Tutuklu yargılanma süresi hakkındaki şikâyete ilişkin, AİHM, iç hukukta başvuru yolu
bulunmadığında, altı ay süresinin suça konu olan fiilin işlendiği tarihten itibaren
başladığını anımsatmaktadır. ( bakınız, örnek, Çevik-Türkiye, başvuru no: 76978/01,
21 Mart 2006) AİHM, başvuranın tutuklu yargılanmasının 15 Eylül 1993’te
başladığını ve 5 Nisan 1994 tarihinde şartlı tahliye edildiği gün sona erdiğini yani işbu
başvurunun altı ay süresini geçtiğini belirtmektedir.
AİHM, başvurunun bu hususla ilgili kısmının süre aşımından dolayı Sözleşme’nin 35§
§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gereği sonucunu çıkarmaktadır.
AİHS’nin 2, 7, 9, 10, 14, 17, 18. maddeleri uyarınca yapılan şikâyetlere ilişkin ise,
Mahkeme, bu şikâyetlerin genel söylemler üzerine olduğunu ve hiçbir dayanağı
bulunmadığını gözlemlemektedir.
AİHM, bunların dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35§§3 ve 4. maddeleri
uyarınca reddedilmeleri gerektiği sonucuna varmaktadır.
AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA
12 Mayıs 2006 tarihli yazıda AİHM İç Tüzüğün’nün 60. maddesine dikkat çekilmesine
rağmen başvuran, adli tazmine ilişkin taleplerini bildirmemiştir. Bu nedenle, AİHM,
AİHS’nin 41.maddesi uyarınca öngörülen tazminat adı altında herhangi bir ücret
ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir. ( Wİllekens-Belçika, başvuru no:
50859/99, §27, 24 Nisan 2003 ve son olarak, Pàlenik- Çek Cumhuriyeti, başvuru no:
64737/01, § 31, 21 Haziran 2005).
Yine de, AİHM’ye göre, bir kişi mevcut davada olduğu gibi AİHS’nin gerekli kıldığı
tarafsızlık ve bağımsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından
mahkum edildiğinde ilgilinin isteği üzerine yeni bir davanın açılması ya da yeniden
yargılanması, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için ilke olarak en uygun yolu teşkil
etmektedir. ( bakınız Öcalan-Türkiye [ GC], başvuru no: 46221/99, § 210 in fine, AİHS
2005...)