CONSEIL DE ^  
LEUROPE  
^
AVRUPA  
KONSEYİ  
^
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
YAZICI- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:48884/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
5 Aralık 2006  
İşbu karar AİHSnin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
___________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
/
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 48884/99 başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı olan Mehmet Salih Yazıcı’nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine  
(AİHM) 28 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin Temel İnsan  
Haklarım güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran AİHM Önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından R. Yalçmdağ, A. Demirtaş  
ve S. Demirtaş tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
1954 doğumlu başvuran Silvanda (Diyarbakır) ikamet etmektedir. 22 Kasım 1996  
tarihinde kaybolan ve 3 Aralık 1996 tarihinde ölü bulunan Ramazan Yazıcimn kardeşidir.  
1. Ramazan Yazıcı 'nın kaybolması ve ailenin girişimi  
22 Kasım 1996 tarihinde kaybolan başvuranın kardeşi olan Ramazan Yazıcı,  
Diyarbakır-Silvan arasında bir minibüs ile yolcu taşımacılığı yapmaktadır.  
25  
Kasım 1996 tarihinde, başvuran kardeşi Ramazan’ın akıbeti hakkında bilgi  
alabilmek için, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığına  
başvuruda bulunmuştur.  
27 Kasım, 2 ve 9 Aralık 1996 tarihlerinde, başvuran yeniden DGM Cumhuriyet  
Başsavcılığina başvurmuştur. 22 Kasım 1996 tarihinde saat 8:30 sularında, sivil polislerin  
kardeşini yakalayarak, 21 DZ 490 plakalı kırmızı Şahin marka bir araca bindirdiklerini iddia  
etmiştir. Aynı zamanda kardeşinin hangi sebeplerden dolayı gözaltına alındığım sormuştur.  
4
Aralık 1996 tarihinde başvuran, aynı gerekçelerle Diyarbakır Valiliği’ne başvurmuş  
ve kardeşinin akıbeti hakkında bilgi istemiştir.  
1 7 , 1 9 v e 2 4 A r a lık 1 9 9 6 ta r ih le r in d e , N e v z a t Y a z ıc ı a d ın d a k i d iğ e r k a r d e ş i, k a r d e ş in in  
akıbeti hakkında bilgi alabilmek için Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine ve Diyarbakır  
Cumhuriyet Savcılığina başvurmuştur. Bir şahsın, gözaltında bulunduğu sırada kardeşini  
Emniyet Müdürlüğü Şubesi’nde gördüğünü iddia ettiğini belirtmektedir.  
25 Aralık 1996 tarihinde, Nevzat Yazıcı, Siyasi İşler Şubesi polisleri aleyhine yasadışı  
yakalama yaptıkları gerekçesiyle şikayette bulunmuştur. Aynı gün, Cumhuriyet Savcılığı  
şikayeti kabul etmiştir. Nevzat Yazıcı, kardeşi Ramazan’m sivil polislerce yakalandığım ve 21  
DZ 490 plakalı bir araca bindirdiklerini iddia etmiştir.  
2. R am azan Y azıcının kaybolm asına ilişkin usul işlem leri  
26 Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğünden, Terörle  
Mücadele Şubesi’nden ve Diyarbakır Jandarma Genel Komutanlığindan Ramazanın  
gözaltına alınıp alınmadığı hakkında bilgi istemiştir.  
27 Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı Nevzat Yazıcimn ifadesini almıştır.  
Nevzat Yazıcı 25 Aralık tarihli şikayetini yinelemiştir.  
2
4
Ocak 1997 tarihinde, Jandarma Genel Komutanlığı, Ramazanım ne kendi  
şubelerinde ne de bağlı birimlerde gözaltına alındığını Cumhuriyet Savcılığı’na bildirmiştir.  
