COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
KOÇAK/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 32581/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Mayıs 2007  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşı Mehmet Koçak’ın (“başvuran”), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 3 Ekim  
1995 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin  
(“AİHS”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 25. maddesi uyarınca,  
yapmış olduğu (32581/96) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuranlar, 1965 doğumludur ve İstanbul’da yaşamaktadır.  
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından M. İriz ve Ş. Turan tarafından temsil  
edilmektedir.  
A. Başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muamele  
gördüğü iddiası  
12 Ekim 1993 tarihinde başvuran ve diğer beş kişi, PKK’ya karşı düzenlenen bir polis  
operasyonu sırasında M. O.’nun evinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi terörle  
mücadele şubesi polis memurlarınca yakalanmıştır.  
30 Aralık 1993 tarihinde başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bir dilekçe  
sunmuştur. Polis gözetiminde bulunduğu sırada işkence gördüğünü ve ifadesinin baskı altında  
alındığını belirtmiştir. Serbest bırakılmayı talep etmiştir.  
Belirsiz bir günde İstanbul Cumhuriyet Savcısı başvuranın kötü muameleye uğramış  
olduğuna ilişkin iddiaları hususunda bir soruşturma başlatmıştır.  
5 Haziran 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı hakkında cezai takibat başlatmak için  
yeterli delil bulunmaması nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi terörle mücadele  
şubesi müdürü R. A. hakkında yetkisizlik kararı yayınlamıştır. Savcı, ayrıca, Türk Ceza  
Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca İstanbul Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesi  
polis memurları Ö.D. ve Ü.K. aleyhinde cezai takibat başlatılıdığını belirtmiştir. Polis  
memurları ifadesini alabilmek için başvurana işkence etmekle suçlanmıştır.  
29 Haziran 1995 tarihinde başvuran, 5 Haziran 1995 tarihli karara itiraz etmiştir.  
4 Ağustos 1995 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın itirazını  
reddetmiştir.  
20 Aralık 1995 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların gözaltında  
tutuldukları sırada başvurana kötü muamele ettikleri sonucuna varmak için yeterli delil  
olmadığına karar vererek suçlanan polis memurlarının beraatına karar vermiştir.  
20 Aralık 1995 tarihli karar Cumhuriyet Savcısı’nın itirazda bulunmaması nedeniyle  
nihai hale gelmiştir.  
2
B. Başvuran aleyhindeki cezai takibat  
4 Şubat 1994 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı  
başvuran ve diğer yirmi dokuz kişi aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Başvuranı, Türk Ceza  
Kanunu’nun 168/2. maddesi ve 3713 no.lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca PKK’ya üye  
olmakla suçlamıştır.  
26 Kasım 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı suçlu  
bulmuş ve on iki yıl altı ay hapse mahkum etmiştir.  
26 Kasım 1996 tarihli karar, başvuranın itirazda bulunmaması nedeniyle  
kesinleşmiştir.  
26 Nisan 2003 tarihinde başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir.  
HUKUK  
I.  
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, polis, Cumhuriyet Savcısı ve tutuklu yargılanmasını öngören hakim  
tarafından sorguya çekildiği aşamalarda yasal yardım alma hakkından mahrum bırakıldığı  
hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini AİHS’nin ilgili kısımları aşağıda kaydedilen 6.  
maddesinin 1. ve 3. (c) paragraflarına dayandırmıştır:  
1. Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla  
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete  
uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir ...  
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:  
...  
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer  
savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa,  
mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;  
...”  
Hükümet ilk olarak başvuranın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kararına karşı  
Yargıtay’a başvurarak itirazda bulunmadığını ve bu nedenle iç hukuk yollarını tüketmemiş  
olduğunu belirtmiştir.  
Şikayetin esasları hususunda Hükümet hazırlık soruşturma esnasında yasal yardıma  
erişimin sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili yasaya uygun olarak kısıtlandığını  
belirtmiştir. Ayrıca, her durumda başvuranın polis, Cumhuriyet Savcısı ve tutuksuz  
yargılanmasını öngören hakim tarafından sorgulanması sırasında yasal yardım talep  
etmediğini ileri sürmüştür.  
3
AİHM, şikayetin aşağıda kaydedilen nedenlerden ötürü dayanaktan yoksun olması  
nedeniyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine karar vermenin gerekli  
olmadığı kanısındadır.  
AİHM içtihatına göre, 6. madde ve özellikle 3. paragrafın davanın yargıya  
gönderilmeden önce ihlalinin değerlendirilmesi için, dava başlamadan önce bu maddenin  
ihlaline neden olan hatanın yargılamanın adilliğini ciddi bir şekilde tehdit ettiği bir durum  
olması gerekmektedir. Hazırlık soruşturması esnasında 6. maddenin 1. ve 3. (c)  
paragraflarının uygulanma şekli, ilgili davaların özelliklerine ve dava koşullarına bağlıdır.  
