COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
BİRİNCİ BÖLÜM  
Kızılöz-Türkiye Davası  
(Başvuru no: 32962/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
25 Eylül 2001  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2001. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Kızılöz-Türkiye Davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( 1. Bölüm ),  
Sn. E. Palm, Başkan,  
Sn. L.F.Bravo,  
Sn. G. Jörundson,  
Sn. B. Zupancic,  
Sn. T. Pantiru,  
Sn. R. Maruste, Yargıçlar  
Sn. F. Gölcüklü, ad hoc yargıç  
ile Bölüm Sekreteri Sn. M. O'Boyle'un katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti olarak toplanmış,  
11 Ocak 2000 ve 4 Eylül 2001 tarihlerinde yapılan müzakereler sonucunda, yukarıda son  
anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Halil Kızılöz ("başvuran"), 23 Haziran  
1996 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme'nin  
("Sözleşme") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 32962/96).  
2. Başvuran kendisini temsil etmesi için bir temsilci tayin etmemiştir. Bu davaya  
yönelik olarak Türk Hükümeti bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. Başvuran, kendisine karşı yürütülen ceza yargılamasının “makul sürede”  
sonuçlanmadığını ve tarafsız ve bağımsız olmayan Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından  
yargılandığı için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ayrıca, kendisine  
yöneltilen suçlamanın niteliği ve mahiyeti hakkında derhal bilgilendirilmediği ve savunmasını  
hazırlaması için kendisine yeterli süre tanınmadığı için Sözleşme'nin 6/3 hükmünün ihlal  
edildiğini öne sürmüştür.  
4. Başvuru, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşme'nin 11 No'lu Protokolü yürürlüğe  
girdiğinde, anılan Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme’ye gönderilmiştir.  
5. Başvuru, Mahkeme'nin Birinci Kısmına verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve bu  
bölüm içinde davayı inceleyecek olan daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi), İçtüzüğün 26§1  
maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir. Mahkeme'de Türkiye'yi temsil eden Sn. Yargıç  
Rıza Türmen davadan çekilmiştir (İçtüzük 28.madde). Bunun üzerine Hükümet Sn. Feyyaz  
Gölcüklü'yü Sn. Rıza Türmen'in yerine ad hoc yargıç olarak atamıştır (Sözleşme'nin 27§2 ve  
İçtüzüğün 29§1 maddeleri).  
6. 11 Ocak 2000 tarihli bir kararla, Daire, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir  
mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil yargılanma hakkı ve kendisine yöneltilen  
suçlamanın niteliği ve mahiyetinin derhal kendisine bildirilmemesi ve savunmasını  
hazırlaması için kendisine yeterli süre tanınmamasıyla ilgili şikayetlerini kabuledilebilir  
bulmuş, şikayetlerin geri kalanını ise kabuledilemez ilan etmiştir.  
7. Gerek başvuran gerekse Hükümet, esaslara ilişkin olarak görüşlerini bildirmişlerdir  
(İçtüzük 59/1).  
2
OLAYLAR  
I.DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR  
A. Başvuranın yakalanması ve tutuklanması  
8. 1 Aralık 1980 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis memurları,  
Başvuranı, sahte kimlik kartı ve silahlarla birlikte yakalamışlardır. Başvuranın Yasadışı Dev-  
Yol örgütüne üye olduğundan şüphelenilmiş ve gözaltına alınmıştır.  
9. 8 Ocak 1981 tarihinde başvuran polis tarafından sorgulanmıştır. Sorgu esnasında  
başvuran, Dev-Yol'a üye olduğunu ve bu örgütün yasadışı faaliyetlerine katıldığını kabul  
etmiştir.  
10. 23 Mart 1981 tarihinde başvuran Askeri Savcı'nın huzuruna çıkarılmış ve bu rada  
Dev-Yol üyesi olduğuna ilişkin iddiaları reddetmiştir. Fakat, başvuran üzerinde yapılan arama  
sonucu çıkan silah ve mermilerin kendisine ait olduğunu kabul etmiştir.  
11. 15 Kasım 1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranın tutukluluk  
halinin devamına karar vermiştir.  
B. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'ndeki Yargılama  
12. 26 Şubat 1982 tarihinde, Askeri Savcı, başvuran ve diğer 722 davalı hakkındaki  
iddianamesini Sıkıyönetim Mahkemesi'ne sunmuştur. Savcı, başvuranı, amacı Türk anayasal  
düzenini yıkarak yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak olan yasadışı silahlı örgüt Dev-  
Yol'a üye olmakla suçlamıştır. Başvuran, örgüt üyelerine yardım ve yataklık etmek, sahte  
kimlik kartı kullanmak ve yapmak, yönetimindeki militanlara emir vermek ve yasa dışı  
gösterilere katılmak gibi suçlarla da itham edilmiştir. Savcılık, Türk Ceza Kanunu'nun 168/1  
ve 1402 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca başvuranın cezalandırılmasını talep etmiştir.  
13. 24 Nisan 1985 tarihinde başvuran şartlı tahliye edilmiştir.  
14. 19 Temmuz 1989 tarihinde, iki sivil bir askeri yargıçla bir subaydan oluşan  
Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranı suçlu bulmuştur. Mahkeme başvuranı TCK'nun 168/1 ve  
1402 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırmış, ayrıca amme  
hizmetlerinden müebbeden yasaklanmasına ve adli vesayet altına alınmasına hükmetmiştir.  
C. Temyiz İşlemleri  
15. Başvuran, kararı Askeri Yargıtay'da temyiz etmiştir.  
16. Sıkıyönetim mahkemelerini ilga eden 27 Aralık 1993 tarihli Kanunun yürürlüğe  
girmesinin ardından, davaya bakma yetkisi Yargıtay'a geçmiş ve dosya da Yargıtay'a  
gönderilmiştir.  
17. 27 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay kararı gözden geçirmiş ve başvuranın cezasını  
10 yıla düşürmüştür.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA  
A. Ceza Hukuku  
18. Türk Ceza Kanunu'nun 168/1 hükmü aşağıdaki gibidir:  
3
"Her kim, ... maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir  
cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı  
olmamak üzere ağır hapis cezasına mahküm olur.  
Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır."  
B. Sıkıyönetim Mahkemeleri  
19. Yargı organlarının tabi oldukları hükümler aşağıdaki gibidir:  
1.Anayasa  
madde 138 / 1 ve 2  
"Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani  
kanaatlerine göre hüküm verirler.  
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere  
emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. "  
Madde 139 / 1  
"Hakimler... azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz"  
Madde 145  
"Askeri mahkemeler.... asker kişilerin aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve  
görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.  
Askeri mahkemelerin savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından  
yetkili oldukları; Kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adli yargı hakim ve savcılarının  
görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.  
Askeri hakimlerin özlük işleri, görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin  
bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir."  
2. Sıkıyönetim Kanunu (13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Kanun)  
Madde 11 / 1  
"Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme kurulur..."  
Madde 11 / 4  
"Bu mahkemelere atanacak adli müşavir, askeri hakim ve askeri savcılar Genelkurmay  
Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet  
komutanğının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet  
İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından tesbit edilecek adaylar arasından Genelkurmay  
Başkanının görüşü alınarak usulüne göre atanır."  
Madde 11 / 6  
"Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerine yeteri kadar subay üye Genelkurmay Başkanının teklifi  
üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır."  
4
3. Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu (26 Ekim 1963 Tarih ve  
353 Sayılı Kanun)  
Madde 4  
"Askeri mahkemelerin, subay üyeleri ile yedekleri, nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan  
veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik  
ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile değiştirilmemek üzere seçilir."  
4. Askeri Hakimler Kanunu (26 Ekim 1963 tarih ve 357 sayılı Kanun)  
Madde 12  
"Askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdımliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını temin  
edecek yeterlilikleri sicil ile saptanır."  
A) Sicil belgeleri; general-amiral sicil belgesi, Subay (asteğmen-albay) sicil belgesi ve mesleki  
sicil belgesi olmak üzere üç çeşittir.  
...  
B) Subay sicil belgesini düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili idari sicil üstleri:  
Birinci sicil üstü: Sicili düzenlenecek askeri hakim subayın kuruluş bağlantısına göre nezdinde  
askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri.  
İkinci sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre birinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan  
komutan veya amir durumundaki.  
Üçüncü sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre ikinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan  
komutan veya amir durumundaki subay.  
Madde 29  
"Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları aldırılarak,  
aşağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:  
-Yazılı uyarı...;  
-Kınama..."  
