CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YILDIZ VE SEVĐNÇ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 26892/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (26892/02) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları ehmus Yıldız ve Muhyedin Sevinç’in (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 26 Mart 2002 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu  
avukatlarından S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuranlar sırasıyla 1974 ve 1967 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
2 Ocak 1993 tarihinde yasadıı örgüt PKK’ya yönelik düzenlenen operasyon kapsamında  
bavuranlar yakalanmıve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü yerel ubelerinde gözaltına  
alınmıtır.  
18 Ocak 1993 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi karısına  
çıkarılan bavuranlar hakkında tutukluluk kararı verilmitir. Cumhuriyet Savcısı 3 Mart 1993  
tarihinde aralarında bavuranların da yer aldığı 49 kiiyi Devletin bölünmez bütünlüğüne karı  
gelmek, PKK üyesi olmak ve bu örgüte yardım ve yataklık etmek suçları ile itham etmitir.  
18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinin değitirilmesini öngören yasa  
değiikliği gerçekletirilmive askeri hakimlerin savcılık ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
bünyesindeki varlıklarına son verilmitir.  
25 Nisan 2000 tarihinde tümüyle sivil hakimlerden oluan esas hakimleri, Türk Ceza  
Kanunu’nun 125. maddesine dayalı olarak bavuranları isnat edilen suçlardan suçlu bulmuꢀ  
ve adı geçenleri müebbet hapis cezasına çarptırmıtır. Mahkeme üyeleri karar gerekçelerinde  
bütün delil unsurlarını, adli soruturma esnasında verilen ifadeleri, yakalama, arama ve  
yüzletirme tutanaklarını, olayların aktarılmasını, dava kapsamında gerçekletirilen bilirkii  
incelemelerini ve sanık tarafından olayların teyit edilmesi hususlarını göz önünde  
bulundurmutur.  
Bavuranlar temyize gitmitir. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın görüü bavuranlara tebliğ  
edilmemitir.  
9 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay bir duruma yapmasının akabinde ilk derece mahkemesinin  
kararını bavuranlar açısından onamıtır.  
HUKUK  
Bavuranlar ilk olarak yargılamanın büyük bir bölümüne askeri hakimlerin katılımı nedeniyle  
bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yargılandıklarını ileri sürmektedir.  
Bavuranlar ayrıca yargılamanın uzunluğundan ve hakkaniyete uygun gerçeklemediğinden  
yakınmaktadır. Bavuranlar mahkumiyet kararının gözaltında verdikleri ifadelere dayandığını  
ve Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının görüünün kendilerine tebliğ edilmemesinin savunma  
2
haklarını kullanmaları önünde bir engel oluturduğunu öne sürmektedir. Bavuranlar  
AĐHS’nin 6/1, 2, 3 a) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Hükümet bavuranların  
iddialarına karı çıkmakta ve anayasal değiikliğin ardından bütünüyle sivil hakimlerin  
katılımıyla sekiz durumanın gerçekletirildiğini savunmaktadır.  
AĐHM, mevcut bavuruda AĐHS’nin 35. maddesine uygun olarak herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesinin yer almadığını ifade etmekte ve yapılan ikayetleri  
kabuledilebilir olarak nitelendirmektedir.  
Yargılama sürecinin uzunluğu hususunda AĐHM, dikkate alınması gereken dönemin  
bavuranların yakalandıkları 2 Ocak 1993 tarihinde balayıp Yargıtay’ın 9 Ekim 2001 tarihli  
kararı ile sona erdiğini dile getirmektedir. Đki dereceli mahkemede görülen dava yaklaık sekiz  
yıl on ay sürmütür.  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerlemiꢀ  
ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında,  
Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 25444/94).  
AĐHM ulusal mahkemelerin aralarında bavuranın da bulunduğu birçok sanığın karığı ve  
ciddi suç emarelerini ortaya koyan bir davayı yönetmek durumunda olmaları dolayısıyla  
sözkonusu yargı sürecinin belirli bir karmaık yapısının bulunduğunu hatırlatır.  
AĐHM bununla birlikte mahkemeye sunulan bütün delilleri incelemesinin ardından ve bu  
konudaki yerleik içtihadı ıığında dava sürecinin uzunluğunun aırı olduğuna ve «makul»  
süre koulunu karılamadığına itibar etmektedir.  
