CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YĐĞĐTDOĞAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 20827/08)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20827/08) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Yüksel Yiğitdoğan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Nisan 2008  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1968 doğumludur ve halen Kocaeli cezaevinde hükümlü bulunmaktadır. Bavuran  
yasaı silahlı örgüt Türkiye Đhtilalci Komünistler Birliği’ne yönelik düzenlenen operasyon  
kapsamında 25 Temmuz 1999 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıtır. 1 Ağustos 1999  
tarihinde hakim karısına çıkarılan bavuran hakkında tutukluluk kararı verilmitir. 9 Ağustos  
1999 tarihli bir iddianame ile Türk Anayasal düzenini zor kullanarak yıkma giriiminde  
bulunmak suçundan bavuran hakkında kamu davası açılmıtır. Yakalanmasından itibaren  
hukuki merciler «atılı suçun niteliği ve isnat edilen suç», «delillerin durumu» ve «dosyanın  
içeriği» gibi benzer gerekçelerle düzenli bir biçimde bavuranın tutukluluk halinin devamına  
karar vermitir.  
Dava dosyasında yer alan bilgilerden 11 Aralık 2007 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi  
9. Dairesinin bir kez daha bavuranın tutukluluk halinin devamına karar verdiği  
anlaılmaktadır. Bavuranın avukatı 18 Aralık 2007’de bu karara itiraz etmitir. 21 Ocak 2008  
tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi 10. Dairesi, Yeni Ceza Muhakemesi’nin (CMK) [tutuklanma  
gerekçelerini] düzenleyen 100. maddesinde yer alan artlara dayalı olarak bu itirazı  
reddetmitir.  
12 Eylül 2008 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9. Dairesi bavuranı müebbet hapis  
cezasına çarptırmıtır. Dava dosyasında yer alan unsurlardan bavuran hakkında açılan dava  
süreci ibu kararın alındığı tarihte Yargıtay önünde halen sürmekteydi.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3 VE 4. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan bavuran öncelikle tutukluluk süresinin uzunluğundan  
yakınmakta, AĐHS’nin 5/4 ve 13. maddeleri kapsamında tutukluluk süresinin uzunluğuna  
itiraz edilebilecek etkili bavuru yollarının bulunmadığını ileri sürmektedir. Bavuran bu  
bağlamda tutukluluk süresinin uzunluğuna karı açılan davanın duruma yapılmadan  
gerçekletiğini ve bir duruma yapılması talebinin mahkeme tarafından reddedildiğini iddia  
etmektedir. Bavuran öne sürmüolduğu bu ikayetlere ilikin iç hukukta etkili bavuru  
yollarının mevcut olmadığını belirterek Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümlerinin  
anayasallığının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi bakımından mahkemeye usulen  
yapmıolduğu itirazın reddedildiğini öne sürmektedir.  
2
Dava olaylarını hukuki açıdan incelemekle mükellef AĐHM (Bkz. Guerra vd.-Đtalya, 19 ubat  
1998) AĐHS’nin 13. maddesinde yer alan yükümlülüklere nazaran bir üst kanun olması göz  
önünde bulundurulduğunda bu son ikayeti AĐHS’nin 5/4 maddesi bağı altında  
irdeleyecektir (Bkz. Nikolova-Bulgaristan no: 31195/96).  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet bavuranın eski ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gözaltının yasallığına karı  
öngörülen bavuru yollarını kullanmaması ölçüsünde iç hukuk yollarının tüketilmediği  
itirazında bulunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin bu savına karı çıkarak özellikle ilk derece mahkemesine birçok kez  
serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve aynı ekilde müteaddid kez tutukluluk süresine  
itiraz ettiğini öne sürmektedir.  
AĐHM mevcut davanın koullarında Hükümetin mesnetten yoksun olan itirazını  
reddetmektedir. AĐHM ayrıca ikayetlerin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin yer  
almağını hatırlatır. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
1. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
Hükümet bilhassa ilenen suçların niteliği, öngörülen cezaların ağırlığı, suçun tekrarı ve  
delillerin yok edilmesi tehlikesi göz önünde bulundurulduğunda tutukluluk süresinin  
uzunluğunun aırı olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır.  