HUKUK  
I. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
20. Başvuran, kendisine, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir  
süre içinde adil yargılanma hakkı tanınmadığı için Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal  
edildiğini öne sürmektedir.Anılan hüküm aşağıdaki gibidir:  
"Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme  
tarafından davasının makul bir süre içinde...görülmesini istemek hakkına sahiptir."  
A. Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi  
5
21. Mahkeme, Sözleşme'ye Ek 11 No'lu Protokolün yürürlüğe girmesi karşısında bu  
başvuru bakımından ratione temporis yetkisiyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını  
gözlemlemektedir.  
22. Mahkeme, bu bağlamda, 1 Kasım 1998 tarihinde, 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe  
girmesiyle, bu dava gibi Komisyon önünde görülmekte olan ama henüz kabuledilebilir  
bulunmamış olan davaların anılan Protokol'deki hükümler uyarınca Mahkeme'nin  
incelemesine tabi olduğu hususuna dikkat çeker. Protokol'ün 5/2 maddesinin geçici bir  
düzenlemenin parçası olarak, davaların eski Komisyon tarafından incelenmesini sağlama  
amacı gözönünde bulundurulduğunda, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi davalı Devlet'in  
bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenecektir  
23. Dolayısıyla, eski Mahkeme'yi, 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye  
kararında (RD, 1996-II, s.410-411, §§ 26-28) ratione temporis yetkisinin, davalı Devlet'in  
Mahkeme'nin yetkisini kabul ettiği 22 Ocak 1990'dan itibaren başladığı sonucuna götüren  
mülahazalar, mahkemenin yetkisini, bu tarihten itibaren meydana gelen olay ve olgularla  
sınırlandırmak amacıyla öne sürülemez (bkz. Cankoçak-Türkiye, başvuru no. 25182/94 ve  
26956/95, § 26 AİHM 2001-...).  
Mahkeme bu saptamanın tartışmalı olmadığına dikkat çeker.  
B. Şikayetlerin Esasları  
1. Yargılamanın Uzunluğu  
(a) Dikkate alınacak dönem  
24. Mahkeme, yargılamanın, başvuranın yakalandığı 1 Aralık 1980 tarihinde başlayıp,  
Yargıtay'ın, başvuranın mahkumiyetini onayladığı 27 Aralık 1995 tarihinde de bittiğine dikkat  
çeker. Dolayısıyla, başvuranın yargılaması yaklaşık 15 yıl sürmüştür.  
Bununla birlikte Mahkeme, Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıdığına ilişkin  
bildirimde bulunduğu 28 Haziran 1987 tarihinden beri geçen sekiz yıl onbir aylık dönemi  
inceleyebilmektedir (bkz. Üstte 22. paragraf). Yine de Mahkeme, üstte anılan bildirimin  
yapıldığı sırada yargılamanın ne durumda olduğunu dikkate almak zorundadır. Söz konusu  
tarihte, yargılama altı yıl bir aydır sürmekteydi.  
(b) Yargılama süresinin makullüğü  
25. İddia konusu sürenin makullüğü, dava koşullarının ışığında ve Mahkeme  
içtihatlarıyla oluşturulan özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin  
davraşları gibi kriterler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (bkz. üstte anılan  
Mitap ve Okçuoğlu kararı, s.411, § 32).  
26. Hükümet, davanın karmaşıklığını ve başvurana yöneltilen suçlamaların niteliğini  
vurgulamıştır. Yine Hükümet, başvurana yirmiden fazla suçla ilgili suçlama yöneltildiğine ve  
cinayet ve bombalama suçlarından mahkum olduğuna dikkat çekmiştir. Mahkeme, başvuranın  
da aralarında bulunduğu 723 davalının yargılandığı davayı incelemek zorundadır. Yetkililer,  
başvuranında mensubu olduğu terörist şebekenin kapsamını ve eylemlerini belirleyebilmek  
için zamana ihtiyaç duymuşlardır. Sıkıyönetim Mahkemesi, hızlandırıcı bir usul izlemiş ve  
yargılamayı hızlandırmak için gerekli her türlü çabayı göstermiştir. Haftada üç kere olmak  
üzere beş yüzden fazla duruşma yapmıştır. Savcı, iddianamesini hazırlayabilmek için ikibin  
sayfadan fazla tutan savunmaları incelemek zorunda kalmıştır. Dava dosyası yaklaşık bin  
klasörden fazla olup, sadece kararın özeti 248 sayfa kadar tutmuştur.  