8
Ocak 1997 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü Nevzat Yazıcınm ifadesini almıştır,  
Nevzat Yazıcı, daha önceki iddialarını yinelemiş ve Haşan Demirtaş ile kardeşinin iş  
arkadaşlarının söylediklerinden yola çıktığını belirtmiştir. Üç kişinin silahlı olduğunu  
söylemediğini, bu ifadenin şikayet dilekçesini kaleme alan arzuhaİcinin eklemiş olabileceğini  
belirtmiştir.  
13 Ocak 1997 tarihinde, Haşan Dem irtaş Em niyet M üdürlüğüne ifade verm iştir.  
Ramazan’ı almaya gelen üç kişi gördüğünü belirtmiştir. Bu kişilerin silahlı olduklarını ve  
telsizleri olduğunu söylediğini inkar etmiştir. İfadesinin altma parmak basmıştır.  
14 O cak 1997 tarihinde Em niyet M üdürlüğü, başvuranın, Seyithan Y azıcı’nın ve  
Mahfuz Aktarlınm ifadelerini almıştır. Başvuran, telsizli üç sivil polisin kardeşini almaya  
geldiklerini Haşan Demirtaştan öğrendiğini, Seyithan Yazıcınm aracın plaka numarasını  
kendisine söylediğini ve arabanın rengini ise kimin söylediğini hatırlamadığını belirtmiştir.  
SeylıithanYazıcı, olayın meydana geldiği gün, yanında Mahfuz Aktarlı olduğu sırada saat 9  
sularında bir telefon geldiğini, telefondaki kişinin, üç sivil polisin Ramazan’ı arabayla almaya  
geldiğini söylediğini ifade etmiştir. Mahfuz Aktarlı, Seyithan Yazıcı ile aynı yönde ifade  
vermiştir.  
Aynı gün Nevzat Yazıcı, ifadelerinde çelişki olduğu için tekrar Emniyet  
Müdürlüğüne çağırılmıştır. Başvuranın arabanın renginden, Mahfuz Aktarlmm ise  
telsizlerden bahsettiğini yinelemiştir. Bu kişilerin neden aksini söylediğini de bilmediğini  
ifade etmiştir.  
Şubat 1997 tarihinde (gün belirtilmemiştir) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü,  
Ramazan’ın Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmadığını Cumhuriyet Savcılığına  
bildirmiştir.  
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına 12 Mart 1997 tarihinde gönderilen mektupta,  
Nevzat Yazıcı kardeşinin ölümü ile ilgili bilgi almak istediğini yinelemiştir.  
1 7  
Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısı r c ı t i o r ı e m a t e r i a e  
yetkisizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na sevk etmiştir.  
Aynı gün, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Silvan Cumhuriyet Savcılığından Nevzat  
Yazıcı, Haşan Demirtaş, Mahfuz Aktarlı, Mehmet Salih Yazıcı, Seyithan Yazıcı adındaki  
şahısları ve kaybolan Ramazan Yazıcı’yı Savcılığa getirmesini istemiştir. Aynı zamanda  
Bölge Ulaşım Dairesi’nden sözkonusu araba hakkında bilgi istemiştir. 5 Mayıs 1997 tarihinde  
isteğini yinelemiştir.  
26  
Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın, Seyithan  
Yazıcı ve Mahfuz Aktarlı’nın ifadelerini almıştır. Bu kişiler daha önceki ifadelerini  
yinelemişlerdir.  
1 2 H a z ira n 1 9 9 7 ta rih in d e , C u m h u riy e t S a v c ılığ ı, S ilv a n C u m h u riy e t S a v c ılığ ı’n d a n  
Nevzat Yazıcı ve Haşan Demirtaş’m Savcılığa getirilmesi talebini yinelemiştir.  
3
1 7 T e m m u z 1 9 9 7 ta rih in d e , D iy a rb a k ır C u m h u riy e t S a v c ılığ ı, N e v z a t Y a z ıc ı  
tarafından sunulan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1996/2056 ve 1997/275) ratione îoci  
yetkisizlik kararı vermiş ve kim tarafmdan işlendiği bilinmeyen cinayetlerin bu ilde  
gerçekleştiğini gözönüne alarak, Ramazan’ın ve diğer dört kişinin Ölümüne ilişkin dosyayı  
Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı’na sevk etmiştir.  
