CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
KEŞ-TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:17174/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
2 Aralık 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
T.C. vatandaşı Mustafa Keş (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 12 Mayıs  
2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin  
(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 17174/03 numaralı  
başvuru sonucu bu dava görülmektedir  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından S.  
Çetinkaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1950 doğumlu olup Simav’da ikamet etmektedir.  
2 Şubat 2002 tarihli görevlendirme belgesine göre Ilıca ve Yeniköy köylerinde esrar imal  
edilip satıldığı iddiasını araştırmak üzere Ali Varlı (A.V.) ve Ökkeş Aktaş (Ö.A.) isimli  
jandarmalar sivil olarak Gazipaşa Jandarma Komutanlığı’nın sorumluluğunda bir operasyon  
gerçekleştirmişlerdir.  
2 Şubat 2002’de iki jandarma tarafından hazırlanan olay yeri ve yakalama tutanaklarına göre  
muhbir Veli Doğan (V.D.) Mahmut Duran’ın evinde esrar bulundurduğunu söylemiştir. Yine  
aynı tutanağa göre muhbirin M.D.’ye uyuşturucu almak istediklerini söylemesinden sonra  
jandarmalar. M.D.’nin evine alıcı kılığında gitmişler, M.D. evinde eroin olmadığını, ama daha  
sonra temin edebileceğini söylemiştir. Jandarma A.V., M.D.’den eroinin hemen temin  
etmesini veya kendisini olduğu yere götürmesini istemiştir. Daha sonra jandarma Ö.A. ve  
M.D. yanlarında muhbir olmadan Yeniköy’de başvuranın evine gitmişlerdir. Başvuranın  
salonuna yerleştikten sonra, M.D. başvurandan esrarı getirmesini çünkü Ö.A’nın satın  
alacağını söylemiş, jandarma Ö.A. sonra beraberinde 2.276 kg. esrar ile oradan ayrılmıştır.  
Daha sonra resmi üniformalı bir jandarma ile gelerek başvuranın evinde arama yapmışlar,  
fakat arama sonucunda esrar bulunmamıştır. Jandarmalar A.V., Ö.A., İrfan Kısa, M.D. ve  
başvuranın imzasını taşıyan bir tutanak hazırlamıştır.  
Jandarmalar tarafından 2 Şubat 2002’de saat 23.45’te düzenlenen arama tutanağında aleyhte  
kanıt bulunmadığı belirtilmiş ve yukarıda sayılan kişiler tarafından imzalanmıştır.  
3 Şubat 2002’de M.D., Antalya barosundan bir avukat eşliğinde jandarmalar A.V. ve Ö.A.’ya  
başvuranın evinde ele geçirilen esrar konusunda ifade vermiştir. M.D. on gün kadar önce  
V.D.’nin esrar satın almak üzere yanına geldiğini, ona kendisinde esrar bulunmadığını, fakat  
bulabilecek birini tanıdığını söylediğini ifade etmiştir. V.D. bunun üzerine gitmiştir. V.D.  
beraberinde esrar satın almak isteyen başka biriyle M.D.’ye gelmiştir. M.D. onlara yanında  
esrar olmadığını, takip eden cuma günü gelmelerini söylemiş, bu kişilerin ısrarı karşısında  
komşu köydeki bir kişiden temin edilebileceğini belirtmiştir. M.D. Ö.A. ile başvuranın evine  
gittiklerini zira bu kişiden kendisine «toz» getirmesini istediğini, daha sonra da başvuranın  
evinden ayrıldıklarını dile getirmiştir. Bu arada A.V. diğerlerini başvuranın evinin yakınında  
2
beklemekteydi. M.D. jandarmaların kendisini orada yakaladıklarını, sonra da başvuranı da  
yakalamak üzere başvuranın evine döndüklerini sözlerine eklemiştir.  
3 Şubat 2002’de başvuran Antalya barosundan bir avukatın eşliğinde aynı şekilde jandarmalar  
A.V. ve Ö. A.’ya ifade vermiştir. Başvuran M.D.’yi çocukluğundan bu yana tanıdığını;  
yaklaşık altı ay kadar önce M.D.’nin içinde «ot» olan bir poşet ile evine geldiğini, otu en iyi  
kalite başka otla karıştırarak satmak istediğini, bu halde pek para etmeyeceğini söylediğini;  
poşetin kendisinde kaldığını beyan etmiştir. Başvuran M.D.’nin 2 Şubat 2002 tarihinde  
yanında tanımadığı başka biri ile evine geldiğini ve sözkonusu poşeti istediğini, kendisinin de  
bu poşeti ona verdiğini ifade etmiştir.  
