AİHM, şikayetin aşağıda kaydedilen nedenlerden ötürü dayanaktan yoksun olması
nedeniyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine karar vermenin gerekli
olmadığı kanısındadır.
AİHM içtihatına göre, 6. madde ve özellikle 3. paragrafın davanın yargıya
gönderilmeden önce ihlalinin değerlendirilmesi için, dava başlamadan önce bu maddenin
ihlaline neden olan hatanın yargılamanın adilliğini ciddi bir şekilde tehdit ettiği bir durum
olması gerekmektedir. Hazırlık soruşturması esnasında 6. maddenin 1. ve 3. (c)
paragraflarının uygulanma şekli, ilgili davaların özelliklerine ve dava koşullarına bağlıdır.
Önemli olan, başvuranın hazırlık soruşturması sırasında temsil edilmemesinin, davanın
tamamı ışığında, sanığı adil şekilde yargılanmaktan mahrum edip etmediğidir.
Sözkonusu davada, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat
yardımı alma hakkı, sözkonusu tarihte yürürlükte olan iç hukuk uyarınca kısıtlanmıştır.
Bununla birlikte AİHM sözkonusu davada başvuran aleyhinde açılan cezai takibatın
hakkaniyete uygunluğunun ihlal edildiğini gösteren bir unsurun mevcut olmadığını
gözlemlemektedir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranı PKK üyesi olmaktan
suçlu bulan 26 Kasım 1996 tarihli kararı başvuranın polis, Cumhuriyet Savcısı ve kendisinin
tutuksuz yargılanmasını öngören hakim önünde verdiği ifadelere dayanmamaktadır. İlk derece
mahkemesi, sanıkların dördünün Cumhuriyet Savcısı veya hakim önünde ve duruşmalar
sırasında verdikleri ifadeleri gözönüne almaktadır. Ayrıca başvuranın polise bir tabanca ve
belli miktarda mermi teslim ettiğini de gözönüne almaktadır.
Bu nedenle başvuranın hazırlık soruşturması esnasında yasal yardım alamamasının,
AİHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. (c) paragrafları bağlamında adil yargılamadan mahrum
bırakıldığı anlamına geldiği kabul edilemez.
Sonuç olarak, bu şikayet dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragrafları bağlamında reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada çok sayıda kötü muamele
şekillerine maruz kaldığı hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini AİHS’nin 3. maddesine
dayandırmıştır:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
Başvuran maruz kaldığı sıkıntının bütünüyle ele alındığında işkenceye denk düştüğünü
ileri sürmüştür. Gözlerinin bağlandığını, çıplak bırakıldığını, üzerine soğuk su tutulduğunu ve
vücudunun çeşitli kısımlarına copla vurulduğunu belirtmiştir. Ayrıca ayak tabanlarına
vurulduğunu ve ardından tuz serpilmiş zemin üzerinde yürütüldüğünü ileri sürmüştür. Filistin
yöntemi ile asılı tutulduğunu ve jenital organlarına, parmaklarına ve ayaklarına elektrik
verildiğini belirtmiştir. Başvuran iddialarını 27 Aralık 1993 ve 14 Ocak 1994 tarihli tıbbi
raporlara dayandırmaktadır. Sözkonusu iki raporun içeriklerindeki farklılıklara ilişkin
başvuran, kendisini 27 Aralık 2003 tarihinde muayene eden doktorun, başka bir tutuklu
tarafından yapılan şikayet üzerine 15 Haziran 1995’de İstanbul Tabip Odası tarafından şikayet
sahibinin polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada uğradığı kötü muamele izlerini gizleyen
tıbbi raporlar hazırladığı için altı ay süreyle doktorluktan men ettiğini bildirmiştir.
4