C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YETĐꢀ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 40349/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
6 Temmuz 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan () no’lu davanın nedeni T.C. vatandaları Hüsne  
Yeti, Gülhan Yücel, Fatma Ergin, Hatice Ergin ve Ali Mehmet Yeti’in (bavuranlar)  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Ekim 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Mersin Barosu avukatlarından  
A. Aktay ve Özlem Yıldız tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, sırasıyla 1928, 1969, 1947, 1963 ve 1965 doğumlu olup, Niğde'de ikamet  
etmektedir.  
6 Aralık 2000 tarihinde, Bayındırlık ve Đskân Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü  
(« idare»), Ulukıla'nın üç köyünde bulunan ve bavuranların arazisinin de yer aldığı taınmaz  
malların Ankara'yı Pozantı'ya bağlayan bir otoyol kesitinin inaatı için kamu yararına istimlak  
edilmesine karar vermitir. Sözkonusu taınmaz 15 400 m² yüzölçümüne sahip olup, tapu  
sicilinde tarım arazisi olarak bavuranların murisi adına kayıtlıdır.  
Niğde Asliye Mahkemesi'nin 15 Kasım 2001 tarihinde verdiği veraset belgesine göre,  
bavuranların murisi 25 Temmuz 1990 tarihinde vefat etmitir. Merhumun ei olan bavuran  
Hüsne Yeti, mirasın 4/16'sını alırken, merhumun çocukları olan diğer bavuranların her biri  
mirasın 3/16'sını almılardır.  
Kamulatırma tazminatının belirlenme davası : 1. bölüm  
Kamulatırma Kanunu'nun 8. maddesinde öngörülen satın alma davası henüz  
sonuçlanmadığından, idare aynı kanunun 10. maddesine dayanarak 27 Mayıs 2002 tarihli bir  
dilekçeyle Ulukıla Asliye Hukuk Mahkemesi'nde (AHM) dava açmıtır. Davanın amacı  
kamulatırma tazminatının belirlenmesini ve ihtilaflı arazinin tapu siciline idare adına  
kaydedilmesini sağlamaktır.  
29 Haziran 2002 tarihinde, ihtilaflı mülkün rayiç bedelini belirlemek için AHM hakimi bu  
alanda uzman bir bilirkii komisyonu eliğinde sözkonusu arazinin bulunduğu yere ilk  
ziyaretini gerçekletirmive konuyla ilgili rapor 10 Temmuz 2002 tarihinde sunulmutur.  
Bilirkiiler kamulatırma kanununa uygun olarak AĐHM'nin görevlendirildiği tarihte arazinin  
rayiç bedelini belirlemitir.  
1 Ağustos 2002 tarihinde, dava taraflarının bilirkii raporuna itiraz etmeleri üzerine AHM  
hakimi farklı bilirkiilerden oluan bir komisyon eliğinde arazinin bulunduğu yere ikinci bir  
ziyaret gerçekletirmitir.  
15 Ağustos 2002 tarihinde, ikinci bilirkii komisyonu raporunu sunmutur. Komisyon,  
idarenin kamulatırılan araziye el koyduğunu ve inaat çalımalarının baladığını tespit  
etmitir.  
2
Bilirkiiler tarafından belirlenen tutara karı çıkan bavuranlar, hakimden üçüncü bir  
ziyaret emri vermesini talep etmilerdir. AHM bavuranların talebinin haklı olduğuna  
hükmederek, ikinci bilirkii komisyonunun ek bir rapor hazırlamasına karar vermitir.  
Komisyon raporu 2 Eylül 2002 tarihinde sunulmutur. Mahkemenin görevlendirildiği tarihte  
arazinin rayiç bedeli 32.266 248 000 TL. olarak belirlenmitir.  
14 Ekim 2002 tarihinde, AHM, idarenin bu ekilde belirlenen tutarı yine bu amaçla açılan  
banka hesabına yatırmasına hükmetmive idare bu ödemeyi 22 Kasım 2002 tarihinde  
yapmıtır.  
Mülkiyetin nispeten kesin olarak el değitirdiğini açıklayan, ancak kamulatırma tazminatı  
tutarına itiraz yolunu açık bırakan 26 Kasım 2002 tarihli kararında AHM, gecikme faizleri  
eklenmemikamulatırma tazminatının bavuranlara ödenmesine hükmetmitir. Mahkeme  
ayrıca ihtilaflı mülkün tapu siciline idare adına kaydedilmesine karar vermitir.  
