CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KUTAL VE UĞRAŞ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 61648/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
13 Haziran 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (61648/00) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı olan Firat Kutal ve Volkan Uğraş’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AİHM) 5 Haziran 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin  
(AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur.  
Başvuranlar, İzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuranlar 1982 doğumludurlar. Davanın açıldığı sırada, başvuranlar sırasıyla Muş  
ve Buca cezaevlerinde tutulmaktaydılar.  
26 Kasım 1998 tarihinde, başvuranlar yakalanmış ve İzmir Terörle Mücadele Şubesine  
bağlı polislerce gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasını  
protesto etmek amacıyla 17 Kasım 1998 tarihinde düzenlenen bir gösteriye katılmakla  
suçlanşlardır.  
27 ve 28 Kasım 1998 tarihlerinde başvuranların sırasıyla ifade tutanakları  
hazırlanmıştır. Bu ifadelerde başvuranlar dava konusu gösteriye katıldıklarını, PKK  
(Kürdistan İşçi Partisi) ve Abdullah Öcalan lehinde slogan attıklarını ve de Molotov kokteyli  
attıklarını kabul etmişlerdir.  
30 Kasım 1998 tarihinde, F. Kutal avukatıyla görüşştür.  
1 Aralık 1998 tarihinde, başvuranlar, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı tarafından dinlenmişler ve kendilerine isnat edilen suçları reddederek gözaltında  
verdikleri ifadelerin içeriğini reddetmişlerdir.  
Aynı gün, başvuranlar, geçici olarak tutuklanmaları emrini veren Devlet Güvenlik  
Mahkemesi yedek hakiminin önüne çıkarılmışlardır.  
11 Aralık 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranları ve diğer on sekiz kişiyi  
yasaşı bir örgüt olan PKK’ya yardım etmekle suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı, bu kişilerin  
Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 5. maddesi  
uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.  
28 Ocak, 25 Şubat, 25 Mart ve 11 Mayıs 1999 tarihlerinde, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi biri askerlik mesleğinden olan üç hakimle oturum düzenlemiştir. Bu duruşmalar  
sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi özellikle sanıkların ve sanık avukatların dinlenmesine  
başlamıştır. Başvuranlar kendilerine isnat edilen suçları ve gözaltında hazırlanan tutanakların  
içeriğini inkar etmiştir.  
11 Mayıs tarihinde, AİHM sonraki duruşma tarihini 22 Haziran 1999 olarak  
belirlemiştir.  
18 Haziran 1999 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa’nın 143. maddesini  
değiştirmiş, askeri görevlileri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin hem karar hem de savcılık  
makamlarının oluşumunun dışında tutmuştur. 22 Haziran 1999 tarihinde Devlet Güvenlik  
Mahkemelerine ilişkin yasaya aynı yönde değişiklikler getirilmiştir.  
2
22 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa değişikliğine ve yeni bir oturum düzenlenmesinin  
imkansızğına ilişin bir tutanak hazırlanmıştır. Sonuç olarak, bir sonraki duruşmanın tarihi 17  
Ağustos 1999 olarak belirlenmiştir.  
17 Ağustos 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi üç sivil hakimden oluşan bir  
oturum düzenlemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, oturumundaki değişikliği göz önünde  
bulundurarak duruşma tutanaklarının ve Cumhuriyet Savcısının esasa ilişkin iddianamelerinin  
okunmasına başlamış ve de sanıklarla sanık avukatlarının savunmalarını dinlemiştir.  
Bu duruşmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 169.  
maddesi ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca, başvuranların yasadışı PKK örgütüne  
yardım etmekten suçlu bulunmasına hükmetmiştir. Olaylar sırasında başvuranlar küçük  
olduğundan, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 55 § 3 maddesi uyarınca  
başvuranların cezasının üçte birini indirmiş ve böylece onları iki yıl altı ay süreli hapis  
cezasına mahkum etmiştir.  
Daha sonra, başvuranlar bu kararın bozulması için temyize gitmiş ve Yargıtaydan  
duruşma talebinde bulunmuşlardır.  
25 Ekim 1999 tarihinde, Yargıtay Başsavcısı, itiraza ilişkin başvuranlara iletilmediği  
öne sürülen görüşünde, Yargıtayı ilk derece mahkemesinin kararını onamaya davet etmiştir.  
27 Mart 2000 tarihinde, Yargıtay, başvuranların avukatının duruşmaya katılmadığını  
ve bunun için hiçbir mazeret göstermediğini tespit etmiştir. Daha sonra, Yargıtay dosya  
hakkında karar vererek ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
17 Nisan 2000 tarihinde, Yargıtayın karar belgesi Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Kalemindeki dava dosyasına eklenmiş ve böylece tarafların erişimine sunulmuştur.  
