tazminat gibi kazanılmış haklarda hiçbir değişikliği öngörmemektedir. Son olarak, bu hükme
uygun olarak disiplinsiz davranışlar sergileyen bir memur tayine gönderilmek durumundadır.
AİHM, AİHS’nin 11 § 1. maddesinin biçimsel olarak sendika özgürlüğünün yanı sıra özeli
itibariyle dernek kurma ve toplantı özgürlüğü hakkını ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır ; bu
madde uyarınca sendika üyelerine Devlet tarafından farklı bir uygulama yapılamaz ve
özellikle sendika üyesi olma hakkı başka bir yere atanmamayı gerektirmez (Bkz. Belçika
Polisi Ulusal Sendikası-Belçika kararı, 27 Ekim 1975, seri: A no: 19, s. 17, § 38).
AİHM, bireysel başvuru kaynaklı bir davada, genel yapıyı göz ardı etmeksizin, Mahkemeye
sunulan somut sorunları incelemek gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz. diğerleri arasında
Guzzardi-İtalya kararı, 6 Kasım 1980, seri A no: 39, s. 31-32, § 88, ve Young, James ve
Webster-İngiltere kararı, 13 Ağustos 1981, seri: A no: 44, § 52). Bu nedenle, atama kararının
yerinde olup olmadığını değerlendirmek Mahkemeye düşmez. AİHM’nin görevi, AİHS’nin
11. maddesi çerçevesinde başvuranın sendika faaliyetlerini sürdürme hakkına ilişkin verilen
karardaki olayları incelemektir.
AİHM, başvuranın 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) bendine dayalı olarak
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin hakkında vermiş olduğu atama kararının AİHS’nin 11.
maddesinde yer alan hükümlere aykırı olduğundan şikayetçi olduğunu hatırlatmaktadır.
AİHM, bu kararın Kanun ile öngörüldüğünü ve Devlet Memurlarına dair 657 sayılı Kanun
Hükmünce başvuranın statüsünün belirlendiğine itiraz edilmediğini gözlemlemektedir.
Bu durumda, AİHM ilgilinin konumunun ilke olarak, başka bir birime veya kamu hizmeti
ihtiyaçları doğrultusunda başka bir şehre atanmasını gerektirdiği tespitinde bulunmaktadır.
Sözü edilen tayin kararı, bir sendikaya üye olma ve sendikal faaliyetleri sürdürme hakkına bir
sınırlama getirmemekte ve engel teşkil etmemektedir. Toplantı özgürlüğü ile ilgili olarak
AİHM, sendika üyesi olarak bu çalışmalar sürdürülse dahi bu durumun bahsekonu hakkın
koruması altında olduğunu ifade etmektedir (Bkz. örneğin, Schmidt ve Dahlström-İsveç kararı
6 Şubat 1976, seri: A no: 21).
Mahkemeye sunulan unsurlar ve Hükümet tarafından ortaya konulan bilgiler ışığında AİHM,
sözkonusu karar ile AİHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan toplantı özgürlüğüne özü
itibariyle dahi bir kısıtlamanın veya ihlalin olduğu hususunda başvuranın yeterince inandırıcı
olduğu kanısında değildir. Mahkeme, ayrıca başvuranın atandığı yeni görevinin sendika
faaliyetlerini sürdürmesine engel olduğuna ikna olmamıştır.
Tayin kararının başvuran tarafından ulusal yetkililerin sendika faaliyetlerine bir müdahalesi
olarak sayılmasına karşın, AİHM bu tedbirin Devletin kamu hizmetinin idaresi ve yönetimi
doğrultusunda aldığı bir önlem olduğu görüşündedir. Yetkililer bu noktada takdir yetkilerini
kullanmışlardır. AİHM, başvuranın konumunun prensipte, başka bir birime veya kamu
hizmeti ihtiyaçları doğrultusunda başka bir şehre atanmasını gerektirdiğini hatırlatarak, sözü
edilen tayin kararının bir sendikaya üye olma ve sendikal faaliyetleri sürdürme hakkına bir
sınırlama getirmediğini ve engel teşkil etmediğini eklemektedir. Ayrıca, başvuran öne
sürdüğü iddialarını hiçbir şekilde desteklememekte ve tayin edildiği yeni görevinin sendika
faaliyetlerine engel olduğunu ispat etmemektedir.
Bu değerlendirmeler ışığında, AİHM başvuranın hakkında verilen tayin kararının özü
itibariyle sendika faaliyetlerini sürdürme hakkına bir ihlali oluşturduğunu kanıtlamadığı
sonucuna varmıştır.
4