CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
Đ KĐ NCĐ D A Đ RE  
YETER - TÜRKĐYE DAVASI  
(B a şvuru no. 33750/03)  
KARAR  
S T R A Z B U R G  
1 3 O c a k 2 0 0 9  
Đşbu karar AĐHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
YETER - TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33750/03 noTu davanın nedeni Ayşe (Yeter)  
Yumli, Sırma Yeter, Mustafa Yeter ve Dursun Yeter adlı dört T.C. vatandaşının  
("başvuranlar") Avrupa Đnsan Haklan Mahkemesi'ne 30 Eylül 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve  
Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (AĐHS) 34. maddesi uyannca yapmış  
olduğu başvurudur.  
Başvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından F. N. Ertekin tarafından  
temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar sırasıyla 1970, 1924, 1955 ve 1957 doğumludur. Birinci başvuran  
Đstanbul'da, ikinci ve üçüncü başvuran Erzincan'da, dördüncü başvuran ise Neunkirchen'de  
(Avusturya) yaşamaktadır. Birinci başvuran 1962'de doğup 7 Mart 1999'da ölen Süleyman  
Yeter'in eşi, ikinci başvuran annesi, üçüncü ve dördüncü başvuran ise kardeşleridir.  
1. Olayların geçmişi  
Süleyman Yeter, yasadışı silahlı bir örgüt olan MLKP (Marksist-Leninist Komünist  
Parti) mensubu olduğu şüphesiyle 22 Şubat 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde  
gözaltına alınmış, gözaltındayken işkence görmüştür. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
hakimi kararıyla 6 Mart 1997 tarihinde tutuklanmıştır.  
10 Mart 1997 tarihinde kendisine gözaltında işkence yapan polis memurları hakkında  
Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na şikâyette bulunmuş, 4 Temmuz 1997 tarihinde savcı Đstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi'nde bir dava açarak, dokuz polis memurunu TCK'nm 243. maddesi  
uyannca kötü muamele yapmakla suçlamış, Yeter sözkonusu davaya müdahil olarak  
katılmıştır.  
Bu arada Yeter 8 Ekim 1997 tarihinde serbest bırakılmıştır.  
2. Süleyman Yeter 'in yakalanması ve ölümü  
5 Mart 1999 tarihinde polis "Sömürüşüz Bir Dünya Đçin Dayanışma" adlı, MLKP'nin  
yayınlarından biri olarak tespit ettiği derginin bürosuna baskın yapmış, Yeter ve dergi çalışanı  
dört kişi yakalanıp gözaltına alınmıştır.  
Aynı tarihte Haseki Hastanesi'nden alınan bir doktor raporu Yeter'in vücudunda kötü  
muamele izine rastlanmadığını belirtiyordu.  
7 Mart 1999 tarihinde Yeter Başkomiser Yardımcısı A.O, ve polis memuru M.Y.  
tarafından ifadesinin alındığı sırada fenalaşş ve hastaneye götürülürken yolda ölmüştür.  
1 Süleyman Yeter'in ölümünden Önce meydana gelen olaylara ilişkin bir başvuru AĐHM tarafından Erdoğan  
Yılmaz vd. - Türkiye (no. 19374/03) davasında incelenmiştir.  
1
YETER - TÜRKĐYE KARARĐ  
Fatih savcısı aynı tarihte Yeter'in fenalaşğı odayı ve gözaltı kayıtlarım incelemiş,  
hazırlanan olay raporunda gözaltı kayıtlarında silinme olmadığı tespit edilmiştir. Savcı aynı  
zamanda A.O. ve M.Y.'nin ifadesini almıştır.  
8 Mart 1999 tarihinde savcı ve ailenin avukatlarının da hazır bulunduğu bir otopsi  
yapılş, hazırlanan raporda alın ve çenede yaralara ve vücudun diğer bölgelerinde yoğun  
yaralanmaya işaret edilmiştir.  
Aynı tarihte başvuranlar Fatih Savcılığı'na gönderdikleri dilekçede savcının Süleyman  
Yeter ile aynı zamanda gözaltında tutulan şahısların ifadesini almasını talep etmiştir.  
9 Mart 1999 tarihinde başvuranların avukatları Fatih Savcılığı'na gönderdikleri  
dilekçede Đstanbul Emniyet Müdürü H.O., Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı A.C. ve  
Terörle Mücadele Şube Müdürü S.K. ve Yeter'i gözaltına alıp sorgulayan polis memurları  
hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır. Soruşturmanın düzgün bir şekilde yürütülmesi  
için delillerin yok edilmesi ihtimaline karşı tüm bu şahısların geçici olarak görevden  
uzaklaştırılmaları gerektiğini belirtmişlerdir. Suçun niteliği nedeniyle şahısların  
tutuklanmasını talep etmişlerdir.  