22 Temmuz 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Silvan Cumhuriyet  
Savcılığından Haşan Demirtaş, Mehmet Salih Yazıcı ve Seyithan Yazıcimn Savcılığa  
getirilmesini istemiştir.  
28  
Temmuz 1997 tarihinde, Jandarma Komutanlığı, Haşan Demirtaş’ın belirtilen  
köyde ikamet etmediğini ve adresi hakkında bilgi alınamadığını belirten bir tutanak  
hazırlamıştır.  
9
Ekim 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Genel  
Müdürlüğü’nden Ramazan Yazıcimn kaybolmasına ilişkin bir soruşturma yürütmesini ve  
olay yerinde bulunan şahısların kimliklerini tespit etmesini istemiştir.  
27 Ekim 1997 tarihinde, Mardinkapı Polis Karakolu, Diyarbakır Emniyet  
Müdürlüğüne sözkonusu plaka numarasının kayıtlarda yer almadığını ve Melikahmet  
semtinde bulunan otobüs terminalinde sözkonusu kişileri tanıyan bulunmadığını belirtmiştir.  
4 Kasım 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğü’nden  
sözkonusu araç sahibi ya da aracı kullanan kişiler hakkında bilgi istemiştir.  
1
Aralık 1997 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü, sözkonusu plaka numarasının 16 Nisan  
1996 tarihinden beri iptal edildiğini ve kayıtlarda yer almadığını bildirmiştir.  
1 8 A ra lık 1 9 9 7 ta rih in d e , D iy a rb a k ır C u m h u riy e t B a ş s a v c ılığ ı b a ş v u ra n ın v e S e y ith a n  
Yazıcimn Savcılığa getirilmesi yönündeki talebini yinelemiştir.  
5 Şubat 1998 tarihinde, A dıyam an C um huriyet Savcılığı N evzat Y azıcı tarafm dan  
yapılan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1998/204 ve 1998/19) ratione îoci yetkisizlik kararı  
vererek, dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na sevk etmiştir.  
22 Mayıs 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Nevzat Yazıcı  
tarafından yapılan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1996/8670 ve 1998/274) ratione loci  
takipsizlik kararı vermiş ve 17 Temmuz 1997 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek aynı  
Savcılığa sevk edilen dosya ile aynı olduğuna kanaat getirerek davayı Adıyaman Cumhuriyet  
Savcılığı’na sevk etmiştir.  
5
Haziran 1998 tarihinde, Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı Nevzat Yazıcı tarafından  
yapılan şikayetle ilgili olarak ratione îoci yetkisizlik kararı vererek, davayı 5 Şubat 1998  
tarihinde aynı yöndeki kararım hatırlatarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk  
etmiştir.  
27  
Ağustos ve 20 Ekim 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet  
Müdürlüğünden 22 Kasım 1996 tarihinde Ramazan’ı kimlerin götürmüş olabileceği  
hususunda araştırmalar yapmasını istemiştir.  
4
/
birisinin telsizli olduğunu söylediğini, kimliğini açıklamayan diğer bir şahsm kendisini  
telefonla arayarak, arabanın markasını, rengim ve plaka numarasını söylediğini ifade etmiştir.  
Başvuran kardeşinin akıbeti hakkında bilgi almak amacıyla yetkili makamlara başvuruda  
bulunduğu fakat sonuç alamadığım belirtmektedir. Aynı zamanda, ifadesi alındıktan sonra  
Haşan Demirtaş adındaki görgü tanığını bir daha göremediğini, polislerin kendilerini tehdit  
ettiğini ve bu girişimlerinden vazgeçmelerini tavsiye ettiklerini iddia etmiştir.  
