COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
TUTAR – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 11798/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
10 Ekim 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,  
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı İskender Tutar’ın (“başvuran”), İnsan Haklarının ve  
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, 21 Ocak 2003 tarihinde  
yapmış olduğu 11798/03 no’lu başvurudur.  
AİHM, 7 Eylül 2005 tarihinde, başvuruyu Hükümet’e bildirme kararı almıştır. AİHS’nin  
29 § 3. Maddesi’nin hükümleri uyarınca, başvurunun esasları ile kabuledilebilirliğini beraber  
incelemeye karar vermiştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1975 doğumlu başvuran, halen Diyarbakır cezaevinde tutuklu olarak yargılanmaktadır.  
Başvuran, 10 Eylül 1994 tarihinde yakalanmış ve yasadışı Hizbullah örgütü mensubu  
olduğu gerekçesiyle Diyarbakır’da gözaltına alınmıştır.  
4 Ekim 1994 tarihinde, önce Cumhuriyet Savcısı daha sonra ise tetkik hakimi huzuruna  
çıkarılştır. Tetkik hakimi, aynı tarihte, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar  
vermiştir.  
24 Ekim 1994 tarihli iddianamede, Cumhuriyet Savcısı, başvuran ve diğer yirmi yedi  
sanığı, diğer hususlar meyanında, yasadışı silahlı örgüt mensubu olmak ve bu örgütün  
eylemlerinde yer almakla suçlamış ve haklarında, Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde cezai takibat başlatmıştır. İddia makamı, başvuranın, Türk Ceza Kanunu’nun  
125. Maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 21 Mart 2002 tarihinde,  
başvuran ve diğer bazı sanıklar hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 146. Maddesi uyarınca,  
anayasal düzeni bozmaya teşebbüs etmekle suçlayan yeni bir iddianame hazırlamıştır. 26  
Mart 2002 tarihinde iki dava birleştirilmiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 7 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleştirilen anayasal  
değişikliklerle kaldırılmıştır. Bunu müteakiben, başvuranın davası, Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde yeniden başlamıştır ve yargılama halen karara bağlanmamıştır.  
İlk derece mahkemesi, 4 Kasım 1994 ile 23 Aralık 2005 tarihleri arasında seksen duruşma  
yapmıştır. Yargılama süresince, mahkeme, başvuranın tutuklu yargılanmasını resen ya da  
başvuranın talebi üzerine düzenli olarak gündemine almış ve suçun niteliğini, kanıt durumunu  
ve dava dosyasının içeriğini gözönünde tutarak, her seferinde, başvuranın tutuklu  
yargılanmasının devamına karar vermiştir.  
2
HUKUK  
I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI  
Hükümet, başvuranın, aleyhindeki cezai takibat halen beklemedeyken, iç hukuk yollarını  
tüketmediğini ileri sürmüştür.  
AİHM, iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünün, yalnız, başvuranın, dava konusu  
durumu çözüme ulaştırabilecek etkili ve yeterli başvuru yollarından normal biçimde  
yararlanmasını gerektirdiğini yineler (bkz. Karassev – Finlandiya, 31414/96).  
AİHM, başvuran aleyhindeki cezai takibatın, başvuranın AİHS mağduriyetine çare teşkil  
etmediği için, Hükümet’in iddia ettiği gibi etkili bir çözüm olarak addedilemeyeceğini  
kaydeder.  
Buna göre, AİHM, Hükümet’in ön itirazlarını reddeder.  
AİHM, başvurunun, AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun  
olmadığını, ayrıca diğer bakımlardan da kabuledilmez olmadığını kaydeder. Bu nedenle,  
başvuru, kabuledilebilir olarak beyan edilmelidir.  
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, yaklaşık on iki yıl süren tutuklu yargılanmasının, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’nde  
belirtilen “makul süre” kuralını aşğından şikayetçi olmuştur. Bu Madde’ye göre:  
“Bu maddenin 1 (c) fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;  
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı  
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
Hükümet, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma talebi ile ilgili olarak,  
ulusal makamların titizlik sergilediğini iddia etmiştir. Ayrıca, suçun ciddiyeti ve davanın özel  
koşullarının, başvuranın tutuklu yargılanmasının sürmesini mazur gösterdiğini öne sürmüştür.  