6
Kısaca, Hükümet, bu etkenlerin yargılamanın uzunluğunu açıkladığını ve yargısal  
makamlara ihmal ya da gecikmenin isnat edilemeyeceğini iddia etmiştir.  
27. Başvuran cevaben beş yıl tutuklu kaldığını ve mahkemelerin davasıyla ilgili kesin  
bir karara varamadıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda başvuran, gecikmenin sorumluluğunun  
hükümete isnat edilebileceğine işaret etmiştir. Başvuran Sıkıyönetim Mahkemesinin nihai  
kararından beş yıl sonra yargılama yetkisinin Yargıtay'a geçtiğine ve Yargıtay'ın da kesin  
karar vermesinin bir yıl aldığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla başvuran, yargılamada altı  
yıl gibi önemli bir gecikmenin meydana geldiğini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın görüşüne  
göre, davanın karmaşıklığı ve davalıların sayısının fazlalığı 15 yıl kadar süren bir yargılamayı  
mazur gösteremez. Bu bağlamda başvuran, Devlet'in davaya bakmak üzere yeteri kadar hakim  
atamak zorunda olduğunu idda etmiştir.  
28. Mahkeme, davalıların sayılarının çokluğu, suçlamaların ciddiliği ve mahkemenin  
büyük çaplı bir davaya bakarken karşılaşğı zorluklar nedeniyle sözkonusu davanın karmaşık  
bir dava olduğuna ilişkin hükümet görüşüne katılmaktadır. Fakat, dava mevcut sorunların  
karmaşıklığı bakımından açıklanamayacağı için Mahkeme, davayı başvuranın ve ulusal  
mercilerin davranışları çerçevesinde inceleyecektir (bkz. Üstte 25. paragraf).  
29. Bu bağlamda, davalı Hükümet'in yargılamanın herhangi bir aşamasında  
başvuranın davranışlarıyla ilgili bir eleştiride bulunmadığına dikkat çekilmelidir. Mahkeme,  
yargılamanın uzunluğunun sadece, yerel mahkemelerin davayı yeterince özenli  
incelememesiyle açıklanabileceğini tekrarlar (bkz. Cankoçak kararı, §32).  
30. Bu bağlamda Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin yaklaşık 8 yıl 4 aylık bir  
sürede karar verebildiğini gözlemlemektedir. Askeri Yargıtay'ın temyiz incelemesi de 4  
yıldan fazla sürmüştür. Ayrıca, Yargıtay davanın kendisine geçmesinden yaklaşık 2 yıl sonra,  
27 Aralık 1995 tarihinde karar vermiştir. Mahkeme, nihai kararın verilmesinin, davanın  
karmaşıklığı nedeniyle geciktiğine ilişkin Hükümet iddiasını tartışmamaktadır. Ayrıca  
Mahkeme, dava yetkisinin askeri mahkemelerden sivil mahkemelere geçmesiyle sonuçlanan  
yasal değişikliklerin de geciktirici etkenler olarak davanın uzamasına katkıda bulunduğunu  
gözlemlemektedir.  
31. Bununla birlikte Mahkeme, müteaddit defalar vurguladığı gibi, Sözleşme'nin 6/1  
maddesinin, Sözleşmeci Devletler'e yargısal düzenlerini, davaları makul bir sürede görme  
yükümü de dahil olmak üzere, kendi mahkemelerinin yükümlülüklerini yerine  
getirebilecekleri bir şekilde düzenleme görevi verdiğini tekrarlar (Pelissier and Sassi-Fransa  
[GC], s.301, §74, no. 25444/94, ECHR 1999-II). Dolayısıyla, başvurana karşı yürütülen cezai  
kovuşturmanın uzamasının sorumluluğu ulusal makamlara atfedilmelidir. Bu nedenle  
Mahkeme, ceza yargılamasının uzun sürmesinin "makul süre" yükümlülüğünün yerine  
getirilmemesine yol açtığı sonucuna varmıştır.  
32. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
2. Sıkıyönetim Mahkemelesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
(a) Tarafların İddiaları  
(i) Başvuran  
7
33. Başvurana göre, kendisini yargılayan Sıkıyönetim Mahkemesi, Sözleşme'nin 6/1  
maddesi anlamında "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olarak görülemez çünkü anılan  
mahkemede bulunan beş üyeden ikisi askeri yargıç biri de subaydır. Askeri yargıçlar ordunun  
hizmetindeki subaylar olup, idareden emir almaktadırlar. Bu üyeler ordu disiplinine tabidir ve  
kendileri hakkında sicil raporları düzenlenmektedir. Hukuk eğitimi almamış olan subay üye  
ise sıkıyönetim komutanına karşı sorumludur.  