Bu nedenle AĐHS'nin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde askeri bir hakimin hazır bulunması nedeniyle bu  
mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak nitelendirilemeyeceği yönündeki  
ikayet ile ilgili olarak AĐHM, geçmite daha önce de buna benzer ikayetlerin dile  
getirildiğini ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yer alan askeri hakimlerin kimi belirgin  
özelliklerinin olması ve bu mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda üphe  
uyandırmaları dolayısıyla bu hükmün ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz.  
diğerleri arasında, Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998,ayrıca Öcalan-Türkiye Büyük Daire  
kararı, no: 46221/99). AĐHM, sözü edilen dava sonuçlanmadan evvel askeri hakimin  
değimesinin bavuranın bu mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki üphelerini  
dağıtmaya yetmediği, bu değiimin gecikmeli olarak gerçekletiği ve yargılamanın herhangi  
bir aamasının yeniden ele alınmadığı kanısındadır.  
Mevcut bavuruda, 18 Haziran 1999 ve 25 Nisan 2000 tarihleri arasındaki sekiz duruma  
tutanağında Devlet Güvenlik Mahkemesindeki askeri hakimin yerini sivil hakimin almasını  
müteakip davanın yeniden ele alındığını gösterir herhangi bir ilem sözkonusu değildir. Sivil  
hakim son durumalarda bazı suç ortağı sanıkların katıldıkları durumayı yönetmekle  
yetinmitir. AĐHM ayrıca, Hükümetin bavuranların mahkumiyetinin dayanağını oluturan  
temel unsurların askeri hakimin yerini sivil hakimin almasının ardından davanın yeniden  
değerlendirildiğini gösterir bir emarenin olmadığını not etmektedir.  
Sözü edilen bu koullar ıığında, AĐHM mevcut bavurunun bu konudaki yerleik içtihadın  
ına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai durumu içermediğini dile getirmekte ve  
yargı süreci tamamlanmadan önce askeri hakimin değimesinin bavuranların kendilerini  
3
yargılayıp mahkum eden mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki üphelerini  
ortadan kaldırmaya yetmediğine kanaat getirmektedir (Bkz. Göcekli-Türkiye kararı, no:  
71813/01 21 Aralık 2006, Aslan ve ancı-Türkiye kararı, no: 53431/99, 23 Ekim 2003, a  
contrario, Ceylan-Türkiye kararı, 68953/01, 30 Ağustos 2005 ve Yılmaz-Türkiye kararı,  
62230/00 20 Eylül 2005).  
AĐHM, bu nedenle bavuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AĐHS'nin 6/1 maddesi gereğince bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna  
varmaktadır.  
Bavuranların davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanması hakkının ihlal  
edilmesi ıığında AĐHM, yargılamanın hakkaniyete uygunluğu hakkındaki diğer ikayetleri  
incelemeyi gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri arasında Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim  
1998).  
Geriye AĐHS'nin 41. maddesinin uygulanması hususu kalmaktadır. Bavuran taraf sırasıyla u  
meblağları talep etmektedir: ehmus Yıldız için 134.000 Euro ve Muhyedin Sevinç için  
140.800 Euro maddi tazminat ve herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmaksızın bavuranların her  
biri için 75.000 Euro manevi tazminat. Bavuranlar son olarak AĐHM önünde yapmıꢀ  
oldukları yargılama giderleri ve avukatlık ücreti için 30.000 Euro talep etmektedir fakat  
yargılama masraf ve giderlerini ispat edici hiçbir belge sunmamıtır.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bavuranların maddi tazminat ve yargılama masraf ve giderlerine ilikin taleplerinin  
herhangi bir belge ile desteklenmediğini hatırlatmakta ve bu talepleri reddetmektedir. Buna  
karılık AĐHM, bavuranların her birine 4.800 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun  
görmektedir.  
AĐHM, bavuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanması hakkının ihlal edildiği  
durumda prensip olarak en uygun telafi yönteminin bavuranın, talep etmesi halinde,  
AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karılayacak ekilde yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme yapısından uzak olması  
ve cezai yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AĐHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS'nin 6. maddesine ilikin diğer ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavuranların her birine  
4.800 (dört bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
4
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 27 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5