HUKUK AÇISINDAN  
I.  
AİHS’İN 14. MADDESİYLE İLİŞKİLİ OLARAK 6. MADDESİNİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar bir yandan davanın bir bölümü sırasında askeri hakimin davaya katılımı  
öte yandan sivil hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bağımlı olmasından  
dolayı, kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerine  
adil yargılama garanti edebilecek bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia  
etmektedirler.  
Bununla beraber, başvuranlar, gözaltı sırasındaki ifadelerinin aleyhte delil olarak  
kullanılmasına itiraz etmektedirler ve gözaltı sırasında avukat yardımından  
faydalanmadıklarını ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, başvuranlar, savunma haklarına ilişkin  
olarak Umumi Hukuk kurallarına kıyasla daha elverişsiz usül kurallarına tabi kılındıklarını ve  
bu şekilde ayrımcılıktan mağdur olduklarını düşünmektedirler.  
Öte yandan, başvuranlar, Yargıtayda dava görülürken, Başsavcının görüşünün  
kendilerine iletilmemesi nedeniyle adil yargılanmanın gerekliliklerinin yerine getirilmediğini  
iddia etmektedirler.  
3
Başvuranlar, AİHS’in 14. maddesiyle ilişkili olarak 6 §§1 ve 3 maddelerinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedirler.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHM, AİHS’in 35 § 3 maddesi uyarınca bu şikayetlerin belirgin olarak kötü  
temellendirilmediklerini tespit etmiştir. Öte yandan, AİHM, bu şikayetlerin hiçbir  
kabuledilemezlik engeline takılmadıklarını belirtmektedir. Bu durumda şikayetlerin  
kabuledilebilir olduğunu ifade etmek uygundur.  
B. Esas hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
Hükümet, anayasa değişikliğiyle, Devlet Güvenlik Mahkemesinin oturumunda  
bulunan askeri hakimin yerine sivil bir hakim getirildiğini ve sözkonusu kararın Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin bu yeni bileşimini oluşturan hakimlerce verildiğini hatırlatmaktadır.  
Bu bağlamda, Hükümet 17 Ağustos 1999 tarihli duruşma sırasında, Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin sadece sivil nitelikli bir oturum düzenlediğini, savcının iddianamesini  
yenilemiş olduğunu ve başvuranların savunmalarını sunacak fırsatları olduğunu belirtmiştir.  
Bundan dolayı, başvuranların bu yargılamanın tarafsız ve bağımsız olmadığına ilişkin  
şikayetlerinin mesnetsiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Hükümet bu hususa ilişkin Sevgi Yılmaz-  
Türkiye (62230/00 no’lu, 20 Eylül 2005 tarihli karar) kararına atıfta bulunmuştur.  
Başvuranlar bu açıklamalara itiraz etmişlerdir.  
AİHM, başvuranların ilk başta, biri askeri olan üç hakimden oluşan bir Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin önüne çıkarıldıklarını tespit etmiştir. Bu dava sırasında, Anayasanın  
143. maddesinin 18 Haziran 1999 tarihli 4388 sayılı Kanunla değiştirilmesinin akabinde,  
askeri hakimler Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşum yapısından çıkarılarak yerlerine  
sivil hakimler getirilmiştir. Başvuranların davasında adı geçen askeri hakimin de yerine aynı  
şekilde sivil hakim getirilmiştir.  
Bu durumda, bir ceza davası sırasında askeri bir hakimin sivil bir hakimle  
değiştirilmesi davada ileri sürülen kurumsal problemi çözmek için yeterli değildir : davanın  
bütününün düzenliliğine ilişkin mevcut şüphelerin değişimden sonra yeterince bertaraf  
edildiğinin somutlaşş olması gerekir (Öcalan – Türkiye, 46221/99 sayılı karar ve Ceylan –  
Türkiye, 68953/01 sayılı karar). Böylece her durum için, ilk önce giriş niteliğindeki  
muamelelerle esasa ilişkin muameleler arasında bir ayrım yaparak askeri hakimin katılımıyla  
benimsenen adli muamelelerin niteliğinin incelenmesi, daha sonra esasa ilişkin muamelelerin  
askeri hakimin sivil hakimle değiştirilmesinden sonra usulüne uygun olarak yenilenip  
yenilenmediğinin kontrol edilmesi gerekir (Öcalan).  