(ii) Hükümet  
34. Hükümet, sözkonusu dönemde sıkıyönetim mahkemelerinde iki askeri yargıcın  
yanısıra, yargısal bağımsızlıkları ve dokunulmazlıkları Anayasal güvence altında bulunan iki  
de sivil yargıcın bulunduğunu öne sürmüştür. Subay üyenin tek görevi ise duruşmanın  
düzenini sağlamak olup hiçbir yargısal yetkisi bulunmamaktadır. Hükümet'e göre,  
Sıkıyönetim Mahkemeleri'ndeki askeri yargıçların atama ve sicil usulü ve yargısal görevlerini  
ifa ederken sahip oldukları güvenceler Mahkeme'nin konuyla ilgili içtihatlarıyla tespit edilmiş  
kriterlere tamamıyle uymaktadır. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemeden, başvuranın "bağımsız  
ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna  
varmasını talep etmiştir.  
(b) Mahkemenin değerlendirmesi  
35. Mahkeme, 8 Aralık 1994 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararında,  
Komisyon'un, işbu davada Hükümet tarafından dile getirilen iddialara benzer iddiaları ele  
almak zorunda kaldığına dikkat çeker. Sözleşme'nin 31. maddesi uyarınca hazırladığı raporda,  
Komisyon, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin yapısını ve işleyişini düzenleyen yasal kuralların bu  
mahkemelerin bağımsızlıklarıyla özellikle de askeri yargıç üyelerininin atanma ve sicil  
usulleri konusunda çok sayıda sorun ortaya çıkardığına dikkat çekmiştir. Komisyon,  
sözkonusu mahkemelerde bulunan subay üyenin hiyerarşik olarak sıkıyönetim ve/veya  
kolordu komutanına bağlı olması nedeniyle askeri makamlardan bağımsız olmadığını  
gözlemlemiştir. Bu nedenle Komisyon, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemesi'nin bağımsızlığı  
ve tarafsızlığıyla ilgili olarak dile getirdiği endişelerin nesnel bir biçimde haklı olduğunu ve  
Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini ifade etmiştir.  
36. Bu bağlamda, ratione temporis yetkisi dışında kaldığı için eski Mahkeme'nin  
başvuranın Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin bağımsızlık ve tarafsızlığıyla ilgili şikayetlerini  
inceleyemediğini belirtmek gerekir (bkz. Üstte anılan Mitap ve Müftüoğlu kararı, s. 410, §  
27). Fakat, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisiyle ilgili olarak üstte varılan sonuç göz  
önünde tutularak (bkz. Üstteki 23. paragraf), bu sorun artık Mahkeme tarafından  
incelenmelidir.  
37. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız"  
olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştan gelecek  
baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık görüntüsü verip  
vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlar (bkz. 25 Şubat 1997 tarihli Findlay-İngiltere  
Kararı, Raporlar 1997-I, s.281, § 73).  
38. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 hükmü bakımından "tarafsızlığın" mevcudiyetinin,  
öznel bir sınamaya yani belli bir olayda belli bir yargıcın kişisel kanı ve davranışlarına ve  
nesnel bir sınamaya yani hiçbir şüpheye mahal vermeksizin yargıca yeterli güvence verilip  
verilmediğine bakılarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatır.  
8
39. Bu davada bağımsızlık ve tarafsızlık sorunlarını birbirinden ayırmak zor  
gözükmektedir çünkü başvuran tarafından mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin  
olarak öne sürülen iddialar aynı olgusal mülahazalara dayanmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme  
her iki sorunu da birlikte inceleyecektir.  
40. Türk Anayasası'nın 145. Maddesi ve 1402 Sayılı Kanun Sıkıyönetim  
Mahkemelerinin yasal çerçevesini ve işleyişini düzenlemektedir (bkz. Üstte 19. paragraf). Bu  
mahkemeler iki sivil, iki askeri yargıç ve bir de subay üyeden oluşmaktadır.  