Önemli olan, başvuranın hazırlık soruşturması sırasında temsil edilmemesinin, davanın  
tamamı ışığında, sanığı adil şekilde yargılanmaktan mahrum edip etmediğidir.  
Sözkonusu davada, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat  
yardımı alma hakkı, sözkonusu tarihte yürürlükte olan iç hukuk uyarınca kısıtlanmıştır.  
Bununla birlikte AİHM sözkonusu davada başvuran aleyhinde açılan cezai takibatın  
hakkaniyete uygunluğunun ihlal edildiğini gösteren bir unsurun mevcut olmadığını  
gözlemlemektedir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranı PKK üyesi olmaktan  
suçlu bulan 26 Kasım 1996 tarihli kararı başvuranın polis, Cumhuriyet Savcısı ve kendisinin  
tutuksuz yargılanmasını öngören hakim önünde verdiği ifadelere dayanmamaktadır. İlk derece  
mahkemesi, sanıkların dördünün Cumhuriyet Savcısı veya hakim önünde ve duruşmalar  
sırasında verdikleri ifadeleri gözönüne almaktadır. Ayrıca başvuranın polise bir tabanca ve  
belli miktarda mermi teslim ettiğini de gözönüne almaktadır.  
Bu nedenle başvuranın hazırlık soruşturması esnasında yasal yardım alamamasının,  
AİHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. (c) paragrafları bağlamında adil yargılamadan mahrum  
bırakılğı anlamına geldiği kabul edilemez.  
Sonuç olarak, bu şikayet dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları bağlamında reddedilmelidir.  
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada çok sayıda kötü muamele  
şekillerine maruz kaldığı hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini AİHS’nin 3. maddesine  
dayandırmıştır:  
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”  
Başvuran maruz kaldığı sıkıntının bütünüyle ele alındığında işkenceye denk düşğünü  
ileri sürmüştür. Gözlerinin bağlandığını, çıplak bırakıldığını, üzerine soğuk su tutulduğunu ve  
vücudunun çeşitli kısımlarına copla vurulduğunu belirtmiştir. Ayrıca ayak tabanlarına  
vurulduğunu ve ardından tuz serpilmiş zemin üzerinde yürütüldüğünü ileri sürmüştür. Filistin  
yöntemi ile asılı tutulduğunu ve jenital organlarına, parmaklarına ve ayaklarına elektrik  
verildiğini belirtmiştir. Başvuran iddialarını 27 Aralık 1993 ve 14 Ocak 1994 tarihli tıbbi  
raporlara dayandırmaktadır. Sözkonusu iki raporun içeriklerindeki farklılıklara ilişkin  
başvuran, kendisini 27 Aralık 2003 tarihinde muayene eden doktorun, başka bir tutuklu  
tarafından yapılan şikayet üzerine 15 Haziran 1995’de İstanbul Tabip Odası tarafından şikayet  
sahibinin polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada uğradığı kötü muamele izlerini gizleyen  
tıbbi raporlar hazırladığı için altı ay süreyle doktorluktan men ettiğini bildirmiştir.  
4
Hükümet başvuranın iddialarının dayanağı bulunmadığını belirtmiştir. Başvuranın  
iddialarını destekleyecek somut deliller gösteremediğini ileri sürmüştür. İddiaların yanıltıcı  
olduğunu ve terörist örgüt tarafından terörizme karşı mücadeleye zarar verme amacıyla  
oluşturulan senaryonun bir parçası olduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca, 27 Aralık 1993 ve  
14 Ocak 1994 tarihli raporların birbiriyle çeliştiğini düşünmemek gerektiğini belirtmiştir. Bu  
bağlamda polise PKK’ya ilişkin bilgi vermiş olduğu için muhtemelen hapishane arkadaşları  
tarafından dövülmüş olması nedeniyle ikinci raporda bahsedilen yaralanmaların kendisinde  
oluştuğunu ileri sürmüştür. Hükümet AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmemiş olduğu  
sonucuna varmıştır.  
AİHM kişinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp serbest bırakıldığında yaralı olduğu  
durumlarda Devlet’in, sözkonusu yaralanmaların nasıl oluştuğu yönünde açıklamada  
bulunmak ve mağdurun iddialarından, özellikle de bu iddialar tıbbi raporlar ile desteklenmiş  
ise, kuşku duyulmasını sağlayacak deliller sunma yükümlülüğü altında olduğunu  
yinelemektedir. Aksi takdirde, AİHS’nin 3. maddesi bağlamında açıkça bir mesele ortaya  
çıkmaktadır.  
