C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YEꢀĐLMEN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 41481/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 ubat 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41481/05) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları abeddin Yeilmen, Mehmet Çelik ve Gülseren Özdemir’in (bavuranlar)  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Ekim 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından F. KarakaDoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1971, 1967 ve 1978 doğumlu olup halen Tekirdağ ve Gebze cezaevinde  
hükümlü bulunmaktadır.  
29 Kasım 1997 tarihinde bavuranlar abeddin Yeilmen ve Mehmet Çelik Đstanbul’da  
yasaı silahlı bir örgüte karı düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanarak gözaltına  
alınmı, 5 Aralık 1997 tarihinde yetkili hakim kararı ile tutuklanmılardır. 25 Aralık 1997  
tarihinde bavuranlar yasadıı silahlı bir örgütün mensubu olmak ve bu örgüt bünyesinde  
ulusal toprak bütünlüğüne kasteden eylemlere katılmakla itham edilmilerdir ve haklarında  
kamu davası açılmıtır.  
12 Ağustos 1998 tarihinde Gülseren Özdemir de Adana’da yakalanarak gözaltına alınmıve  
daha sonra Đstanbul’a nakledilmitir. Adı geçen 16 Ağustos 1998 tarihinde tutuklanmıve  
sözü edilen eylemleri düzenlemekle itham edilerek hakkında kamu davası açılmıtır.  
10 Kasım 1998 tarihinde esas hakimleri iki davanın birletirilmesini kararlatırmıtır.  
Yargılama sürecinde bavuranlar birçok kez savunmalarını hazırlamak için ek süre talep etmiꢀ  
ve kimi durumalara katılmamıtır. 29 Mart 2007 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi  
bavuranları haklarında yapılan ithamlardan suçlu bulmuve müebbet hapis cezasına  
çarptırmıtır. Dava dosyasında yer alan unsurlara göre sözü edilen ceza süreci mevcut bu  
kararın alındığı tarihte Yargıtay’da halen devam etmekteydi.  
Bavuranların yakalanmalarından itibaren adli merciler serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀ  
ve «isnat edilen suçun niteliği», «delillerin durumu», «dosyanın içeriği», «tutukluluk süresinin  
uzunluğu», «öngörülen cezanın ciddiyeti» ve/veya «suçluluğun ciddiyetini belirtir emareler»  
ıığında düzenli olarak tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3, 4 ve 5. maddelerine atıfta bulunan bavuranlar, tutukluluk süresinin  
uzunluğundan ve bir yandan tutukluluk süresinin uzunluğuna itiraz edilebilecek bavuru  
yolunun bulunmayıı, öte yandan kanundıı tutukluluk kararına karı tazminat elde etme  
olanağının olmaması nedeniyle iç hukukta etkili bavuru yollarının mevcut olmadığından  
2
ikayetçidir. Bavuranlar AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerini öne sürerek haklarında açılan  
davanın makul bir süre zarfında görülmediğinden ve ceza sürecinin uzunluğuna itiraz  
edilebilecek bavuru yollarının bulunmadığından yakınmaktadır.  
Hükümet birçok açıdan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır. Hükümet  
öncelikle bavuranların ikayetlerini özü itibarıyla dahi ulusal mahkemeler nezdinde dile  
getirmediklerini savunmakta, 2577 sayılı Đdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca idari  
mahkemeler önünde tam yargı davası açmadıklarını ifade etmektedir. Tutukluluk süresinin  
uzunluğu hakkındaki ikayet ile ilgili Hükümet, bavuranların tutukluluk kararına karı  
itirazda bulunmadıklarının altını çizmekte, yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki dava  
sürecinin iç hukukta halen sürmesi dolayısıyla bunun erken yapılmıbir bavuru olduğunu  
belirtmektedir. AĐHS’nin 5/5 ve 13. maddelerine yönelik ikayetlerle ilgili olarak Hükümet,  
bavuranların 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni CMK’nın 141. ve 142. maddeleri  
gereğince tazminat talebinde bulunmadıklarını dile getirmektedir.  
AĐHM geçmite de buna benzer itirazların yapıldığını ve reddedildiğini anımsatır (Bkz.  