Mahkeme, bu bağlamda, iki sivil yargıcın tarafsızlığının ve bağımsızlığının, her iki  
tarafça da tartışılmadığını gözlemlemektedir. Bundan dolayı Mahkeme sadece Sıkıyönetim  
Mahkemesi heyetindeki askeri yargıç ve subay üyelerin durumunu inceleyecektir.  
41. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemelerindeki askeri yargıçların Genelkurmay  
Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet  
komutanğının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri  
Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından seçildiğine dikkat çeker. Bu şekilde seçilen  
yargıçlar, Genelkurmay Başkanı'nın görüşü alınarak Savunma Bakanı, Başbakan ve  
Cumhurbaşkanı'nca imzalanan üçlü kararnameyle atanır.  
Subay üye ise, bu davada bir kıdemli Albay, Genelkurmay Başkanının teklifi üzerine  
askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır. Subay üye, bir yılın dolması üzerine  
görevden alınabilir (bkz. Üstte para. 19).  
42. Sıkıyönetim Mahkemesi üyelerini dıştan gelecek baskılara karşı koruyan  
güvencelerin mevcudiyetiyle ilgili olarak, Mahkeme, askeri yargıçların sivil meslektaşlarıyla  
aynı mesleki eğitimi aldıklarına dikkat çeker. Ayrıca, askeri yagıçlar sivil yargıçlarla aynı  
anayasal güvencelerden de yararlanmaktadır. Sıkıyönetim Mahkemesi üyesi oldukları süre  
boyunca görevden alınamayacakları gibi, rızaları olmaksızın emekliliğe de sevk edilemezler.  
Anayasa'ya göre, yargıçlar bağımsız olmalıdır ve görevlerini yerine getirirlerken hiçbir  
makam kendilerine talimat veremez.  
43. Bununla birlikte, askeri yargıçların statülerinin diğer yönleri, bağımsızlıkları ve  
tarafsızlıkları hakkında soru işaretleri uyandırmaktadır. Birincisi, askeri yargıçlar, yürütmenin  
emrindeki orduya tabidirler. İkincisi, başvuranın da haklı olarak işaret ettiği gibi, askeri  
hakimler, askeri disiplin ve sicil değerlendirmesine tabidirler. Dolayısıyla, terfi etmek için  
hem idari hem de yargısal üstlerinin olumlu sicil notuna ihtiyaç duymaktadırlar. Son olarak,  
atanmalarıyla ilgili kararlar, idari makamlar ve ordu tarafından alınmaktadır.  
Sıkıyönetim Mahkemesi heyetinde bulunan subay üye konusunda ise, Mahkeme, bu  
üyenin, ilgili sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanının emir komutası altında olduğunu  
gözlemlemektedir. Subay üye hiçbir şekilde bu makamlardan bağımsız değildir.  
44. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin Anayasal düzeni ve demokratik rejimi  
yıkmayı amaçlayan suçlarla ilgili davalara bakmak üzere kurulduğuna dikkat çeker.  
Olağanüstü yetkileri bulunan bu mahkemeler, silahlı kuvvetlerin, ülkenin "iç güvenliği"yle  
ilgilendiği ve bölge komutanlarının o bölgedeki şiddet eylemlerini bastırmak için polis  
yetkileri kullandığı sıkıyönetim süresince faaliyet göstermektedirler.  
45. Bununla birlikte, Mahkeme'nin görevi, bu tür mahkemelerin bir Sözleşmeci  
Devlet'te kurulmasının gerekli olup olmadığını in abstracto olarak belirlemek ya da ilgili  
uygulamayı gözden geçirmek değil fakat, bu mahkemelerden herhangi birinin işleyişinin  
başvuranın adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edip etmediğini belirlemektir.  
9
46. Mahkeme'nin görüşüne göre, izlenimler bile önemli olabilir. Tehlikede olan,  
demokratik bir toplumda bulunan mahkemelerin, ceza yargılaması söz konusu olduğunda,  
halkta, daha da önemlisi sanıkta uyandırdığı güvendir. Belli bir davada, bir mahkemenin  
bağımsızlığının ya da tarafsızlığıyla ilgili endişe duyulmasına ilişkin meşru bir sebebin olup  
olmadığının belirlenmesinde sanığın bakış açısı önemlidir ama belirleyici değildir. Belirleyici  
olan, sanığın şüphelerinin nesnel olarak makul bulunabilmesidir.  