Aynı tarihte Đçişleri Bakanlığı bir idari soruşturma başlatmış, üç başkomiser olayı  
soruşturmak üzere muhakkik olarak görevlendirilmiştir. Muhakkikler olay tarihinde görevde  
olan Terörle Mücadele Şubesi polislerinin ifadelerine başvurmuştur.  
Fatih savcısı YeterTe aynı zamanda Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltında olan  
E.E.'nin ifadesini almış, E.E. ifadesinde Yeter'in kendisine hücresine gelmeden önce  
kollanndan asılıp işkence yapıldığını söylediğini ifade etmiştir. Daha sonra aynı gün polisler  
Yeter'i tekrar hücresinden almışlar ve Yeter geri dönmemiştir.  
Fatih savcısı daha sonra A.C. ve S.K. adlı amirler dahil, Yeter'in yakalanma ve  
sorgusunda görev aldığı iddia edilen 10 polis memurunun ifadesini almış, polislerin tamamı  
Yeter'in sorgulamasında yer aldıklarını inkar etmişlerdir,  
18 Mart 1999 tarihinde başvuranların avukatları Fatih Savcılığı'na yeni bir dilekçe  
vermişler, olaylann tanığı olduğunu iddia ettikleri B.N., E.O., I.Y., H.K. ve E.Er, adlı beş  
kişinin daha ifadelerinin alınmasını talep etmişlerdir.  
28 Nisan 1999 tarihinde otopsi raporu sunulmuş, raporda Yeter'in vücudunun 25 farklı  
yerinde çok sayıda sıyrık, lezyon ve yara tespit edilmiştir. Rapor, kesin ölüm nedeninin  
belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu 1. Đhtisas Kurulu'na gönderilmiştir.  
Süleyman YeterTe birlikte gözaltına alman B.N., aynı tarihte Fatih Savcılığı'na şikayette  
bulunmuş, Yeter'in hücresinin bitişiğindeki hücreye konulduğunu, polis memurlanmn Yeter'i 5  
Mart akşamı götürüp ertesi sabah geri getirdiklerini, Yeter'in işkenceye uğradığının ortada  
olduğunu söylemiştir. Yeter'in aynı gün öğleden sonra tekrar hücresinden alındığını da teyit  
etmiştir.  
Adli Tıp Kurumu 1. Đhtisas Kurulu 28 Temmuz 1999 tarihinde raporunu sunmuş, otopsi  
raporunda belirtilen yaralanma bulgularını teyit etmiştir. Bulguların Dünya Sağlık Örgütü'nün  
Tokyo Deklarasyonu'nda ortaya konulan işkence tanımlaması ile uyuştuğu, kesin ölüm  
2
YETER - TÜRKĐYE KARARI  
nedeninin ise boyun bölgesine uygulanan travmanın sonucu olan mekanik asflksi olduğu  
belirtilmiştir.  
3. Polis memurları hakkında yürütülen ceza ve disiplin kovuşturması  
Fatih savcısı, 5 Ağustos 1999 tarihinde hazırladığı raporda A.C. ve S.K. dahil olmak  
üzere sözkonusu olaylar meydana geldiği sırada Terörle Mücadele Şubesi'nde görevde olan 16  
polis memuru hakkında Đstanbul Cumhuriyet Savcılığının TCK'nın 243., 452/1 ve 463.  
maddeleri uyarınca cezai işlem başlatmasını tavsiye etmiştir. Yüksek makamı itibariyle  
Đstanbul Emniyet Müdürü H.O. hakkında ayrı bir suç duyurusunda bulunulması gerektiğini  
belirtmiştir.  
18 Ağustos 1999 tarihinde Đstanbul Savcılığı raporu Fatih Savcılığı'na geri göndermiş,  
cevabi yazısında Yeter'i sorgulayanların belirlenmesi amacıyla onunla birlikte gözaltında  
bulunan tüm şüphelilerin sorgulanması, yüzleştirme yapılması ve işkence olayı ile ölüm  
arasında bir illiyet bağının kurulmasını sağlayacak delillerin toplanması gerektiğini  
belirtmiştir.  
Aynı tarihte, muhakkikler tarafından yürütülen idari soruşturma sonucunda A.O., M.Y.  
ve E.Er.'nin görevlerine devam etmeleri uygun görülmemiş ve görevlerinden geçici olarak  
uzaklaştırılmışlardır.  
