağa, elektrik şokuna maruz kaldığından şikayetçi  
olmaktadır.  
AİHM, başvuranın iddialarını teyit edecek hiçbir kanıt unsurunu ve/veya delil başlangıcını  
sunmağını hatırlatmaktadır. Gözaltı sırasında kötü muameleye uğrayan bir kimsenin kanıt  
elde etmesinin güç olabileceği, ayrıca ilgili dönemde dile getirilen şikayetler karşısında  
yetkililerin etkili bir tutum sergilemedikleri takdirde, başvuran taraf için delillerin  
sunulmasının zorluğu kabul edilmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Caloc-Fransa kararı,  
no:33951/96, 20 Temmuz 2000, İlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93).  
Dava dosyasından, gözaltı sonunda başvuranın Adli tıp doktoru tarafından muayene edildiği,  
bunun sonucunda hiçbir lezyon izine rastlanılmadığı, başvuranın mağduru olduğu izlerin–  
bunun altını çizmek gerekir– ciddi olduğu ve bunların silinebilmesi için olayların üzerinden  
uzun bir zaman geçmesinin gerektiği anlaşılmaktadır.  
Ayrıca, başvuran 23 Kasım 1993 tarihinde avukatı ile görüşş, kendisinde aykırı hiçbir  
durum tespit edilmiş gibi görünmemiştir.  
3
AİHM, gözaltı süresi boyunca başvuranın «hiçlik, güçsüzlük ve Devletin yetkilileri karşısında  
kaygı» gibi hisler duyacağı bir konumda olabileceğini dikkate almakta (Bkz. İlhan kararı ve  
Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996) fakat a priori hepsinden evvel bu durumun gözaltı  
sonrasında da, yani 29 Kasım 1993 tarihinden itibaren, halen sürdüğüne makul açıklamalar  
getirilmemesini kabullenememektedir.  
Zira AİHM, Cumhuriyet Savcısı ve yetkili hakim karşısında dinlenen başvuranın kötü  
muamele şikayetinde bulunmaksızın ve iki yıl gecikmeli olarak Devlet Güvenlik Mahkemesi  
önünde ve daha sonra AİHM karşısında atıfta bulunduğu kötü muamele izlerine değinmeden  
polise verdiği ifadeyi baskı altında imzaladığını belirterek bu beyanları inkar etmekle  
yetindiği saptamasında bulunmaktadır.  
Bu koşullar çerçevesinde, başvuran derinlemesine yürütülen soruşturmaların kendisi veya  
yasal temsilcisi tarafından dile getirilen şikayetler konusunda sağlam bir dayanak olmaksızın  
sürdürüldüğünü varsayamaz (Bkz. örneğin, Ş.T.-Türkiye kararı, no: 28310/95, 9 Kasım 1999).  
Sonuç olarak, adli makamlar, başvuranın iddiaları «savunulabilir» olduğu ölçüde bu  
zorunluluğu yerine getirirler. Mevcut durumda gözaltından sonraki koşullar ve gözaltı  
süresinin sonunda düzenlenen sağlık raporu dikkate alındığında böyle bir durum sözkonusu  
değildir. Adli makamların bu hususta etkili bir soruşturma yapmadıkları düşünülemez (Bkz.  
diğerleri arasında, Salman-Fransa kararı, no: 21986, sözü edilen İlhan kararı ve Çakıcı-  
Türkiye kararı no: 23657/94, ve Aksoy kararı).  
AİHM, güvenlik güçlerinin başvurana uyguladığı muameleden adı geçenin şikayetçi olduğu  
ve ulusal hukuk mercilerinin bu yönde hareket etmesi gerektiği yönünde hiçbir unsurun yer  
almağına itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Yılmaz-Türkiye kararı, no: 50743/99,  
30 Mayıs 2000, Fidan-Türkiye kararı, no: 24209/94, 29 Şubat 2000, Uykur-Türkiye kararı,  
no: 24599/95, 9 Kasım 1999, ve sözü edilen Ş.T. kararı, mutatis mutandis, Klas-Almanya  
kararı, 22 Eylül 1993).  
