13 Kasım 2001 tarihli bir kararla, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
11 Şubat 2002 tarihinde, Yargıtay, karar düzeltme talebini reddetmiştir.
Böylece, başvuranın tapusu tapu kaydından silinmiş ve sözkonusu taşınmaz bağışta bulunan
müteveffa Virkinya Basreisyan adına tescil edilmiştir.
26 Mart 2003 tarihinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü, başvuranın 2002 yılında kabul edilen
yasal düzenlemelere dayanarak yaptığı bir başvuruyu reddetmiştir. Başvuran, sözkonusu
kararın ve ilgili yönetmeliklerin bazı fıkralarının iptali istemi ile Danıştay’a başvuruda
bulunmuştur. Buna karşın, 25 Ekim 2005 tarihli layihasında başvuran, Vakıflar Genel
Meclisi’nin taleplerini büyük ölçüde karşılamasından dolayı davasından feragat etmiştir.
Başvuranın davasından feragat etmesine dayanarak, 25 Ekim 2005 tarihinde, Danıştay,
davanın kapanmasına karar vermiştir.
Bu süre zarfında, Virkinya Basreisyan’ın mirasçıları, Beyoğlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nde
izale-i şüyu davası açmışlardır. Beyoğlu Asliye Hukuk Mahkemesi, 21 Temmuz 2005
tarihinde, açık artırma usulü ile sözkonusu daireyi satmıştır. 22 Ocak 2007 tarihinde,
sözkonusu taşınmaz, H.D. Erseven’e 771.000 YTL’ye [yaklaşık 426.000 Euro’ya] satılmıştır.
HUKUK
I. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümete göre, Danıştay’daki iptal davasından feragat etmesiyle, ileri sürülen AİHS
ihlalinden dolayı başvuranın mağdur sıfatı ortadan kalkmıştır. Aynı gerekçeden ötürü,
Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği gibi başvuranın iç hukuk yollarını
tüketmediğini de savunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün gayrımülk
edinmesine ve tasarrufunda olan taşınmazları da tescil etmesine izin vermesi nedeniyle iptal
davasından feragat ettiğini dile getirmektedir. Başvuran, sözkonusu başvurunun konusunun,
yargı kararıyla bağışta bulunan kişinin mirasçılarına devredilen bir taşınmaza ilişkin olan bu
davayı kapsamadığını sözlerine eklemektedir. Ayrıca başvuran, 4771 ve 4778 sayılı yasalarla
yapılan düzenlemelerin, üçüncü şahıslara geçen taşınmazların iadesine ilişkin olarak yeni bir
başvuru yolu sunan hükümler içermediğini belirtmektedir.
Başvuranın mağdur sıfatına ilişkin olarak, AİHM, ilke olarak, başvuran lehindeki karar ya da
tedbirin sadece ulusal makamlar alenen ya da esastan AİHS’nin ihlalini kabul edip telafi ettiği
sürece “mağdur” sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz;
örneğin, Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996 tarihli karar; Dalban-Romanya, başvuru no:
28114/95; Bordovski-Rusya, başvuru no: 49461/99, 8 Şubat 2005). AİHM, iç hukuk yollarının
tüketilmesi hususunu genellikle kendisine başvuru yapıldığı tarihi dikkate alarak
değerlendirdiğini hatırlatır. Bununla birlikte, bu kural her davaya özgü özel koşullarla haklı
gösterilebilecek istisnalar taşımaktadır (Baumann-Fransa, başvuru no: 33592/96, 22 Mayıs
2001; Brusco-İtalya, başvuru no: 69789/01).
Mevcut davada, AİHM, işbu dava ile Hükümet’in yukarıda aktardığı dava arasında doğrudan
hiçbir bağ görememektedir. AİHM, 2002 ve 2003 yıllarında kabul edilen yasal
3