26 Haziran ile 26 Kasım 2002 tarihleri arasında, mahkeme arazinin bulunduğu yere gidip-  
gelmeler yanında bilirkiilerin taleplerini yerine getirdiği, tarafların ve bilirkiilerin ifadelerini  
dinlediği, layihaları kabul ettiği ve özellikle tazminatın belirlenmesinde gerekli gördüğü  
belgelerin temin edilmesini istediği sekiz duruma gerçekletirmitir.  
18 Kasım 2003 tarihinde, Yargıtay bilirkii raporlarının verilecek tazminat tutarını  
doğrudan etkileyen hatalar içerdiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Kamulatırma tazminatının belirlenme davası : 2. bölüm  
Yargıtay kararına uyan AHM, davanın ilk bölümünde arazinin bulunduğu yere giden  
bilirkii komisyonlarının iki ek bilirkii raporu daha hazırlamasına hükmetmitir. Birinci  
komisyon raporunu 20 Mayıs 2004, ikinci komisyon ise 6 Haziran 2004 tarihinde sunmutur.  
Kamulatırma tazminatının belirlenmesi için AHM tarafından benimsenen ikinci bilirkii  
komisyonu mahkemenin görevlendirildiği tarihte arazinin rayiç bedelini 68 490 333 328 TL  
olarak belirlemitir. Bu rapora göre, ihtilaflı arazinin kârlılık oranı1 % 6'dır. Bavuranların  
arazisinin yıllık net iletme geliri dekar baına 265 400 000 TL'dir (bir dekar 1 000 m2 ye  
tekabül eder, arazinin bütünü için yıllık gelir 4 087 160 000 TL'dir).  
19 Eylül 2004 tarihinde, bu defa bavuranlar T.C. Anayasa'sının 46. maddesine dayanarak,  
yargılama sonucunda elde edecekleri kamulatırma tazminatına gecikme faizinin eklenmesi  
talebiyle AHM nezdinde dava açmıtır. Bavuranlar, faizlerin idarenin ilk derece  
mahkemesinde dava açtığı 27 Mayıs 2002 tarihinden itibaren hesaplanmasını talep  
etmilerdir.  
AHM, iki davanın birletirilmesine karar vermitir.  
15 Ekim 2004 tarihinde AHM, ikinci komisyonun 6 Haziran 2004 tarihinde hesapladığı  
tutara tekabül eden 68 490 333 328 TL tutarını kamulatırma tazminatı olarak belirlemitir.  
Ayrıca mahkeme, 68 490 333 328 TL tutarından idarenin daha önce ödemiolduğu  
32 266 248 000 TL tutarını düerek geriye kalan 36 224 093 328 TL tutarının bu amaçla  
açılan banka hesabına yatırılmasına hükmetmitir. Đdare bu kararın gereğini 23 Aralık 2004  
tarihinde yerine getirmitir.  
1 Bu oran Türk hukukunda kapitalizasyon oranı olarak bilinir; burada sözkonusu olan arazinin satıfiyatı ile  
araziden elde edilen düzenli gelir arasındaki orandır.  
3
31 Aralık 2004 tarihli kararında AĐHM, bankanın bu tutarı bavurana ödemesini  
emretmitir.  
Faizlerle ilgili talebe gelince mahkeme, hukuki dayanağı olmadığı gerekçesiyle bu talebi  
reddetmitir. Mahkeme, kamulatırma kanununun faizle ilgili bir hüküm içermediğini, T.C.  
Anayasa'sının 46. maddesinin ancak kesinleen kamulatırma tazminatına uygulanabileceğini  
ve faiz uygulamasıyla ilgili davanın türüne bakıldığında, T.C. Anayasa'sının 46. maddesi  
gereğince kamu borçlarına uygulanabilecek en yüksek faizin talep edilmesinin mümkün  
olmadığını kaydetmitir.  
12 Mayıs 2005 tarihinde, Yargıtay bavuranların temyiz itirazını reddetmive ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıtır.  