Nevzat Yazıcı, başvuranın ifadelerini doğrulamış, ifadeleri alınan Mahfuz Aktarlı ve  
Haşan Demirtaş’m görgü tanığı olduğunu açıklamıştır.  
8 Ocak 1999 tarihinde, İdil Cumhuriyet Savcılığı, ratione materiae yetkisizlik kararı  
vermiştir. Ramazan’ın ölümüyle F.M ve M.M adlı şahısların ölümü arasında benzerlikler  
tespit etmiştir. Bu üç ceset ile ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığinda  
soruşturma yürütüldüğünü hatırlatmıştır. Diğer yandan, Aralık 1996 yılında Adıyaman-  
Hilvan, Şanlmrfa-Adıyaman yolunda cesetleri bulunan diğer kişiler de bu şekilde  
kaçırılmıştır. Yapılan incelemelerde ölen kişilerin kaçırıldığı, olayın faillerinin kendilerini  
polis olarak tanıttıkları, telsizlerinin bulunduğu ve sahte plakası olan bir araçla dolaştıkları  
tespit edilmiştir. Kaçırılan kişilerden birisi Emniyet Müdürlüğü binasına kadar götürülmüştür.  
Bu eylemler cinayetler işlemeyi amaçlayan bir çete tarafmdan yapılmıştır. Bu nedenle dosyayı  
Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısına sevk etmiştir.  
3
Şubat 1999 tarihinde, İdil Cumhuriyet Savcılığı, İdiî Emniyet Müdürlüğü’ nden  
belgeyi Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısı’na götürmesini istemiştir.  
8
Mart 1999 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da Ramazan’ m cinayetler  
işleme amacı güden bir çete tarafmdan öldürüldüğü ve bu tür cinayetlerin DGM yetki  
alanında olduğu gerekçesiyle ratione materiae yetkisizlik kararı vermiştir. Soruşturma  
dosyasını Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısına sevk etmiştir.  
27  
Nisan 1999 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı Ramazan’ ın ölümüne  
ilişkin iki soruşturma dosyasını birleştirmeye karar vermiştir.  
5
Mayıs 1999 tarihinde, Ramazan’ın ve diğer iki kişinin aynı silahla vurulduğunu  
gözönüne alarak, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ nden  
olayın faillerini bulması için soruşturma başlatmasını ve her üç ayda bir kendisi durumdan  
haberdar etmesini istemiştir. Emniyet Müdürlüğü, 24 Ağustos 1999 tarihinde soruşturmanın  
devam ettiğini bildirmiştir.  
26  
Nisan 2000 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı soruşturma  
yürütülmesine ilişkin isteğini yinelemiştir.  
22 Haziran 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Ramazan’la ilgili olarak  
yürütülen soruşturmanın diğer iki kişiyle ilgili olarak yürütülen soruşturma ile birleştirildiğini  
DGM Cumhuriyet Savcısina bildirmiştir.  
11  
Temmuz 2000 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele  
Müdürlüğü’ne 30 Haziran 1995 tarihinde 2 1 DZ 490 numaralı plakanın güvenlikle ilgili  
nedenlerden dolayı Murat 1 3 1 markalı mavi renkli ve 2 1 A 0120 plakalı resmi aracın yerine  
sivil araç plakası olarak kendisine verildiğini belirtmiş, sözkonusu plakanın 1 6 Nisan 1996  
6
Mevcut unsurlar ışığında AİHM, başvuranın kardeşinin güvenlik güçleri tarafından  
veya bunların işbirliğiyle öldürülmüş olduğu yönünde bir sonucun, güvenilir emarelerden çok  
varsayımlara ve spekülasyona dayandığı düşüncesindedir. Bu nedenlerle, Savunmacı  
Devlet’ in başvuranın kardeşinin ölümünde bir paya sahip olduğu her türlü makul şüpheciliğin  
ötesinde ortaya konulamamaktadır.  
Sonuç olarak, AİHS’nin 2. maddesinin bu açıdan herhangi bir ihlali sözkonusu  
değildir.  