Bavuran bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM bavuranın tutukluluk süresinin 25 Temmuz 1999 tarihinde balayıp ilk derece  
mahkemesinin 12 Eylül 2008’de vermiolduğu mahkumiyet kararı ile sona erdiğini  
saptamaktadır. Bu süre dokuz yıl bir aydan fazladır.  
AĐHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan bavuruları incelediğini ve AĐHS’nin 5/3  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında Dereci-  
Türkiye no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 ubat 2006).  
Hükümet bu davada farklı bir sonuca ulaılmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil  
sunmatır. AĐHM bu ikayete ilikin AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
2. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
Hükümet benzer argümanlarla itirazını yinelemekte ve tutukluluk halinin yasallığına karı  
denetimi sağlayacak etkili bir bavuru yolunun mevcut olduğunu yinelemektedir.  
Bavuran bu savlara karı çıkmakta ve esas hakimlerinden sözlü ve yazılı olarak serbest  
bırakılma taleplerinde bulunduğunu fakat bunların sistemli bir ekilde reddedildiğini ileri  
sürmektedir. Bununla birlikte Hükümetin argümanının aksine tutukluluk haline karı yapmıꢀ  
olduğu birçok itiraz baarısızlıkla sonuçlanmıtır.  
3
AĐHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini  
karılayacak yargılanma ve AĐHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma ileminin esasının  
«yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karı yapılan itirazı  
değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekimeli yargı sürecinde taraflar arasındaki  
«silahların eitliği» ilkesini de gözeten bir durumanın gerçeklemesini sağlayacak hukuki  
güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-Đsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-  
Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no:  
25116/94).  
AĐHM bavuranın ilk derece mahkemesi önünde yapılan durumalarda birçok kez serbest  
bırakılma taleplerinde bulunduğunu ve bunların tamamının reddedildiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM sonuç itibarıyla, iç hukuktaki mahkemelerin bavuran hakkında yapılan eksik  
iddialardan kaçınma ve aırı olarak nitelendirilebilecek tutukluluk halini sonlandırma  
olanaklarının bulunduğunu ifade etmektedir (Bkz. Temel ve Takın-Türkiye no: 40159/98, 14  
Kasım 2002, Acunbay-Türkiye no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005 ve Çobanoğlu ve  
Budak-Türkiye no: 45977/99, 30 Ocak 2007).  
AĐHM, Hükümetin öne sürmüolduğu bavuru yolu ile ilgili olarak daha önce de benzer  
bavurularda incelediği üzere sözü edilen bavuru yolunun bir yanda etkisiz ve uygulamada  
baarı ile sonuçlanabilecek bir bavuru ansını garanti etmemesi (Bkz. diğerleri arasında,  
Koti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir merci nezdinde sağlamıꢀ  
olduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eitliği ilkelerine riayet  
edilmemesi nedeniyle etkili bir bavuru olarak addedilemeyeceğini ifade etmektedir (Bkz.  
aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007).  
AĐHM bunun yanı sıra itiraza ilikin süreci düzenleyen yasal mevzuatın 4 Aralık 2004  
tarihinde değiikliğe uğradığını hatırlatarak Hükümetin CMK ile ilgili itirazına dair,  
sözkonusu Kanun’un 271. maddesinin bir hükümlünün temsilcisine veya sanık avukatına  
itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme olanağını tanıdığını not  
etmektedir. Bununla birlikte, itiraz süreci prensip olarak duruma yapılmaksızın  
gerçeklemekte, olası muhtemel bir duruma talebi ise sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından  
dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine bırakılmaktadır.  
AĐHM, bavuranın tutukluluk ilemine karı birçok kez itiraz ettiği ve bunların mahkeme  
tarafından reddedildiği hususuna Hükümetin karı çıkmadığını hatırlatır. AĐHM ayrıca 21  
Ocak 2008 tarihinde 10 no’lu Ağır ceza mahkemesi tarafından duruma yapılmadan  
bavuranın serbest bırakılma talepleri reddedilmi, üstelik bu talepler «atılı suçun niteliği ve  
isnat edilen suç» ve «dosyanın durumu» gibi birbirinin neredeyse aynısı basmakalıp  
gerekçelere dayandırılmıtır (Bkz. diğerleri arasında, Cahir Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7  
Temmuz 2009 ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim 2009).  
