C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YEꢀĐLKAYA - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 59780/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 Aralık 2009  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (59780/00) bavuru no’lu davanın nedeni  
T.C. vatandaı Ali Rıza Yeilkaya’nın (bavuran) 8 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
M. A. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1972 doğumludur. Bavuran mevcut bavurunun yapıldığı sırada Sivas Cezaevi’nde  
hükümlü bulunmaktaydı.  
30 Eylül 1997 tarihinde bir ihbarı değerlendiren polis yürüttüğü operasyonda bavuranın eski  
çalıanı olan M.A. Edirne otoyolunda Kocaeli Đl Jandarma Komutanlığı tarafından  
yakalanmıtır. Polisler M.A.’nın otomobilinde 4,25 kg eroin ele geçirmitir. M.A. bavuranı  
ve kayınbiraderi F.A.’yı ihbar etmive arabasındaki eroini onların sakladıklarını ileri  
sürmütür. Aynı gün F.A. ve diğer iki suç ortağı yakalanarak gözaltına alınmıtır. Türkiye’yi  
terk eden bavuran bir daha bulunamamıtır.  
Kocaeli Emniyet Müdürlüğü 1 Ekim 1997 tarihinde Interpol’e bavuranın da aralarında  
bulunduğu ve uyuturucu trafiğine katılan kiiler hakkında soruturma balatıldığını  
bildirmitir.  
M.A. ve F.A. 2 Ekim 1997 tarihinde polise vermioldukları ifadelerinde olayın bavuran  
tarafından organize edildiğini, kendi rızaları dıında bu ie karıtıklarını iddia etmitir. Bu  
bağlamda özellikle F.A. sözkonusu uyuturucunun satın alınmasına ilikin bilgiler vermive  
uyuturucu dağıtıcısının M.. olduğunu ve aynı ekilde firari olduğuna dair ayrıntılar  
vermitir.  
Sanıklar 4 Ekim 1997 tarihinde Kocaeli Sulh Hakimi önüne çıkarılmılar, hakim  
tutuklanmalarına karar vermitir. Hakim ayrıca bavuran hakkında ihzar müzekkeresi  
çıkarılmasını kararlatırmıtır. 31 Ekim 1997 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
(DGM) Cumhuriyet Savcısı TCK’nın 403. maddesine istinaden M.A., F.A. ve M..’yi örgütlü  
bir ekilde uyuturucu trafiğini yürütmekle itham etmitir. Bavuranın Almanya’da  
bulunduğunun tespit edilmesi üzerine Đstanbul DGM bakanı 19 ubat 1998 tarihinde  
bavurana isnat edilen suçları belirterek suçlunun iadesini talep etmitir. Mahkeme iade  
talebine ek olarak, diğerlerinin yanı sıra iddianameyi, bavuran hakkında çıkarılan ihzar  
müzekkeresini, fotoğrafını, dijital parmak izlerini ve ayrıca adı geçenin Almancaya çevrilen  
kimlik bilgilerini sunmutur.  
17 Haziran 1998 tarihinde DGM, M.A. ve F.A.’yı haklarında yapılan suçlamalardan suçlu  
bulmuve adı geçenlerin her birini on iki yıl hapis cezasına çarptırmıtır. Bununla birlikte,  
sanıkların davanın aydınlatılmasında ve diğer suç ortaklarının yakalanmasında yetkililerle  
yapmıoldukları ibirliğini dikkate alan Mahkeme hapis cezalarını altı yıla indirmitir. Esas  
hakimleri ayrıca bavuranın davasının baka bir dosya numarası ile M..’nin davasına  
birletirilmesine karar vermitir.  
2
Bavuran 27 Ocak 1999 tarihinde Marbourg’da (Almanya) Alman polisi tarafından  
yakalanmıtır.  
Bavuran 14 Haziran 1999 tarihinde Frankfurt’ta Türk yetkililerine teslim edilerek sınır dıı  
edilmitir. Bavuran ertesi gün Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik ubesinde gözaltına  
alınmıtır. Bavuran aynı gün imzaladığı ifadesinde hakkında yapılan bütün suçlamaları  
reddederek suç ortaklarının tek amacının ağır bir cezaya çarptırılmaktan kurtulmak olduğunu  
öne sürmütür. Gözaltı tutanakları bavuranın gözaltına alındığından ailesinin haberdar  
edildiğini ortaya koymaktadır.  
Bavuran 15 Haziran 1999 tarihinde polis tarafından yurtdıına uyuturucu trafiği düzenleme  
konusunda dinlenmi, burada hakkında yapılan suçlamaları inkar etmitir.  