Başvuranın kızı Seval Keş de 3 Şubat 2002’de dinlenmiştir. S. Keş M.D.’nin siyah bir poşetle  
evlerine gelerek babasına verdiğini, poşeti daha sonra geri almaya geleceğini söylediğini ifade  
etmiştir. S. Keş M.D.’nin kendisinden bu durumdan kimseye söz etmemesini istediğini  
söylemiştir. 2 Şubat 2002’de M.D. tanımadığı biri ile evlerine gelerek babasından poşeti  
getirmesini istemiştir. M.D. ve diğer kişi siyah poşeti alarak gitmiştir. Daha sonra jandarmalar  
evlerine kendisini ve babasını yakalamak üzere gelmişlerdir.  
Yine 3 Şubat 2002 tarihinde jandarmalar M.D.’yi tanıdığını ama başvuranı tanımadığını  
belirten V.D.’yi dinlemişlerdir. V.D. M.D.’nin esrar satıcısı olarak tanındığını söylemiştir.  
V.D., M.D.’ye esrar satın almak istediğini söylediğini, bilahare M.D.’nin evine jandarmalar  
Ö.A. ve A.V. ile gittiğini, M.D.’nin Ö.A.’yı tanımadığını, kendisinin ve Ö.A.’nın M.D.’den  
kendilerine esrar satmasını istediklerini, M.D.’nin takip eden cuma günü temin edebileceğini  
söylediğini, jandarma A.V.’yi bu durumdan haberdar ettiklerini belirtmiştir (duruşma  
tutanağının kalan kısmı okunamamaktadır).  
Başvuran 4 Şubat 2002’de Antalya Cumhuriyet Savcılığında ifade vermiştir. Tutanağa göre  
başvuran avukat bulundurma hakkını reddetmiştir. Başvuran, M.D.’nin aylar önce evine  
gelerek kendine esrar dolu bir torba verdiğini, 2 Şubat 2002’de M.D. ve tanımadığı başka  
birinin evine geldiğini, M.D.’nin daha sonra poşeti getirmesini istediğini, M.D. ve diğer  
kişinin gittiklerini söylemiştir. Tutanakta başvuranın esrar sattığını inkâr ettiği ibaresi  
yazılştır.  
M.D. 4 Şubat 2002’de Antalya Cumhuriyet Savcılığı’nda ifade vermiştir. M.D. avukat  
yardımını reddetmiştir. Adı geçen on gün kadar önce V.D. adlı birisinin gelerek satacak esrarı  
olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de olmadığı cevabını verdiğini, 2 Şubat 2002’de saat  
20.00 sularında V.D.’nin evine gelerek esrar satın almak istediğini, kendisinde esrar  
bulunmadığını söylediğini, V.D.’nin daha sonra Ö.A. adlı başka biri ile yeniden geldiğini ve  
esrar satın almak istediğini, kendisinin bu kişileri esrar temin edebilecek başka birine  
yönlendirdiğini, V.D. ve Ö.A.’nın bu kişiyi tanımadıklarını belirterek M.D.’den esrar  
satıcısına giderken kendilerine eşlik etmelerini istediklerini, kendisinin onları başvuranın  
evine kadar götürdüğünü, sivil giyimli jandarma Ö.A. ile başvuranın evine giderek «toz» satın  
almak istediklerini söylediğini, başvuranın da poşet içinde esrarı getirdiğini, uyuşturucunun  
satış fiyatı hakkında konuşmadıklarını, başvuranın esrar sattığını söylediğini işittiği için  
jandarmaları başvuranın evine götürdüğünü belirtmiştir. M.D. ayrıca başvurana esrar  
vermediğini de beyan etmiştir.  
Aynı gün başvuran avukatı eşliğinde hakim tarafından dinlenmiştir ve hakim başvuranın  
tutuklanmasına hükmetmiştir. Başvuran, jandarmalar ve savcılık önünde verdiği beyanları  
onaylamıştır. Başvuran, esrar satmadığını ve kullanmadığını ama M.D. verdiği için içerisinde  
3
esrar bulunan poşeti kabul ettiğini beyan etmiştir. Başvuran, masum olduğunu ileri  
sürmüştür.  
8 Şubat 2002 tarihli iddianame ile Antalya Savcılığı başvuranı ve M.D.’yi teşekkül halinde  
uyuşturucu madde bulundurmak ve satmakla suçlamıştır.  