AİHM delilleri değerlendirirken genellikle “makul şüphenin ötesinde” kanıt  
standartını uygulamıştır (Avşar/Türkiye, no. 25657/94, 282. paragraf, AİHM 2001). Bu tür bir  
kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve bağdaşan çıkarımların ve çürütülmemiş benzer maddi  
karinelerin birarada bulunmasından kaynaklanabilmektedir. Gözaltında tuttukları sırasında  
kontrolleri altında bulunan kişilerde olduğu gibi sözkonusu olayların bütünüyle veya büyük  
ölçüde yalnızca yetkili makamların bilgisi dahilinde olduğu durumlarda, gözaltına alma  
sırasında meydana gelen yaralanmalar hususunda kuvvetli maddi karineler ortaya çıkacaktır.  
Sözkonusu davada AİHM öncelikle başvuranın, gözaltına ilk alındığında tıbbi  
muayeneye tabi tutulmadığını belirtmektedir. Polis gözetiminden çıkarıldıktan sonra iki tıbbi  
raporla sonuçlanan iki muayeneye tabi tutulmuştur. 27 Aralık 1993 tarihli rapor başvuranın  
kalçalarının her iki yanında 2-3 cm çapında iki ekimoza ve 14 Ocak 1994 tarihli ikinci rapor  
geniş çaplı ekimoz alanlarına ve vücudun birçok yerinde eski yaralara değinmektedir (bkz.  
paragraflar 14 ve 17).  
Bu bağlamda AİHM ikinci raporun içerdiği bulguların başvuranın kötü muamele  
iddiaları ile tutarlı olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, Hükümet başvuranın vücudunda  
tespit edilen izler ve yaralanmalar için makul bir açıklamada bulunmamıştır.  
Bütün olarak dava koşulları ışığında ve Hükümet tarafından makul bir açıklama  
sunulmaması gözönüne alındığında AİHM raporlarda bahsi geçen yaralanmaların,  
sorumluluğu Hükümet’e ait olan kötü muamelenin sonucu olduğuna karar vermek  
durumundadır. Kötü muamelenin niteliği ve derecesi ve delillerden, PKK ile bağlantısı olduğu  
şüphesine ilişkin başvurandan bilgi almak için işkence edildiği hususunda çıkarılabilecek  
güçlü sonuçlar gözönüne alındığında, AİHM kötü muamelenin ancak işkence olarak  
karakterize edilebilecek ciddi ve insafsız ıstıraplar içerdiği sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
Sözleşme’nin 41. maddesine göre:  
5
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
Başvuran maddi zarar için 13,560 Euro tazminat talep etmiştir.  
Hükümet başvuranın iddialarını destekleyecek hiçbir delil sunmadığını ileri sürmüştür.  
İddiaların asılsız olduğunu iddia etmiştir.  
AİHM başvuranın iddiasını destekleyecek belge sunmadığını gözlemlemekte ve  
iddiayı reddetmektedir.  
B. Manevi tazminat  
Başvuran manevi zarar için 13,560 Euro tazminat talep etmiştir.  
Hükümet başvuran tarafından talep edilen meblağa itiraz etmiştir.  
AİHM, başvuranın polis gözetiminde tutulduğu süre içerisinde kötü muameleye maruz  
kaldığına ilişkin AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu tespit etmiştir. Mevcut dava  
koşullarını gözönüne alan AİHM başvurana talep ettiklerinin tümünün ödenmesine karar  
vermiştir.  
C. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, davasının AİHS kurumları önünde hazırlanması ve sunulmasında yaptığı  
harcamalar için 10,397 Euro tazminat talep etmiştir. Bunlara; temsilcilerince yapılan yasal  
işlemler ve idari masraflarla birlikte telefon görüşmeleri, posta, kırtasiye ve tercüme  
masrafları gibi ücetler ve idari masraflar da dahildir. Başvuran iddialarını destekleyecek  
yönde temsilcilerinden biri tarafından hazırlanan detaylı bir masraf listesi sunmuştur.  
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir. Ancak gerçekten yapılan masrafların tazmin  
edilebileceğini ileri sürmüştür.  
AİHM içtihatına göre bir başvuran, ancak gerçekten gerekli oldukları için  
yapıldıklarının ve meblağlarının makul olduğunun gösterilmesi halinde masraflarının  
tazminine hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıda  
kaydedilen kriterleri gözönüne alan AİHM, bu başlık altında başvurana 2,000 Euro tazminat  
ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.  
D. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
6
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE  
1. 6. maddenin 1. ve 3. (c) paragrafları bağlamındaki şikayetin kabuledilmez  
olduğuna;  
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,  
3. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen miktarların ödenmesi  
gerektiğine:  
(i) Manevi tazminat için 13,560 Euro (on üç bin beş yüz altmış Euro);  
(ii) Mahkeme masrafları için 2,000 Euro ( iki bin Euro);  
(iii) Yukarıda kaydedilen meblağlara uygulanabilecek her tür vergi;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz  
uygulanmasına,  
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 77 § 3.  
maddesi gereğince 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
Fatoş ARACI  
Nicolas BRATZA  
Katip Yardımcısı  
Başkan  
7