C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
YILMAZ VE DURÇ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 57172/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Aralık 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (57172/00) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaları Hükmet Yılmaz ve Ali Durç’un (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 29 Aralık 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Temel  
Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından  
Mustafa Đꢀeri tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuranlar, Hikmet Yılmaz ve Ali Durç T.C. vatandaı olup sırasıyla 1967 ve 1974  
doğumludurlar. Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından sırasıyla 30 ve 25 yıl ağır hapis  
cezasına ve para cezalarına çarptırılmılardır. Bavurunun yapıldığı sırada bavuranlar Nazilli  
Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsızlığına, bağımsızğına ve ayrıca yargılamanın  
adilliğine dair ikayetler  
Bavuranlar kendilerini yargılayıp mahkum eden Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
bünyesindeki askeri hakimin varlığı nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmadığını  
belirtmektedirler.  
Bavuranlar Yargıtay önündeki sürecin adil olmadığını dile getirmekte, bu yönde gözaltında  
bulundukları süre boyunca avukat bulundurma hakkından yararlanamadıklarını ve baskı  
altında vermioldukları ifadelere dayalı olarak mahkum edildiklerini ileri sürmektedirler.  
Bavuranlar ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının görüünün kendilerine  
bildirilmediğinden ikayetçi olmaktadırlar.  
Bavuranlar bu çerçevede, AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) ve c) maddelerinin ihlal edildiğini öne  
sürmektedirler.  
Hükümet, iki açıdan itirazda bulunmaktadır. Đlk olarak, AĐHM’den iç hukuk yollarının  
tüketilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca bavuruyu reddetmesini talep  
etmektedir. Hükümet bu bağlamda, bavuranların 6 § 1. maddeye yönelik ikayetlerini iç  
hukukta yargı mercileri önünde dile getirmediklerini savunmaktadır.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapısıyla ilgili olarak, benzer itirazın daha önce  
(Özel-Türkiye, § 25) kararında reddedildiğini hatırlatmakta, mevcut davada bu gerekçeyi  
değitirecek hiçbir hususun bulunmadığını eklemektedir. Üstelik, iç hukukta geçse de  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının görüünün tebliğ edilmemesinde de aynı görüꢀ  
uygulanabilir.  
Yasal temsilci olmadan poliste alınan ifadelerin kullanılmasına ilikin AĐHM, bavuranların  
DGM önünde polisin elde ettiği ifadelere karı çıkarak iç hukuk yollarını tükettiklerini  
gözlemlemektedir.  
2
Bu nedenle AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
Hükümet ikinci olarak, altı ay kuralına iki bakımdan riayet edilmediğini hatırlatmaktadır.  
Hükümet öncelikle, DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığına ilikin ikayetle ilgili iç  
hukuktaki kararın yine bu mahkeme tarafından alındığını savunmaktadır. Hükümet bu  
doğrultuda, olayların meydana geldiği dönemdeki iç hukuka göre ne DGM’nin ne de  
Yargıtay’ın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısına dair görübildirme yetkisine sahip  
olduğunu belirtmekte, bavuranların iç hukuk yollarının yetersiz olduğuna kanaat getirdiği  
andan itibaren altı ay içerisinde yani Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin karar tarihi olan 15  
Aralık 1998 tarihinden itibaren bavuruda bulunması gerektiği sonucunu çıkarmaktadır.  
Fakat, bavuru 29 Aralık 1999 tarihinde yapılmıtır. Hükümet bu sava dayalı olarak  
AĐHM’nin yerleik içtihatına atıfta bulunmaktadır (Bkz. Kalan-Türkiye kararı, no: 73561/01,  
2 Ekim 2001).  
Hükümet ayrıca, gözaltında avukat bulunmamasının olayların meydana geldiği dönemdeki iç  
hukuktan ileri geldiğini savunmakta ve bavuranların gözaltına alındıkları tarihten itibaren altı  
ay içinde bavurularını yapabileceklerini kaydetmektedir.  
Yapılan itirazın ilk bölümü ile ilgili AĐHM, benzer itirazı Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, §  
26, 6 ubat 2003) kararında reddettiğini hatırlatmaktadır. Bu davada bu sonucu değitirecek  
hiçbir unsur yer almamaktadır.  