2. Soruşturmanın yetersizliği iddiası hakkında  
AİHM, AİHSnin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması  
yükümlülüğünün, İ . madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese bu  
Sözleşme’nin (,..)de belirtilen hak ve özgürlükleri tam[ması]” şeklinde Devlete düşen genel  
görevle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin  
bir soruşturma yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu şart koştuğunu hatırlatır (Bkz., Kaya-  
Türkiye, 1 9 Şubat 1998 tarihli karar, McCann ve diğerleri-Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995  
tarihli karar). Benzer soruşturma zor kullanımının ölümle sonuçlandığı ve sorumlularının ister  
Devlet görevlileri isterse başkaları olduğu iddia edildiği her durumda yürütülmelidir (Bkz.  
Tahsin Acar kararı). Soruşturmalar özellikle derinlemesine, tarafsız ve dikkatli bir şekilde  
yürütülmelidir (Bkz. Çakıcı kararı, ve McCann ve diğerleri karan).  
AİHM ayrıca, soruşturmada etkinlik asgari kriterini karşılayan incelemenin niteliği ve  
derecesinin, davanın koşullarına bağlı olduğunu dikkate almaktadır. Bunlar, ilgili olayların  
tümü temelinde ve soruşturma çalışmalarının pratik gerçekleri göz önünde bulundurularak  
değerlendirilir. Olayların çeşitliliğini, yalnızca soruşturmada yürütülen işlemler listesine veya  
basitleştirilmiş diğer kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz., Fatma Kaçar-Türkiye  
kararı, no: 35838/97, 1 5 Temmuz 2005, Velikova-Bulgaristan kararı, no: 41488/98,  
Tanrıkulu-Türkiye, no: 23763/94, Kaya kararı, ve Güleç-Türkiye kararı, 27 Temmuz 1998).  
Yürütülen soruşturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip nihayetinde  
cezalandırılmalarını sağlayacak şekilde etkili olmalıdır (Bkz. Oğur-Türkiye kararı, no:  
21594/93). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlarla ilişkin bir yükümlülüktür. Yetkili  
mercilerin, olaylara ilişkin delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olan  
tedbirleri almaları gerekmektedir Tanrıkulu, ve Salman-Türkiye, n° 21986/93).  
İvedi ve özenli olma zorunluluğu bu bağlamda zımnen mevcuttur. Özel bir durumda  
soruşturmanın ilerlemesini önleyen engel veya güçlüklerin olabileceğinin elbette kabul  
edilmesi gerekmektedir. Fakat ölümle sonuçlanan zor kullanımı üzerine yürütülen bir  
soruşturma sözkonusu olduğunda, yetkililerin ivedilikle cevap vermesi, halkın yasallık  
ilkesine uyulduğuna dair duyduğu güvenin korunması ve yasadışı faaliyetlere karışıldığı ya da  
göz yumulduğu yönündeki her türlü izlenimin önüne geçilmesi açısından genellikle temel  
önem arz etmektedir {McKerr-Birleşik Krallık, no: 28883/95, § 114, CEDH 2001-III).  
Mevcut davada, dosyadan çeşitli illerin Cumhuriyet Savcılarının ve Diyarbakır DGM  
Cumhuriyet Savcısinm, Ramazan’ ın kaybolmasından ve ölümünden haberdar oldukları  
andan itibaren soruşturmalar başlattıkları anlaşılmaktadır. Yetkililer, başvuranı, kardeşini ve  
diğer tanıkları dinlemiş, maktulün güvenlik güçleri tarafından tutulduğu ve öldürüldüğü  
iddialarını aıaştırabilmek amacıyla, Emniyet Müdürlüklerinden ve Jandarma’dan bilgi  
8
istemişlerdir. Ayrıca başvuran ve tanıklar tarafından belirtilen plaka numarasını taşıyan aracın  
kime ait olduğunun tespit edilmesini talep etmişlerdir. Çeşitli illerin Emniyet  
Müdürlükleri’nden maktulün kaybolmasına ve Ölümüne ilişkin olarak soruşturma yapmalarını  
düzenli olarak hatırlatmışlardır. Ayrıca, maktulün cesedinin bulunmasından sonra İdil  
Cumhuriyet Savcılığı bir doktor eşliğinde olay yerine gitmiş, otopsi ve tıbbi muayene  
yapıldığına ilişkin tutanak hazırlanmıştır. Ölüm nedeninin açık olması sebebiyle klasik otopsi  
yapılması gerekli görülmemiştir. Aynı şekilde, Cumhuriyet Savcılığı başvuranın ve kardeşinin  
ifadelerini almış ve balistik inceleme yapılmasını talep etmiştir.  