HUKUK  
I. 1 NOLU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmekte ve yetkili mercilerin  
ödemeyi yaptığı tarihte arazilerinin gerçek değerini yansıtan bir tazminat alamadıklarını  
savunmaktadır. Bu bağlamda, bavuranlar taınmazlarının rayiç bedelinin belirlendiği tarih ile  
kamulatırma tazminatının ödendiği tarih arasında uzun bir sürenin geçtiğini ve tazminat  
tutarında ortaya çıkan değer kaybını düzeltecek bir mekanizmanın bulunmaması dolayısıyla  
mülkiyet haklarının ihlal edildiğini öne sürmektedir. Bavuranlar, ayrıca tazminatlarında  
ortaya çıkan değer kaybı dolayısıyla uğradıkları mağduriyeti gidermek üzere ulusal  
mahkemelerin, T.C. Anayasa'sının 46. maddesinde öngörülen en yüksek faiz oranını  
uygulamaları gerektiğini kaydetmekte ve 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, AĐHS'nin 35. maddesinin 1. paragrafının gereklerine aykırı olarak bavuranların  
Borçlar Kanunu'nun 105. maddesi kapsamında ek tazminat talebinde bulunmamaları  
dolayısıyla iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır.  
AĐHM, AĐHS'nin 35. maddesinin 1. paragrafı uyarınca bir bavuranın anılan ihlallerin  
düzeltilmesi için yeterli ve etkin hukuk yollarına imkân tanıyan normal bir bavuru hakkının  
sağlanmıolması gerektiğini hatırlatmaktadır. Sözkonusu hukuk yollarının mevcut olduğu  
sadece teoride değil, aynı zamanda uygulamada da yeterli düzeyde kesinlik kazanması  
gerekmektedir ki, bunun sağlanamadığı durumlarda bavuru ve yeterlilik ön koulları yerine  
getirilmemiolmaktadır. Bu açıdan, iç hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik iddianın  
AĐHM nezdinde ispatlanması Hükümetin yükümlülüğündedir (bakınız, diğerleri arasından,  
Aka, ilgili bölüm, prg. 34).  
AĐHM, Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde öngörülen itirazın gecikme faizlerini değil  
munzam zararın telafisine yönelik olduğunu kaydetmektedir. AĐHM, daha önce de Türkiye  
aleyhine açılan ve bavuranların enflasyon oranına nispetle uygulanan gecikme faizlerinin  
yetersizliğinden ikâyet ettikleri birçok kamulatırma davasında Hükümetin ileri sürdüğü  
hukuk yollarını inceleme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM, Devletten alacağı olan bir  
4
kimsenin tazminat elde ederken gecikme faizleri ile telafi edilemeyen değer kaybı  
mağduriyetini karılayacak hukuki imkânlara sahip olmadığı kanaatindedir (Aka, ilgili  
bölüm).  
AĐHM, mevcut davanın gecikme tazminatı öngörmeyen yeni kamulatırma yasası ile ilgili  
olduğunu not etmektedir. AĐHM, Hükümetin gecikme tazminatı öngörmeyen bu yeni  
kamulatırma yasası dolayısıyla uğranılan zararın telafisi için Borçlar Kanunu'nun 105.  
maddesinin uygulandığını gösteren herhangi bir mahkeme kararı sunmadığını  
gözlemlemektedir. Yukarıda dile getirilen itiraz yolunun iddia edilen ihlali düzeltebileceği  
hiçbir ekilde ispatlanmamıtır. Bu itibarla AĐHM, Hükümetin Borçlar Kanunu'nun 105.  
maddesinde öngörülen yeterlilik ve etkinliği karılamadığı kanaatine varmaktadır (Fransa  
aleyhine Dalia davası, 19 ubat 1998, prg. 38, Derleme 1998-I). Bu nedenle AĐHM,  
Hükümetin bu iddiasını reddetmektedir.  
Öte yandan AĐHM, bavuranların ikâyetinin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi  
bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, ikâyeti kabuledilebilir ilan etmektedir.  
B. Esasa ilikin  
1. Tarafların argümanları  
Bavuranlar iddialarını yinelemektedir.  
Hükümet, kamulatırma kanununda yapılan değiiklikleri hatırlatmaktadır. Hükümet,  
yapılan değiiklikten sonra bu yasanın ülkenin ekonomik durumuna uygun ve kamulatırılan  
mülk sahiplerinin menfaatine olacak bir hale geldiği kanaatindedir. Hükümet, bavuranların  
arazisinin kamulatırılmasının sözkonusu kanun ile T.C. Anayasası'na uygun olarak  
gerçekletirildiğini belirtmektedir.  