Muhakkikler hazırladıkları soruşturma raporunu 23 Ağustos 1999 tarihinde yetkili  
disiplin kuruluna sunmuşlar, raporda Yeter'in Ölümünden A.O., M.Y. ve E.Er.'in sorumlu  
olduğu ve işkence suçu işlemiş olmaları nedeniyle Polis Disiplin Yönetmeliği'nin 8. maddesi  
uyarınca teşkilattan atılmaları gerektiği belirtilmiştir. 29 Aralık 1999 tarihinde Merkezi  
Disiplin Kurulu, 4455 sayılı Af Kanunu kapsamına girmesi nedeniyle dosya hakkında işlem  
yapılmamasına karar vermiştir.  
16 Eylül 1999 tarihinde Fatih Savcılığı Đstanbul Savcılığı'na ikinci bir rapor göndermiş,  
raporda A.O., M.Y., E.Er ve S.Yz. Yeter'i işkenceyle öldürmekle suçlanmıştır. Savcı, diğer 12  
polis memuru hakkında yeterli delil olmaması nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir.  
29 Eylül 1999 tarihinde Đstanbul savcısı Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne, A.O., M.Y.  
ve E.Er'i TCK'nın 243. ve 452/1 maddeleri uyarınca kötü muamele sonucu cinayetle suçladığı  
bir iddianame sunmuş, S. Yz hakkında takipsizlik kararı vermiştir.  
28 Ekim 1999 tarihinde başvuranlar Fatih Savcılığı'nm takipsizlik kararma Beyoğlu Ağır  
Ceza Mahkemesi önünde itiraz etmiş, mahkeme itirazı 19 Haziran 2000 tarihinde reddetmiştir.  
4 Kasım 1999 tarihinde Adalet Bakanlığı Đstanbul Emniyet Müdürü H.O. hakkında işlem  
yapılmamasına karar vermiştir.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 29 Kasım 1999 tarihinde üç sanık polis memurunun  
yargılamasına başlamış, başvuranlar ve avukatları yargılamaya müdahil olmuşlardır.  
Mahkeme, başvuranların talebi üzerine sanık polis memurları hakkında gıyabi tutuklama  
karan almıştır.  
Sanık polis memurlarından E.Er. ve M.Y. 7 Nisan 2000 tarihinde polise teslim olmuş,  
mahkeme şahısların ifadesini 17 Temmuz 2000 tarihinde almıştır. E.Er. ifadesinde şoför  
3
YETER - TÜRKĐYE KARARI  
olarak çalışğını, olayın meydana geldiği günün arefesinde A.O.'nun talebi üzerine Süleyman  
Yeter'i 4. kata götürdüğünü, bu nedenle gözaltı tutanağında imzası bulunduğunu, Yeter'in  
sorgusuna hiçbir zaman katılmadığım savunmuş, mahkemenin daha önce savcı ve muhakkike  
verdiği ifadeleriyle tutarsız olduğunu belirtmesi üzerine mahkeme Önünde verdiği ifadede  
ısrarcı olmuştur. M.Y. ise Yeter'in sorgulama odasma getirildiğinde, kendisinin bilgisayar  
başında olduğunu, Süleyman Yeter'in arkasına, A.O.'nun yanına oturtulduğunu ve kimlik  
bilgileri doldururken Yeter'in yere yığıldığım ve derhal hastaneye götürüldüğünü, Terörle  
Mücadele Şubesi'nde daktilograf olarak çalışğını ve Yeter'i daha Önce hiç görmediğini  
söylemiştir. A.O.'nun Süleyman Yeter'in sorgulanmasından sorumlu olduğunu ve ölen kişiyi o  
sabah saat 7'ye kadar zaten birden çok kez sorguladığını eklemiştir. M.Y. Cumhuriyet  
Savcısı'na verdiği ifadenin içeriğini kısmen kabul etmiştir. Polis baş muhakkikinin ifadesini  
almağım ileri sürmüştür. Onun adına, A.O.'nunki ile tutarlı bir ifade düzenlendiği  
söylenmiştir. Amirleri imzalamasını istedikleri için, ifadenin içeriğim sorgulayamamıştır.  
E. Er. 12 Mart 2001 tarihinde, M.Y. ise 19 Kasım 2001 tarihinde tutuksuz yargılanmak  
üzere serbest bırakılmıştır.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 17 Temmuz, 11 Eylül, 23 Ekim ve 4 Aralık 2000  
tarihlerinde, 10 Şubat 2000 tarihli yazıda isimleri tanık olarak geçen polis memurlannın  
ifadelerini almıştır.2 Polis memurlarından bazıları Süleyman Yeter'i gördüklerinde sağlıklı  
olduğunu ifade etmişlerdir. Diğerleri, Süleyman Yeter fenalaştıktan sonra meslektaş lamım  
onu hastaneye götürmelerine yardım ettiklerini belirtmişlerdir.  