Olayda, dosyadaki belgelerin incelenmesi sonucunda, AİHM, Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin oluşumunun değişmesinin uyuşmazlık davasının ancak son aşamalarında  
meydana geldiğinin altını çizmektedir. Böylece, Devlet Güvenlik Mahkemesinin sadece sivil  
hakimlerden oluşan oturumunun ancak başvuranların mahkumiyet kararının okunması  
4
sırasında meydana geldiği ortaya çıkmaktadır. O ana kadar, Devlet Güvenlik Mahkemesi  
esasa ilişkin duruşmalara katılan ve sivil hakimlerce yinelenmeyen adli muameleleri  
benimseyen askeri bir hakimin eşliğinde oturum düzenlemiştir.  
Oysa ki AİHM, Öcalan kararında Büyük Dairenin “ askeri bir görevli, ilgili ceza  
duruşması içinde daha sonra geçerli olarak kalan bir veya daha fazla adli muamelenin  
benimsenmesinde yer alırsa, sanık makul olarak davanın bütünün düzenliliğine ilişkin şüphe  
duyabilir. Böylece, askeri bir hakimin, sivil bir kişinin yargılandığı duruşmada, duruşmanın  
içeriğinin bir parçası olan bir adli muameleye katılmış olması davanın bağımız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından görüldüğü izlenimini davanın bütününü için ortadan kaldırmaktadır.  
Bu nedenle, AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.  
2. Davanın Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde görülmesine ilişkin  
hakkaniyet hakkında  
Hükümet başvuranların sırasıyla gözaltının üçüncü ve dördüncü günü avukatlarıyla  
görüşebildiklerinin altını çizmiştir. Bunun dışında, başvuranlar Devlet Güvenlik Mahkemesi  
önünde süren dava boyunca bir avukat yardımından faydalanmışlardır.  
AİHM, daha önce benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir  
mahkemenin hiçbir şekilde yargılamasına tabi olan kişilere adil bir mahkeme garanti  
edemeyeceği kararını verdiğini hatırlatmaktadır (bkz., özellikle, Çiraklar-Türkiye, 28 Ekim  
1998 tarihli karar).  
Başvuranların davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesi  
haklarının ihlal edildiğinin tespitini göz önünde bulundurarak AİHM, mevcut şikayeti (gözaltı  
sırasında bir avukat bulunmamasına ilişkin, bkz., diğerleri arasında, Ünal-Türkiye, 48616/99,  
10 Kasım 2004 tarihli karar, Başsavcının görüşünün iletilmemesi hususunda, bkz. Işik-  
Türkiye, 50102/99, 5 Haziran 2003 tarihli karar, savunma hakkının ilişkin ileri sürülen  
ayrımcılık iddiası için, bkz. Coëme ve diğerleri-Belçika, 32492/96, 32547/96, 32548/96,  
33209/96 ve 33210/96 numaralı kararlar) incelemenin gereksiz olduğuna karar vermiştir.  
II.  
AİHS’İN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Maddi ve manevi zarar  
Başvuranlar her biri için 20 000 Euro olarak belirttikleri bir manevi zarara  
uğradıklarını ileri sürmektedirler.  
Hükümet görüş bildirmemektedir.  
AİHM, davanın koşulları içinde, ihlal tespiti kendi başına yeterli ve adil bir tatmin  
oluşturmaktadır ( Çiraklar ).  
AİHM, bir kişi AİHS tarafından dayatılan bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını yerine  
getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edilince, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava  
açılması veya davanın yeniden ele alınması aslında tespit edilen ihlali düzeltmek için uygun  
bir yöntemdir (Öcalan).  
5
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuranlar, AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamaların tazminini talep  
etmektedirler ve avukat masraflarının 3 500 Euro olduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar  
hiçbir belge sunmamaktadırlar.  
Hükümet görüş bildirmemektedir.  
AİHM, elindeki belgeleri ve konuyla ilgili yerleşik içtihadını göz önünde bulundurarak  
kendi nezdinde görülen dava için 1 500 Euro’luk miktarın makul olduğuna karar vermiş ve bu  
miktarın başvuranlara birlikte verilmesine hükmetmiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Davanın geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi bağımsız ve tarafsız olmadığı için AİHS’nin 6  
§ 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Davada geçen AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine  
gerek olmadığına;  
4. Mevcut davanın kendi başına manevi zarar için yeterli adil bir tatmin  
oluşturulduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödemenin yapıldığı tarihteki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek  
üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı  
Hükümet tarafından başvuranlara masraf ve harcamalar için 1 500 Euro (bin beş  
yüz) ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz  
oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 13 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6