AĐHS’nin 6 § 3 b), c) maddesinde mağdur sıfatı nihai mahkumiyet kararından, ki Yargıtay  
kararı, itibaren olutuğuna göre yukarıda sözü edilen düünce kıyasen itirazın ikinci bölümüne  
uygulanabilir.  
Bu nedenle AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AĐHM, mahkemenin yerleik içtihatları ıığında ve sunulan delillerin tamamını göz önünde  
bulundurarak, bavuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı,  
gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmaması nedeniyle yargılamanın  
hakkaniyete uygun gerçeklemediği ve Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünün tebliğ  
edilmediği yönündeki ikayetlerinin esastan incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir.  
Bavurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe tespit edilmemitir.  
B. Diğer ikayetler  
Bavuranlar AĐHS’nin 14. maddesine göndermede bulunarak, özellikle savunma haklarında  
ve DGM önündeki yargılama süreci boyunca umumi hukuka daha az elverili ceza rejiminde  
özel uygulamaya tabi tutulduğundan ikayetçi olmaktadır. Bavuranlar, yargı sürecinin  
uzunluğundan ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesini ileri sürmekte, ayrıca Türk  
yargısının ilgili tanıkların doğrudan sorgulanmasını öngörmemesi nedeniyle hakkaniyete  
uygun bir yargılamanın gerçeklemediğinden yakınmaktadırlar.  
Mahkemeye sunulan delilleri ve öne sürülen iddiaları değerlendirmekle yetkili olduğu ölçüde  
inceleyen AĐHM, bavuranların bu ikayetlerinde hiçbir ihlal tespit etmemitir. ikayetin bu  
bölümünün AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
3
II. ESAS HAKKINDA  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
AĐHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. söz edilen Özel  
kararı, §§ 33-34, ve Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, 6 ubat §§ 35-36).  
AĐHM, mevcut davayı incelemive Hükümet’in, halihazır durumda farklı bir sonuca  
ulaılmasını gerektirebilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmitir. AĐHM,  
“milli güvenliğe” ilikin suçlardan DGM önüne çıkarılan bavuranın, aralarında askeri  
hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlaılabileceğini,  
bavuranın, DGM’nin davanın içeriğine yabancı değerlendirmelere yönlendirilmiolabileceği  
yönünde haklı bir endiesi olabileceğini saptamıtır. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve  
bağımsızlığı hakkında bavuran tarafından duyulan üphelerin objektif olarak kanıtlandığı  
değerlendirilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, §  
72 in fine).  
AĐHM, bavuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AĐHS’nin 6 §  
1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taımadığı sonucuna  
varmıtır.  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargı sürecinin adilliği hakkında  
Hükümet bir ihlal olduğu tespitine karı çıkmaktadır.  
AĐHM, daha önce de benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan  
yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kiilere her halükârda adil bir yargılamayı  
garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.  
Bu yöndeki bir ihlalin tespiti ıığında, Mahkeme bavuranın adil yargılanma hakkının ihlal  
edildiği ikayetini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir. (Bkz. diğerleri arasında sözü  
edilen Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Maddi ve manevi tazminat  
Bavuranlar maddi zarar için hiçbir miktar talep etmemektedirler. Manevi tazminat için H.  
Yılmaz 25.000 Euro, A.Durç 20.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, olayların mevcut koulları dikkate alındığında, ihlal kararının tespitinin manevi  
tazminat için balı baına yeterli olacağına itibar etmektedir (Bkz. sözü edilen Çıraklar kararı,  
s. 3074, § 49).  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar, iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapmıoldukları yargı giderleri için 3.000 Euro  
talep etmektedirler.  
4
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, sunulan deliller ve Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadı doğrultusunda  
hakkaniyete uygun olarak, bavuranlara masraf ve harcamalar için toplam 1.000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranının 3 puan fazlası uygulanacaktır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına, tarafsızlığına ve bu yargı makamı  
önündeki yargılamanın adil olmadığı yönelik ikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bunun dıında kalan ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
3. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinde olmaması  
nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6. maddesine ilikin diğer ikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
5. Mevcut kararın balı baına manevi bir tazmini oluturduğuna;  
6. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin masraf ve harcamalara ilikin bavuranlara birlikte  
1.000 (bin) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
7. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 22 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
5
6