AİHM sonuç olarak, başvuranın Türk hukukunda kendisine açık bulunan ceza başvuru yolunu  
tükettiği ve altı ay kuralına riayet ettiği farz edilse bile, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35  
§ 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde askeri bir hakimin yer alması  
nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmaması, suçluluğunun ispat edilmesi için  
itirafa zorlanması ve bu yolla delillerin elde edilmesi gibi nedenlerle AİHS’nin 6 § 1.  
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet, Yargıtay’ın mahkumiyet kararını 7 Haziran 1999 tarihinde onaması ışığında bu  
şikayetin geç yapıldığını savunmaktadır.  
Başvuran bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir.  
4
Yargıtay kararının ilgiliye tebliğ edildiğini kanıtlayan belgenin yokluğunda AİHM, yetkili  
savcının imzasıyla müddetnemenin adı geçene tebliğ edildiği 18 Ağustos 1999 tarihinin  
hareket noktası olarak alınması gerektiğini belirtmektedir. Netice itibariyle, 6 Ocak 2000  
tarihinde yapılan başvuru altı ay kuralına uygundur. AİHM bu durumda Hükümetin itirazını  
reddetmektedir.  
Hal böyle iken, 3. maddeye ilişkin yapılan tespit ışığında AİHM, suçluluğun ispatı  
yöntemlerine dair sürecin adilliği hakkında yapılan şikayetin dayanaktan yoksun olarak  
reddedilmesi gerektiği, zira böylesi bir sorunun -ifadenin yanı sıra- kanıt yoluyla itiraz ile 3.  
maddenin ihlalinin oluştuğu hallerde meydana geldiğini ifade etmektedir (Bkz. Ahmet Koç-  
Türkiye kararı, no: 32580/96, 23 Eylül 2003, ve İçöz-Türkiye kararı, no: 54919/00, 9 Ocak  
2003).  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı şikayeti ile ilgili AİHM, bu  
şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi gereğince dayanaktan yoksun olmadığı tespitini  
yapmaktadır. Başvurunun kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O  
halde kabuledilmelidir.  
B. Esas hakkında  
Hükümet, 22 Haziran 1999 tarihli Kanun ile askeri hakimlerin Devlet Güvenlik Mahkemesi  
bünyesindeki görevlerinin sona erdirildiğini dile getirmektedir.  
AİHM, buna daha önce de benzer sorunların dile getirildiğini ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Özel-Türkiye kararı, no:  
42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002).  
AİHM, mahkemeye sunulan delillerin incelenmesinden mevcut davada Hükümetin davanın  
seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını kaydetmekte, bunun  
yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi  
önünde TCK’ya dayalı olarak yargılanma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu  
tespitinde bulunmaktadır. Başvuran, hakkında açılan davada bu iki yargı makamının kararını  
yabancı gerekçelere dayandırdığı yönünde bir şüphe duyabilir. Bu nedenle başvuranın bu  
yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması  
gerekmektedir. (sözü edilen Incal kararı s. 1573, § 72 in fine ).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin 6 § 1.  
maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran 40.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Maddi zarar olarak hiçbir rakam  
telaffuz etmemiştir.  
Hükümet AİHM’den bu talebi reddetmesini istemiştir  
Bu ifade 28 Eylül 2006 tarihinde değiştirilmiştir.  
5
Mevcut durumda olduğu gibi, Sözleşme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık  
koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkumiyet kararı alındığında,  
ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın başlatılması ilke olarak  
tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi oluşturur (Bkz. Öcalan-  
Türkiye Büyük Daire kararı, no: 46221/99, AİHM 2005-...).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran AİHM nezdinde yapmış olduğu harcamalar için 3.000 Euro talep etmiş, kanıtlayıcı  
belge sunmamıştır.  
AİHM, sunulan deliller ve mahkemenin yerleşik içtihatlarından doğan kıstaslar doğrultusunda  
başvurana hakkaniyete uygun olarak 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında yapılan  
şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalan şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere, Savunmacı Hükümetin başvurana yargı giderleri için 1.000 (bin) Euro  
ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 6 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6