COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YILDIRIR/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 21482/03)  
KARAR  
(Esas)  
STRAZBURG  
24 Kasım 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 21482/03 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Zekeriye Yıldırır’ın (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 21 Mayıs  
2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından E. Yücel tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuran 1939 doğumludur ve Ankara’da yaamaktadır.  
M.A. adlı kii, 10 Ağustos 1976’da aldığı inaat ruhsatına dayanarak Ankara’daki  
Boğazkurt’ta bir ev ina etmitir. Evin ve mütemilatının inası, 1978’de tamamlanmıtır.  
M.A., evin çevresine ağaçlar dikmive yetkili makamlara düzenli olarak emlak vergisi  
ödemitir. Sözkonusu emlak, daha sonra, 1996’da bavuran tarafından satın alınmıtır.  
Bu süre içerisinde, 21 Ocak 1981’de Bayındırlık ve Đskan Bakanlığı, M.A.’ya aldığı  
inaat ruhsatının süresinin 10 Ağustos 1980’de dolduğunu ve kendisinin henüz yapı kullanma  
izin belgesi almadığını bildirmitir. Bu bağlamda, sözkonusu yapının kullanımının halk  
sağğı ya da çevre için tehdit arz etmediğine ilikin bir rapor sunması talep edilmitir.  
30 Ocak 1981’de Kızılcahamam hükümet tabibi, sözkonusu yapının kullanımının,  
kamu sağğı için tehdit arz etmediğini ve yapının inasının, çevre mevzuatına uygun olarak  
tamamlandığını kaydettiği bir rapor hazırlamıtır.  
11 ubat 1981’de sözkonusu rapor, Bakanlığa sunulmutur.  
10 Mayıs 1981’de M.A. inaat ruhsatının yenilenmesi için Ankara Đl Đmar  
Müdürğü’ne bavuruda bulunmutur. 21 Mayıs 1982’de yönetim, cevaben kendisine  
bavurusunun ileme alındığını bildirmitir.  
18 Temmuz 1996’da bavuran, M.A.’dan bu yapıyı satın almıtır. Aynı gün, tapu  
dairesi bavurana, mülkün sahibi olduğunu kanıtlayan bir tapu belgesi vermitir. Ayrıca,  
muhtar önceki sahibinin, 11 Ağustos 1976’dan bu yana sözkonusu mülkte ikamet ettiğini  
belgelemitir.  
11 Kasım 1998’de Ankara Valiliği Bayındırlık ve Đskan Müdürğü, bavurana gerekli  
inaat ruhsatı olmadan tamamlanmıolması nedeniyle arazisi üzerindeki yapının yıkılması  
gerektiğini bildirmitir.  
20 Kasım 1998’de aynı müdürlük, bavurana aağıda kaydedilenleri bildirmitir:  
“Mülke ilikin inaat ruhsatı 10 Ağustos 1976’da verilmive ruhsatın süresi, 10 Ağustos 1980’de  
dolmutur. Vakti geldiğinde, ruhsatın yenilenmesi için bavuru yapılmamıtır. Gerekli yapı kullanım izni de  
alınmamıtır. Mülk, içme suyu kaynağı çevresindeki 300 metrelik alan sınırlarına dahil olan mutlak korumalı  
bölgede ina edilmitir. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne göre, içme suyu  
kaynağı ve havzası çevresindeki 300 metrelik alan sınırlarında bina ina etmek yasaktır. 11 Kasım 1998’de, bu  
nedenlerden ötürü, ev inaatının durdurulması emri çıkarılmıtır. Bu koullar altında, yeni bir inaat ruhsatı  
almak yasal olarak mümkün olmadığı için araziniz üzerindeki inaatın yıkılması gerekmektedir; aksi takdirde,  
Ankara Đl Đdare Kurulu’nun vereceği karar ardından yıkılacaktır”.  
5 Ocak 1999’da Ankara Đl Đdare Kurulu, Ankara Valiliği Bayındırlık ve Đskan  
Müdürğü’nün bildiriminde ortaya konan sebeplere dayanan bir yıkım emri vermitir.  