Bavuranın 16 Haziran 1999 tarihinde hakkında yapılan suçlamaları kabul eden tutanağı  
imzalamasını ve uyuturucu trafiğini yürütmek ithamıyla ihzar müzekkeresinin çıkarılmasını  
müteakip DGM yetkili hakimi bavuranın tutuklanmasına karar vermitir. Hakim talep etmesi  
halinde ailesinin tutukluluk kararı hakkında bilgilendirilebileceğini ifade etmitir.  
23 Haziran 1999 tarihli durumada bavuran uyuturucu trafiğine karımadığını ve suçsuz  
olduğunu ileri sürmü, gözaltında vermiolduğu ifadesini teyit etmitir. Dosyadaki çeitli  
tutanakların, sağlık raporunun okunmasından olaylarla hiçbir bağlantısının olmadığını öne  
sürmütür. DGM bavuranın yokluğunda ilenen diğer eylemleri, sanık ifadelerini ve diğer  
suç ortağı sanıkların savunmalarını da incelemitir. Bavuran hakkında elde edilen bütün  
kanıtlara karı çıkmıtır. DGM dava dosyasına bütün kanıt unsurlarını, diğer suç ortağı  
sanıkların delillerini ve ayrıca Yargıtay’ın kararını eklemive bunları bavurana sözlü olarak  
bildirmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 23 Haziran 1999 tarihli bir karar ile ele geçirilen eroin miktarını,  
suçun meydana geliꢀ ꢀeklini ve bavuranın M.E.., M.A. ve F.A. ile birlikte uyuturucu  
trafiğini yürüten bir çeteyi organize etmelerini göz önünde bulundurarak tek bir duruma  
yapmıve durumaya avukatının katılmadığı bavuranı on yıl hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran 28 Haziran 1999 tarihinde bu karara karı temyize gitmive duruma yapılmasını  
talep etmitir.  
18 Kasım 1999 tarihinde bavuran Yargıtay önünde tamamlayıcı görüünü sunmutur.  
AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan bavuran özellikle gözaltında bir avukat yardımından  
yararlanmadığını ve sahip olduğu hakların kendisine hatırlatılmadığını iddia etmitir.  
Bavuran ayrıca esas hakimlerinin davayı inceleme yöntemine de itiraz etmitir.  
18 Kasım 1999 tarihinde Yargıtay bir duruma yapılmasının ardından ilk derece  
mahkemesinin kararını bütün hükümleri ile onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 VE 3 C) MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran gözaltı sırasında avukat yardımı talebinin reddedildiğini, avukat bulundurma  
hakkından yargı sürecinde bile haberdar edilmediğini ileri sürmektedir. Bavuran gözaltı  
3
boyunca ailesi ya da avukatı ile görümesinin engellendiğini iddia etmektedir. AĐHM bu  
ikayetlerin AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesi bakımından incelenmesine karar vermektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik itirazında bulunmakta,  
bu bağlamda bavuranın ulusal mahkemelerdeki yargılamalar esnasında hiçbir surette adli  
yardım talebinde bulunmadığını savunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin savına karı çıkmaktadır.  
AĐHM bu bavuruda bavuranın adli yardımdan değil, gözaltında avukat bulundurma  
hakkından yararlanamadığını saptamaktadır (Bkz. Ciğerhun Öner-Türkiye kararı no: 33612/03,  
20 Mayıs 2008). Bu nedenle AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Hükümet bavuranın kendisini bizzat temsil edebileceğini savunmaktadır. Hükümete göre 28  
Ocak 1999 tarihinde Almanya’da yakalanan bavuran o tarihte hakkında yapılan suçlamalardan  
haberdar edilmitir. Hükümet bavuranın ne hakim ne de ilk derece mahkemesi önünde avukat  
yardımından yararlanma talebinde bulunmadığını savunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin argümanlarına karı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.  
AĐHM, gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı ikayetine ilikin daha önce  
de bavuranın öne sürdüğüne benzer ikayetin dile getirildiğini ve gözaltı sırasında avukat  
bulundurma hakkından yararlanılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Salduz-Türkiye ve Đzzet Özcan-Türkiye kararı  
no: 10324/05, 28 Temmuz 2009 kararı). Mevcut bavuruyu Salduz kararında benimsenen  
prensipler ıığında inceleyen AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulamasını  
sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir.  
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır.  
