AĐHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini
karꢀılayacak yargılanma ve AĐHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma iꢀleminin esasının
«yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karꢀı yapılan itirazı
değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekiꢀmeli yargı sürecinde taraflar arasındaki
«silahların eꢀitliği» ilkesini de gözeten bir duruꢀmanın gerçekleꢀmesini sağlayacak hukuki
güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-Đsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-
Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no:
25116/94).
AĐHM baꢀvuranın ilk derece mahkemesi önünde yapılan duruꢀmalarda birçok kez serbest
bırakılma taleplerinde bulunduğunu ve bunların tamamının reddedildiğini gözlemlemektedir.
AĐHM sonuç itibarıyla, iç hukuktaki mahkemelerin baꢀvuran hakkında yapılan eksik
iddialardan kaçınma ve aꢀırı olarak nitelendirilebilecek tutukluluk halini sonlandırma
olanaklarının bulunduğunu ifade etmektedir (Bkz. Temel ve Taꢀkın-Türkiye no: 40159/98, 14
Kasım 2002, Acunbay-Türkiye no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005 ve Çobanoğlu ve
Budak-Türkiye no: 45977/99, 30 Ocak 2007).
AĐHM, Hükümetin öne sürmüꢀ olduğu baꢀvuru yolu ile ilgili olarak daha önce de benzer
baꢀvurularda incelediği üzere sözü edilen baꢀvuru yolunun bir yanda etkisiz ve uygulamada
baꢀarı ile sonuçlanabilecek bir baꢀvuru ꢀansını garanti etmemesi (Bkz. diğerleri arasında,
Koꢀti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir merci nezdinde sağlamıꢀ
olduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eꢀitliği ilkelerine riayet
edilmemesi nedeniyle etkili bir baꢀvuru olarak addedilemeyeceğini ifade etmektedir (Bkz.
aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007).
AĐHM bunun yanı sıra itiraza iliꢀkin süreci düzenleyen yasal mevzuatın 4 Aralık 2004
tarihinde değiꢀikliğe uğradığını hatırlatarak Hükümetin CMK ile ilgili itirazına dair,
sözkonusu Kanun’un 271. maddesinin bir hükümlünün temsilcisine veya sanık avukatına
itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme olanağını tanıdığını not
etmektedir. Bununla birlikte, itiraz süreci prensip olarak duruꢀma yapılmaksızın
gerçekleꢀmekte, olası muhtemel bir duruꢀma talebi ise sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından
dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine bırakılmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk iꢀlemine karꢀı birçok kez itiraz ettiği ve bunların mahkeme
tarafından reddedildiği hususuna Hükümetin karꢀı çıkmadığını hatırlatır. AĐHM ayrıca 21
Ocak 2008 tarihinde 10 no’lu Ağır ceza mahkemesi tarafından duruꢀma yapılmadan
baꢀvuranın serbest bırakılma talepleri reddedilmiꢀ, üstelik bu talepler «atılı suçun niteliği ve
isnat edilen suç» ve «dosyanın durumu» gibi birbirinin neredeyse aynısı basmakalıp
gerekçelere dayandırılmıꢀtır (Bkz. diğerleri arasında, Cahir Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7
Temmuz 2009 ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim 2009).
AĐHM bu bağlamda itiraz baꢀvurusuna değin 2004 yılında gerçekleꢀtirilen yasal değiꢀikliği
not etmektedir. Bununla birlikte, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Haziran 2005
tarihinden itibaren uygulanmaya baꢀlandığını, oysa baꢀvuranın 25 Temmuz 1999 tarihinden
bu yana özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, dolayısıyla bu hükümlerin uygulanamayacağını
dikkate almaktadır. AĐHM görevinin mevcut dava koꢀullarının değerlendirilmesi ile sınırlı
olduğunu dile getirmekte ve Hükümetin Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5/4 maddesi
anlamında etkili bir itiraza elveriꢀli baꢀvuru imkânı tanıdığını gösterir somut herhangi bir
örneği sunmadığını belirtmektedir. Bütün bu sözü edilen ıꢀığında ve mevcut baꢀvurunun
4