26 ubat 1999’da bavuran, yapının gerekli iznin alınmasından itibaren iki yıl içinde  
tamamlandığını ve bu nedenle, yeni bir inaat ruhsatı çıkarılmasının hiçbir zaman gerekli  
olmadığını ileri sürerek yıkım emrinin iptal edilmesini talep etmitir. Ayrıca, yapının önceki  
sahibinin, gerekli belgeleri bu bavuruya ekleyerek 11 ubat 1981’de yapı kullanma izin  
belgesi almak için bavuruda bulunduğunu, ancak idarenin bu bavuruya cevap vermediğini  
ileri sürmütür.  
Bavuran, ubat 1999’da mülkünün yasal statüsünün belirlenmesi için Kızılcahamam  
Asliye Hukuk Mahkemesi önünde bir dava açmıtır.  
16 ubat 1999’da mahkeme tarafından atanan bilirkii komitesi, yapının bulunduğu  
mahalli ziyaret etmive müteakiben, bavuranın arazisinde bulunan evin, yirmi yıl önce ina  
edildiğini kaydettikleri bir rapor hazırlamıtır.  
22 Eylül 1999’da Ankara Đdare Mahkemesi, idare kurulunun aldığı yıkım emrinin iptal  
edilmesi gerektiğine karar vermitir.  
29 Mart 2001’de, idarenin itirazı üzerine, Danıtay bavuranın evinin ilgili iznin süresi  
dolduktan sonra ina edildiği gerekçesiyle kararı bozmutur.  
6 Mart 2003’te Ankara Đdare Mahkemesi, Danıtay’ın kararına uymuve bavuranın,  
yıkım emrinin iptal edilmesi yönünde açtığı davayı reddetmitir.  
21 Nisan 2003’te Ankara Valiliği Bayındırlık ve Đskan Müdürlüğü bavurana, Ankara  
Đdare Mahkemesi’nin 6 Mart 2003 tarihli kararı uyarınca, tebligatı aldığı tarihten itibaren 30  
gün içerisinde evinin yıkılmasını sağlaması gerektiğini bildirmitir.  
26 Mayıs 2004’te bavuranın evi, idare tarafından yıkılmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi gereklerine uygun olmayan  
koullarda mülkünden mahrum bırakıldığından ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, Ankara Đdare Mahkemesi önünde Ankara Valiliği aleyhinde tam yargı  
davası açmamıolması nedeniyle bavuranın, mevcut iç hukuk yollarını tamamıyla  
tüketmemiolduğunu kaydetmitir. Tam yargı davası, binanın yıkılmasına ilikin kararın iptal  
edilmesini ya da bavuranın sözkonusu mülk için yeterli tazminat almasını sağlayabilirdi.  
Bavuran, lehine verilmibir mahkeme kararı bulunmaması nedeniyle, tam yargı  
davasının baarısızlıkla sonuçlanmasının kaçınılmaz olacağını ileri sürmütür. Bu nedenle,  
mevcut tüm iç hukuk yollarını tüketmiolduğunu iddia etmitir.  
AĐHM, normal koullarda, AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamında, bavuranın ileri  
sürülen ihlaller hususunda, yeterli tazminatı almasını sağlayacak mevcut iç hukuk yollarına  
bavurmasının gerekli olduğunu hatırlatmaktadır. Sözkonusu iç hukuk yolları, yalnızca  
teoride değil pratikte de mevcut olmalıdır; aksi takdirde, gerekli eriilebilirlik ve etkinlikten  
yoksun olacaklardır (bkz., inter alia, Vernillo/Fransa, 20 ubat 1991, 27. paragraf, A Serisi  
no. 198, ve Johnston ve Diğerleri/Đrlanda, 18 Aralık 1986, 22. paragraf, A Serisi no. 112).  
Ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmesi hususuna ilikin olarak, ispat külfetinin  
dağıtımı sözkonusudur. Đç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri süren Hükümet’in, AĐHM’yi,  
iç hukuk yolunun sözkonusu tarihte etkin ve teoride ve uygulamada mevcut, bir diğer deyile  
eriilebilir, bavuranın ikayetleri hususunda gerekli tazmini sağlayabilir ve baarı olasılıkları  
sunabilir olduğuna ikna etmesi gerekmektedir. Ancak, sözkonusu ispat külfetinin yerine  
getirilmesiyle birlikte, Hükümet’in ileri sürdüğü iç hukuk yolunun aslında tüketilmiꢀ  
olduğunu ya da davanın özel koulları bağlamında yeterli ve etkili olmadığını ya da söz  
konusu iç hukuk yolunu tüketme gerekliliğini sona erdiren özel koulların mevcut olduğunu  
kanıtlama yükümlülüğü bavurana ait olmaktadır (bkz. Akdivar ve Diğerleri/Türkiye, 16 Eylül  
1996, 68. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV).  