Başvuranlann avukatları 11 Haziran 2001 tarihinde mahkemeden soruşturmayı  
genişletmesini talep etmişlerdir. Başvuranlar da mahkemeden  
- olay yerinin teftiş edilip, olay yeri incelemesi gerçekleştirilmesini,  
- Süleyman Yeter'in giysilerinin ölümünden sonra incelenip incelenmediğinin  
araştın Đmasını, incelenmediyse Fatih Cumhuriyet Savcısı'na sorup bunun nedenin ortaya  
çıkanlmasını,  
- Süleyman Yeter'in sorgulanmasının video kaydının bulunup bulunmadığım, varsa  
bunun incelenmesini,  
- terörle mücadele şubesinin başında olan emniyet müdürlerinin ifadelerinin alınmasını,  
talep etmişlerdir.  
Mahkeme video kaydıyla ilgili olan dışındaki talepleri reddetmiştir.  
11 Ekim 2001 tarihli duruşma sırasında, mahkeme, Süleyman Yeter'in sorgulanmasının  
kaydedilmediğini tespit etmiştir.  
Başvuranlar 1 Kasım 2002 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne yazılı görüşlerini  
bildirmişler, mahkemenin dikkatini ön soruşturmanın eksikliğine çekmişlerdir. Aynca  
mahkemeden izleyen taleplerde bulunmuşlardır.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı daha önce 16 Eylül 1999 tarihli kararında bu memurlardan altısı hakkında dava  
açmamaya kara- vermiştir.  
4
YETER - TÜRKĐYE KARARI  
- tutuklama emrinin gerektirdiklerini yerine getiremeyip A.O.'yu (kaçak sanık)  
bulamayan memurlar hakkında suç duyurusunda bulunulması;  
- sanık polis memurlarının Türk Ceza Kanunu'nun 450/3 maddesi uyarınca canavarca bir  
his şevki ile adam öldürmekten suçlu bulunup cezaya çarptırılmaları;  
- sanıkların amirleri hakkında dava açılması ve  
- tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan sanıkların, suçun haince niteliği  
nedeniyle tutuklanmalarına karar verilmesi.  
Cumhuriyet Savcısı 27 Kasım 2002 tarihinde E. Er.'in beraat ettirilmesi, M.Y.'nin ise  
Türk Ceza Kanunu'nun 243, 452/1 ve 463. maddeleri uyarınca mahkûm edilmesi yönünde  
görüş belirtmiştir.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Nisan 2003 tarihinde sanıkların gıyabında, E.Er.'in  
delil yetersizliğinden beraatine karar vermiş, M.Y.'yi ise Süleyman Yeter'i kasıt olmaksızın  
öldürmekten suçlu bulmuştur. M.Y. önce on yıl hapis cezasına çarptmlmıştır. Ardından bu  
ceza, suç iki ya da üç kişi tarafından işlendiğinden ve esas fail teşhis edilemediğinden beş yıla  
Đndirilmiştir. Mahkeme daha sonra bu cezayı, M.Y.'nin duruşmalardaki iyi halinden ötürü dört  
yıl iki ay hapis cezasına indirmiştir. Ayrıca kaçak sanık A.O.'nun davasını ayırmıştır.  
Başvuranlar bu karara itiraz etmişlerdir. Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar da itirazda  
bulunmuşlardır.  
Yargıtay 3 Kasım 2004 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.  
A.O. hakkındaki işlem halen Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde derdesttir.  
Sanık polis memuru M.Y. 28 Şubat 2005 tarihinde yakalanmış, 19 Mart 2005 tarihinde  
şartlı salıverilmiştir.  
4. Tazminat davası  
Bu esnada başvuranlar 6 Mart 2000 tarihinde Đçişleri Bakanlığı'na başvurmuşlar,  
Süleyman Yeter'in ölümü sonucu maruz kaldıkları maddi ve manevi zarar için tazminat talep  
etmişlerdir.  
Bakanlık 27 Mart 2000 tarihinde başvuranların taleplerini reddetmiştir. Başvuranlar  
Đstanbul Đdare Mahkemesi'nde Đçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açmışlardır.  
Bu mahkeme 3] Mart 2003 tarihinde başvuranların taleplerini kısmen kabul etmiş, Ayşe  
Yeter'e 22.012.913.956 eski Türk Lirası (TL), Sırma Yeter'e 1.262.162.871 TL maddi  
tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvuranların tümüne maruz kaldıkları  
manevi zarar karşılığı götürü olarak 35.000.000.000 TL tazminat Ödenmesine karar vermiştir.  
Başvuranlar bu karara itiraz etmişlerdir.  
Danıştay 11 Ocak 2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin manevi tazminata ilişkin  
kararını bozmuş, maddi tazminatla ilgili kararı onamıştır. Tarafların verdiği bilgiye göre, dava  
halihazırda Đstanbul Đdare Mahkemesi'nde derdest olup, henüz başvuranlara bir ödeme  
yapılmamıştır.  
