YETER - TÜRKĐYE KARARI
B. Esas
1. Genel ilkeler
AĐHM, AĐHS'nin 2. maddesinin, 3. maddeyle birlikte, AĐHS'nin istisnaya izin
verilmeyen en temel hükümlerinden biri olduğunu ve Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik
toplumların en temel değerlerinden birini teşkil ettiğini hatırlatır. Bireylerin insan haklarının
korunması için bir araç olarak AĐHS'nin amaç ve hedefi, sözkonusu hükümlerin, sağladığı
güvenceleri uygulanabilir ve etkili kılacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını da
gerektirir (bkz. Anguelova - Bulgaristan, 38361/97; Salman; McCann ve Diğerleri - Đngiltere).
2. maddenin sağladığı korumanın önemi ışığında AĐHM, yalnız Devlet görevlilerinin
eylemlerini değil, bu eylemleri çevreleyen koşulları da göz önünde bulundurarak, hayattan
mahrum etme olaylarını en dikkatli incelemeye tabi tutmalıdır. Gözaltındaki kimseler
savunmasız konumdadırlar, makamların onları koruma görevi bulunmaktadır. Sonuç olarak,
bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alınıp salıverildiğinde yaralı olduğu gözlemlendiğinde,
bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine ilişkin uygun bir açıklama yapmak devlete
düşmektedir (diğerlerinin yanısıra bkz. Selmouin - Fransa [BD], 25803/94). Makamların,
gözaltındaki kimseye yapılan muamelenin hesabını vermek sorumluluğu, o kişinin Ölmesi
halinde daha da asli hale gelir (bkz. Salman; Tanlı - Türkiye, 26129/95; Avşar - Türkiye,
25657/94).
AĐHM, bir kişinin 3. maddeye aykırı olarak polis tarafından ciddi bir kötü muameleye
tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı durumlarda, sözkonusu hükmün ve
yaşam hakkını koruma yükümlülüğüne ilişkin 2. maddenin, AĐHS'nin 1. maddesinde yer alan
devletin "kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS'de yer alan hak ve özgürlükleri
tanıması" genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, sorumluların belirlenmesi ve
cezalandırılmasına imkan sağlayacak etkili bir resmi soruşturma yapılması gerekliliğini
içerdiğini hatırlatır (bkz. Ali ve Ayşe Duran; Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan). Aksi
takdirde, işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere ilişkin genel yasak, temel
önemine rağmen uygulamada etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir
dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suiistimal etmeleri mümkün
olacaktır (bkz. Diri-Türkiye ve Labita-îtalya)
Bir dava açılmasının gerektiği durumlarda 2. ve 3. maddelerin getirdiği yükümlülükler,
resmi soruşturma evresinin ötesine geçmektedir: yargılama süreci dahil olmak üzere
kovuşturmanın tamamı, kötü muamele yasağı ve hukuki yollarla yaşam hakkının korunması
pozitif yükümlülüğünün gereklerini yerine getirmelidir. Her kovuşturmanın mahkûmiyet veya
belirli bir ceza ile sonuçlanması gerektiğine dair mutlak bir yükümlülük olmamasına rağmen,
yerel mahkemeler, hiçbir koşulda, yaşamı tehlikeye düşüren suçlar ile fiziksel ve ruhsal
bütünlüğe karşı yapılan vahim saldırıların cezasız kalmasına hiçbir şartta göz
yummamalıdırlar {Salman, yukarıda kaydedilen ve Okkalı / Türkiye, no. 52067/99)
Bu nedenle AĐHM'nin değerlendirmesi gereken önemli nokta, mahkemelerin kararlarını
verirken, yürürlükteki adli sistemin caydırıcı etkisinin ve bunun, yaşam hakkı ve kötü
muamelenin yasaklanmasını önlemede oynaması gereken rolün öneminin zayıflamaması için,
AĐHS'nin 2 ve 3. maddelerinde öngörüldüğü üzere davayı titizlikle incelediklerinin varsayılıp
sayılamayacağı ve ne dereceye kadar varsayılabileceğidir. {Okkalı, yukarıda kaydedilen; Ali
ve Ayşe Duran, yukarıda kaydedilen).
7