47. Bu bağlamda Mahkeme, bu davada olduğu gibi, bir mahkemenin üyeleri arasında,  
görevleri ve hizmet organizasyonları bakımından, taraflardan birininin hiyerarşisine tabi  
üyelerin bulunması durumunda, sanık şahısların bu üyelerin bağımsızlığına ilişkin makul  
şüpheler besleyebileceğini düşünmektedir. Bu tür bir durum demokratik bir toplumda  
uyanması gereken güveni etkileyecektir. Ayrıca, Mahkeme, bir sivilin, kısmen de olsa, silahlı  
kuvvetler mensuplarından oluşan bir mahkemenin önüne çıkarılmak zorunda bırakılmasına  
büyük önem atfetmektedir.  
48. Öne sürülenler ışığında, Mahkeme, Devlet'in anayasal düzenini yıkmaya çalışmak  
suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, iki askeri yargıç ve  
sıkıyönetim komutanına bağlı bir subay üyenin içinde bulunduğu bir heyet tarafından  
yargılanmasından dolayı haklı  
bir endişeye sahip olabileceğini düşünmektedir.  
Bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarıyla ilgili herhangi bir şüphenin sözkonusu olmadığı iki sivil  
yargıcın da anılan mahkeme heyetinde bulunması bu bağlamda herhangi bir değişiklik  
oluşturmamaktadır.  
49. Sonuç olarak, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemelerinin bağımsızlık ve  
tarafsızlıklarıyla ilgili endişeleri nesnel olarak mazur görülebilir.  
Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 hükmü ihlal edilmiştir.  
3. Sıkıyönetim Mahkemesi'nde Adil Yargılanma Hakkı  
50. Başvuran Mahkeme'ye sunduğu görüşte, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kendisine  
yöneltilen suçlamanın niteliği ve mahiyeti hakkında kendisini derhal bilgindirmediğini ve  
savunmasını hazırlaması için kendisine yeterli süre tanınmamasından dolayı Sözleşme'nin 6/3  
hükmünün ihlal edildiğini öne sürmüştür.  
51. Hükümet başvuranın bu başlık altındaki görüşlerine ilişkin herhangi bir görüş  
belirtmemiştir.  
52. Başvuranın ne Komisyona sunduğu başvuru formunda ne de yargılamının  
herhangi bir aşamasında yukarıdaki şikayetleriyle ilgili ayrıntılı bilgi sunmadığını dikkat  
çekilmelidir. Başvuran sadece bu mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile yargılama  
usullerinin olağanüstülüğüne ilişkin şikayetlerde bulunmakla yetinmiştir.  
53. Üsttekileri ve başvuranın, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından  
yargılanmamasından dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığını göz  
önünde bulunduran Mahkeme, bu şikayetleri incelemenin gereksiz olduğunu düşünmektedir.  
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
54. Sözleşme'nin 41. Maddesi aşağıdaki gibidir:  
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."  
10  
A. Zarar  
55. Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 80,000 Fransız Frangı talep etmiştir.  
Bu bağlamda başvuran, ceza yargılamasının haksız bir biçimde uzadığına ve üç yıldan fazla  
süreyle keyfi olarak hapis yattığına, maddi ve manevi zarara uğradığına ve uzun bir süre iş  
bulamadığına ilişkin iddialarına işaret etmiştir.  
56. Hükümet, başvuranın iddialarıyla ilgili herhangi bir yorum yapmamıştır.  
57. Mahkeme, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yapılan  
yargılamayla ilgili olarak verilecek bir ihlal kararının tek başına başvuranın manevi zararını  
karşılayacağını düşünmektedir.  
Mahkeme, sadece yargılamanın uzunluğuyla ilgili Sözleşme ihlalinden dolayı tazminat  
ödenebileceğini ve hesaplamayı buna göre yaptığını tekrarlar.  
58. Başvuranın yargılamasının toplam süresinin uzunluğunu dikkate alan Mahkeme,  
kendisinin belli bir sıkıntıya düşğünü düşünmektedir. Hakkaniyet ilkesi temelinde kendisine  
80,000 Fransız Frangı ödenmesine karar vermiştir.  
B. Masraflar  
59. Başvuran, bu başlık altında 80,000 Frank talep etmiştir. Bununla birlikte başvuran,  
bu masrafları ispatlayacak herhangi bir belge ibraz etmemiştir.  
60. Hükümet, bu başlık altında da herhangi bir görüş belirtmemiştir.  
61. Mahkeme, başvuranın bu başlık altındaki hakkından feragat etmiş sayılması  
gerektiğini düşünmektedir.  
