CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KIRKAZAK - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:20265/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
12 ARALIK 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 20265/02 başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı Selahattin Kırkazak’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 8  
Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, adli yardımdan faydalanarak, Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
1969 doğumlu başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Başvuran, 29 Mart 2002 tarihinde jandarmalar tarafından yakalanmış ve Bağdere  
(Diyarbakır) Jandarma Komutanlığı’nda gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt  
Hizbullah üyesi olmakla suçlanmıştır. Bu tarihte düzenlenen sağlık raporunda başvuranın  
vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanılmadığına yer verilmiştir.  
Gözaltı süresinin uzatılması vesilesiyle 31 Mart 2002 tarihinde düzenlenen sağlık  
raporunda, başvuranın vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanılmadığına yer verilmiştir.  
Ancak başvuran, vücudunun farklı yerlerinde ağrısının olduğunu belirtmiştir.  
Başvuran 1 Nisan 2002 tarihinde saat 21:30’a doğru, Jandarma Komutanlığı’nda  
bulunduğu sırada yere düşştür. Bu olayla ilgili olarak düzenlenen tutanakta, başvuranın iki  
görevli kendisini tuvalete götürürken bile bile kendini yere attığı ve görevlilerin de onu  
kolundan tutmak zorunda kaldıkları belirtilmektedir. Başvuranın dizlerinde ve kollarının iç  
kısmında kızarıklık meydana gelmiştir. Başvuran düşmesinin baş dönmesinden  
kaynaklandığını açıklamıştır. Tutanak jandarma komutanı, üç jandarma eri ve başvuran  
tarafından imzalanmıştır.  
Başvuran 2 Nisan 2002 tarihinde, Diyarbakır Hastanesinde muayene edilmiştir.  
Başvuranın vücudunun çeşitli yerlerinde ekimozlara rastlanılmıştır.  
Başvuran yine aynı gün Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Başsavcılığı tarafından dinlenmiş ve daha sonra DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır.  
Hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Başvuran Cumhuriyet Savcısı ve  
yedek hakim önünde gözaltında itirafta bulunması için işkence gördüğünü belirtmiştir.  
Başvuran 17 Nisan 2002 tarihinde yasadışı örgüte mensup olma suçuyla itham  
edilmiştir.  
DGM yedek hakimi 29 Nisan 2002 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve  
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talepleri üzerine ve olağanüstü hal çerçevesinde alınması  
gereken ek tedbirlere ilişkin 430 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 3 –c maddesine  
dayanarak, başvuranın on günü geçmemek kaydıyla sorgulamasının yapılması için  
Jandarma’ya geri gönderilmesine izin vermiştir. Hakim başvuranın hapishaneden çıkışta ve  
geri dönüşünde sağlık muayenesinden geçirilmesi kararı vermiştir.  
Aynı gün saat 17:00’de başvuran jandarmalara teslim edilmiş ve saat 19:00’da sağlık  
kontrolünden geçmiştir. Düzenlenen raporda hiçbir yara yada darp izine rastlanılmadığına yer  
verilmiştir.  
2
DGM, 7 Mayıs 2002 tarihinde başvuranın avukatının sorgulama için müvekkilinin  
Jandarma Komutanlığı’na getirilmesiyle ilgili yaptığı 6 Mayıs 2002 tarihli itirazı reddetmiştir.  
Başvuranın avukatı 18 Nisan 2003 tarihli görüşlerinde müvekkilinin, yasadışı örgüte  
mensup olma suçunu öngören eski Türk Ceza Kanunu’nun 168§2 maddesi uyarınca on iki yıl  
altı ay hapis cezasına çarptırıldığını belirtmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, avukatı ile görüşme imkanı bile verilmeden tecrit altında tutulduğu  
gözaltında işkence gördüğünü iddia etmektedir. Ayrıca başvuran, bu kötü muameleleri ileri  
sürmek için başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 3  
ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.  
Hükümet AİHM’yi, başvuranın ulusal makamlar önünde şikayetini dile  
getirmediğinden dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bu şikayeti reddetmeye  
davet etmektedir. Bu bağlamda, Hükümet başvuranın polisler aleyhinde şikayetçi olmadığına  
dikkat çekmektedir. Hükümet, tazminat elde etmek için başvuranın hukuki ve idari başvuru  
yollarına sahip olduğunu eklemektedir.  
Başvuran bu argümanlara itiraz etmektedir.  
AİHM, Hükümet’in ortaya koyduğu itirazı incelemeye gerek olmadığına kanaat  
getirmektedir. Zira koşullar yerine getirilse bile, aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı her  
halükarda bu şikayet kabuledilemez bulunacaktır.  
Hükümet başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.  
Başvuranın vücudunda, tutanakta da belirtildiği gibi Jandarma Komutanlığı’nda meydana  
gelen düşme sırasında oluşan izler dışında hiçbir yara izine rastlanılmamıştır. Ürolojik  
muayenede herhangi bir yara ve darp izine rastlanılmamıştır.  