II. YARGILAMANIN HAKKANĐYETE UYGUN GERÇEKLEMEDĐĞĐNE ĐLĐꢀKĐN  
ÖNE SÜRÜLEN DĐĞER ꢀĐKAYETLER HAKKINDA  
Bavuran suç ortağı sanıklar ile birlikte hakkında sürdürülen ceza davasından haberdar  
edilmemesi, savunmasını hazırlaması için gerekli imkâna sahip olmaması ve suç ortağı  
sanıklarını sorgulayamaması ve mahkumiyetini oluturan kanıt unsurlarından yararlanamaması  
çerçevesinde yargılamanın hakkaniyete uygun gerçeklemediğinden yakınmaktadır. Bavuran  
bu bağlamda AĐHS’nin 6/1 ve 3 b) maddesini öne sürmektedir. AĐHM bu ikayetlerin  
AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca incelenmesine karar vermektedir.  
4
Hükümet bu iddiaya karı çıkmakta, Cumhuriyet Savcısının bavuran ve suç ortağı sanıklar  
hakkındaki ceza davasını 31 Ekim 1997 tarihinde açtığını ifade etmektedir. Daha sonra  
bavuranın Almanya’da olduğunu tespit eden Devlet Güvenlik Mahkemesi 19 ubat 1998  
tarihinde Đnterpol aracılığıyla bavuran hakkında tevkif müzekkeresi çıkarmıtır. Hükümet ekte  
bu müzekkereyle birlikte, iddianamenin, bavuran hakkında çıkarılan ihzar müzekkeresinin, adı  
geçenin fotoğrafının, dijital parmak izlerinin ve Almancadan tercüme edilen kimlik kartının bir  
örneğinin yer aldığını ve DGM’nin bavuranın tüm bu kanıt unsurları ve suç ortağı sanıkların  
ifadeleri konusunda bilgilendirildiğini belirtmektedir. Bavuran hakim tarafından sorgulanmıꢀ  
ve savunmasını yalnız hazırlamıtır. Hükümet bu noktada ulusal mahkemelerin lehteki ve  
aleyhteki delilleri aynı koullarda değerlendirdiğini dile getirerek bu bağlamda, bavuranın  
ikayetlerinin esas olarak yargılamanın sonucuna yönelik olduğunu savunmaktadır. Ulusal  
mahkemeler ulusal hukuk mevzuatı gereğince olayları ve delil unsurlarını incelemitir.  
AĐHM bu ikayetlerin yukarıda incelediği ikayet ile ilintili olduğunu ve dolayısıyla  
kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini hatırlatır.  
AĐHM AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesine ilikin yaptığı tespit ıığında, AĐHS’nin 6. maddesi  
gereğince ulusal mahkemedeki yargılamada savunma haklarına riayet edilmesine dair temel  
sorunu ortaya koyan benzer bir ikayetin daha önce de dile getirildiğini kaydetmektedir. Sonuç  
itibarıyla AĐHM, bavurunun bu bölümünün ayrıca ele alınmasına yer olmadığı kanaatindedir  
(Bkz. diğerleri arasında, Kamil Uzun-Türkiye kararı, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran uğradığı zarar için 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağa karı çıkmaktadır.  
AĐHM bavurana manevi tazminat bağı altında 1.000 Euro ödenmesini kararlatırmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağında, ilke olarak en uygun  
telafi yolunun, bavuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiolsaydı  
bavuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu  
kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz kararı). AĐHM bu ilkenin bu bavuruya  
uygulanabileceği görüündedir. AĐHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin  
bavuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karılayacak  
ekilde yeniden yargılanması olacağı kanısındadır.  
Bavuran kırtasiye, iletiim ve posta giderleri için 400 TL talep etmekte, bu yönde herhangi bir  
belge sunmamaktadır. Bavuran AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 6.6001 TL talep etmekte, bu talebini destekler mahiyette temsil giderini gösteren bir  
makbuzu sunmaktadır; buna göre bavurunun hazırlanması için 20 saat (bavuran ile görüme,  
dosyanın hazırlanması, içtihadın aratırılması) ve Hükümetin görülerine karılık yazılı  
görülerin hazırlanması için 10 saatlik bir çalıma yapılmıtır. Bavuran ayrıca Đstanbul  
Barosunun avukatlık ücret tarifesinin uygulanmasını istemitir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
1 Yaklaık 4.017 Euro  
5
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ıığında bavurana AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 2.000 Euro  
ödenmesini uygun görmektedir.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini kaydetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavuranın gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması dolayısıyla  
AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki diğer ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 1.000 (bin ) Euro  
manevi tazminat ve yargılama giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6