2
HUKUK
I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI
Hükümet, başvuranın, aleyhindeki cezai takibat halen beklemedeyken, iç hukuk yollarını
tüketmediğini ileri sürmüştür.
AİHM, iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünün, yalnız, başvuranın, dava konusu
durumu çözüme ulaştırabilecek etkili ve yeterli başvuru yollarından normal biçimde
yararlanmasını gerektirdiğini yineler (bkz. Karassev – Finlandiya, 31414/96).
AİHM, başvuran aleyhindeki cezai takibatın, başvuranın AİHS mağduriyetine çare teşkil
etmediği için, Hükümet’in iddia ettiği gibi etkili bir çözüm olarak addedilemeyeceğini
kaydeder.
Buna göre, AİHM, Hükümet’in ön itirazlarını reddeder.
AİHM, başvurunun, AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun
olmadığını, ayrıca diğer bakımlardan da kabuledilmez olmadığını kaydeder. Bu nedenle,
başvuru, kabuledilebilir olarak beyan edilmelidir.
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, yaklaşık on iki yıl süren tutuklu yargılanmasının, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’nde
belirtilen “makul süre” kuralını aştığından şikayetçi olmuştur. Bu Madde’ye göre:
“Bu maddenin 1 (c) fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”
Hükümet, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma talebi ile ilgili olarak,
ulusal makamların titizlik sergilediğini iddia etmiştir. Ayrıca, suçun ciddiyeti ve davanın özel
koşullarının, başvuranın tutuklu yargılanmasının sürmesini mazur gösterdiğini öne sürmüştür.
AİHM, başvuranın duruşma öncesindeki tutukluluğunun 10 Eylül 1994 tarihinde
başladığını ve durumunun halen karara bağlanmadığını kaydeder. Böylelikle tutukluluğu on
iki yıl sürmüştür.
AİHM, dava dosyasında bulunan belgelere dayanarak, ilk derece mahkemesinin,
başvuranın tutuklu yargılanmasını, resen ya da başvuranın talebi üzerine en az seksen kez
gündemine aldığını kaydeder. Her defasında, “suçun niteliği, kanıt durumu ve dava
dosyasının içeriği gözönünde tutularak”, gibi birbirinin aynı ve kalıplaşmak deyimlerle,
tutukluluğun devamına karar vermiştir. Genel olarak “kanıt durumu” ifadesi, ortada suça
ilişkin ciddi belirtilerin var olması ve bunların devam etmesi için ilgili bir etken olabilmesine
karşın, yine de, tek başına, bu davada, on iki yıllık tutuklu yargılanma süresini haklı
çıkaramaz (bkz. Letellier – Fransa, Tomasi – Fransa, Mansur – Türkiye, Demirel – Türkiye,
39324/98).
Sonuç olarak, AİHS’nin 5 § 3. Maddesi ihlal edilmiştir.