Hükümet, kamulatırma kanununun AĐHM'nin konuyla ilgili içtihadı doğrultusunda  
değitirildiğini eklemektedir. Hükümet, iç hukukun kamulatırılan taınmazların değer  
kaybına uğrayabileceği olasılığına karı önlem alındığını ve yasal sürelerin olası değer  
kaybını kendiliğinden hesaba kattığını kaydetmektedir. Hükümet, mevcut davada bu sürelere  
saygı gösterildiğini ve kamulatırma ilemlerinin makul bir sürede sonuçlandırıldığını  
eklemektedir.  
Bavuranların, T.C. Anayasası'nın 46. maddesine dayalı talepleri ile ilgili olarak Hükümet,  
bu hükümde öngörülen faizlerin sadece kesin bir karar olmasına rağmen ödenmemiꢀ  
tazminatlara uygulandığını hatırlatmaktadır. Hükümete göre, bir avukat tarafından temsil  
edilen bavuranların bu hükümden yararlanamayacaklarını bilmeleri gerekirdi.  
Hükümet, ayrıca bavuranların yasal oranlarda gecikme faizi talep etme imkânına sahip  
olduklarını belirtmektedir. Hükümet, her ne kadar kamulatırma kanunu açık bir ekilde faiz  
ödenmesini öngörmese de, ilgili ahısların usul kurallarına uymak kaydıyla, yani faizlerin  
uygulanacağı somut tutarı belirtmek ve ikâyeti gereği gibi mahkeme önüne taımak suretiyle,  
kendilerine yasal oranlarda faiz ödenmesini talep edebileceklerini kaydetmektedir. Hükümet,  
hukuk mahkemelerinin ancak bir talep olduğu takdirde harekete geçebileceğini ve  
bavuranların yasal oranlarda faiz talebinde bulunmadıklarını hatırlatmaktadır.  
5
AĐHM'nin yerleik içtihadına atıfta bulunan Hükümet, 1 No’lu Ek Protokol'ün 1.  
maddesinin her kamulatırmada eksiksiz bir tazminat ödenmesini zorunlu kılmadığının altını  
çizmektedir.  
Son olarak, Hükümet mülk iyeliğinin idareye nakledilmesine kadar bavuranların arazinin  
sahibi olduklarını gözlemlemekte ve dolayısıyla kamulatırma tazminatında herhangi bir  
değer kaybı olmadığı sonucunu çıkarmaktadır. Hükümet, böylesi bir değer kaybı ortaya  
çıkmıolsa bile, araziye sahip olmanın bunu karılamaya yeterli olduğunu eklemektedir.  
2. AĐHM'nin değerlendirmesi  
Mevcut davada, hiç kimse ilgili ahısların yasaya uygun bir ekilde mülklerinden yoksun  
kaldıklarına ve kamulatırmanın kamu yararına meru bir amaca yönelik olduğuna itiraz  
etmemektedir. Bu itibarla, mevcut davada 1 No’lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin birinci  
paragrafının ikinci cümlesi uygulanmalıdır (bakınız, diğerleri arasından, Aka, ilgili bölüm,  
prg. 43, ve Yunanistan aleyhine Papachelas davası [GC], no 31423/96, prg. 45, CEDH  
1999-II). Geriye, bu yasal mülkten mahrum bırakma çerçevesinde bavuranların üzerine  
orantısız ve aırı bir yük binip binmediğinin aratırılması kalmaktadır.  
AĐHM, öncelikle asliye hukuk mahkemesi tarafından belirlenen kamulatırma tazminatı  
tutarının tartımasız olduğunu not etmektedir. Dolayısıyla, davanın bu yönünü incelemeye  
gerek yoktur.  
Bavuranlar kamulatırma tazminatının, belirlendiği tarih ile ödendiği tarih arasında değer  
kaybına uğradığından ikâyetçi olmaktadır. Bavuranlara göre, bu tazminata T.C.  
Anayasası'nın 46. maddesinde öngörülen oranda gecikme faizlerinin eklenmesi gerekirdi.  