5
YETER - TÜRKĐYE KARARI  
HUKUK  
I. AĐHS'NĐN 2. VE 13. MADDELERĐNĐN ÎHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuranlar AĐHS'nin 2. ve 13. maddelerine dayanarak akrabaları Süleyman Yeter'in  
polis tarafından işkence edilerek Öldürüldüğünden ve makamların etkili bir soruşturma  
yürütmediklerinden şikayetçi olmuştur. Ayrıca Süleyman Yeter'e kötü muamele edilmesi ve  
öldürülmesinin sorumlularına cay dinci yaptırım uygulanmadığını iieri sürmüştür.  
Hükümet AĐHS'nin 2. maddesinin esası bakımından yorum yapmamıştır. Yalnızca,  
olaya ilişkin soruşturma, takibat ve sanık polis memurlarının müteakip yargılanmalarının,  
başvuranların iddialarına ilişkin etkili bir başvuru yolu sağladığını savunmuştur.  
AĐHM, bu şikâyetlerin yalnızca 2. madde bakımından incelenmeleri gerektiği  
kanısındadır.  
A. Kabul edilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, başvuranların ulusal mahkemelerden tazminat aldıkları için artık mağdur  
olarak değeriendirilemeyeceklerini savunmuştur. Bu bağlamda Hükümet, idare mahkemesinin  
başvuranlara tazminat ödenmesine hükmettiğini belirtmiştir.  
AĐHM, başvuranın mağdur statüsünün ortadan kalkması için ulusal mahkemelerin  
açıkça ya da en azından özü itibariyle AĐHS'nin ihlal edildiğini kabul etmeleri ve bunu telafi  
yoluna gitmeleri gerektiğini yineler, (bkz. Scordino - Đtalya (no. I) [BD], 36813/97).  
AĐHM öncelikle, dava dosyasındaki bilgiye göre, manevi tazminata ilişkin işlemlerin  
halen Đstanbul ĐdaTe Mahkemesinde derdest olduğunu ve bugüne kadar başvurana hiç ödeme  
yapılmadığını kaydeder. Ayrıca, ölümle sonuçlanan kasıtlı kötü muamele durumlarında, 2.  
maddenin ihlali, yalnız mağdurun yakınlarına tazminat ödenmesine hükmedilmesiyle telafi  
edilemez. Yetkili makamlar polisin kasıtlı kötü muamelede bulunduğu olaylarda yapılacak  
izlenmesi gereken yolu tazminat ödemeye indirgeyip, sorumluların yargılanması ve  
cezalandırılması için gerekenleri yapmazlarsa, bazı durumlarda Devlet görevlilerinin, fiili  
dokunulmazlıkla, denetimlerindeki kişilerin haklarını suistimal etmeleri mümkün olacak, bu  
durumda Öldürme, işkence yapma veya insanlık dışı ve onur kırıcı muamelede bulunma genel  
yasağı, çok büyük önemine rağmen uygulamada etkisiz kalacaktır (bkz. Nikoîova ve  
Velichkova - Bulgaristan, 7888/03; Yaşa - Türkiye; Kaya- Türkiye; Tanrıkulu - Türkiye [BD],  
23763/94; Velikova - Bulgaristan, 41488/98; Salman - Türkiye [BD], 21986/93; Gül -Türkiye,  
22676/93). Yukarıda belirtilenlerden, tazminat talep etme ve tazminat alma imkanının, Devlet  
görevlilerinin kasıtlı kötü muamelelerinden kaynaklanan ölümleri telafi edecek tedbirlerin  
yalnızca bir kısmını teşkil ettiği açıktır. Öyleyse AĐHM polis memurları hakkındaki cezai  
yargılamanın etkinliğini de incelemelidir. Buna göre, Hükümet'in bu başlık altındaki ön itirazı  
başvuranların şikâyetinin esası ile yakından ilişkili olduğundan, AĐHM ön itirazı davanın esası  
ile birlikte incelemeye karar verir.  
Ayrıca, AĐHS'nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikâyetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, başka bir gerekçe altında da kabul edilemezlik unsuru  
bulunmadığım tespit eder. Bu nedenle başvuru kabulediîebilir niteliktedir.  
6
YETER - TÜRKĐYE KARARI  
B. Esas  
1. Genel ilkeler  
AĐHM, AĐHS'nin 2. maddesinin, 3. maddeyle birlikte, AĐHS'nin istisnaya izin  
verilmeyen en temel hükümlerinden biri olduğunu ve Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik  
toplumların en temel değerlerinden birini teşkil ettiğini hatırlatır. Bireylerin insan haklarının  
korunması için bir araç olarak AĐHS'nin amaç ve hedefi, sözkonusu hükümlerin, sağladığı  
güvenceleri uygulanabilir ve etkili kılacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını da  
gerektirir (bkz. Anguelova - Bulgaristan, 38361/97; Salman; McCann ve Diğerleri - Đngiltere).  