C. Temürrüt Faizi  
62. Mahkeme önündeki mevcut bilgilere göre, işbu kararın benimsendiği tarihte  
Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık % 4,26'dır.  
BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME,  
1. Oybirliğiyle, ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal  
edildiğine;  
2. Altıya karşı bir oyla başvuranın bağımsız ve tarafsız olmayan Sıkıyönetim Mahkemesi'nce  
yargılanmasından dolayı Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Sözleşme'nin 6/3 maddesiyle ilgili şikayetleri incelemenin gereksiz olduğuna,  
4.Oybirliğiyle,  
11  
(a) Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere ve bu miktara  
yansıtılabilecek her türlü vergi düşüldükten sonra 80,000 (seksenbin) Fransız Frangının davalı  
Devlet tarafından başvurana ödenmesine,  
(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 4,26 faiz  
uygulanmasına  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 25 Eylül 2001 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve  
3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Michael O'BOYLE  
Sekreter  
Elisabeth PALM  
Başkan  
Sözleşme'nin 45/2 ve Mahkeme içtüzüğünün 74/2 hükümleri uyarınca, Sn. Gölcüklü'nün  
muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.  
YARGIÇ GÖLCÜKLÜNÜN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
Mahkeme huzurunda, Türkiye'deki sıkıyönetim mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
sorununun tartışıldığı bu davada (Sözleşmenin 6/1 Maddesi), oyumu bir ihlal olmadığı  
yönünde kullandım çünkü, çoğunluk kararının mantıksal sonucu yargısal sistemdeki her tür  
askeri mahkemenin yasaklanması olacaktır. Gerekçelerim aşağıdaki gibidir.  
1. Bu davada çoğunluğun başlangıç noktası İncal-Türkiye kararıdır. Kanaatime göre, İncal  
davası bu davadan oldukça farklıdır.  
İncal davası, iki sivil ve bir askeri yargıçtan oluşan sivil bir mahkemeyle yani Devlet  
Güvenlik Mahkemesi'yle ilgiliydi. O mahkeme bir sivili sıradan ceza hukuku bağlamındaki  
bir suçtan ötürü yargılamaktaydı. Mahkeme, o davada, askeri yargıçların Türk yargı  
sisteminde sahip oldukları güvencelere rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin  
üyelerinden birinin şahıslarda, tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili şüpheler uyandırabilecek  
askeri yargıç olduğu için Sözleşme'nin 6/1 maddesi anlamında nesnel olarak tarafsız ve  
bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştı. O davadaki bakış açısı, o davada  
sıradan bir suçtan ötürü bir sivili yargılayan sivil bir mahkeme söz konusu olduğu için  
savunulabilirdi.  
2. Fakat, iki sivil, iki askeri yargıç ve bir subay üyeden oluşan bir sıkıyönetim mahkemesiyle  
ilgili bu davada durum oldukça farklıdır. Sıkıyönetim mahkemeleri nev-i şahsına münhasır  
mahkemelerdir. Yargı yetkileri sınırlıdır: Sivillerin karışğı davalarda, kesin olarak askeri  
nitelik taşıyan suçlara, askeri makamların –ve bunlarla birlikte sıkıyönetim mahkemelerinin-  
12  
ratione loci yetki üstlendikleri bir bölgede sıkıyönetim ilan edilmesine sebep olan suçlara  
bakmakla yetkilidirler.  
Tüm askeri mahkemelerde, işin doğası gereği, en azından bir askeri yargıç bulunmalıdır. İncal  
örneği esas alınarak, üyeleri arasında askeri bir yargıcın bulunduğu bir mahkemenin 6/1  
hükmü anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmak, mantıksal olarak, tüm  
askeri mahkemelerin 6/1 maddeye aykırı olduğu sonucuna götürecektir ki bu da tüm yargısal  
sistemlerde yasaklanmalarını gerektirecektir. Bu benim kabul edemeyeceğim genel sonuçtur.  
Askeri mahkemeler, bildiğim kadarıyla, bir orduya sahip her Devlet'te, çok uzun dönemlerden  
beri mevcuttular, şu anda da mevcudiyetlerini korumaktadırlar ve silahlı kuvvetler ve  
sıkıyönetim ortadan kaldırılana kadar da mevcudiyetlerini korumaya devam edeceklerdir.  
13