CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
KORKUT-TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:10693/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
9 Aralık 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10693/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaşı) Ali Haydar Korkut’un (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 31 Aralık  
2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin  
(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Z.S. Özdoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1968 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir.  
Başvuran, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda Subay olarak görev yapmaktaydı.  
1999 tarihinde, başvuran, yasadışı bir gösteriye katılmaktan aranan ve yurtdışına kaçmaya  
teşebbüs ettiği sırada yakalanan kız kardeşinin hesabına para yatırmıştır.  
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, silahlı örgüt üyelerine yardım ve  
yataklıktan başvuran hakkında soruşturma başlatmıştır.  
10 Mayıs 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın, kardeşinin sahte pasaport edinme  
niyetinden haberi olmadan annesinin isteği üzerine iyi niyetle kardeşine para yolladığına  
kanaat getirerek muhakemenin men’i kararı vermiştir.  
6 Ağustos 1999 tarihinde, Yüksek Askeri Şura’nın 2 Ağustos 1999 tarihli kararı ile başvuran  
erken emekli edilmiştir.  
Eylül 1999 tarihinde, başvuran, Uzakyol Gemi Başmühendisi yeterlilik belgesi almak için  
Denizcilik Müsteşarlığı İzmir Bölge Müdürlüğü’ne başvuruda bulunmuştur.  
10 Nisan 2000 tarihinde, Pasaportlara ilişkin 5682 sayılı yasa uyarınca ve genel güvenlik  
nedenleriyle İçişleri Bakanlığı’nın başvuranın talebinin uygun olmadığı görüşünü göz önüne  
alan Bölge Müdürlüğü başvuranın talebini reddetmiştir.  
30 Mayıs 2000 tarihinde, başvuran, İzmir Bölge İdare Mahkemesi’nde sözkonusu kararın  
iptali istemiyle dava açmıştır.  
21 Haziran 2001 tarihinde, ihtilaflı eylemin yürürlükteki yasalara uygun olması, başvuran  
hakkında cezai bir kovuşturmanın mevcudiyeti, YAŞ kararı ile başvuranın ordudan ihraç  
edilmesi ve İçişleri Bakanlığı’nın başvuranın talebini uygun bulmadığı görüşü nedeniyle  
mahkeme davayı reddetmiştir.  
5 Kasım 2001 tarihinde başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
2
4 Şubat 2005 tarihinde Danıştay, sözkonusu kararı onamıştır.  
HUKUK  
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN  
AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, İzmir Bölge İdare Mahkemesi’nin  
bağımsız olmamasından şikayetçidir. Bu bağlamda, başvuran, içeriğini gündeme getirmeden  
İçişleri Bakanlığı’nın başvuranın talebinin uygun olmadığına ilişkin görüşünü göz önüne  
almasının mahkemenin yürütme makamlarına olan bağlılığını gösterdiğini iddia etmektedir.  
AİHM, bir organın bağımsız olup olmadığını belirlemek için, özellikle, üyelerinin atanma  
biçimlerinin, vekalet sürelerinin, dış baskılara karşı güvencelerinin mevcudiyetinin ve  
sözkonusu organın bağımsız bir görünüm verip vermediğinin göz önüne alınması gerektiğine  
ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır (Bkz, Findlay-Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997).  
AİHM, öncellikle hakimlere tanınan anayasal güvencelere atıfta bulunmaktadır: hakimler  
görevlerinden azledilemezler ve süreleri dolmadan işten çıkarılamazlar; görevlerinin icra  
ederken bağımsızdırlar ve Anayasa, hakimlerin hukuki eylemleri hakkında talimat vermeyi  
veya görevlerinin icrası sırasında etkide bulunmayı her türlü kamu erkine yasaklamaktadır  
(Erol Gültekin ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 52941/99, 13 Mayıs 2004).  
Ayrıca İçişleri Bakanının ne adli görevlerini yerine getirmeleri hakkında ne görev ve  
hizmetlerine bağlılık hususunda hakimlere talimatlarda bulunabileceği iddiası ya da tespiti  
bulunmaktadır. (İmrek-Türkiye).  
Talebin uygun olmadığına dair Bakanlık görüşünün dikkate alınmasına ilişkin olarak ise  
AİHM, mahkeme kararının özellikle bu görüşe dayanmadığını tespit etmektedir. İhtilaflı  
eylemin, yürürlükteki mevzuata uygun olduğuna kanaat getirerek mahkeme, yasadışı örgüt  
mensuplarına yardım ve yataklık yapmaktan başvuran hakkında cezai kovuşturma yapılmasını  
ve başvuranın ordudan ihraç edilmesini de göz önüne almaktadır. Kararın gerekçesinde diğer  
unsurlar arasından Bakanlık görüşünün dikkate alınması, sözkonusu idare mahkemesinin  
yürütmeye bağlı bir mahkeme olduğunu göstermez.  