2. maddenin sağladığı korumanın önemi ışığında AĐHM, yalnız Devlet görevlilerinin  
eylemlerini değil, bu eylemleri çevreleyen koşulları da göz önünde bulundurarak, hayattan  
mahrum etme olaylarını en dikkatli incelemeye tabi tutmalıdır. Gözaltındaki kimseler  
savunmasız konumdadırlar, makamların onları koruma görevi bulunmaktadır. Sonuç olarak,  
bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alınıp salıverildiğinde yaralı olduğu gözlemlendiğinde,  
bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine ilişkin uygun bir açıklama yapmak devlete  
şmektedir (diğerlerinin yanısıra bkz. Selmouin - Fransa [BD], 25803/94). Makamların,  
gözaltındaki kimseye yapılan muamelenin hesabını vermek sorumluluğu, o kişinin Ölmesi  
halinde daha da asli hale gelir (bkz. Salman; Tanlı - Türkiye, 26129/95; Avşar - Türkiye,  
25657/94).  
AĐHM, bir kişinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü muameleye  
tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, sözkonusu hükmün ve  
yaşam hakkını koruma yükümlülüğüne ilişkin 2. maddenin, AĐHS'nin 1. maddesinde yer alan  
devletin "kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS'de yer alan hak ve özgürlükleri  
tanıması" genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, sorumluların belirlenmesi ve  
cezalandırılmasına imkan sağlayacak etkili bir resmi soruşturma yapılması gerekliliğini  
içerdiğini hatırlatır (bkz. Ali ve Ayşe Duran; Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan). Aksi  
takdirde, işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere ilişkin genel yasak, temel  
önemine rağmen uygulamada etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir  
dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suiistimal etmeleri mümkün  
olacaktır (bkz. Diri-Türkiye ve Labita-îtalya)  
Bir dava açılmasının gerektiği durumlarda 2. ve 3. maddelerin getirdiği yükümlülükler,  
resmi soruşturma evresinin ötesine geçmektedir: yargılama süreci dahil olmak üzere  
kovuşturmanın tamamı, kötü muamele yasağı ve hukuki yollarla yaşam hakkının korunması  
pozitif yükümlülüğünün gereklerini yerine getirmelidir. Her kovuşturmanın mahkûmiyet veya  
belirli bir ceza ile sonuçlanması gerektiğine dair mutlak bir yükümlülük olmamasına rağmen,  
yerel mahkemeler, hiçbir koşulda, yaşamı tehlikeye düşüren suçlar ile fiziksel ve ruhsal  
bütünlüğe karşı yapılan vahim saldırıların cezasız kalmasına hiçbir şartta göz  
yummamalıdırlar {Salman, yukarıda kaydedilen ve Okkalı / Türkiye, no. 52067/99)  
Bu nedenle AĐHM'nin değerlendirmesi gereken önemli nokta, mahkemelerin kararlarını  
verirken, yürürlükteki adli sistemin caydırıcı etkisinin ve bunun, yaşam hakkı ve kötü  
muamelenin yasaklanmasını önlemede oynaması gereken rolün öneminin zayıflamaması için,  
AĐHS'nin 2 ve 3. maddelerinde öngörüldüğü üzere davayı titizlikle incelediklerinin varsayılıp  
sayılamayacağı ve ne dereceye kadar varsayılabileceğidir. {Okkalı, yukarıda kaydedilen; Ali  
ve Ayşe Duran, yukarıda kaydedilen).  
7
YETER-TÜRKĐYE KARARĐ  
Bu bağlamda zımni olarak bir ivedilik ve makul süre zorunluluğu da bulunmaktadır.  
Yetkili makamlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada Ölen bir kişinin davasında yine yetkili  
makamların verecekleri ivedi cevap, halkın hukukun üstünlüğüne duyduğu güvenin  
korunmasında ve kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bu fiillere müsamaha edildiği izleniminin  
oluşmasını Önlemek bakımından çok Önemli olduğunu hatırlatır (Ali ve Ayşe Duran, yukarıda  
kaydedilen).  
2. Genel ilkelerin sözkonusu dava olaylarına uygulanması  
AĐHM, yerel mahkemelerin, delilleri derledikten ve dava olaylarını inceledikten sonra,  
Süleyman Yeter'in gözaltındayken maruz kaldığı kötü muamele sonucu öldüğünü ve  
ölümünden sorumlu olan kişinin sorgulamayı yapan polis memurlarından M.Y. olduğunu  
tespit ettiklerim gözlemlemektedir. Buna göre, AĐHM, Yeter'in ölümünden savunmacı  
Hükümetin sorumlu olduğu kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, AĐHS'nin 2. maddesi esas  
bakımından ihlal edilmiştir.  