Yukarda kaydedilen koullar altında, AĐHM, bavuranın Đdari Yargılama Usulü  
Kanunu’nun 12. maddesi bağlamındaki usulü kullanarak Ankara Đdare Mahkemesi’nde tam  
yargı davası açabileceğini kaydeder. Ancak, aynı mahkeme 6 Mart 2003 tarihli bir kararla,  
bavuranın, evinin sözkonusu alana ina edilmesinin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesi  
sonucu verilen yıkım kararının iptal edilmesi için açtığı davayı reddetmitir. Diğer bir deyile,  
Ankara Đdare Mahkemesi’nin nihai kararı, bavuranın evinin yıkılmasına yol açmıtır.  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, evinin yıkılması sonucu uğradığı  
zararın tazminini talep etmek için bavuran tarafından açılacak bir tam yargı davasının, dava  
koulları altında baarıya ulama olasılığının bulunduğu kanaatinde değildir. AĐHM bu  
bağlamda Hükümet’in, kiinin bir idari ilemin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için  
açtığı davada aleyhine verilen kararı müteakiben açtığı tam yargı davasında baarıya  
ulaabildiğini gösteren bir idare mahkemesi kararı sunmadığını kaydeder. AĐHM yukarıda  
kaydedilenler ıığında Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilikin iddiasını  
reddeder.  
Bavurunun, AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taımadığını kaydeder. Bu nedenle, bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların görüleri  
(a) Bavuran  
Bavuran, ulusal makamların kendisine tazminat ödemeksizin evini yıkmalarının  
kanuna aykırı olduğunu ileri sürmütür. Tapuda, evinin yasa dıı bir yapı olduğunu ya da  
satılamayacağını gösteren bir ibarenin yer almadığını belirtmitir. Bu nedenle, evini önceki  
sahibinden iyi niyetle ve tapu dairesinin tuttuğu resmi kayıtlara güvenerek satın almıtır.  
Hükümet’in iddialarının aksine, evin önceki sahibi 1976 yılında yapı iznini almıve evin  
inasını 1978’de bitirmitir. Evi Keçiören Belediyesi’ne beyan ettikten sonra emlak vergisi  
ödemeye balamıtır. Bu nedenle, yapının tamamlanması için gereken dört yıllık süreyi  
amamıtır. Ayrıca, Kızılcahamam Birinci Derece Mahkemesi’nin atadığı bilirkii komitesi,  
1999’da sözkonusu binanın yirmi yıl önce ina edildiğini tespit etmitir. Bavuran yukarıda  
kaydedilenler ıığında evinin herhangi bir tazminat ödenmeksizin yıkılmasının 1 No’lu  
Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki haklarını ihlal ettiğini iddia etmitir.  
(b) Hükümet  
Hükümet, bavuranın evinin yıkılmasının 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında  
mülkiyet haklarına müdahale tekil ettiğini kabul eder. Ancak, sözkonusu müdahale, yasal  
kesinlik ile uyumludur ve yapı inasına getirilen yasaklamalara ilikin genel kurallara  
uyulmasını amaçlamıtır. Bu bağlamda, sözkonusu binaya verilen inaat ruhsatının, Đmar  
Kanunu’na uygun olarak 10 Ağustos 1976’da verildiğini kaydetmitir. Bununla birlikte, süresi  
10 Ağustos 1980’de dolduğu halde inaat ruhsatı yenilenmemitir. Binayı kullanma izni de  
alınmatır. Dolayısıyla, bavuran yasal yollarla edinilmemiolması nedeniyle 1 No’lu  
Protokol’ün 1. maddesi bağlamında herhangi bir “mülke” sahip değildir. Her halükarda,  
Ankara’ya içme suyu sağlayan Kurtboğazı Barajı’nın korumalı bölgesine ina edilmesi  
nedeniyle yetkili makamların bavuranın evi için izin çıkarmaları mümkün olmamıtır. Sonuç  
olarak, sözkonusu müdahale kanuna uygundur ve keyfi değildir. Yerleim alanlarının ve kırsal  
bölgelerin düzenli olarak gelimesini güvence altına almak üzere çevreyi ve kamu sağğını  
korumak ve inaat mevzuatına uyulmasını sağlamak yönündeki meru amaçları gütmektedir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
Mevcut davada uygulanabilir ilgili içtihadın özeti, N.A. ve Diğerleri/Türkiye (no.  