Bavuranların davasında T.C. Anayasası'nın 46. maddesinin uygulanmaması konusunda  
AĐHM, bu hükme göre, kamulatırma tazminatının kalan miktarına, nedeni ne olursa olsun,  
kamu borçlarına uygulanan en yüksek faiz oranları eklenmelidir. Yargıtay’ın yerleik  
içtihadına göre, T.C. Anayasası'nın 46. maddesinde öngörülen oran ancak kesin bir  
kamulatırma tazminatı kararı olduğu ve ödenmediği durumlarda uygulanmaktadır. Oysa  
mevcut davada böyle bir durum söz konusu değildir. Asliye hukuk mahkemesi tarafından  
belirlenen kamulatırma tazminatları bavuranlara karar tarihinde pein olarak ödenmitir.  
Dolayısıyla, ilgili ahıslar iç hukukta T.C. Anayasası'nın 46. maddesinin uygulanmasını talep  
edemezler.  
Kamulatırma tazminatının değer kaybına dayalı ikâyet konusunda AĐHM, kullanılan  
yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir orantılılığın varlığından ve bavuranlara  
ölçüsüz bir yük bindirilmediğinden emin olmalıdır.  
Bu bağlamda AĐHM, her türlü mülkiyete saygı hakkı ihlalinin toplumun genel menfaatleri  
ile bireyin temel haklarının korunması arasında « adil bir denge » gözetmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Đsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23  
Eylül 1982, prg. 69, seri A no 52). Đhtilaflı tedbirin istenen « adil dengeye » saygı gösterip  
göstermediğini ve özellikle bavuranlar üzerine orantısız bir yük bindirip bindirmediğini  
belirlemek için, ulusal yasalarda öngörülen tazminat düzenlemelerinin dikkate alınması  
gerekmektedir. Bu bağlamda AĐHM, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminat  
ödenmediği müddetçe, bir mülkten mahrum bırakmanın genelde aırı bir ihlal tekil ettiğini  
daha önce de söylemitir (Papachelas, ilgili bölüm, prg. 48).  
6
Mevcut davada, bavuranlar kamulatırma tazminatını, biri asliye hukuk mahkemesinde  
görülen davanın ilk bölümü sonunda ve diğeri aynı mahkemede görülen ikinci yargılama  
sonunda olmak üzere iki defada aldıklarından, AĐHM bu iki bölümü ayrı ayrı incelemek  
gerektiği kanaatine varmaktadır.  
a) Yargılamanın birinci bölümü  
AĐHM, 27 Mayıs 2002 tarihinde idarenin bavuranlara ödenecek kamulatırma tazminatı  
bedelinin belirlenmesi amacıyla asliye hukuk mahkemesinde dava açtığını not etmektedir. Bu  
yargılama çerçevesinde, mahkeme birçok bilirkii raporu istemive bilirkiilerin davanın  
açıldığı tarihte arazinin rayiç bedelini değerlendirdiği bu sonuçlara bakarak tazminat tutarını  
32 266 248 000 TRL olarak belirlemitir. 26 Kasım 2002 tarihinde, mahkeme bu tazminatın  
bavuranlara ödenmesine ve taınmazın tapu siciline idare adına kaydedilmesine  
hükmetmitir.  
Oysa AĐHM, ulusal mahkemeler tarafından bavuranlara bu ekilde takdir edilen tutarın  
gecikme faizlerinden yoksun bırakıldığını, buna karın davanın açıldığı tarih ile kararın  
açıklanğı tarih arasında geçen dönemde enflasyon ortalamasının yıllık % 31,5 olduğunu  
kaydetmektedir.  
Bu nedenle, bavuranların kamulatırma tazminatı % 14,68 oranında değer kaybetmitir.  
Hükümet, bu değer kaybının bavuranların karar tarihine kadar arazinin sahibi olarak  
kalmakla telafi ettiklerini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, tazminat belirleme ilemleri  
çerçevesinde yasal sürelere uyulduğunu eklemektedir.  
AĐHM, öncelikle Kamulatırma Kanunu'nun 10. maddesinin, kamulatırma tazminatı  
belirlemekle görevlendirilen ilk derece mahkemesine yargılamanın mümkün olduğunca çabuk  
sonuçlanması adına bazı hukuki ilemler için öngörülen sürelere saygı gösterme yükümlülüğü  
getirdiğini gözlemlemektedir. Bu noktada AĐHM, bavuranların bu tip davaların üç-buçuk  
ayda sonuçlanması gerektiği yönündeki argümanlarını kabul etmemektedir. Her ne kadar  
bahsi geçen yasa bazı sürelere saygı gösterilmesini öngörse de, iddia edilen süre ile ilgili  
hiçbir hüküm içermemektedir. Bu nedenle, Ulukıla Asliye Hukuk Mahkemesi kamulatırma  
tazminatı belirleme davasını altı ayda sonuçlandırmıve bu süre içerisinde birçok hukuki  
ilem gerçekletirmitir. AĐHM'nin gözünde, geçen bu zaman aırı ve mantıksız olarak  
nitelenemez.  