Sözkonusu davada, yetki alanlarındaki kişilerin yaşamlarını, fiziksel ve ruhsal  
bütünlüklerini korumak amacıyla çıkarılan kanunların bekçisi olan adli makamların  
sorumluları cezalandırmaya kararlı olup olmadıklarının AĐHM tarafından değerlendirilmesi  
gerekmektedir (Okkalı, yukarıda kaydedilen; Ali ve Ayşe Duran, yukarıda kaydedilen).  
Kişilerin cezai mesuliyetlerine ilişkin iç hukuk sorunlarını ele almanın veya mahkûmiyet ya da  
beraat kararlan vermenin AĐHM'nin görevi olmadığı doğru olmakla birlikte, AĐHM,  
savunmacı Hükümetin AĐHS bağlamındaki uluslararası sorumluluğunu yerine getirip  
getirmediğine karar vermek için, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin polis memuru M.Y.'yi  
suçlu bulurken gözönünde bulundurduğu unsurları ve sonuç olarak bu memura verilen cezayı  
dikkate almalıdır. AĐHM bunu yaparken yerel mahkemelerin, devlet görevlilerin işledikleri  
kötü muamele ve adam öldürme suçları için uyguladıkları yaptırım tercihlerine saygı  
göstermelidir. Ancak yine de belli bir teftiş gücü uygulamalı ve suçun ağırlık derecesi ile  
verilen ceza arasında açık bir orantısızlık olduğu durumlarda müdahale etmelidir (Ali ve Ayşe  
Duran, yukarıda kaydedilen).  
Bu bağlamda AĐHM, Süleyman Yeter'in polis sorgusu sırasında yapılan işkence sonucu  
Öldüğünü hatırlatmaktadır. Đlk derece mahkemesi, polis memuru M.Y.'yi suçlu bulmuştur.  
Komiser yardımcısı A.O.'nun ise nerede olduğu tespit edilemediğinden aleyhindeki yargılama  
halen derdesttir. AĐHM, ayrıca, ilk derece mahkemesinin M.Y.'yi başta on yıl hapis cezasına  
çarptırğını, ancak mahkemenin suçun iki veya daha çok kişi tarafından işlendiği ve asıl failin  
kimliğinin tespit edilmediği yönünde karar vermesi sonucu M.Y.'nin cezasının beş yıla  
indirildiğini kaydetmektedir. Sanığın yargılama sırasında iyi hal sergilemesi nedeniyle, hapis  
cezası dört yıl iki aya indirilmiştir. M.Y.'nin mahkûmiyetinin ardından 28 Şubat 2005  
tarihinde cezaevine gönderilmesi, ancak on dokuz gün sonra, 19 Mart 2005'te, serbest  
bırakılması da kayda değer bir unsurdur. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AĐHM, Đstanbul Ağır  
Ceza Mahkemesi'nin ciddi bir cezai suçun - kötü muamelede bulunarak bir tutuklunun  
Ölümüne sebebiyet vermek - hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğini göstermek yerine bu suçun  
sonuçlarını hafifletmek için takdir yetkisini kullandığı kanaatindedir (Okkalı, yukarıda  
kaydedilen). AĐHM ayrıca, yargılamanın dokuz yıldan uzun bir süredir devam etmesine  
rağmen, işkence ile Süleyman Yeter'i Öldürmekle suçlanan eski komiser yardımcısı A.O.'nun  
yerinin halen belirlenememiş olmasını da dikkate değer bulmaktadır.  
8
YETER - TÜRKĐYE KARARI  
Yukarıda belirtilenler ışığında AÎHM, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan  
değerlendirmenin ve komisere verilen hafif cezanın, sözkonusu suçun ağırlığı ile uygulanan  
ceza arasında ciddi bir oranüsızhk olduğunu gösterdiği kanaatindedir.  
AĐHM, disiplin kovuşturmasıyla ilgili olarak, sanık polis memurlarının görevlerinden  
uzaklaştırılmalarına rağmen 4455 sayılı Af Kanunu'ndan yararlanmaları nedeniyle aleyhlerinde  
yürütülen disiplin kovuşturmasının sonlandırıldığım gözlemlemektedir. Sonuç olarak, hiçbir  
disiplin yaptırımında bulunulmamıştır. AĐHM, bu bağlamda, bir devlet görevlisinin 3.  
maddeye aykırı suçlardan biriyle itham edilmesi durumunda, cezai kovuşturmanm ve hüküm  
verme sürecinin zamanaşımına uğramaması ve genel af veya affın mümkün kıhnmaması  
gerektiğini yeniden vurgular (bkz, mutatis mutandis, Abdülsamet Yaman / Türkiye, no.  