Tendik vd.-Türkiye no: 23188/02, 22 Aralık 2005, Koti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs  
2007, Bağrıyanık-Türkiye no: 43256/04, 5 Haziran 2007, sözü edilen Tunce vd. ve Erhun-  
Türkiye no: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). AĐHM mevcut bavuruda daha önce  
benimsenen bu kararların dıına çıkılmasını gerektirecek istisnai herhangi bir durumun  
olmadığını belirterek Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
II. ESASA DAĐR  
A. AĐHS’nin 5/3, 4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
Tutukluluk süresinin uzunluğu hakkındaki ikayet ile ilgili olarak, Hükümet bilhassa isnat  
edilen suçların niteliği, ilenen suçların ciddiyeti, firar riski ve suçun tekrarı, adaletin tecellisi  
önündeki engel ve kamu düzeninin korunması zorunluluğu gibi hususlar göz önünde  
bulundurulduğunda bavuranların tutukluluk süresinin aırı olarak nitelendirilemeyeceğini  
savunmaktadır.  
Bavuranlar Hükümetin savlarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM mevcut bu kararın alındığı tarihte bavuranlar abeddin Yeilmen ve Mehmet Çelik’in  
tutukluluk süresinin dokuz yıl dört ay ve bavuran Gülseren Özdemir’in tutukluluk süresinin  
ise sekiz yıl yedi aydan fazla olduğunu kaydetmektedir. AĐHM daha önce bu bavurudakine  
benzer kararları incelediğini ve AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını  
hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Dereci-Türkiye, no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve  
Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 ubat 2006). Ulusal yetkili mercilerin bu davada karı  
karıya bulundukları güçlükleri kabul eden AĐHM, yine de yerleik içtihadı ıığında aynı  
sonuca varmaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
Bavuranların yargılamanın uzunluğu ve yasaya aykırı olduğu öne sürülen tutukluluk halinin  
uzunluğuna karı tazminat yollarının olmadığı ikayetine ilikin AĐHM, daha önce de benzer  
sorunları ortaya koyan birçok bavuruyu incelediğini ve AĐHS’nin 5/4 ve 5 maddelerinin ihlal  
3
edildiği sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, sözü edilen Bağrıyanık,  
Cahit Solmaz-Türkiye no: 34623/03, 14 Haziran 2007, Abdulkadir Akta-Türkiye, no:  
38851/02, 31 Ocak 2008, sözü edilen Tunce vd. ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim  
2009). Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir  
tespit ve delil sunmadığına itibar eden AĐHM, sözü edilen kararlarda yer alan gerekçelere  
dayalı olarak AĐHS’nin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
B. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında  
Yargılamanın uzunluğu hakkındaki ikayete dair Hükümet bavuranların itham edildikleri  
suçlamaların niteliği, ilenen suçların sayısı ve özellikle örgütlü olarak düzenlenen suçlara  
karı yürütülen davalardaki güçlükler dikkate alındığında sözkonusu yargılamanın  
uzunluğunun makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca bir  
yandan birçok kez savunmalarını hazırlamaları için ek süre talep etmeleri diğer yandan kimi  
durumalara katılmamaları nedeniyle bavuranların tutumunun yargı sürecinin uzamasına etki  
ettiğini belirtmektedir. Hükümete göre mezkur sürecin gidiatında ulusal mahkemelere  
yüklenebilecek herhangi bir ihmalkarlık sözkonusu değildir.  
Bavuranlar Hükümetin savlarına itiraz etmektedir.  
AĐHM dikkate alınması gereken dönemin bavuranlar abeddin Yeilmen ve Mehmet Çelik  
için tutuklandıkları 29 Kasım 1997 ve bavuran Gülseren Özdemir için 12 Ağustos 1998 tarihi  
olduğunu saptamaktadır. Davanın ulusal mahkemeler nezdinde halen derdest olduğunu  
kaydeden AĐHM, yargı sürecinin bavuranlar abeddin Yeilmen ve Mehmet Çelik için on iki  
yıl iki ay ve bavuran Gülseren Özdemir için on iki yıl beaydan fazla sürdüğünü hatırlatır.  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranların ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerlemiꢀ  
ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. diğer birçokları  
arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 25444/94).  