37451/97, paragraflar 36-37, AĐHM 2005-X) kararında bulunabilir.  
AĐHM, bavuranın evinin yıkılmasının, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk  
paragrafının ikinci cümlesi bağlamında mülkiyet hakkından “mahrum bırakılma” anlamına  
geldiğinin taraflar arasında ihtilaflı olmadığını belirtir.  
Sözkonusu mahrum bırakmanın, dava koulları altında haklı olup olmadığını  
değerlendirmeden önce AĐHM, bavuranın tapu dairesi kayıtlarına güvenerek 1996’da evi  
önceki sahibinden satın aldığını kaydeder. Taınmazların kaydı ve devri hususlarında yegane  
makam olan tapu dairesi, mülkün sahibi olduğunu doğrulayarak bavurana tapu vermitir. Đç  
hukuka ve uygulamasına göre, sözkonusu mülke getirilen bir kısıtlama tapu sicil defterine  
ilenmelidir. Tapu dairesinin tuttuğu kayıtlara güvenerek mülk edinen kiilerin hakları  
korunur ve sözkonusu kayıtların tutulmasından kaynaklanan zararlar Devlet’in  
sorumluluğundadır.  
Bu durumda, tapu sicil defterinde inaatın kanuna aykırı ve devrinin kısıtlamaya tabi  
olduğuna dair bir ibare bulunmaması nedeniyle bavuranın, evin iç hukuk bağlamında  
yasaı bir yapı olduğunu bilmediği ya da bilmesi gerekmediği anlaılmaktadır. Hükümet de  
bu duruma itiraz etmemitir. Bu nedenle bavuran, iyi niyetle satın alarak ve tapusunu  
edinerek, eve ilikin vergileri ve diğer yasal ücretleri ödemitir. Diğer bir deyile, bavuran  
yerel makamlar tarafından mahrum bırakılana kadar, evin maliki olduğunu doğrulayan  
tapunun sahibi olarak 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında bir “mülke” sahiptir.  
Ancak, bavuranın evi kamu sağğı ve çevre için tehdit arz eden yasadıı bir yapı  
olduğu gerekçesiyle Ankara Đl Đdare Kurulu kararı ve ulusal mahkemelerin kararlarını  
müteakiben ulusal makamlar tarafından yıkılmıtır.  
AĐHM bu bağlamda, AĐHS’de çevrenin genel olarak korunmasını güvence altına alan  
bir madde bulunmamasına rağmen, günümüz toplumunda bu tür bir korumanın büyük önem  
tekil eden bir unsur olduğunu kabul ettiğini kaydeder. Ayrıca, AĐHM bazı davalarda benzer  
konuları incelemive çevrenin korunmasının önemini vurgulamıtır (bkz., diğer hususlar  
meyanında, Takın ve Diğerleri/Türkiye, no. 46117/99, AĐHM 2004-X; Moreno  
Gómez/Đspanya, no. 4143/02, AĐHM 2004-X; Fadeyeva/Rusya, no. 55723/00, AĐHM 2005-  
IV). Yukarıda kaydedilenler ıığında ve ulusal mahkemelerin sunduğu nedenler göz önüne  
alındığında, AĐHM, bavuranın mülkünden mahrum bırakılmasının, kamu sağğının ve  
çevrenin korunması amacıyla, yani “kamu yararının” gözetilmesi sonucunda  
gerçekletirildiğinin tartıma götürmez olduğu kanaatindedir (bkz. Lazaridi/Yunanistan, no.  