12 Şubat 2002 tarihli bir kararla, Alanya Ağır Ceza Mahkemesi, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi  
lehine görevsizlik kararı vermiştir.  
9 Mayıs 2002 tarihli duruşmada, M.D. üzerine atılı olayları reddetmiştir. M.D. esrar  
kullanıcısı olduğunu kabul etmiş ancak bağımlı olmadığını ifade etmiştir. M.D. ormanda  
kenevir bulmuş ve bundan kendisine esrar yapmıştır. M.D. bu esrardan bir kısmını kişisel  
kullanımı için ayırmış kalanı bir poşete koyup saklaması için başvurana götürmüştür. M.D,  
başvuranın evde olmadığını ve başvuranın kızının poşetin içinde ne olduğunu sorduğunu ifade  
etmiştir. M.D., poşettekinin tütün olduğunu söylemiş ve poşeti bizzat saklamıştır. M.D,  
başvuranın kızının poşeti sakladığı yeri gördüğünü belirtmiştir. M.D., olayların meydana  
geldiği akşam arkadaşlarının evinde olduğunu ve tanımadığı V.D. isimli bir kişinin  
kendisinden ot almak istediğini, kendisinde ot bulunmadığını söylediğini belirtmiştir. V.D.  
gittikten sonra sivil giyimli Ö.A isimli başka bir kişi ot almak için M.D’nin yanına gelmiştir.  
Ö.A’nın M.D’ye kendisini tanıdığını söylemesine rağmen M.D. satıcı olmadığını söylemiştir.  
Bilahare M.D, V.D. ve Ö.A.’nın evine gelerek ot almak için ısrar ettiklerini, V.D. ile  
tartışğını ve son olarak da jandarma A.V.’nin saklandığı yerden çıktığını dile getirmiştir.  
M.D., o zaman esrarı sakladığı yeri söylediğini, ardından başvuranın evine gittiklerini ve  
başvuranın kızına sakladığı poşeti getirmesini söylediğini beyan etmiştir. M.D., başvuranın  
esrarla hiçbir alakası olmadığını ifade etmiştir.  
Aynı duruşma sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı da dinlemiştir. Başvuran, masum  
olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, M.D.’yi tanıdığını ancak esrar kullanmadığını beyan  
etmiştir. Bir gün kendisi evde yokken, M.D. siyah bir poşetle evine gelmiş ve poşeti  
saklaştır. Akşam, eve döndüğünde kızı M.D.’nin geldiğini söylemiş ancak başvuran poşetin  
içerisinde ne olduğuna bakmamıştır. Başvuran, aradan epey zaman geçtikten sonra bir akşam,  
M.D. ve bir kişinin evine geldiğini, kızından M.D.’nin bıraktığı poşeti getirmesini istediğini,  
poşeti ziyaretçilere verdiğini ve ziyaretçilerin gittiklerini, yaklaşık altı saat sonra  
jandarmaların kendisini yakalamaya geldiklerini söylemiştir. Başvuran, M.D.’nin suç ortağı  
olmadığını ifade etmiştir. Başvuran, gözaltında iken ve bilahare savcıya ve hakime verdiği  
ifadelerine zorla ve okumadan imzalattırıldıkları için reddetmiştir. Başvuranın avukatı,  
müvekkilini suçlayan yazılı delillere itiraz etmiştir.  
27 Haziran 2002 tarihli duruşmada, başvuran, kızının ve kendinin yapmış olduğu beyanlar  
arasında farklılık bulunduğu gerekçesi ile kızının ifadesinin yeniden alınmasını talep etmiştir.  
Başvuran ayrıca soruşturmanın genişletilmesini talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, V.D.,  
Ö.A. ve A.V. ve S.K.’nın [ön soruşturma sırasında] ifadelerinin alınmış olduğunu, duruşmaya  
çağrılmalarının bir katkısı olmayacağını, somut kanıt unsurlarından ve başka ifadelerden  
suçun işleniş şeklinin yeterince ortaya konulduğu sonucuna ulaşıldığını belirterek sözkonusu  
talepleri reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın evinde 2,276 kg esrar  
bulundurduğunun ve satmak üzere M.D.’ye verdiğinin tespit edilmiş olması muvacehesinde  
soruşturmanın derinleştirilmesine de gerek olmadığına karar vermiştir.  