AĐHM daha sonra, Hükümetin iddialarının aksine, bavuranların taınmazı yargılama  
süresince kullanmadıklarını gözlemlemektedir. Böylece 15 Ağustos 2002 tarihli bilirkii  
raporundan açıkça anlaıldığına göre, idare, iç hukuku hiçe sayarak kamulatırılan araziye el  
koymuve tazminat belirleme davası devam ederken inaat çalımalarını balatmıtır.  
Üstelik, AĐHM yargılamanın özenle sürdürülmesinin ve taınmazın yargılama sürecinde  
kamulatırmaya maruz kalan kiiler tarafından kullanılmaya devam edilmesinin, tek baına,  
her zaman kamulatırma tazminatının uğradığı değer kaybını telefi etmeyeceği kanaatini  
taımaktadır. Ayrıca sözkonusu tazminatın bu dönemde gözlemlenen enflasyona nispetle  
hissedilir derecede değer kaybetmemiolması gerekir.  
Mevcut davada bu değer kaybı % 14, 68 oranındadır. Dolayısıyla burada önemli bir değer  
kaybı söz konusudur ve arazinin bavuranlar tarafından kullanıldığı kabul edilse bile, bunun  
tek baına telafiye yetmeyeceği aikârdır. AĐHM, 6 Haziran 2004 tarihli bilirkii raporuna  
göre, arazinin tamamı için yıllık net gelirin 4 087 160 000 TRL olduğunu ve bu tutarın  
7
kamulatırma tazminatının yaklaık % 6'sını temsil ettiğini gözlemlemektedir. Böylece, her ne  
kadar bu unsurun her davanın koullarına göre değerlendirilmesi gerekse da, mevcut davada,  
arazinin altı ay süreyle kullanılması % 3 oranında değer kaybına uğrayan tazminatın telafisi  
için yeterli olamaz.  
Öte yandan AĐHM, Hükümetin bavuranların yasal oranlarda gecikme faizi talep  
edebileceği yönündeki argümanına katılmamaktadır. Gerçekten de, kamulatırma yasası  
gecikme faizi ödenmesini öngörmemektedir. Dahası, Hükümet iddialarını kanıt belgeleriyle  
desteklemediği gibi, bavuranların böylesi bir faizi hangi hukuki zeminde talep  
edebileceklerini açıklamamıve bu yönde verilen herhangi bir mahkeme kararını örnek olarak  
sunmatır.  
Son olarak AĐHM, ihtilaflı kamulatırmanın ekonomik, sosyal ya da siyasal bir reform  
kapsamına girmediği gibi, baka hiçbir özel duruma da bağlı olmadığını not etmektedir. Bu  
nedenle, AĐHM piyasa değerinden daha düük bir bedelin ödenmesini haklı gösterecek  
« kamu yararına » hiçbir meru amaç tespit edememektedir (Scordino no 1, prg. 102).  
AĐHM, yukarıdaki unsurlara bakarak, kamulatırma tazminatının dava açıldığı tarihteki  
değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasında gözlemlenen farkın gecikme faizlerinin  
eklenmemesinden kaynaklandığı kanaatindedir. Đꢀte bu fark, AĐHM'nin, mülkiyet hakkının  
korunması ile genel menfaat gereksinimleri arasında olması gereken adil dengeyi bozarak,  
bavuranlar üzerine orantısız ve aırı bir yük bindiği sonucunu çıkmasına neden olmaktadır.  
b) Yargılamanın ikinci bölümü  
Bavuranların temyiz itirazında Yargıtay, 26 Kasım 2002 tarihli kararda belirlenen  
kamulatırma tazminatı tutarını yetersiz bulmuve dosyayı ilk derece mahkemesine geri  
göndermitir.  
