bulunmasını müteakiben yeniden yargılandığını, yargılama sonunda aleyhindeki suçlardan
beraat ettiğini ve mahkumiyetinin adli kayıtlardan silindiğini gözlemler. Sonuç olarak, mevcut
davada Hükümet’in ikinci baꢀvuran hususundaki itirazı onanamaz.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
taꢀımadığıını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM, esasa iliꢀkin olarak, öncelikle mevcut davada meselelerin örtüꢀen niteliği ve
6/3. maddenin alt paragraflarının, ilk paragrafta yer alan genel hakkaniyet güvencesinin özel
unsurları olarak kabul edilme olanağı nedeniyle baꢀvuranların, 6/1. madde bağlamındaki
ꢀikayetlerini karara bağlamanın daha uygun olduğu kanaatindedir.
AĐHM ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin, 30 Haziran 2004’te verdiği bir kararda kiꢀileri,
açık yargılamadan mahrum bırakmanın adil yargılanma hakkının ihlaline neden olduğu
sonucuna vararak oybirliğiyle CMK’nın 390/3 maddesinin anayasaya aykırı ve bağlayıcılıktan
yoksun olduğunu bildirmiꢀtir. Ayrıca, 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu
ve CMK ile birlikte ceza kararnamesi yayımlama uygulaması sona ermiꢀtir.
Ancak mevcut davada olayların gerçekleꢀtiği tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk
gereğince baꢀvuranın yargılanması sürecinde açık duruꢀma düzenlenmemiꢀtir. Gerek ceza
kararnamesi yayımlayan ve baꢀvuranları para cezasına çarptıran Đzmir 2. Sulh Ceza
Mahkemesi gerekse baꢀvuranların itirazlarını inceleyen Đzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi
kararlarını, dava dosyasındaki belgelere dayanarak vermiꢀlerdir. Baꢀvuranlara, davalarını
karara bağlayan mahkemeler önünde kendilerini ꢀahsen ya da avukat vasıtaısyla savunma
fırsatı verilmemiꢀtir.
AĐHM, benzer davalarda aynı sorunu incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal
edildiğine karar vermiꢀ olduğunu yineler (Piroğlu ve Karakaya/Türkiye, no. 36370/02 ve
37581/02, 18 Mart 2008; Dağlı/Türkiye, no. 28888/02, 27 Kasım 2007; Karahanoğlu/Türkiye,
no. 74341/01, 3 Ekim 2006; Mevlüt Kaya/Türkiye, no. 1383/02, 12 Nisan 2007;
Taner/Türkiye, no. 38414/02, 15 ꢁubat 2007).
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, ikinci baꢀvuranın para cezasını ödeyip
ödememesinden bağımsız olarak, adli makamların izledikleri prosedürün her iki baꢀvuranı da
savunma haklarını yeterli derecede kullanmaktan alıkoyduğu ve bu nedenle cezai
yargılamanın hakkaniyetten yoksun olmasına yol açtığı sonucuna varmıꢀtır.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
Adil tazmin hususunda baꢀvuranlar, maddi tazminat olarak sırasıyla 275 Euro ve 450
Euro talep etmiꢀlerdir. Ayrıca, manevi tazminat olarak her biri 1,500 Euro talep etmiꢀtir. Son
olarak, baꢀvuranların her biri avukat ücreti için 1,500 Euro talep etmiꢀtir. Bu bağlamda, yasal
temsilcilerinden aldıkları her biri 2,700 TRL1 (1,250 Euro) tutarındaki iki faturayı
sunmuꢀlardır.
AĐHM, maddi tazminat hususunda, birinci baꢀvuranın 6 Aralık 2004’te faizlerle
birlikte 618,000,000 TRL (330 Euro) ödediğini gözlemler. AĐHM bu bağlamda AĐHS’nin 6/1
1 1 Ocak 2005 tarihi itibariyle önceki Türk Lirası (TRL) yerine Türk Lirası (TRY) tedavüle girmiꢀtir. TRY 1 =
TRL 1,000,000.