Her ne kadar ilk bakışta soruşturmanın, AİHS’nin 2. maddesinden doğan  
zorunlulukları yerine getirdiği düşünülüyorsa da AÎHM, aşağıda yer alan nedenlerden dolayı  
kaybolma olayına ve ölüme ilişkin olarak sivil polisler hakkında şüphelerin var olduğu  
konusunda yetkililerin bilgilendirilmesi somasında, yürütülen soruşturmanın eksiksiz ve  
tatmin edici olmadığı kanaatindedir.  
AÎHM, bir taraftan Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı ile Diyarbakır Cumhuriyet  
Başsavcılığı arasında, diğer taraftan ise Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı ile Adıyaman ve îdil  
Cumhuriyet Savcılıkları arasında ortaya çıkan yetki konusundaki anlaşmazlığın,  
soruşturmanın ivediliğini önemli ölçüde etkilediği kanaatindedir. Esasında en başından beri  
bu anlaşmazlık soruşturmanın seyrini Özellikle de delil unsurların toplanması konusunda  
soruşturma mercilerinin çabasını etkilemiştir.  
Daha sonra ise, soruşturmanın unsurları dikkate alındığında AİHM, soruşturmayı  
yürütmekle görevli mercilerin, olaya cinayetler işlemeyi amaçlayan bir çete üyesi olan  
yabancılar tarafından gerçekleştirilen bir cinayet olarak yaklaşarak, yalnızca bir açıdan olaya  
yaklaştıklarını tespit etmektedir. Oysa ki soruşturma kapsamında ifadeleri alman başvuran ve  
diğer tanıklar, sözkonusu cinayete sivil polislerin karışmış olabileceği konusunda ısrar  
etmişlerdir. Ayrıca görgü tanıkların olan Haşan Demirtaş, yalnızca Emniyet Müdürlüğü  
polisleri tarafından dinlenmiştir. Her ne kadar aranması konusunda bir takım çabalar  
sarfedilmişse de Haşan Demirtaş Savcılık tarafından dinlenmemiştir. AİHM bu konunun  
yeterince incelediğini gösterecek hiçbir delil unsurunun bulunmadığı kanaatindedir. Bununla  
ilgili olarak, davanın Hükümet’e bildirilmesinden soma Emniyet Müdürltiğü’nün 2 1 DZ 490  
numaralı araç plakasının, 30 Haziran 1995 tarihinden 1 6 Nisan 1996 tarihine kadar Terörle  
Mücadele Müdürlüğü tarafından kullanıldığı bilgisini verdiğini gözlemlemek şaşırtıcıdır.  
Halbuki daha öncesinde Emniyet Müdürlüğü, bu plaka numarasının 1 6 Nisan 1996 tarihinde  
kayıtlardan silindiği bilgisini vermiştir. Üstelik balistik incelemenin yalnızca 2 Mart 19 98  
tarihinde, yani başvuranın kardeşinin ölümünden on beş ay sonra istendiğini ve bu belgenin  
ertesi gün yani 3 Mart tarihinde düzenlendiğini tespit etmektedir.  