AĐHM bütün yargı süresi boyunca bavuranların tutukluluk hallerinin devam ettiğini  
anımsatarak bu durumda yargı organlarının adaletin bir an evvel tecelli etmesi için davanın en  
kısa zamanda sonuçlandırılması için özel bir ihtimam göstermeleri yükümlülüğünü ortaya  
koyduğunu ifade etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Kalachnikov-Rusya no: 47095/99 ve  
Gezici ve Đpek-Türkiye no: 71517/01, 10 Kasım 2005).  
AĐHM, sözü edilen bu davaların örgütlü ilenen suçları kapsadığını, belirli bir karmaık  
yapısının bulunduğunu, bilhassa sanık, tanık ve davacı sayısının ve sanıkların itham edildiği  
suçlamaların fazla olduğunu ve dava dosyalarının hacimli olduğunu kabul etmektedir.  
Bununla birlikte bütün bu unsurlar yargılamanın bir bavuran açısından on iki yıl beay ve  
diğer iki bavuran için on iki yıl iki aya dek uzamasını haklı çıkarmaya yetmemektedir.  
Mahkemenin bu konudaki yerleik içtihadı ıığında (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier  
ve Sassi ve A. Yılmaz-Türkiye no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve davanın koullarında  
AĐHM bahse konu yargılamaların uzunluğunun aırı olduğuna ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde  
öngörülen «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» zorunluluğunu karılamağına itibar  
etmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
4
AĐHS’nin 13. maddesi hakkındaki ikayet ile ilgili AĐHM daha önce de buna benzer bir  
ikayette dile getirdiği üzere Türk Hukuku’nun 13. madde uyarınca yargılama süreçlerinin  
uzunluğuna karı etkili bir bavuru yolunu sunamadığını belirtmektedir (Bkz. Tendik vd.-  
Türkiye kararı no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve sözü edilen Tunce vd.). AĐHM bu bavuruda  
farklı bir sonuca varılmasını gerektirecek bir durum görememektedir.  
Mevcut bavuruda AĐHM, bavuranların davalarının AĐHS’nin 6/1 maddesi doğrultusunda  
makul bir süre dahilinde görülmesi hakkına karı iç hukukta etkili bir bavuru yolunun  
yokluğunda AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranların her biri 3.000 Euro maddi tazminat ve 22.000 Euro manevi tazminat talep  
etmektedir. Bavuranlar ayrıca iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama  
giderleri için toplam 12.000 Euro talep etmektedir. Bu taleplerini destekleyici belge  
mahiyetinde avukatları ile avukatlık ücreti için her birinin 3.000 Euro ödemesi gerektiğini  
belirtir sözlemeyi sunmaktadır.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve  
bu talebi reddetmektedir. Buna karın bavuranlar abeddin Yeilmen ve Mehmet Çelik’in  
her birine 11.300 Euro ve bavuran Gülseren Özdemir’e 10.450 Euro manevi tazminat  
ödenmesini uygun görmektedir. Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıığında,  
AĐHM bavuranlara yargılama giderleri için toplam 2.000 Euro ödenmesini  
kararlatırmaktadır.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
Bununla birlikte, bavuranlar hakkında yürütülen yargı süreçleri halen derdesttir, AĐHM  
sonuç olarak en uygun telafi yolunun AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlaline son verecek ekilde  
adaletin iyi idaresinin gözetilerek mezkur davanın bir an evvel sonuçlanmasını sağlamak  
olduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. Yakıan-Türkiye no: 11339/03, 6 Mart 2007).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3, 4 ve 5. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:  
5
i. bavuranlar abeddin Yeilmen ve Mehmet Çelik’in her birine 11.300 (on bir bin üç yüz)  
Euro manevi tazminat ödenmesine;  
ii. bavuran Gülseren Özdemir’e 10.450 (on bin dört yüz elli) Euro manevi tazminat  
ödenmesine;  
iii. yargılama masraf ve giderleri için bavuranlara ortaklaa 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6