CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
AKAT - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 45050 / 98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 Eylül 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (45050/98) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı Murat Akat’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 20 Ekim 1998  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1967 doğumlu başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
A. Başvuran açısından  
1993 yılında başvuran Diyarbakır’daki bir lisede öğretmenlik yaptığı sırada Kesk’e yeniden  
bağlanan Eğitim-Sen’e üye olmuştur. Sendika faaliyetleri nedeniyle birçok disiplin  
müeyyidesi uygulanan başvuran bir uyarı almış, maaşından 1/30 ve 1/15 oranlarında kesinti  
yapılştır. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin 6 Ağustos 1998 tarihli kararına ve 285 sayılı  
Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g bendine dayalı olarak başvuran Konya’ya atanmıştır.  
B. Hükümet açısından  
29 Kasım 1995 tarihinde başvuran Diyarbakır’da öğretmenlik yapmakta iken amirlerinden  
gerekli izni almadan Ankara’da bir gösteriye katılmıştır.  
Milli Eğitim Müdürlüğü 27 Aralık 1995 tarihli kararıyla 657 sayılı Kanun’un 125 § C-g bendi  
uyarınca başvuranın maaşından 1/30 oranında kesinti yapılacağını adı geçene bildirmiştir.  
22 Ocak 1998 tarihli karar ile başvurana 11 Aralık 1997 tarihindeki derslere girmediği  
gerekçesiyle ceza alacağına dair «ihbarname» yapılmıştır.  
Başvuran üstlerinden gerekli izni almadan 3 Mart 1998 tarihinde Ankara’daki bir gösteriye  
katılmak üzere Diyarbakır’ı terk etmiştir. Bu olay sonrasında başvuran hakkında disiplin  
soruşturması başlatılmıştır.  
3 Ağustos 1998’de başvuran yazılı savunmasını vermiştir.  
Milli Eğitim Müdürlüğü 12 Ağustos 1998 tarihli kararıyla 657 sayılı Kanun’un 125 § C-g  
maddesine istinaden başvuranın aylığından 1/15 oranında kesinti yapılacağını kendisine  
bildirmiştir.  
15 Eylül 1998 tarihinde başvuranın maaşından 1/30 oranında kesinti yapılmıştır.  
25 Eylül 2002 tarihli yazısı ile Hükümet AİHM’ye, başvuranın Olağanüstü Hal Bölge  
Valiliği’nin kararıyla değil, 657 sayılı Devlet Memurlarına İlişkin Kanun gereğince tayin  
edildiği bilgisini iletmiştir. Hükümet, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan alınan  
bilgilere dayalı olarak başvuranın sendika üyeliğiyle ilgili hiçbir bilginin yer almadığını ifade  
etmiştir.  
2
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğu  
itirazında bulunmakta, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7, 2577 sayılı Kanun’un 2  
§ 1 a) ve b), Anayasa’nın 125 §§ 1. ve 7. maddeleri ve 430 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’nin 8. maddesi uyarınca başvuranın müracaat yollarının mevcut olduğunu  
eklemektedir.  
Başvuran hakkında yapılan atama kararından değil fakat Türkiye’nin geri kalan bölgelerinde  
olduğu halde, Olağanüstü Halin uygulamasındaki bir yerde bu karara itiraz edecek başvuru  
yollarının eksikliğinden şikayetçi olmaktadır.  
Başvuran, kamu hizmeti ve ihtiyacı gibi nedenlerle tayin edilebileceğini kabul etmekte,  
atamasının yapıldığı yerde değil Olağanüstü Hal’e tabi bölgelerde öğretmen açığının  
bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, tayin edilenlerin büyük çoğunluğunun sendika  
yöneticileri olduğunu, uygulamanın sendikal faaliyetleri sürdürme hakkını yok etme amacını  
taşıdığını iddia ederek bu durumun Hükümetin iyi niyetine ve kamu hizmeti ihtiyacına şüphe  
getirdiğini öne sürmektedir.  
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 11. ve 13. maddeleri ile yakından ilintili olduğu tespitinde  
bulunmakta, kabuledilebilirlik kararında bu şikayetin esasa birleştirildiğini hatırlatmaktadır.  
II. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, tayin kararının dernek kurma hakkına yönelik bir ihlali oluşturduğunu iddia  
etmekte ve AİHS’nin 11. maddesini ileri sürmektedir.  
Hükümet, AİHS’nin devlet memurlarının nereye atanacaklarını veya nerede çalışmaları  
gerektiğini garanti altına almadığını savunmaktadır. Başvuranı Konya’ya tayin ederek idare  
yalnızca takdir yetkisini kullanmıştır. Hükümet Mahkemenin bu husustaki yerleşik içtihadı  
doğrultusunda AİHS’nin 11. maddesinin amme yararına sendika üyesi olsalar dahi kamu  
görevlililerinin atanmalarını yasaklamadığını savunmaktadır.  
Hükümet, sendikaların temsil ettikleri kişilerin ortak menfaatlerini savunduklarını fakat  
bireysel çıkarları gözetmediklerini dile getirmektedir. Bu nedenle, bir sendika üyesinin  
atanmasının sendikal faaliyetlere engel teşkil ettiği düşünülemez. Sözleşme’nin 11. maddesi  
bir sendikaya üye olmayı veya olmamayı garanti altına almamaktadır. Zira başvuranın tayin  
edilmesi, netice itibariyle üyesi bulunduğu sözü edilen sendika faaliyetlerini  
engellememektedir.  
Hükümet, başvuranın ne sendika üyesi olması ne de görüşleri nedeniyle Konya’ya atandığını;  
bununla birlikte orada da sendika çalışmalarına katılabileceğini belirtmektedir. Tayin kararı  
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 76. maddesine dayalı olup, ücret, kademe ve  
3
tazminat gibi kazanılmış haklarda hiçbir değişikliği öngörmemektedir. Son olarak, bu hükme  
uygun olarak disiplinsiz davranışlar sergileyen bir memur tayine gönderilmek durumundadır.  
AİHM, AİHS’nin 11 § 1. maddesinin biçimsel olarak sendika özgürlüğünün yanı sıra özeli  
itibariyle dernek kurma ve toplantı özgürlüğü hakkını ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır ; bu  
madde uyarınca sendika üyelerine Devlet tarafından farklı bir uygulama yapılamaz ve  
özellikle sendika üyesi olma hakkı başka bir yere atanmamayı gerektirmez (Bkz. Belçika  
Polisi Ulusal Sendikası-Belçika kararı, 27 Ekim 1975, seri: A no: 19, s. 17, § 38).  
AİHM, bireysel başvuru kaynaklı bir davada, genel yapıyı göz ardı etmeksizin, Mahkemeye  
sunulan somut sorunları incelemek gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz. diğerleri arasında  
Guzzardi-İtalya kararı, 6 Kasım 1980, seri A no: 39, s. 31-32, § 88, ve Young, James ve  
Webster-İngiltere kararı, 13 Ağustos 1981, seri: A no: 44, § 52). Bu nedenle, atama kararının  
yerinde olup olmadığını değerlendirmek Mahkemeye düşmez. AİHM’nin görevi, AİHS’nin  
11. maddesi çerçevesinde başvuranın sendika faaliyetlerini sürdürme hakkına ilişkin verilen  
karardaki olayları incelemektir.  
AİHM, başvuranın 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) bendine dayalı olarak  
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin hakkında vermiş olduğu atama kararının AİHS’nin 11.  
maddesinde yer alan hükümlere aykırı olduğundan şikayetçi olduğunu hatırlatmaktadır.  
AİHM, bu kararın Kanun ile öngörüldüğünü ve Devlet Memurlarına dair 657 sayılı Kanun  
Hükmünce başvuranın statüsünün belirlendiğine itiraz edilmediğini gözlemlemektedir.  
Bu durumda, AİHM ilgilinin konumunun ilke olarak, başka bir birime veya kamu hizmeti  
ihtiyaçları doğrultusunda başka bir şehre atanmasını gerektirdiği tespitinde bulunmaktadır.  