Özetle yukarıda tespit edilen eksikliklerden dolayı AİHM, ulusal merciler tarafından  
başvuranın kardeşinin Ölümü ile ilgili olarak yürütülen soruşturmaların etkili olduğu  
düşünülemez.  
AİHM, AİHS’ nin 2. maddesi ile Savunmacı Devlete düşen yasal zorunlulukların  
yerine getirilmediğine karar vermiştir.  
II. AİHS’NİN 3. VE 5 . MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
HAKKINDA  
Başvuran, AÎHS’nin 3 . ve 5 . maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
9
Hükümet bu konuda görüş bildirmemektedir.  
AİHM, başvuranın kardeşinin kaybolması ve ölümünde, bir Devlet görevlisinin ya da  
Devlet adına hareket eden bir kimsenin bir paya sahip olduğunun her türlü makul şüphenin  
ötesinde ortaya konulamadığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle başvuranın şikayetlerinin olgusal  
dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getirmiştir (Bkz., 0-Türkiyeyno: 28497/95, 15 Temmuz  
2004 tarihli karar).  
Sonuç olarak AİHS’nin 3. ve 5. maddeleri ihlai edilmemiştir.  
III. AİHSNİN 1 3 . MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, kardeşinin ölümüne ilişkin olarak etkili soruşturma yapılmadığı iddiasında  
bulunmakta ve güvenlik güçlerinin cezalandırılmamasını sağlayan sistemden dolayı etkili bir  
başvuru hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Başvuran AİHS’nin 1 3 . maddesine  
atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bununla ilgili olarak görüş bildirmemektedir.  
AİHM, AİHSde yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne şekilde tanınmış olursa  
olsun, Sözleşme’nin 1 3 . maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını  
sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözleşmeci  
Devletler, bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere ne şekilde uydukları konusunda  
belli bir takdir payından yararlanma hakkına sahip olsalar da, sözkonusu hüküm, AİHS’ ye  
dayalı “savunulabilir bir şikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin  
sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır. AİHSnin 1 3 , maddesinden  
doğan yükümlülüğün kapsamı, başvuranın Sözleşme uyarınca yaptığı şikayetin niteliğine  
bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte bu maddenin gerektirdiği başvuru yolu hukuken  
olduğu kadar pratikte de “etkili” olmalı ve özellikle bu başvuru yolunun kullanılması,  
Savunmacı Devlet’in yetkili mercilerinin fiilleri tarafından haksız bir biçimde  
engellenmemelidir (Bkz., Abdurrahman Orak, Kaya, Aydın-Türkiye 25 Eylül 1997 tarihli  
karar, Aksoy - Türkiye, 1 8 Aralık 1996 tarihli karar).  
Yaşam hakkının korunmasının arz ettiği temel Ön em dikkate alındığında, AİHS’nin  
1 3 . maddesi, gerektiğinde tazminat ödenmesinin yanı sıra, ölümden sorumlu olanların tespit  
edilmesi ve cezalandırılmasına yönelik derin ve etkili araştırmalar yapılmasını şart koşmakta  
ve şikayetçinin soruşturma usulüne etkin bir şekilde erişebilmesini içermektedir {Kaya kararı).  
Mevcut davada AİHM, başvuranın kardeşinin Devlet görevlileri tarafmdan  
öldürüldüğüne dair her türlü makul şüphenin ötesinde delille kanıtlanmadığı sonucuna  
varmıştır. Bu durum yine de, AİHS’nin 2. maddesine dayanan şikayeti, 1 3 . madde açısından  
“savunulabilir” olmaktan yoksun bırakmamaktadır (Bkz., Fatma Kaçar kararı, ve Böyle ve  
Rice-Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar). AÎHM’nin esas hakkmdaki kararı,  
yukarıda belirtilen nedenler dolayısıyla savunulabilir olduğu kabul edilmiş olan sözkonusu  
şikayetin özüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütüme yükümlülüğünü geçersiz  
kılmamaktadır.  
