CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KIZILKAYA -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:50690/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 Kasım 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (50690/99) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)  
Ahmet Kızılkaya’nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Haziran 1999  
tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Kılavuz tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Kürt kökenli Türk vatandaşı olan başvuran, 1959 yılı doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet  
etmektedir.  
Başvuran, 1991 yılında, Diyarbakır’da öğretmenlik yaptığı sırada eğitim alanında çalışan  
memurlar tarafından kurulan Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası’na (Eğitim-Sen)  
üye olur.  
Sözkonusu sendika tarafından düzenlenen eylemlere katılması sebebiyle, başvuran, 1998  
yılında dört kez aylıktan kesme şeklinde birçok disiplin cezasına çarptırılmıştır.  
Olağanüstü Hal Valisi’nin talebi üzerine, “285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası  
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesinin (g) fıkrası uyarınca, 31 Aralık  
1998 tarihinde başvurana tebliğ edilen 25 Eylül 1998 tarihli bir karar ile başvuran Konya’ya  
atanştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, dava konusu atama kararının kendisinin sendikal eylemlere katılması nedeniyle  
verildiğini ve bu kararın AİHS’nin 11. maddesi ile öngörülen dernek kurma özgürlüğü  
hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, kabuledilemezliğe dair itirazını üç başlık altında sunmaktadır.  
A. İç hukuk yollarının tüketilmemesi  
Hükümet, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca, başvuranın hakkında  
verilen atama kararının iptalini veya değiştirilmesini talep etmek için yetkili makama  
başvuruda bulunabileceğini belirtmektedir. Hükümet’e göre başvuran ayrıca kararın iptali için  
de İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunabilirdi.  
Başvuran, bu iddialara itiraz etmektedir.  
2
AİHM, bu itirazın AİHS’nin 11. maddesi ile birlikte 13. maddesi ile ilgili olduğunu tespit  
etmektedir. Bu durumda, AİHM, şikayeti esasıyla birleştirmeye karar vermektedir (Metin  
Turan kararı ve Bulğa vd. – Türkiye kararı, başvuru no: 43974/98, 20 Eylül 2005).  
B. Altı ay kuralına riayet edilmemesi  
AİHM’nin mevcut davada iç hukuk yollarının etkili olmadığına karar vermesi durumunda ise  
Hükümet, atama kararının 25 Eylül 1998 tarihinde verildiğini ve başvuranın, 29 Temmuz  
1999 tarihinde yani AİHS tarafından öngörülen altı aylık süreden sonra başvuruda  
bulunduğunu belirtmekte ve bu durumda da başvurunun geçersiz olduğunu savunmaktadır.  
Mahkeme, ilk olarak İç Tüzüğünün 47-5. maddesi uyarınca mevcut davanın başvuru tarihinin  
18 Haziran 1999 tarihi olduğunu gözlemlemektedir. Altı ay süresinin başlama tarihine ilişkin  
olarak ise AİHM, başvuranın nihai karardan etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu  
andan itibaren altı ay süresinin işlemeye başladığına dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır  
(Bkz. örneğin, Baghli-Fransa, başvuru no: 34374/97). Hükümetin başvuranın söz konusu  
karardan başka bir tarihte haberdar olduğunu belirtmemesi üzerine AİHM, resmi tebliğ tarihi  
olan 31 Aralık 1998 tarihinin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir. Başvurunun AİHS’nin  
35/1. maddesinde öngörülen sürede yapıldığını göz önüne alarak AİHM, Hükümet’in bu  
konudaki itirazını reddetmektedir.  
C. Açıkça dayanaktan yoksunluk  
Hükümet, başvuranın sendika üyesi olmasının atamasına hiçbir şekilde etkisi olmadığını  
belirterek başvuranın iddiasına karşı çıkmıştır. Hükümet, ne AİHS’nin 11. maddesinin ne de  
sendika üyeliğinin, bir memurun başka görevlere veya yerlere atanma olasılığına karşı  
sözkonusu memura görevden alınmama veya yerini değiştirmeme garantisi tanıdığını  
hatırlatmaktadır.  
AİHM, Akat-Türkiye, başvuru no: 45050/98, 20 Eylül 2005, Bulğa ve diğerleri, Ertaş Aydın  
ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 43672/98, 20 Eylül 2005 ve son olarak 15 Şubat 2007 tarihli  
Soysal ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 54461/00, 54579/00 ve 55922/00,  
davalarından benzer olaylar hakkında bilgisi olduğunu hatırlatmaktadır.  
Mevcut davada, AİHM, takdirine sunulan unsurları dikkate alarak, başvuranın, yetkili  
makamların kendisini sendikal faaliyetleri nedeniyle atadığını yeterince ve ikna edici bir  
şekilde desteklemediğini tespit etmektedir ( sözü edilen Metin Turan).  
