Gözönünde bulundurulması gereken süre
AİHM, sözkonusu davada, birbiriyle yakından ilişkili iki dizi takibat olduğunu
belirtmektedir. C.Ç.’ye ait tapunun iptaline ilişkin takibat, 12 Ağustos 1986 tarihinde başlamış
ve başvuran 23 Şubat 1987 tarihinde bu takibata dahil olmuştur. Ancak, 1988 yılında, Ayvalık
Asliye Hukuk Mahkemesi, davanın karara bağlanmasının Ayvalık Kadastro Mahkemesi
huzurunda beklemede olan dava sonucuna bağlı olması nedeniyle takibatı durdurmaya karar
vermiştir. Kadastro Mahkemesi huzurunda 10 Haziran 1988 yılında başlatılan takibat,
Yargıtay’ın 22 Ekim 2001 tarihli kararıyla durdurulmuştur.
Bu süre içerisinde, Yargıtay Genel Kurulu’nun 3 Nisan 1996 tarihli kararının
ardından, Ayvalık Asliye Hukuk Mahkemesi’nce yapılan takibat yeniden başlatılmıştır ve bu
takibata ilişkin nihai karar 22 Mayıs 2001 tarihinde verilmiştir.
AİHM, ilk olarak yapılan takibatın, ikinci kez başlatılan takibat sonlanana kadar
beklemede kalması nedeniyle, takibat süresini hesaplarken bu iki takibatın bir bütün olarak
düşünülmesi gerektiği görüşündedir. Ayrıca, 23 Şubat 1987 tarihinde başvuran takibata dahil
olduğu için, gözönüne alınması gereken süre bu tarihten itibaren başlatılmalıdır.
AİHM, yukarıdaki bilgileri değerlendirerek, gözönünde bulundurulması gereken
sürenin 23 Şubat 1987 tarihinde başlayıp, Yargıtay’ın karar tarihi olan 22 Mayıs 2001’de sona
erdiği sonucuna varmıştır. Böylece, iki aşamada yapılan takibat, yaklaşık 14 yıl 3 ay
sürmüştür.
Takibat süresinin makul olup olmaması
AİHM, takibat süresinin makul olup olmadığının, dava koşulları ışığında ve şu
kriterlere göre değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir: davanın karmaşıklığı, başvuran
ile ilgili makamların tavrı ve anlaşmazlıkta başvuran için neyin tehlikede olduğu (bkz, diğer
makamlar arasında, Frydlender / Fransa [GC], no. 30979/96, § 43, ECHR 2000-VII).
AİHM, genellikle, bu başvurudakine benzer sorunlar içeren davalarda, AİHS’nin 6 § 1
Maddesi’nin ihlalini saptamıştır (bkz, örneğin, Frydlender, yukarıda kaydedilen).
AİHM, Hükümet’in takibatın süresinin makul olmadığının düşünülemeyeceği
görüşünde olduğunu belirtmektedir.
AİHM, davanın herhangi bir istisnai yasal veya olaylara dayanan karmaşıklık
içermediğini belirtmektedir. Ancak, AİHM, uzun süren periyotların ilk derece mahkemeleri
ile temyiz mahkemelerinin kararları arasında geçtiğini belirtmektedir. Bu bakımdan, AİHM,
ulusal mahkemelerin, Orman Müdürlüğü aleyhinde açılan davayı hangi mahkemenin
inceleme yetkisi bulunduğuna karar vermelerinin yaklaşık iki yıl sürdüğünü gözönünde
bulundurmaktadır. AİHM, ayrıca, Ayvalık Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5 Haziran 1998’de,
Yargıtay’ın ise yaklaşık 3 yıl sonra, 22 Mayıs 2001’de karar verdiğini belirtmektedir.
Hükümet, bu durum için herhangi bir açıklama yapmamıştır. Böyle bir açıklama yapılmaması
ve başvuranı suçlu bulmak için herhangi bir kanıt bulunmaması durumunda, gecikmenin yerel
mahkemelerin temyiz işlemlerini ele almasına bağlı olduğu düşünülmelidir.
AİHM, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin, Sözleşmeye Taraf Devletlere yasal düzenlerini,
mahkemelerinin davalar konusunda makul bir süre içerisinde karar verme yükümlülüğü dahil
6