31282/04, 34. paragraf, 13 Temmuz 2006).  
Bu durumda çözüme kavuturulması gereken konu, sözkonusu müdahalenin  
bavuranın ve genel olarak toplumun çıkarları arasında adil bir denge kurup kurmadığıdır. Đç  
hukuk kapsamındaki tazminat hakkı, itiraz edilen tedbirin gerekli adil denge unsuruna riayet  
edip etmediğini ve sözkonusu tedbirin, bavuran üzerine orantısız bir yük yükleyip  
yüklemediğini değerlendirmede esas tekil etmektedir. AĐHM bu hususta daha önce, mülkün  
değeriyle makul surette orantılı bir tazminat ödenmeksizin mülkten mahrum bırakmanın,  
normal koullar altında, orantısız bir müdahale tekil edeceğine ve tazminat ödenmemesinin,  
yalnızca istisnai koullar altında 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında haklı  
görülebileceğine karar vermitir (bkz. N.A. ve Diğerleri/Türkiye, no. 37451/97, 41. paragraf,  
AĐHM 2005-X; Nastou/Yunanistan (no. 2), no. 16163/02, 33. paragraf, 15 Temmuz 2005;  
Jahn ve Diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, 111. paragraf, AĐHM  
2005-VI).  
Mevcut davada idare mahkemelerinin Ankara Đl Đdare Kurulu’nun yıkım emrini  
onaylağı göz önüne alındığında bavuranın, mülkünden mahrum bırakılmasına karılık  
tazminat alma hususunda gerçekçi bir baarı olasılığı mevcut olmamıtır. Bu nedenle,  
bavuranın evini kaybetmesine karılık tazminat almasını sağlayacak bir iç hukuk yolunun  
olmaması, mülkiyet hakkından tam olarak yararlanmasını engellemitir. AĐHM bu bağlamda,  
iç hukukta Devlet’in tapu kayıtlarından kaynaklanan herhangi bir zarardan sorumlu  
olduğunun öngörülmesine rağmen, Hükümet’in, sözkonusu mahrum bırakma karılığı  
tazminat ödenmemesini haklı gösteren istisnai koullar dile getirmediğini kaydeder. Sonuç  
olarak, kendisine tapu vererek evinin yasal sahibi olduğunu kabul eden ulusal makamlar,  
bavuranın evinin yıkılması sonucu uğradığı zarardan otomatik olarak sorumlu olmutur.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, bavurana tazminat ödenmemesinin,  
mülkiyetin korunması ve kamu yararı gerekleri arasında kurulması gereken adil dengenin  
bavuranın zararına olacak ekilde bozulmasına yol açtığı kanaatindedir (bkz. N.A. ve  
Diğerleri, 42. paragraf). Dolayısıyla, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Bavuran, 57,977 Türk Lirası (yaklaık 27,000 Euro) maddi tazminat ve ailesinin  
yaadığı stres ve sıkıntı için 100,000 Türk Lirası (yaklaık 46,500 Euro) manevi tazminat  
talep etmitir. Yargılama masraf ve giderleri hususunda belirli bir miktar talep etmemitir.  
Hükümet, bavuranın talep ettiği meblağın spekülatif ve dayanaktan yoksun olduğunu  
kaydetmitir.  
AĐHM, dava koulları altında, 41. maddenin uygulanması hususunun henüz karara  
bağlanma aamasında olmadığı ve Davalı Devlet ile bavuran arasında mutabakata varılma  
olasılığı göz önüne alınarak bekletilmesi gerektiği kanaatindedir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun henüz karara bağlanma aamasında  
olmadığına; dolayısıyla,  
(a) sözkonusu hususun bekletilmesine;  
(b) Hükümet’in ve bavuranın, kararın AĐHS’nin 44/2. maddesi bağlamında kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içerisinde bu hususa ilikin yazılı görülerini sunmaya ve özellikle,  
ulaabilecekleri mutabakatı AĐHM’ye bildirmeye davet edilmelerine;  
(c) takip edecek ilemlerin ertelenmesine ve Daire Bakanı’na, gerekli olması halinde aynı  
hususu karara bağlama yetkisi verilmesine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin  
2. ve 3. fıkraları uyarınca 24 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.