6 Ağustos 2002 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi, teşekkül halinde uyuşturucu madde  
bulundurmak ve satmaktan başvuranı beş yıl hapis ve 272.630.122 TL para cezasına  
4
çarptırmıştır. Kararın gerekçesinde, mahkeme, başvuranın atılı olaylara itiraz etmesine  
rağmen, M.D. tarafından sunulan savunma layihasından, yer tespit tutanağından, V.D.’nin  
ifadesi ile diğer kanıt unsurlarından tamamından, V.D.’nin M.D.’de esrar bulunduğu bilgisini  
aldığı, V.D.’nin M.D. ile irtibata geçtiği ve bilahare A.V.’nin M.D.’den esrar istediği son  
olarak, M.D. ile Ö.A.’nın başvuranın evine gittiği, başvuranın M.D. ile sözkonusu jandarmaya  
2.276 kg esrar verdiği sonucuna ulaşıldığını beyan etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran  
ve suç ortağının birlikte hareket ettiği ve satmak amacıyla esrar bulundurdukları sonucuna  
ulaşştır.  
Ağır Ceza Mahkemesi, M.D.’yi de hapis ve para cezasına çarptırmıştır.  
Yargıtay’a sunduğu savunma layihasında, başvuran, Ağır Ceza Mahkemesi’nin muhbir  
V.D.’yi, jandarmalar Ö.A. ve A.V.’yi ve kızı Seval Keş’i dinlemediğini ileri sürmüştür.  
10 Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı esasa ilişkin görüşünü sunmuştur.  
Yazılı görüşünde Başsavcı, ilk derece mahkemesinde görülen ceza davasını, bir araya  
getirilen kanıt unsurlarını, talebin konusunu ve ilk derece mahkemesinin takdir yetkisini göz  
önüne alarak ilk derece mahkemesinin almış olduğu kararın onanması lehinde görüş  
belirtmiştir.  
Sözkonusu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının  
görüşünün kendisine tebliğ edilmediğinden yakınmaktadır.  
AİHS’nin 6/1 ve 6. maddesinin 3 d) fıkrasına göndermede bulunan başvuran muhbir Veli  
Doğan ve kızı Seval’in ifadelerinin operasyona katılan jandarmalar Ali Varlı ve Ökkeş Aktaş  
tarafından alındığını iddia etmektedir. Başvuran ne avukatının ne mahkemenin bu tanıkları  
dinlediklerini ve aleyhteki tanıkları iddia makamı ile aynı şartlarda sorgulama imkanı  
olmadığını belirtmektedir. Başvuran 27 Haziran 2002 tarihli duruşma tutanağına atıfta  
bulunarak mahkumiyetinin ön soruşturmaya katılan ve ifadeleri alan jandarmalar tarafından  
hazırlanan tutanaklara dayandığını ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi hakkında  
Başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi doğrultusunda  
AİHS’nin 6/1 maddesince hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleşmediğini ileri  
sürmektedir.  
5
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
Başvuran iddialarını yinelemektedir.  
AİHM başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay  
Başsavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara cevap verme  
olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Yargıtay Başsavcısı’nın görüşünün tebliğ  
edilmemesinden dolayı AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşğını hatırlatır  
(Bkz. sözü edilen Göç ve Tosun).  
AİHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici  
hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.  
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.  
2. Duruşma tanıkları  
Başvuran AİHS’nin 6. maddesinin 3 d) bendine aykırı olarak muhbir Veli Doğan ve ihtilaflı  
operasyona katılan jandarmalar Ali Varlı ve Ökkeş Aktaş ile Seval Keş’i mahkemeye çağırıp  
sorgulama imkânını elde edemediğinden şikayetçi olmaktadır.  
Hükümet başvuranın iddialarını karşı çıkarak iç hukuktaki mahkemelerin adı geçeni mahkum  
ederken özellikle evinde 2.276 kg esrar bulunmasını esas aldıklarını ifade etmektedir.  
AİHM, kanıtların kabul edilebilirliğinin öncelikle iç hukuk kuralları tarafından düzenlendiğini  
belirtir. AİHS tarafından AİHM’ye verilen görev tanıkların ifadelerinin doğru bir şekilde delil  
olarak kabul edilip edilmediğini değerlendirmek değil, bütün olarak ele alındığında yargı  
sürecinin, delillerin sunulma yöntemi de dahil olmak üzere, hakkaniyete uygun olup olmadığını  
değerlendirmektir (Bkz. diğerleri arasında, Van Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997).  
