AİHM, gözaltı süresi boyunca başvuranın «hiçlik, güçsüzlük ve Devletin yetkilileri karşısında
kaygı» gibi hisler duyacağı bir konumda olabileceğini dikkate almakta (Bkz. İlhan kararı ve
Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996) fakat a priori hepsinden evvel bu durumun gözaltı
sonrasında da, yani 29 Kasım 1993 tarihinden itibaren, halen sürdüğüne makul açıklamalar
getirilmemesini kabullenememektedir.
Zira AİHM, Cumhuriyet Savcısı ve yetkili hakim karşısında dinlenen başvuranın kötü
muamele şikayetinde bulunmaksızın ve iki yıl gecikmeli olarak Devlet Güvenlik Mahkemesi
önünde ve daha sonra AİHM karşısında atıfta bulunduğu kötü muamele izlerine değinmeden
polise verdiği ifadeyi baskı altında imzaladığını belirterek bu beyanları inkar etmekle
yetindiği saptamasında bulunmaktadır.
Bu koşullar çerçevesinde, başvuran derinlemesine yürütülen soruşturmaların kendisi veya
yasal temsilcisi tarafından dile getirilen şikayetler konusunda sağlam bir dayanak olmaksızın
sürdürüldüğünü varsayamaz (Bkz. örneğin, Ş.T.-Türkiye kararı, no: 28310/95, 9 Kasım 1999).
Sonuç olarak, adli makamlar, başvuranın iddiaları «savunulabilir» olduğu ölçüde bu
zorunluluğu yerine getirirler. Mevcut durumda gözaltından sonraki koşullar ve gözaltı
süresinin sonunda düzenlenen sağlık raporu dikkate alındığında böyle bir durum sözkonusu
değildir. Adli makamların bu hususta etkili bir soruşturma yapmadıkları düşünülemez (Bkz.
diğerleri arasında, Salman-Fransa kararı, no: 21986, sözü edilen İlhan kararı ve Çakıcı-
Türkiye kararı no: 23657/94, ve Aksoy kararı).
AİHM, güvenlik güçlerinin başvurana uyguladığı muameleden adı geçenin şikayetçi olduğu
ve ulusal hukuk mercilerinin bu yönde hareket etmesi gerektiği yönünde hiçbir unsurun yer
almadığına itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Yılmaz-Türkiye kararı, no: 50743/99,
30 Mayıs 2000, Fidan-Türkiye kararı, no: 24209/94, 29 Şubat 2000, Uykur-Türkiye kararı,
no: 24599/95, 9 Kasım 1999, ve sözü edilen Ş.T. kararı, mutatis mutandis, Klas-Almanya
kararı, 22 Eylül 1993).
AİHM sonuç olarak, başvuranın Türk hukukunda kendisine açık bulunan ceza başvuru yolunu
tükettiği ve altı ay kuralına riayet ettiği farz edilse bile, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35
§ 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.
II. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde askeri bir hakimin yer alması
nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmaması, suçluluğunun ispat edilmesi için
itirafa zorlanması ve bu yolla delillerin elde edilmesi gibi nedenlerle AİHS’nin 6 § 1.
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet, Yargıtay’ın mahkumiyet kararını 7 Haziran 1999 tarihinde onaması ışığında bu
şikayetin geç yapıldığını savunmaktadır.
Başvuran bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir.
4