31 Aralık 2004 tarihinde, asliye hukuk mahkemesi bu defa kamulatırma tazminatı tutarını  
68 490 33 328 TL olarak belirlemitir. Bavuranlar daha önce 32 266 248 000 TL'lik bir  
ödeme aldıklarından, mahkeme idarenin geri kalan 36 224 093 328 TL tutarını ödenmesine  
hükmetmitir. Taınmazın dava açıldığı tarihteki değerine tekabül eden bu tutar, davanın  
açıldığı tarih ile ikinci kararın ilan edildiği tarih arasında geçen dönemde yıllık enflasyon  
oranı % 15 olduğu halde gecikme faizlerinden yoksun bırakılmıtır. Đki yıl yedi ay kadar süren  
bu dönemde ek kamulatırma tazminatı böylece yaklaık % 43 oranında değer kaybına  
uğramıtır.  
Bu oranı dikkate alan AĐHM, bavuranların üzerine, yetkililerin izlediği meru genel  
menfaat ile haklı gösterilemeyecek bir orantısız ve aırı yük bindiği kanaatine varmaktadır.  
Dolayısıyla, 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS'nin 6. maddesinin 2. paragrafına atıfta bulunan bavuranlar, yargılamanın adil  
yapılmadığından ikâyetçi olmaktadır. Bavuranlar, 4650 sayılı yasayla değitirilmihaliyle  
2942 sayılı yasanın mahkemelere kamulatırma tazminatı belirleme davalarının mümkün  
olduğunca hızlı bir ekilde sonuçlandırılması için bazı sürelere saygı gösterilmesi  
yükümlülüğü getirdiğini savunmaktadır. Bavuranlar toplam üç-buçuk ay olarak öngörülen bu  
8
sürelerin AĐHS'nin gereksinimlerine uygun olduğunu ve bu süreye uyulmamasının adil  
yargılanma haklarına ihlal tekil ettiğini iddia etmektedir.  
Yine 6. maddenin 1. paragrafı kapsamında bavuranlar, ulusal mahkemelerin, kendilerine  
göre, kamu borçlarına en yüksek faiz oranlarının uygulanmasını öngören sözkonusu anayasal  
hükmü kendi davalarında uygulamadığından ikâyetçi olmaktadır.  
Hükümet, bu sava itiraz etmektedir.  
1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesiyle ilgili tespitler bakımından AĐHM, mevcut davada  
AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığı kanaatine varmaktadır.  
III. AĐHS'NĐN 41 VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. AĐHS'nin 46. maddesi  
AĐHM, AĐHS ya da Ek Protokollerinin ihlalinin tespit edildiği bir kararın Savunmacı  
Devlete ilgili ahıslara sadece adil tatmin bağı altında hükmedilen tutarı ödeme yasal  
sorumluluğunu değil, aynı zamanda AĐHM'nin tespit ettiği ihlallere son vermek amacıyla  
Bakanlar Komitesi'nin kontrolü altında iç hukukta genel ve/veya gerektiğinde, bireysel  
önlemleri seçme sorumluluğunu da yüklediğini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, bavuranların 1 No’lu Ek Protokol'ün 1. maddesinde teminat altına alınan  
mülkiyete saygı haklarının ihlalinin, iç hukukta, mahkemelerin kamulatırmaya maruz kalan  
kiilere hükmedilen tazminat tutarının yargılama süresi ile enflasyon arasındaki etkileim  
sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkân sağlayan bir mekanizmanın  
olmaından kaynaklandığını tespit etmektedir.  
AĐHM, bu gün itibariyle yeni kamulatırma mevzuatı dolayısıyla mağdur olan kiiler  
tarafından sunulan ve muhtemelen AĐHS'nin ihlal edildiği yönünde bir kararın çıkacağı iki  
yüzün üzerinde bavurunun halen görülmeye devam ettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, öte  
yandan mevcut davada ortaya çıkan iç hukuk boluklarının ileride birçok bavurunun  
yapılmasına neden olabileceği kanaatindedir. Bu husus, geçmiya da mevcut durum olması  
hasebiyle AĐHS açısından bir Devletin sorumluluğunu artıran bir faktördür.  