Başvuran, sorgulamalar sırasında elbiselerinin çıkarıldığını, darp edildiğini ve soğuk  
su sıkıldığını iddia etmektedir. Başvuran gözlerinin bağlı olduğunu, sıkıca bağlandığını,  
yiyecek ve su verilmediğini ve ihtiyaçlarını karşılayamağını belirtmiştir. Jandarmalar  
başvuranın jenital organlarına elektrot bağlamışlardır.  
AİHM’ye göre, bir kimse polis memurları gözetimindeyken gözaltında yaralandıysa,  
bu dönemde meydana gelen her türlü yaralanma güçlü karinelere yol açmaktadır (Salman-  
Türkiye, no: 21986/93). Dolayısıyla bu yaraların kaynağı hakkında kabul edilebilir bir  
açıklama getirmek ve mağdurun iddiaları, özellikle sağlık belgelerine dayananlar hakkında  
şüphe uyandıran olayları ortaya koyan delilleri sunmak, Hükümet’in üzerine düşen bir  
görevdir (Bkz. diğerleri arasında Selmouni-Fransa, no: 25803/94, Berktay-Türkiye, no:  
22493/93 ve Ayşe Tepe-Türkiye, no: 29422/95).  
Bu davada AİHM, başvuranın gözaltından sonra bir doktor tarafından muayene  
edildiğini not etmektedir. Bu bağlamda hazırlanan raporda, 1x1 cm boyutunda sağ dirsekte bir  
ekimoz, sol dirseğin iç kısmında 2x2 cm boyutunda bir hematom, sol dizde 1x2 cm boyutunda  
3
bir sıyrık ve testislerin boyutunda büyümenin olduğuna yer verilmiştir. Ürolojik muayenede  
testislerde iltihaplanmanın olduğu tespit edilmiş ve ürolojik olarak darp ve yara izine  
rastlanılmamıştır.  
Gözaltının başlangıcında düzenlenmiş olan raporda hiçbir darp ve yara izine  
rastlanılmadığı belirtildiğinden dolayı, hiç kimse başvuranın vücudunda gözlemlenen izlerin  
yakalanmasından önceki döneme ait olabileceğini iddia etmemektedir.  
Hükümet, başvuranın vücudunda tespit edilen iltihaplanma dışındaki yaraların  
Jandarma Komutanlığı’nda 1 Nisan 2002 tarihinde meydana gelen düşmeden kaynaklandığını  
belirtmektedir. Bu vesileyle düzenlenen tutanağa göre, dirseklerdeki yaralar jandarmaların  
başvuranı düşerken kollarından tuttuğu sırada oluşmuş ve dizlerdeki yaralar ise yerle temas  
edildiğinde meydana gelmiştir. Başvuran Jandarma Komutanlığı’nda düşmesini inkar  
etmemektedir, ancak, yaraların, yara hakkında hiçbir tıbbi bilgisi olmayan jandarmalar  
tarafından tespit edilmiş olmasına itiraz etmektedir.  
Testislerdeki iltihaplanma konusunda, ürolojik muayene sonuçları ışığında, kötü  
muamele savının bertaraf edilmesi gerekir. Ürolog tarafından düzenlenen raporda başvuranın  
vücudunda ürolojik anlamda hiçbir yara ve darp izine rastlanılmadığı belirtilmektedir.  
Dosyadan, başvuranın tutuklu bulunduğu dönemin hiçbir safhasında, bu sağlık raporu  
sonuçlarına itiraz etmediği ve/veya bu raporları düzenleyen doktorun dışında herhangi bir  
doktora muayene olmak için girişimde bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.  
AİHM, başvuranın kol ve dizlerinde gözlemlenen yaralar konusunda, bu yaraların 1  
Nisan 2002 tarihli tutanakta tespit edilenler olduğunu, ancak başvuranın belirttiği  
muamelelerle bağlantılı olmadığını not etmektedir. Gözlemlenen yaralar hafif olup,  
işgörmezlik saptanmamıştır. Ayrıca AİHM, başvuranın şikayetini genel ifadelerle sunduğunu  
ve gözaltı koşulları hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunmadığını not etmektedir. Zaten  
başvuran yetkililer önünde hiçbir zaman şikayette bulunmamıştır. Bu koşullarda Hükümet  
tarafından getirilen açıklama kabul edilebilir görünmektedir ve AİHM bu yaraların düşmeden  
kaynaklandığını kabul etmeye hazırdır.  
Bu değerlendirmeler ışığında AİHM, başvuranın gözaltı sırasında 3. maddeye aykırı  
muamelelere maruz kaldığının ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir. Buradan,  
başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olduğundan dolayı reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.  
Dolayısıyla başvuranın 13. maddesi uyarınca yaptığı şikayet savunulabilir değildir ve  
AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğundan dolayı  
reddedilmesi gerekir.  