Sözü edilen tayin kararı, bir sendikaya üye olma ve sendikal faaliyetleri sürdürme hakkına bir  
sınırlama getirmemekte ve engel teşkil etmemektedir. Toplantı özgürlüğü ile ilgili olarak  
AİHM, sendika üyesi olarak bu çalışmalar sürdürülse dahi bu durumun bahsekonu hakkın  
koruması altında olduğunu ifade etmektedir (Bkz. örneğin, Schmidt ve Dahlström-İsveç kararı  
6 Şubat 1976, seri: A no: 21).  
Mahkemeye sunulan unsurlar ve Hükümet tarafından ortaya konulan bilgiler ışığında AİHM,  
sözkonusu karar ile AİHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan toplantı özgürlüğüne özü  
itibariyle dahi bir kısıtlamanın veya ihlalin olduğu hususunda başvuranın yeterince inandırıcı  
olduğu kanısında değildir. Mahkeme, ayrıca başvuranın atandığı yeni görevinin sendika  
faaliyetlerini sürdürmesine engel olduğuna ikna olmamıştır.  
Tayin kararının başvuran tarafından ulusal yetkililerin sendika faaliyetlerine bir müdahalesi  
olarak sayılmasına karşın, AİHM bu tedbirin Devletin kamu hizmetinin idaresi ve yönetimi  
doğrultusunda aldığı bir önlem olduğu görüşündedir. Yetkililer bu noktada takdir yetkilerini  
kullanşlardır. AİHM, başvuranın konumunun prensipte, başka bir birime veya kamu  
hizmeti ihtiyaçları doğrultusunda başka bir şehre atanmasını gerektirdiğini hatırlatarak, sözü  
edilen tayin kararının bir sendikaya üye olma ve sendikal faaliyetleri sürdürme hakkına bir  
sınırlama getirmediğini ve engel teşkil etmediğini eklemektedir. Ayrıca, başvuran öne  
sürdüğü iddialarını hiçbir şekilde desteklememekte ve tayin edildiği yeni görevinin sendika  
faaliyetlerine engel olduğunu ispat etmemektedir.  
Bu değerlendirmeler ışığında, AİHM başvuranın hakkında verilen tayin kararının özü  
itibariyle sendika faaliyetlerini sürdürme hakkına bir ihlali oluşturduğunu kanıtlamadığı  
sonucuna varmıştır.  
4
Bu nedenle AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.  
III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin hakkında almış olduğu karar karşısında başvuru  
yollarının bulunmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS’nin 13. maddesini ileri sürmektedir.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göndermede bulunan Hükümet, AİHS’nin 13.  
maddesinin iç başvuru yolu olarak yalnızca «savunulabilir» nitelikteki şikayetleri  
öngörğünü belirtmektedir.  
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin iç hukukta Sözleşmede yer aldığı şekliyle temel hak ve  
özgürlükleri öngören bir başvuruyu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm, iç  
başvuruda Sözleşmeye dayalı «savunulabilir» içerikli bir şikayeti ve buna uygun başvuru  
yolunu zorunlu kılmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96, §  
157, AİHM 2000-XI).  
13. maddenin Savunmacı Devletlere getirmiş olduğu yükümlülüğün kapsamı başvuranın  
şikayetinin niteliğine göre değişmektedir. Bununla birlikte, AİHS’nin 13. maddesinde  
öngörülen başvuru şekli hukukta olduğu kadar uygulamada da «etkili» olmalıdır (Bkz.  
örneğin, İlhan-Türkiye kararı no: 22277/93, § 97, AİHM 2000-VII).  
AİHS’nin 13. maddesi uyarınca «etkili» bir «başvuru» başvuran lehinde sonuçlanacak  
kesinliğe bağlı değildir. Aynı şekilde, hüküm kararından söz edilen «makamın» adli bir  
kurum olmasına ihtiyacı yoktur fakat, yetkileri, vermiş olduğu garantiler ve başvurunun  
etkinliği önem taşımaktadır. Ayrıca, aralarından hiçbiri tek başına olmasa dahi iç hukuk  
tarafından sunulan başvuru yollarının tamamı 13. maddede yer alan yükümlülükleri  
karşılayabilir (Bkz. diğerleri arasında Silver ve diğerleri-İngiltere, 25 Mart 1983, seri A no:  
61, s. 42, § 113, ve Chahal-İngiltere, 15 Kasım 1996, 1996-V, s. 1869-1870, § 145).  