Dava konusu olayların ve tarafların argümanlarının tamamını inceleyen AİHM, ulusal  
makamların başvuran hakkında verdikleri atama kararının, başvuranın sendikal faaliyetlerini  
yürütme hakkının esasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun kanıtlanmadığı  
kanısındadır.  
Bu durumda AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir (Soysal ve diğerleri).  
II. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN MÜSTAKİLEN VEYA 14. MADDESİ İLE BİRLİKTE  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
3
Başvuran, atamasının özel yaşamına ve aile yaşamına zarar verdiğini ileri sürmektedir.  
Başvurana göre, yıllardır yaşadıkları yerden taşınmak zorunda kalmalarının kendisi ve ailesi  
üzerinde yarattığı sarsıntılar göz ardı edilmiştir. Başvuran bu bağlamda AİHS’nin 8.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Başvuran, Kürt kökenli ve sendika üyesi olmasından dolayı atandığını iddia etmektedir. Bu  
bağlamda AİHS’nin 14. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır ve başvuran tarafından belirtilen hakların ihlal  
edilmediğini ifade etmektedir.  
Başvuranın AİHS’nin 8. ve 14. maddeleri kapsamında yaptığı şikayetleri açık bir şekilde  
desteklemediğini tespit eden AİHM, sözkonusu şikayetlerin AİHS’nin 35/3. maddesi  
bakımından açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısındadır.  
III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından verilen atama kararının meşruluğuna itiraz  
etmek için etkili bir başvuru yolunun bulunmadığından şikayet ederek AİHS’nin 6. ve 13.  
maddelerinin ihlal edildiğini ifade etmektedir. AİHM, başvuranın düzenlediği şekliyle  
şikayetin AİHS’nin13. maddesi kapsamında incelenmesi kanısındadır.  
A. Kabuledilebilirliğe İlişkin  
Hükümet, memurların statüsünün 657 sayılı Kanunla belirlendiğini ifade etmektedir. Kamu  
hizmetinin kuralları “kamu yararı” kavramına dayanmaktadır ve kamu yetkilileri bir miktar  
keyfiyete sahiptirler. AİHM’nin konuyla ilgili içtihadına atıfta bulunarak, Hükümet,  
memurların işe alınmaları, kariyerleri ve görevlerinin durdurulmasına ilişkin itirazların genel  
olarak, AİHS’nin 6/1. maddesinin uygulama alanının dışında olduğunu savunmaktadır.  
Başvuran, bu itiraza karşı çıkmaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 6. ve 13. maddesi kapsamında düzenlenen şikayetlerin AİHS’nin 13.  
maddesi açısından inceleneceğini belirtmiştir. AİHM, bununla birlikte AİHS’nin 6/1.  
maddesinin ilke olarak memurları da kapsayan davalara uygulanacağına dair içtihadını  
hatırlatmaktadır (Vilho Eskelinen ve diğerleri-Finlandiya, başvuru no: 63235/00).  
Bu durumda AİHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir. Başka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eden AİHM, başvurunun kabuledilebilir  
nitelikte olduğuna karar vermektedir.  
B. Esas  
Başvuranın iddiasına karşı çıkmak için, Hükümet, benzer içerikli diğer davalardaki şikayetler  
için hazırladığı görüşlerini yinelemektedir (bkz. örneğin, sözü edilen Ertaş Aydın ve  
diğerleri).  
Başvuran, Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından verilen atama kararının iptali için yapılan  
başka bir başvurunun, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca  
4
reddine göndermede bulunmaktadır. Sonuç olarak başvuran, sözkonusu karara itiraz etmek  
için ulusal makamlar nezdinde başvuru yoluna sahip olmadığını ileri sürmektedir.  
AİHM, AİHS’nin 13. maddesi hakkında ifade edilen ilkeleri hatırlatmaktadır (Soysal ve  
diğerleri).  
Konuya ilişkin yerleşik içtihadını dikkate alan ve kararından başka bir karar vermesini  
gerektiren hiçbir koşul bulunmadığını tespit eden AİHM, başvuranın iç hukuk yollarını  
tüketme zorunluluğundan muaf olduğu kanaatindedir. AİHM, bu durumda Hükümet’in  
itirazını reddetmektedir.  
Aynı içtihadı ışığında AİHM, Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından başvuran hakkında  
alınan atama kararına karşı ulusal mahkeme nezdinde itiraz olanağı sağlayan bir iç hukuk  
yolunun bulunmayışından dolayı AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatine  
varmaktadır.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Başvuran, hiçbir adil tatmin talebinde bulunmamaktadır. Bu durumda, AİHM, başvurana  
tazminat ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 8. , 11. ve 14. maddeleri kapsamındaki şikayetlerin kabuledilemez, başvurunun  
geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5