II. AİHS’NİN 5§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, tutuklu yargılanmasına karar verildikten sonra Jandarma Komutanlığı’na  
götürülmesinin AİHS’nin 5. maddesini ihlaline neden olduğunu iddia etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
4
AİHM, şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca şikayetin başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi de  
içermediğini belirtmektedir. Dolayısıyla şikayeti kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.  
B. Esasa Dair  
AİHM, daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da  
incelediğini ve AİHS’nin 5§1 –c maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır  
(Karagöz-Türkiye, no: 78027/01 ve Dağ ve Yaşar-Türkiye, no: 4080/02). AİHM, kendisine  
sunulan unsurların tümünü inceledikten sonra Hükümet’in davayı farklı şekilde  
sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir.  
AİHM, başvuranın ilk kez 29 Mart 2002 tarihinde gözaltına alındığını ve 2 Nisan 2002  
tarihine kadar gözaltında kaldığını gözlemlemektedir. Bu tarihte DGM yedek hakimi  
başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiş ve başvuran Diyarbakır Cezaevine  
nakledilmiştir. Daha sonra başvuran, 29 Nisan 2002 tarihinde yedek hakiminin izni alınarak  
Jandarma Komutanlığı’nda sorgulamalarının yapılması için Jandarmalara teslim edilmiştir.  
Böylelikle başvuran kendini gözaltına benzer bir durumda bulmuştur.  
AİHM, Karagöz davasında tespit ettiği gibi, başvuranın tutuklu yargılanma kararından  
sonra, Jandarma Komutanlığı’na götürülmesinin etkili adli denetimden kaçan bir durum teşkil  
etmektedir. Ayrıca daha önce cezaevinde bulunan bir tutuklunun sorgulama için jandarmalara  
teslim edilmesi, gözaltı sürelerine ilişkin yürürlükte olan mevzuatı gözardı etmek anlamına  
gelmektedir. Aynı şekilde başvuran da, tutuklu yargılanmasına karar verildikten bir kaç gün  
sonra yeniden sorgulanmıştır. Bu durum 5§1 –c maddesi amacına uygun olma gereklilikleri  
ile bağdaşmamakta ve sorgulanan kişiyi özellikle adli danışma hizmetlerine ulaşma gibi  
gerekli bütün güvencelerden mahrum bırakmaktadır.  
Dolayısıyla AİHS’nin 5§1 maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 5§4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince tutuklu yargılanma  
kararından sonra Jandarma Komutanlığı’na götürülmesine itiraz etmek için etkili hukuk  
yolunun bulunmadığını iddia etmektedir.  
AİHM, tutuklama konusunda, AİHS’nin 5§4 maddesi hükümlerinin 13. madde  
hükümlerine göre lex specialis olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.  
Dolayısıyla AİHM şikayeti 5§4 maddesi açısından inceleyecektir.  
AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin, mahkemeyi AİHS’nin 5. maddesine dayanan  
şikayetin içeriğini incelemeye ve uygun telafiyi sunmaya yetkili kılan iç hukuk yolunun var  
olmasını güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu başvuru teoride olduğu gibi uygulamada  
da “etkili” olmalıdır.  
AİHM, 5§1 maddesine ilişkin yukarıda belirtilen değerlendirmeleri gözönünde  
bulundurarak, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinin bu kararname  
uyarınca alınan kararları etkili bir adli denetimin dışında bıraktığına kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla AİHM, AİHS’nin 5§4 maddesinin bu durumda ihlal edildiği sonucuna  
varmıştır.  
5
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, uğradığı maddi ve manevi zararlar adı altında 60.000 Euro istemektedir.  
Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.  
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında hiçbir nedensellik  
bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın hakkaniyete uygun olarak  
başvurana manevi zarar için 2.500 Euro ödenmesinin yerinde olacağına kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için rakam belirtmeksizin,  
çeviri ücreti olarak 530 YTL ve posta masrafları olarak 100 YTL olarak belirtilen harcama  
faturalarını sunmuştur.  
Hükümet, başvuranın masraf ve harcama için rakam belirtmediğine kanaat  
getirmektedir.  
AİHM, AİHM içtihadına göre ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak,  
yapılan bütün masraf ve harcamalar için 1.000 Euro’dan, adli yardım adı altında Avrupa  
Konseyi’nden alınan 685 Euro düşürülerek kalan miktarın başvurana ödenmesinin makul  
olduğuna kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 5. maddesine göre yapılan şikayet konusunda başvurunun kabuledilebilir, geri  
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 5§1 –c maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana manevi tazminat için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ve masraf ve  
harcamalar için 1.000 (bin) Euro’dan adli yardım adı altında Avrupa Konseyi’nden alınan  
685 (altı yüz seksen beş) Euro çıkarılarak kalan miktarın, miktara yansıtılabilecek her  
türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,  
6
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 12 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir  
7