32446/96; Yeşil ve Sevim / Türkiye, no. 34738/04). Sözkonusu davada, iç hukukun uygulanma  
şekli, bu sefer de disiplin kovuşturmasını etkisiz kıldığı için AĐHM içtihadına göre kabul  
edilemez olan "tedbirler" kategorisine girmektedir. AĐHM, Hükümet'in bu sorunla ilgili olarak  
aynı hatayı müteaddit kereler tekrarlamasından kaygı duymaktadır {Ali ve Ayşe Duran,  
yukarıda kaydedilen; Gülşenoğlu / Türkiye, no. 16275/02; Mansuroğlu / Türkiye, no.  
43443/98; Kişmir / Türkiye, no. 27306/95; Süheyla Aydın / Türkiye, no. 25660/94).  
Sonuç olarak, AĐHM, sözkonusu davada uygulandığı şekliyle ceza hukuku sisteminin,  
titizlikten uzak olduğu ve başvuranların şikâyetçi olduğu kanun dışı fiillerin etkili bir şekilde  
Önlenmesini sağlayan caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı görüşündedir (Okkalı, yukarıda  
kaydedilen, Âli ve Ayşe Duran, yukarıda kaydedilen).  
Yukarıda anlatılanlar ışığında, AĐHM, AĐHS'nin 2. maddesinin usul bakımından ihlal  
edildiğini tespit etmiştir.  
AĐHM, başvuranların mağdur statüsüyle ilgili olarak Hükümet'in yapmış olduğu ön  
itirazı reddetmiş ve AĐHS'nin 2. maddesinin hem esas hem usul bakımından ihlal edildiği  
sonucuna varmıştır.  
II. AĐHS'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuranlar, Süleyman Yeter'in işkence sonucu öldüğü konusunda şikâyetçi olmuş ve bu  
şikâyetlerini AĐHS'nin 3. maddesine dayandırmışlardır.  
AĐHM, AĐHS'nin 2. maddesinin ihlaline karar verirken dayandığı gerekçeleri gözönünde  
bulundurarak, bu şikâyetin kabuledilebilir nitelikte olmasıyla birlikte, esasa ilişkin ayrı bir  
inceleme yapılmasına gerek olmadığı sonucuna varmıştır.  
III. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS'nin 41. maddesine göre:  
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözîeşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir  
surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."  
9
YETER - TÜRKĐYE KARARJ  
A- Tazminat  
Başvuranlar, manevi tazminat olarak aşağıdaki miktarları talep etmişlerdir:  
müteveffanın eşi Ayşe Yeter Yumli için 120-,000 Euro;  
müteveffanın annesi Sırma Yeter için 80,000 Euro;  
müteveffanın kardeşleri Mustafa Yeter ve Dursun Yeter için 40,Ö00'er Euro.  
Hükümet, bu miktarların aşırı olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, başvuranların yakının işkence sonucu ölmesi ve etkili bir soruşturma  
yapılmaması nedeniyle AĐHS'nin 2. maddesinin ihlalini saptamıştır. AĐHM, başvuranlar ile  
kurban arasındaki aile bağlarını ve tespit edilen ihlalin ciddiyetini göz önünde bulundurarak  
manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AÎHM, hakkaniyete uygun olarak,  
birinci ve ikinci başvuranların her birine (maktulün eşi ve annesi) 40,000 Euro; üçüncü ve  
dördüncü başvuranların her birine (maktulün kardeşleri) 15,000 Euro ödenmesine karar  
vermiştir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar, ayrıca, yerel mahkemeler önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve  
giderleri için 7,691 Euro, AĐHM Önündeki harcamalar için 8,052 Euro talep etmişlerdir.  
Başvuranlar, taleplerini desteklemek üzere, Đstanbul Barolar Birliği'nin ücret cetveline göre  
hazırlanan bîr ücret sözleşmesi sunmuşlardır. Bu sözleşmeye göre, başvuranlar, yargılama  
masraf ve giderleri için AĐHM tarafından ödenmesine hükmedilen miktarın haricinde,  
hükmedilen maddi ve / veya manevi tazminat miktarlarının % 25'ini temsilcilerine ödemeyi  
taahhüt etmişlerdir. Ayrıca, bu miktarın 7,700 Euro'dan az olamayacağı da karara  
bağlanmıştır. Başvuranlar, ayrıca, 2 Haziran 2003 tarihinde avukatlarına 1,180,000,000 Türk  
Lirası (yaklaşık 720 Euro) ödediklerini belgeleyen bir fatura sunmuşlardır.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.  
AĐHM'nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önünde yapılan yargılama masraf ve  
giderlerine ilişkin talebi reddeder ve AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 720  
Euro ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası'mn marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
10