İtirazların ilk bölümüne ilişkin olarak AİHM, bir başvuranın iç hukuk yollarını
tüketmesi gereken sınırın, AİHS’ye dayanarak yaptığı şikayetin niteliği tarafından
belirlendiğini belirtmektedir. Sözkonusu davada başvuranın şikayeti, tutuklu yargılanma
süresinin uzunluğuna ilişkindir. Bu nedenle, kararı bozmaya yönelik bir itiraz – Türk
hukukunda ilk derece mahkemesinin nihai kararına itiraz etmek üzere hazırlanan bir iç hukuk
yolu – başvurana, “gözaltında tutulmasının uzunluğuna” ilişkin şikayeti hususunda pratik bir
iç hukuk yolu sağlamayacaktı. Dolayısıyla, AİHM Hükümet’in itirazlarının sözkonusu
kısmını reddetmektedir.
İkinci bölüm bağlamında Hükümet başvuranın, CMK’un 298. ve 299. maddeleri
uyarınca “itiraz” prosedürünü uygulamadığını ileri sürmüştür. Sözkonusu maddelerin ilgili
kısımları aşağıda kaydedilmiştir:
“298. Madde: Mahkeme kararlarına itiraz edilemez.
Gözaltına alınmaya ilişkin kararlar ... yukarıda anılan paragraftan çıkarılmıştır.”
“299. Madde: [ ... ]
[Ceza mahkemesinin] verdiği bir karara getirilen itirazlar, sayısı bir öncekininkini takip eden [ceza
mahkemesi] tarafından gözden geçirilecektir.”
Başvuran, sözkonusu iç hukuk yolundan haberdar olduğunu ancak etkin olmadığını
düşündüğü için kullanmadığını kabul etmiştir.
AİHM, AİHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca uluslararası hukukun genel olarak kabul
edilmiş kurallarına göre ancak tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra davaya bakabileceğini
yinelemektedir. Ancak, AİHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca yalnızca uygun olan mevcut iç
hukuk yolları tüketilmelidir. Sözkonusu yolların mevcudiyeti, yalnızca teoride değil pratikte
de kesin olmalıdır. Olmamaları halinde gereken erişilebilirlik ve etkinlikten yoksun olurlar.
Uygun veya etkin olmayan iç hukuk yollarına başvurma zorunluluğu yoktur.
AİHM, iç yukuk yollarının tüketilmesi alanında, ispat külfetinin, sözkonusu yolların
tüketilmediğini iddia eden, AİHM’ye yeterli netliği sağlayarak başvuranın yararlanmamış
olduğu iç hukuk yolunu ve bu yolun, ilgili tarihte teoride ve pratikte etkin, uygun ve erişebilir
olduğunu, başvuranın şikayetleri hususunda tazmin teşkil ettiğini ve makul başarı olasılıkları
öngördüğünü gösteren Hükümet’e ait olduğunu yinelemektedir. Bununla birlikte, AİHM iç
hukuk yollarının tüketilmesi kuralının uygulanmasının, Akit Tarafların mutabık olduğu
şekilde insan haklarının korunması mekanizması çerçevesinde uygulanması için gereken rolü
oynamak durumunda olduğunu kabul etmektedir.
Sözkonusu davada AİHM, yargılayan mahkemenin her bir duruşma sonunda kendi
inisiyatifi ile veya başvuranın talebi üzerine yine başvuranın tutuksuz yargılanmasını
incelemiş olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, başvuranın uzadığını iddia ettiği gözaltı
durumunu sona erdirme ve AİHS’nin ihlal edildiği iddiasını önleme veya düzeltme fırsatına
sahiptir.
AİHM ayrıca CMUK’un 298. maddesi uyarınca başvuranın, Hükümet’in de belirttiği
gibi devam etmekte olan tutuklu yargılanma dönemine itiraz etme hakkına sahip olduğunu
belirtmektedir. Ancak AİHM, sözkonusu iç hukuk yolunun etkin olması ve aşağıda
kaydedilen nedenler dolayısıyla pratik olarak ortaya makul başarı olasılıkları koyması
hususunda Hükümet ile mutabakata varamamaktadır.