AİHM, başvuranın duruşma öncesindeki tutukluluğunun 10 Eylül 1994 tarihinde  
başladığını ve durumunun halen karara bağlanmadığını kaydeder. Böylelikle tutukluluğu on  
iki yıl sürmüştür.  
AİHM, dava dosyasında bulunan belgelere dayanarak, ilk derece mahkemesinin,  
başvuranın tutuklu yargılanmasını, resen ya da başvuranın talebi üzerine en az seksen kez  
gündemine aldığını kaydeder. Her defasında, “suçun niteliği, kanıt durumu ve dava  
dosyasının içeriği gözönünde tutularak”, gibi birbirinin aynı ve kalıplaşmak deyimlerle,  
tutukluluğun devamına karar vermiştir. Genel olarak “kanıt durumu” ifadesi, ortada suça  
ilişkin ciddi belirtilerin var olması ve bunların devam etmesi için ilgili bir etken olabilmesine  
karşın, yine de, tek başına, bu davada, on iki yıllık tutuklu yargılanma süresini haklı  
çıkaramaz (bkz. Letellier – Fransa, Tomasi – Fransa, Mansur – Türkiye, Demirel – Türkiye,  
39324/98).  
Sonuç olarak, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi ihlal edilmiştir.  
3
III. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, yargılama süresinin uzunluğunun, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nde belirtilen  
“makul süre” kuralı ile uyuşmadığından şikayetçi olmuştur. Bu Madde’ye göre:  
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan … [bir]  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir…”  
AİHM, takibatın 10 Eylül 1994 tarihinde, başvuranın yakalanmasıyla başladığını ve halen  
ilk derece mahkemesinde beklemekte olduğunu gözlemlemektedir. O tarihten bu yana on iki  
yıl geçmiştir.  
AİHM, bu davadakilere benzer meselelerin ele alındığı davalarda, AİHS’nin 6 § 1.  
Maddesi’nin sıklıkla ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Pélissier ve Sassi – Fransa, 25444/94  
ve Ertürk – Türkiye, 15259/02).  
AİHM, kendisine sunulan tüm belgeleri incelemiş ve Hükümet’in, bu davada farklı bir  
sonuca varmasını önleyebilecek hiçbir delil ya da savunma sunmadığı kanısına varmıştır.  
Konuyla ilgili içtihadını göz önünde tutarak, AİHM, bu davada, yargılama süresinin “makul  
süre”yi aşıp, bu kuralı yerine getiremediği sonucuna varmıştır.  
Buna göre, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, 60.000 Euro (EUR) maddi tazminat talep etmiştir. Ayrıca, maruz kaldığı  
manevi zararın karşılanması için de talepte bulunmuş ancak ödenmesini istediği meblağı  
AİHM’nin takdir yetkisine bırakmıştır.  
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.  
Davanın koşullarını göz önünde bulundurup, tarafsızlık esasıyla değerlendirme yaparak,  
AİHM, maddi ve manevi zararları için, başvurana, toplam 18.000 Euro ödenmesine karar  
vermiştir.  
Ayrıca, AİHM, AİHS’nin açıkça ihlal edilmeye devam edildiğini kaydeder. Durum  
böyleyken, Hükümet, ihlalleri en kısa zamanda sona erdirmelidir.  
4
B. Mahkeme masrafları  
Başvuran, AİHM’de husule gelen işlemlerle ilgili mahkeme masraflarının geri ödenmesini  
istememektedir ve bu, AİHM’nin resen incelemesi gereken bir mesele değildir (Mehdi Zana –  
Türkiye, 29851/96).  
C. Gecikme faizi  
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masrafları için 18.000 Euro (on sekiz bin Euro) tazminatı,  
44 § 2. Maddesi’ne göre nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme  
tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk lirasına çevirip, ek olarak bu miktarlara tabi olacak  
her türlü vergiyi başvurana ödemesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine  
KARAR VERİR.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 10 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. DOLLÉ  
Zabıt katibi  
J.-P. COSTA  
Başkan