AĐHM bu bağlamda itiraz bavurusuna değin 2004 yılında gerçekletirilen yasal değiikliği  
not etmektedir. Bununla birlikte, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Haziran 2005  
tarihinden itibaren uygulanmaya balandığını, oysa bavuranın 25 Temmuz 1999 tarihinden  
bu yana özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, dolayısıyla bu hükümlerin uygulanamayacağını  
dikkate almaktadır. AĐHM görevinin mevcut dava koullarının değerlendirilmesi ile sınırlı  
olduğunu dile getirmekte ve Hükümetin Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5/4 maddesi  
anlamında etkili bir itiraza elverili bavuru imkânı tanıdığını gösterir somut herhangi bir  
örneği sunmadığını belirtmektedir. Bütün bu sözü edilen ıığında ve mevcut bavurunun  
4
koullarında AĐHM daha önce varmıolduğu sonuçların dıına çıkılmasını gerektirecek  
herhangi bir neden görememekte ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
II. ÖNE SÜRÜLEN DĐĞER ĐDDĐALAR HAKKINDA  
AĐHS’nin 5. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesine atıfta bulunan bavuran Yeni Ceza  
Muhakemesi Kanunu’nun 250/1 c) maddesi ile öngörülen suçlar için tutukluluk süresini  
asgari beyıl süreyle sınırladığı halde tutukluluk süresini hiçbir ekilde sınırlamaması  
ölçüsünde 5320 ve 5739 sayılı Kanunların kabulünün uygulamada bir ayrımcılığa yol açtığını  
iddia etmektedir.  
Bu bağlamda, AĐHM mevcut bavuruda iç hukuktaki yasanın tutukluluk süresinin asgari  
uzunluğuna dair yapmıolduğu ayrımın farklı gruplara yönelik değil, ciddiyet derecesine göre  
farklı türlerdeki suçlara uygulandığını anımsatır. AĐHM bu noktada AĐHS’ye aykırı bir  
«ayrımcılığın» mevcut olduğunu gösterir herhangi bir unsurun yer almadığını belirtmektedir.  
Yapılan bu ikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3. ve 4. maddelerinin  
uygulanmasına istinaden reddedilmelidir (Bkz. mutatis mutandis Gerger-Türkiye kararı no:  
24919/94, 8 Temmuz 1999).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Bavuran ayrıca avukatlık ücreti için  
3.126 Euro ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 185 Euro talep  
etmektedir. Bavuranın temsilcisi bunun üzerine çalıma saatlerini belirtir ayrıntılı bir belgeyi  
sunmaktadır. Hükümet bu meblağları aırı olarak nitelendirmekte ve AĐHM’yi bunları  
reddetmeye çağırmaktadır.  
Bavuranın belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığını kabul eden AĐHM bu yönde bavurana  
11.000 Euro tazminat ödenmesini kararlatırmaktadır. Avukatlık gideri ile ilgili olarak  
bavuranın temsilcisinin sunmuolduğu belgeyi dikkate alarak bu yönde makul olarak 1.000  
Euro ödenmesini uygun görmektedir.(Bkz. Tamay vd.-Türkiye no: 38287/04, 1416/05,  
1688/05, 2596/05, 12342/05, 17250/05, 20241/05, 26665/05, 29859/05, 30476/05, 31959/05,  
37196/05 ve 23484/06, 29 Eylül 2009). AĐHM buna karılık, kanıtlayıcı bir belgenin  
yokluğunda yargılama masraf ve giderlerine ilikin talebi reddetmektedir.  
AĐHM gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıın eklenerek belirleneceğini ifade etmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun tutukluluğun uzunluğuna ve tutukluluğun yasallığını denetleyecek etkili bir  
bavurunun bulunmadığına dair bölümünün kabuledilebilir, bunun dıında kalanların  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 ve 4 maddesinin ihlal edildiğine;  
5
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:  
(i) bavurana 11.000 (on bir bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
(ii) temsil gideri için bavurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6