Savunmacı Devletin, AĐHS'nin 46. maddesi bakımından hukuki sorumluluğunu yerine  
getirirken Bakanlar Komitesi'nin kontrolü altında kullanacağı yöntemi, AĐHM'nin kararında  
varılan sonuçlara uygun olmak kaydıyla, seçme hakkına sahip olduğunu bir kez daha  
hatırlatan AĐHM (Polonya aleyhine Broniowski davası [GC], no 31443/96, prg. 192, CEDH  
2004-V), mevcut kararın infazı çerçevesinde üphesiz ulusal düzeyde genel önlemlerin  
alınması gerektiğini gözlemlemektedir.  
Mevcut davada vardığı sonuç bakımından ve Savunmacı Devletin AĐHS'nin 46. maddesi  
kapsamında sorumluluklarını yerine getirmek üzere alacağı diğer önlemlerden bağımsız  
olarak, AĐHM en uygun düzeltmenin yargılama süresi ile enflasyon etkileimi sonucu  
kamulatırma tazminatının uğradığı değer kaybını dikkate alacak bir mekanizmanın Türk  
hukuk sistemine entegre edilmesi olduğu kanaatini taımaktadır. Bu hedefe ulamak için  
örneğin, böylesi bir değer kaybını önlemek amacıyla gecikme faizlerinin uygulanması ya da,  
bu yapılamadığı takdirde, ilgili ahısın uğradığı kayıp oranında tazminat tutarında uygun bir  
düzeltme öngörülmesi yeterli olacaktır (bakınız, mutatis mutandis, Romanya aleyhine Viau  
9
dava, no 75951/01, prg. 83, 9 Aralık 2008; AĐHS'nin kurduğu mekanizmanın etkinliğini  
teminat altına almayı amaçlayan önlemlerle ilgili olarak, ayrıca bakınız 12 Mayıs 2004  
tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen çözüm (Res(2004)3) ve  
tavsiyeler (Rec(2004)6) ).  
B. AĐHS'nin 41. maddesi  
Bavuranlar maddi tazminat olarak 43 811 Euro talep etmektedir. Bu tutar ilgili ahıslara  
ödenen kamulatırma tazminatının miktarı ile T.C. Anayasa'sının 46. maddesinde öngörülen  
en yüksek faiz oranlarının uygulanmasından sonra elde edilen tutar arasındaki farka tekabül  
etmektedir.  
Bavuranlar, ayrıca manevi tazminat olarak 5 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, bavuranların uğradığı maddi zararı değerlendirirken, kendilerine 26 Kasım 2002  
ve 31 Aralık 2004 tarihlerinde ödenen gerçek tutarlar ile 27 Mayıs 2002 tarihinden itibaren  
paranın uğradığı değer kaybı göz önüne alınarak düzeltilmesi durumunda bavuranların  
alabilecekleri tazminat tutarları arasındaki farkın dikkate alınması gerektiği kanaatine  
varmaktadır.  
Tazminat ödenirken aradan önemli bir sürenin geçmesi gibi değer kaybına neden olan  
unsurlar dikkate alınmadıysa, tazminatın uygun olma niteliği riske gireceğinden (Yunanistan  
aleyhine Yunan rafinerileri Stran ve Stratis Andreadis davası, 9 Aralık 1994, prg. 82, seri A  
no 301-B), ulusal düzeyde verilen tutarlar düürüldükten sonra ve böylece ödeme tarihinde  
kamulatırma tazminatı değeri arasındaki fark elde edildiğinde, bu tutarlar enflasyon  
etkilerinin karılanması için güncelletirilmelidir (Scordino no 1, ilgili bölüm, prg. 258).  
Bütün bu unsurları dikkate alan AĐHM, bavuranlara beraberce 16.000 Euro ödenmesinin  
hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.  
Diğer taleplerle ilgili olarak AĐHM, ihlal tespitinin bavuranların davanın gerçekleri  
doğrultusunda uğradıkları manevi zararın telafisi için yeterli olduğuna hükmetmektedir.  
C. Yargı masraf ve giderleri  
Bavuranlar, aynı zamanda ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde görülen yargı  
masraflarının karılığı olarak 3 317 Euro talep etmektedir. Kanıt belgesi olarak bavuranlar,  
bir çalıma saati dekontu, bir gider listesi ve Mersin barosu ücret baremini sunmaktadır.  
Hükümet, bu tutara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada elindeki belgeleri ve  
yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, tüm yargılama masrafları için bavuranlara 500  
Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.  
10  
D. Gecikme faizi  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ikayetin kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara ortaklaa  
16.000 (on altı bin) Euro maddi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 500 (beyüz)  
Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 6 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
11