Mevcut unsurlar ışığında AİHM, başvuranın kardeşinin güvenlik güçleri tarafından
veya bunların işbirliğiyle öldürülmüş olduğu yönünde bir sonucun, güvenilir emarelerden çok
varsayımlara ve spekülasyona dayandığı düşüncesindedir. Bu nedenlerle, Savunmacı
Devlet’ in başvuranın kardeşinin ölümünde bir paya sahip olduğu her türlü makul şüpheciliğin
ötesinde ortaya konulamamaktadır.
Sonuç olarak, AİHS’nin 2. maddesinin bu açıdan herhangi bir ihlali sözkonusu
değildir.
2. Soruşturmanın yetersizliği iddiası hakkında
AİHM, AİHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması
yükümlülüğünün, İ . madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese bu
Sözleşme’nin (,..)de belirtilen hak ve özgürlükleri tam[ması]” şeklinde Devlete düşen genel
görevle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin
bir soruşturma yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu şart koştuğunu hatırlatır (Bkz., Kaya-
Türkiye, 1 9 Şubat 1998 tarihli karar, McCann ve diğerleri-Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995
tarihli karar). Benzer soruşturma zor kullanımının ölümle sonuçlandığı ve sorumlularının ister
Devlet görevlileri isterse başkaları olduğu iddia edildiği her durumda yürütülmelidir (Bkz.
Tahsin Acar kararı). Soruşturmalar özellikle derinlemesine, tarafsız ve dikkatli bir şekilde
yürütülmelidir (Bkz. Çakıcı kararı, ve McCann ve diğerleri karan).
AİHM ayrıca, soruşturmada etkinlik asgari kriterini karşılayan incelemenin niteliği ve
derecesinin, davanın koşullarına bağlı olduğunu dikkate almaktadır. Bunlar, ilgili olayların
tümü temelinde ve soruşturma çalışmalarının pratik gerçekleri göz önünde bulundurularak
değerlendirilir. Olayların çeşitliliğini, yalnızca soruşturmada yürütülen işlemler listesine veya
basitleştirilmiş diğer kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz., Fatma Kaçar-Türkiye
kararı, no: 35838/97, 1 5 Temmuz 2005, Velikova-Bulgaristan kararı, no: 41488/98,
Tanrıkulu-Türkiye, no: 23763/94, Kaya kararı, ve Güleç-Türkiye kararı, 27 Temmuz 1998).
Yürütülen soruşturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip nihayetinde
cezalandırılmalarını sağlayacak şekilde etkili olmalıdır (Bkz. Oğur-Türkiye kararı, no:
21594/93). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlarla ilişkin bir yükümlülüktür. Yetkili
mercilerin, olaylara ilişkin delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olan
tedbirleri almaları gerekmektedir Tanrıkulu, ve Salman-Türkiye, n° 21986/93).
İvedi ve özenli olma zorunluluğu bu bağlamda zımnen mevcuttur. Özel bir durumda
soruşturmanın ilerlemesini önleyen engel veya güçlüklerin olabileceğinin elbette kabul
edilmesi gerekmektedir. Fakat ölümle sonuçlanan zor kullanımı üzerine yürütülen bir
soruşturma sözkonusu olduğunda, yetkililerin ivedilikle cevap vermesi, halkın yasallık
ilkesine uyulduğuna dair duyduğu güvenin korunması ve yasadışı faaliyetlere karışıldığı ya da
göz yumulduğu yönündeki her türlü izlenimin önüne geçilmesi açısından genellikle temel
önem arz etmektedir {McKerr-Birleşik Krallık, no: 28883/95, § 114, CEDH 2001-III).
Mevcut davada, dosyadan çeşitli illerin Cumhuriyet Savcılarının ve Diyarbakır DGM
Cumhuriyet Savcısinm, Ramazan’ ın kaybolmasından ve ölümünden haberdar oldukları
andan itibaren soruşturmalar başlattıkları anlaşılmaktadır. Yetkililer, başvuranı, kardeşini ve
diğer tanıkları dinlemiş, maktulün güvenlik güçleri tarafından tutulduğu ve öldürüldüğü
iddialarını aıaştırabilmek amacıyla, Emniyet Müdürlüklerinden ve Jandarma’dan bilgi
8