edildiği sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, sözü edilen Bağrıyanık,
Cahit Solmaz-Türkiye no: 34623/03, 14 Haziran 2007, Abdulkadir Aktaꢀ-Türkiye, no:
38851/02, 31 Ocak 2008, sözü edilen Tunce vd. ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim
2009). Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir
tespit ve delil sunmadığına itibar eden AĐHM, sözü edilen kararlarda yer alan gerekçelere
dayalı olarak AĐHS’nin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
B. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Yargılamanın uzunluğu hakkındaki ꢀikayete dair Hükümet baꢀvuranların itham edildikleri
suçlamaların niteliği, iꢀlenen suçların sayısı ve özellikle örgütlü olarak düzenlenen suçlara
karꢀı yürütülen davalardaki güçlükler dikkate alındığında sözkonusu yargılamanın
uzunluğunun makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca bir
yandan birçok kez savunmalarını hazırlamaları için ek süre talep etmeleri diğer yandan kimi
duruꢀmalara katılmamaları nedeniyle baꢀvuranların tutumunun yargı sürecinin uzamasına etki
ettiğini belirtmektedir. Hükümete göre mezkur sürecin gidiꢀatında ulusal mahkemelere
yüklenebilecek herhangi bir ihmalkarlık sözkonusu değildir.
Baꢀvuranlar Hükümetin savlarına itiraz etmektedir.
AĐHM dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik
için tutuklandıkları 29 Kasım 1997 ve baꢀvuran Gülseren Özdemir için 12 Ağustos 1998 tarihi
olduğunu saptamaktadır. Davanın ulusal mahkemeler nezdinde halen derdest olduğunu
kaydeden AĐHM, yargı sürecinin baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik için on iki
yıl iki ay ve baꢀvuran Gülseren Özdemir için on iki yıl beꢀ aydan fazla sürdüğünü hatırlatır.
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranların ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ
ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. diğer birçokları
arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 25444/94).
AĐHM bütün yargı süresi boyunca baꢀvuranların tutukluluk hallerinin devam ettiğini
anımsatarak bu durumda yargı organlarının adaletin bir an evvel tecelli etmesi için davanın en
kısa zamanda sonuçlandırılması için özel bir ihtimam göstermeleri yükümlülüğünü ortaya
koyduğunu ifade etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Kalachnikov-Rusya no: 47095/99 ve
Gezici ve Đpek-Türkiye no: 71517/01, 10 Kasım 2005).
AĐHM, sözü edilen bu davaların örgütlü iꢀlenen suçları kapsadığını, belirli bir karmaꢀık
yapısının bulunduğunu, bilhassa sanık, tanık ve davacı sayısının ve sanıkların itham edildiği
suçlamaların fazla olduğunu ve dava dosyalarının hacimli olduğunu kabul etmektedir.
Bununla birlikte bütün bu unsurlar yargılamanın bir baꢀvuran açısından on iki yıl beꢀ ay ve
diğer iki baꢀvuran için on iki yıl iki aya dek uzamasını haklı çıkarmaya yetmemektedir.
Mahkemenin bu konudaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier
ve Sassi ve A. Yılmaz-Türkiye no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve davanın koꢀullarında
AĐHM bahse konu yargılamaların uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde
öngörülen «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» zorunluluğunu karꢀılamadığına itibar
etmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
4