AİHM, ulusal mahkemelerin, dava dosyasındaki unsurları değerlendirmekle ve savunma  
tarafından sunmak istediği delillerin gerekliliğine karar vermekle ilke olarak yetkili oldukları  
kanaatindedir. Özellikle, AİHS’nin 6. maddesinin 3 d) bendi yine ilke olarak, yargı  
makamlarının şahitler tarafından sunulan delilin gerekliliğine karar verme olanağı tanır (Bkz.  
Vidal-Belçika kararı, 22 Nisan 1992). Bu nedenle bir sanığın bazı tanıkları sorgulayamadığı  
şikayetinde bulunması yeterli değildir. Sanığın duruşmaya tanık çağırma talebini önemini ve  
gerçeğin açığa çıkmasına ne şekilde katkıda bulunacağını açıklayacak şekilde  
gerekçelendirmelidir (Bkz. Perna-İtalya no: 48898/99; Roumiana Ivanova-Bulgaristan kararı  
no: 36207/03, 14 Şubat 2008). Bilhassa bir mahkumiyet kararı yalnızca veya büyük ölçüde  
sanığın ne soruşturma ne dava sırasında sorgulama ve sorgulatma olanağının bulduğu  
aleyhteki bir tanığın beyanlarına dayanılarak alınmış ise savunma hakları AİHS’nin 6.  
maddesi gerekliliklerine aykırı olarak kısıtlanmış demektir (Solakov-Eski Yugoslavya  
Cumhuriyeti Makedonya kararı no: 47023/99).  
AİHM, dosyadan, özellikle de Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçelerinden, başvuranın  
teşekkül halinde uyuşturucu madde bulundurmak ve satmak suçu işlediği sonucuna  
ulaşıldığını tespit etmektedir. AİHM, ulusal mahkemelerin, başvurana atılı olayların takdiri ve  
inandırıcılığı üzerinde etkisi olan farklı kanıt unsurlarını derinlemesine ve titizlikle  
incelediğini belirtir. Sözkonusu kanıt unsurları arasından, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran  
hakkında mahkumiyet kararı vermek için belirleyici somut bir unsuru yani başvuranın evinde  
6
2.276 kg esrar ele geçirilmesini temel almıştır. Tanıkların ön soruşturma sırasında  
dinlenmeleri nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi, ihtilaflı tanıkların ifadelerinin alınmasının  
gerçeğin ortaya çıkmasında etkili olmadığına kanaat getirmiştir. Bu bağlamda, esas  
hakimlerinin başvuranı mahkum etmede temel aldıkları kanıt unsurları tanıkların beyanlarına  
dayanmamasına rağmen başvuran, tanıkların dinlenmesinin gerçeğin ortaya çıkmasında nasıl  
belirleyici olduğunu açıklamamaktadır (Asch-Avustuya, 26 Nisan 1991 tarihli karar; a  
contrario, Hulki Güneş- Türkiye, başvuru no: 28490/95). AİHM, mevcut dava koşullarında,  
tanıkların dinlenmesinin reddinin AİHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının d) bendine aykırı  
olmadığı kanaatindedir.  
Sonuç olarak, başvuranın tanıkları sorgulama ve sorgulatma imkanının bulunmaması,  
AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafını ve 3. paragrafının d) bendini ihlal edecek derecede  
başvuranın savunma hakkına yönelik bir müdahale oluşturmamaktadır.  
Bu itibarla, AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi ihlal  
edilmemiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 10.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, başvuranın talebinin aşırı olduğu ve sebepsiz zenginleşmeye yönelik olduğu  
kanaatindedir.  
AİHM, işbu kararın başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tatmin  
oluşturduğu kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 3.000 Euro talep etmektedir. Başvuran, talep ettiği miktarı kısmen belgelendirmektedir.  
Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmektedir ve AİHM’den sözkonusu talebi reddetmesini  
talep etmektedir.  
AİHM, içtihadından çıkan kriterlere göre, talep edilen yargılama masraf ve giderlerinin  
gerçekten gerektiği şekilde ortaya konup konmadığının ve miktarının makul olup olmadığının  
araştırılması gerektiğini gözlemlemektedir (bkz, E.B. – Fransa, başvuru no: 43546/02).  
Yukarıda sözü edilen kriterler ve sahip olduğu unsurlar ışığında AİHM, başvurana 2.000 Euro  
ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
7
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS’nin  
6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Tanıkların dinlenmesine ilişkin AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3.  
paragrafının d) bendinin ihlal edilmediğine;  
4. İşbu kararın kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tatmin  
oluşturduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana yargılama  
masraf ve giderleri için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
8