korunur ve sözkonusu kayıtların tutulmasından kaynaklanan zararlar Devlet’in
sorumluluğundadır.
Bu durumda, tapu sicil defterinde inꢀaatın kanuna aykırı ve devrinin kısıtlamaya tabi
olduğuna dair bir ibare bulunmaması nedeniyle baꢀvuranın, evin iç hukuk bağlamında
yasadıꢀı bir yapı olduğunu bilmediği ya da bilmesi gerekmediği anlaꢀılmaktadır. Hükümet de
bu duruma itiraz etmemiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuran, iyi niyetle satın alarak ve tapusunu
edinerek, eve iliꢀkin vergileri ve diğer yasal ücretleri ödemiꢀtir. Diğer bir deyiꢀle, baꢀvuran
yerel makamlar tarafından mahrum bırakılana kadar, evin maliki olduğunu doğrulayan
tapunun sahibi olarak 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında bir “mülke” sahiptir.
Ancak, baꢀvuranın evi kamu sağlığı ve çevre için tehdit arz eden yasadıꢀı bir yapı
olduğu gerekçesiyle Ankara Đl Đdare Kurulu kararı ve ulusal mahkemelerin kararlarını
müteakiben ulusal makamlar tarafından yıkılmıꢀtır.
AĐHM bu bağlamda, AĐHS’de çevrenin genel olarak korunmasını güvence altına alan
bir madde bulunmamasına rağmen, günümüz toplumunda bu tür bir korumanın büyük önem
teꢀkil eden bir unsur olduğunu kabul ettiğini kaydeder. Ayrıca, AĐHM bazı davalarda benzer
konuları incelemiꢀ ve çevrenin korunmasının önemini vurgulamıꢀtır (bkz., diğer hususlar
meyanında, Taꢀkın ve Diğerleri/Türkiye, no. 46117/99, AĐHM 2004-X; Moreno
Gómez/Đspanya, no. 4143/02, AĐHM 2004-X; Fadeyeva/Rusya, no. 55723/00, AĐHM 2005-
IV). Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında ve ulusal mahkemelerin sunduğu nedenler göz önüne
alındığında, AĐHM, baꢀvuranın mülkünden mahrum bırakılmasının, kamu sağlığının ve
çevrenin korunması amacıyla, yani “kamu yararının” gözetilmesi sonucunda
gerçekleꢀtirildiğinin tartıꢀma götürmez olduğu kanaatindedir (bkz. Lazaridi/Yunanistan, no.
31282/04, 34. paragraf, 13 Temmuz 2006).
Bu durumda çözüme kavuꢀturulması gereken konu, sözkonusu müdahalenin
baꢀvuranın ve genel olarak toplumun çıkarları arasında adil bir denge kurup kurmadığıdır. Đç
hukuk kapsamındaki tazminat hakkı, itiraz edilen tedbirin gerekli adil denge unsuruna riayet
edip etmediğini ve sözkonusu tedbirin, baꢀvuran üzerine orantısız bir yük yükleyip
yüklemediğini değerlendirmede esas teꢀkil etmektedir. AĐHM bu hususta daha önce, mülkün
değeriyle makul surette orantılı bir tazminat ödenmeksizin mülkten mahrum bırakmanın,
normal koꢀullar altında, orantısız bir müdahale teꢀkil edeceğine ve tazminat ödenmemesinin,
yalnızca istisnai koꢀullar altında 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında haklı
görülebileceğine karar vermiꢀtir (bkz. N.A. ve Diğerleri/Türkiye, no. 37451/97, 41. paragraf,
AĐHM 2005-X; Nastou/Yunanistan (no. 2), no. 16163/02, 33. paragraf, 15 Temmuz 2005;
Jahn ve Diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, 111. paragraf, AĐHM
2005-VI).
Mevcut davada idare mahkemelerinin Ankara Đl Đdare Kurulu’nun yıkım emrini
onayladığı göz önüne alındığında baꢀvuranın, mülkünden mahrum bırakılmasına karꢀılık
tazminat alma hususunda gerçekçi bir baꢀarı olasılığı mevcut olmamıꢀtır. Bu nedenle,
baꢀvuranın evini kaybetmesine karꢀılık tazminat almasını sağlayacak bir iç hukuk yolunun
olmaması, mülkiyet hakkından tam olarak yararlanmasını engellemiꢀtir. AĐHM bu bağlamda,
iç hukukta Devlet’in tapu kayıtlarından kaynaklanan herhangi bir zarardan sorumlu
olduğunun öngörülmesine rağmen, Hükümet’in, sözkonusu mahrum bırakma karꢀılığı
tazminat ödenmemesini haklı gösteren istisnai koꢀullar dile getirmediğini kaydeder. Sonuç
olarak, kendisine tapu vererek evinin yasal sahibi olduğunu kabul eden ulusal makamlar,
baꢀvuranın evinin yıkılması sonucu uğradığı zarardan otomatik olarak sorumlu olmuꢀtur.