AİHM, bununla birlikte, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 g) bendi uyarınca  
geniş imtiyazlara sahip Olağanüstü Hal Bölgesi’nin, kamuda görevli bir kişinin bu bölge  
şına tayin edilmesini talep edebileceğini hatırlatmaktadır. Aşırı sayılabilecek bu  
ayrıcalıkların hukuki denetimden yoksun, başvuranın tayin kararında olası suistimallerden  
kaçınacak derecede yeterli güvenceleri sunmadığını veya alınan kararların yasallığının  
sorgulanmasına imkan vermediğini tespit etmek gerekir. AİHM, daha önce de Olağanüstü Hal  
Bölge Valisi’nin yetki alanına giren uygulamaların hukuki denetimden kaçındığına dair  
hükümlerin bulunduğunun altını çizmektedir (Bkz. sözü edilen Çetin ve diğerleri kararı, § 61).  
Sonuç itibariyle, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nden kaynaklanan davalara ilişkin hukuki  
başvuru yolları 13. madde uyarınca «etkili» değildir ve hukukta olduğu kadar uygulamada  
etkili bir başvuru imkanı tanımamaktadır (Bkz. diğerleri arasında, mutatis mutandis, sözü  
edilen Güneri ve diğerleri kararı, § 88, Çetin ve diğerleri kararı, §§ 110 ve 164).  
Bu durumda, başvuranın iç hukukta öngörülen başvuru yollarını tükettiğini belirtmek gerekir.  
AİHM, Hükümetin itirazını reddetmiştir.  
5
AİHM, bu nedenle başvuranın Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin hakkında almış olduğu  
tayin kararı karşısında iç hukukta başvuru yolu bulamaması nedeniyle AİHS’nin 13.  
maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran, manevi tazminat olarak 15.000 Euro, uğradığı gelir kaybına karşılık 31.085 Euro  
maddi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
AİHM, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin kararı ile tayin edilen başvuranın bu karar  
karşısında iç hukukta başvuru yolu bulamaması nedeniyle manevi zarara uğradığı tespitinde  
bulunmaktadır. Bu yönde başvurana hakkaniyete uygun 500 Euro ödenmesini  
kararlaştırmıştır.  
Manevi zararla ilgili olarak AİHM, mahkemenin yerleşik içtihadının öne sürülen maddi zarar  
ile Sözleşme’nin ihlali arasında bir illiyet bağını zorunlu kıldığını, gerektiğinde, gelir kaybına  
ilişkin tazminatı içerdiğini ifade etmektedir (Bkz, diğerleri arasında, Barbera Messegue ve  
Jabardo-İspanya kararı (madde 50), 13 Haziran 1994, seri A no: 285-C, s. 57-58, §§ 16-20).  
Mevcut durumda AİHM, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal tespitinde bulunmamıştır. Bu  
koşullar çerçevesinde, iddia edilen gelir kaybı ile başvuranın tayin kararı arasında doğrudan  
bir illiyet bağı bulunmamaktadır. O halde, maddi tazminat talebi tümüyle reddedilmektedir  
(Bkz. Zengin-Türkiye kararı, no: 46928/99, § 74, 28 Ekim 2004).  
B. Masraf ve harcamalar  
Diyarbakır Barosu’nun avukatlık ücret tarifesine dayalı olarak başvuran 1.965 Euro talep  
etmekte, buna 750 Euro’luk çeviri, telefon ve ulaşım giderlerini eklemektedir.  
Hükümet, ispat edilmeyen bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
Dava dosyasında yer alan deliller ışığında AİHM, başvuranın talep ettiği masraf ve  
harcamaları yeterince kanıtlamadığı tespitinde bulunmaktadır. Mahkeme, hakkaniyete uygun  
olarak başvurana 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Hükümetin itirazının reddine;  
2. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;  
6
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı Hükümetin  
başvurana :  
i.  
manevi tazminat için 500 (beş yüz) Euro;  
ii.  
iii.  
masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödemesine;  
ödenecek miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine  
uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
Mevcut karar ekinde AİHS’nin 45 § 2. ve İçtüzüğün 74 § 2. maddeleri uyarınca Yargıç  
Cabral Bareto’nun mutabık görüşü yer almaktadır.  
7