Hukuk mahkemelerinin oluşumunda yer alan hakimlerin yararlandıkları anayasal ve yasal  
güvenceler göz önüne alındığında, bağlılık ve tarafsızlıklarına şüphe düşürecek yeterli delil  
bulunmadığından AİHM, AİHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca mesnetten yoksun  
olduğu gerekçesi ile başvurunun bu kısmının reddedilmesinin uygun olacağı kanaatindedir  
(Erol Gültekin ve diğerleri).  
AİHS’nin 6/2 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, İzmir Savcılığı tarafından muhakemenin  
men’i kararı alınmasına rağmen masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edilerek ordudan ihraç  
edilmesinden şikayetçidir.  
AİHM, başvuranın, 2 Ağustos 1999 tarihli YAŞ kararı ile erken emekli edildiğini tespit  
etmektedir. Sözkonusu şikayetin altı ay süresi başvuranın YAŞ kararından haberdar olduğu  
günden itibaren işlemeye başlamaktadır. Kararın başvurana tebliğ edildiği tarihe ilişkin  
dosyada herhangi bir bilgi bulunmamasına rağmen erken emekli edilmesine ilişkin karardan,  
en geç, başvuranın Uzakyol Gemi Mühendisliği yeterlilik belgesi başvurusunda bulunduğu  
Eylül 1999 tarihinde haberdar olduğunu kabul etmek uygun olacaktır. Başvuru 31 Aralık 2002  
3
tarihinde yapıldığından, sözkonusu şikayet gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.  
Başvuran, yeterlilik belgesi talebine ilişkin ret kararının AİHS’nin 7. maddesine aykırı bir  
tedbir oluşturduğunu iddia etmektedir.  
Sözkonusu şikayet ile ilgili olarak, AİHM, AİHS’nin 7. maddesinin cezai mahkumiyetlere  
uygulandığını hatırlatmaktadır oysa mevcut davada, başvuranın yeterlilik belgesi alması  
reddedilmiştir ve sözkonusu ret kararı cezai bir nitelik taşımamaktadır (Welch-Birleşik  
Krallık, 9 Şubat 1995).  
Sözkonusu şikayetin, ratione materiae bakımından AİHS ve Protokollerin hükümleri ile  
bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları  
uyarınca sözkonusu şikayet kabuledilemez niteliktedir.  
Başvuran, son olarak yargılama süresinden şikayetçidir. AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle  
başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, yargılama süresinin AİHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen “makul süre” ilkesine  
riayet etmediğini iddia etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
Dikkate alınacak süre 30 Mayıs 2000 tarihinde başlamış ve 4 Şubat 2005 tarihinde sona  
ermiştir. Sözkonusu süre iki dereceli mahkemede yaklaşık dört yıl sekiz ay sürmüştür.  
AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik  
içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer  
bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).  
AİHM, daha önce birçok kez mevcut davaya benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş  
ve AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşştır (sözü edilen Frydlender).  
AİHM, mevcut davada, davanın yaklaşık üç yıl üç aydır Danıştay önünde derdest olduğunu  
gözlemlemektedir. Hükümet, sözkonusu süre ile ilgili olarak hiçbir açıklamada bulunmamıştır  
ve dosyada başvuranın tutumuna isnat edilebilecek hiçbir unsur yer almamaktadır. Konuya  
ilişkin içtihadını göz önüne alarak, AİHM, yargılama süresinin çok uzun olduğu ve “makul  
süre” ilkesine riayet etmediği kanaatindedir.  
Bu durumda, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
4
Başvuran, maddi zararı için 100.000 Euro manevi zararı için 50.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu taleplere karşı çıkmaktadır.  
Maddi tazminat talebi ile ilgili olarak başvuran, şayet sözkonusu yeterlilik belgesini almış  
olsaydı elde edebileceği gelirlere ilişkin bazı hesaplar sunmaktadır. Ancak, AİHM’nin ihlal  
tespiti yalnızca İdare Mahkemesi önündeki yargılama süresinin çok uzun olmasına ilişkindir.  
Sonuç olarak, AİHM, başvuranın maddi tazminat talebini reddetmektedir. Buna karşın,  
AİHM, başvurana 2.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, yapmış olduğu yargılama masraf ve giderlerinin geri ödenmesini talep  
etmemektedir. Dolayısıyla AİHM, başvurana yargılama masraf ve giderleri olarak tazminat  
ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun yargılama süresinin çok uzun olması kapsamında yapılan şikayete ilişkin  
kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 2.500 Euro (iki bin beş yüz  
Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5