AİHM daha önceden de yetkili mercilerin başvuranın kardeşinin cinayetinin meydana  
geldiği koşullar hakkında etkili bir soruşturma yürütüme yükümlülüğüne sahip olduklarını  
10  
ortaya koymuştur. Yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü Savunmacı Devlet’in, AİHSnin 2 .  
maddesinden kaynaklanan soruşturma yükümlülüğünün daha ötesinde şartlar taşıyan 1 3 .  
maddede öngörüldüğü gibi etkili bir soruşturma yürütmüş olduğu kabul edilemez (.Kaya  
kararı).  
Sonuç olarak AİHSnin 1 3 . maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AİHSNIN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Maddi tazminat  
Başvuran, 577.935 Euro tutarında gelir kaybına uğradığım iddia etmektedir.  
Başvurana göre, Ramazan’ın dul eşi ve sekiz çocuğu, ki çocuklarından dördü ilkokula  
gitmektedir, kendi sorumluluğunda olacaktır. Başvuran iki bilirkişi raporuna dayanmakta ve  
bu raporları AİHM’ye sunmaktadır. Başvuran, öldüğü sırada minibüs şoförü olan kardeşinin  
otuz altı yaşında olduğunu ve ayda 2.000-2.500 Yeni Türk Lirası kazandığını belirtmektedir.  
Ayrıca kardeşleri ile ortaklaşa sahip olduğu araziden de gelir eîde edecekti. Bu dönemde  
Türkiye’deki ortalama yaşam süresi dikkate alındığında, istatiksel hesap cetvellerinden yola  
çıkılarak yapılan hesaplamaların sonucunda yukarıda yer alan tutar ortaya çıkmıştır.  
Hükümet bu tutarın haksız ve aşırı olduğunu belirtmekte ve hesaplamada bir yanlışlık  
yapıldığını ifade etmektedir.  
AÎHMnin yerleşik içtihatlarına göre, başvuran tarafından iddia edilen zarar ile  
AİHSnin ihlali arasında açık bir nedensellik bağı olmalıdır ve bu gerektiğinde gelir kaybının  
tazminini içermelidir (Bkz., diğerleri arasında, Barbera Messegue ve Jabardo-îspanya, 13  
Haziran 1994 tarihli karar). AİHM, Ramazan’ ın Devlet görevlileri tarafından veya bunların  
işbirliğiyle öldürüldüğü yönünde bir tespitin yapılmayacağını saptamıştır. Bu koşullarda 2.  
maddenin ihlali tespit edilmediğinden, AİHS’nin 2. maddesinin esastan ihlali ile maktulün dul  
eşi ve çocuklarına sağlamış olduğu maddi gelirin kaybı arasında doğrudan bir nedensellik  
bağı bulunmamaktadır. Sonuç olarak AİHM başvuran tarafından talep edilen maddi  
tazminatın tamamını reddetmiştir (Bkz. Çakıcı, Önen - Türkiye, n° 22876/93, 1 4 Mayıs 2002,  
ve Bıddan-Türkiye, no: 28298/95, 20 Nisan 2004).  
B. Manevi Tazminat  
Başvuran babalarının ölümüyle yetim kalan çocukları, eşi ve kendisi adına uğradıkları  
manevi zararın tazmini için 250.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet talep edilen miktara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, başvurunun Ramazan’ın dul eşi ya da yetim çocukları adına yapılmadığını not  
etmektedir. Sonuç olarak, kendi adına dile getirdiği manevi tazminat talebini reddetmektedir  
{Tahsin Acar kararı).  
Başvuranın kendisinin yaşadığı manevi zararla ilgili olarak AİHM, Ramazan’m  
kaybolmasına ve ölümüne ilişkin olarak yetkililerin, AİHS’nin 2. ve 1 3 . maddelerinin  
yüklediği zorunluluğa rağmen etkili bir soruşturma yürütmediklerini hatırlatmaktadır. AİHM,  
başvurana hakkaniyete uygun olarak 10.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  
11