CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
YÜKSEL (GEYİK) - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 56362 / 00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
25 Ekim 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (56362 / 00) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı Vasfiye Yüksel’in (Geyik) 12 Kasım 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonu’na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu  
avukatlarından K. Soypak tarafından temsil edilmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
1964 doğumlu başvuran avukat olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Başvuran Demokrasi Partisi’nin İstanbul delegesi sıfatıyla Parti’nin 12 Aralık 1993 tarihli  
Olağanüstü Kongresi’nde bir konuşma yapmıştır.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 1 Ağustos 1994 tarihinde  
başvuranı ve diğer dört kişiyi Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı bölücülük propagandası  
yapma suçu ile itham etmiş ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. maddesi  
uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı, iddianamelerinde özellikle bu konuşmadan bazı bölümlere yer vermiştir.  
DGM önünde, Cumhuriyet Savcısı TCK’nın 312 § 2. maddesine dayalı olarak başvuranın  
mahkumiyetini talep etmiştir. Başvuran savunmasında Demokrasi Partisi’nin delegesi sıfatıyla  
bir konuşma yaptığını belirterek bölücülük propagandası yaptığı suçlamasını reddetmiş ve  
partisinin programını savunma amaçlı kısa bir demeç verdiğini iddia etmiştir.  
Aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Ankara DGM heyeti 5 Ekim 1998 tarihinde  
TCK’nın 312 § 2. maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranı bir yıl hapis ve 160.000 TL.  
para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme sözkonusu konuşmanın bütününün özellikle ırk ve bölge  
ayrımına dayalı olarak halkı kine ve düşmanlığa tahrik eden unsurları içerdiğine itibar etmiştir.  
Başvuran kararın bozulması istemiyle 23 Kasım 1998 tarihinde Yargıtay’a başvurmuştur.  
Yargıtay 10 Şubat 1999 tarihinde ilk derece mahkemesi’nin kararını onamıştır.  
Yargıtay kararı, 22 Şubat 1999 tarihinde ilk derece mahkemesi’ne gönderilmiş, karar 5 Mart  
1999’da kaydedilmiştir.  
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, 7 Nisan 1999 tarihinde başvurana hakkında verilen para ceza-  
sını ödemek ve yedi gün içinde hükmedildiği hapis cezasını çekmek üzere Savcılığa gelmesi  
gerektiği bilgisini iletmiştir. Bu tebliğ başvurana 20 Mayıs 1999’da tebliğ edilmiştir.  
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı 24 Mayıs 1999 tarihinde aleyhinde verilen cezanın iki ay süreyle  
ertelendiğini belirtir tecil kararını başvurana tebliğ etmiştir. Başvuran aynı gün Yargıtay’a  
kararın tahsis edilmesi talebinde bulunmuştur.  
Başvuran 26 Mayıs 1999 tarihinde hakkında verilen 160.000 TL. [yaklaşık 0,40 Euro] para  
cezasını Hazine’ye ödemiştir.  
Yargıtay, başvuranın yapmış olduğu başvuruyu 24 Haziran 1999 tarihinde reddetmiştir.  
Ertesi gün, başvuran hakkında verilen cezanın ertelenme süresi dolmuştur.  
Başvuran 26 Temmuz 1999 tarihinde Edirne Cezaevi’ne gönderilmiştir.  
Edirne Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16 Aralık 1999 tarihli kararıyla başvuran iyi halden şartlı  
salıverilme imkânından yararlanmış ve 19 Aralık 1999 tarihinde tahliye edilmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapmış olduğu bir konuşma nedeniyle kendisini  
mahkum etmesinin AİHS’nin 10. maddesi’nin ihlaline yol açtığından şikayetçi olmaktadır.  
AİHM, sözkonusu mahkumiyet kararının başvuranın AİHS’nin 10 § 2. maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında  
bir ihtilafa yer verilmediğini not etmektedir. Yapılan müdahalenin AİHS’nin 10 § 2. maddesi  
uyarınca kanun tarafından öngörüldüğüne, toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir  
amacı izlediğine itiraz edilmemektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, 40,  
4 Haziran 2002). Bu husus dikkate alınmaktadır, bununla birlikte müdahalenin «demokratik  
bir toplum için zorunluluk» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.  
AİHM, sözkonusu beyanda yer alan terimlere, verilişi bakımından dikkat çekmektedir. AİHM  
bu bağlamda, davayı çevreleyen olayları, özellikle terörle mücadeleye bağlı güçlükleri dikkate  
almaktadır.  
Başvuran siyasi bir partinin delegesi olarak aynı parti tarafından hazırlanan kongre sırasında  
bir konuşma yapması nedeniyle mahkum edilmiştir. Siyasi içerikli bu konuşmada başvuranın  
Hükümet tarafından sürdürülen politikayı eleştirmesi sözkonusudur. Başvurana göre, Hükü-  
met’in politikası Türk halkının taleplerini karşılayamamaktadır ve Kürt halkının yadsınmasına  
dayalıdır.  
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin sözkonusu konuşmada yer alan ifadeleri halkı kine  
ve düşmanlığa tahrik etmek olarak değerlendirdiğini hatırlatmaktadır.  
AİHM, iç hukuk mercilerinin vermiş oldukları kararlarda başvuranın ifade özgürlüğüne yöne-  
lik müdahalenin meşruiyeti bakımından yeterli sayılamayan gerekçeleri incelemiştir (Bkz.  
mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM  
ayrıca, siyasi alanda bir söylem veya genel menfaate ilişkin sorunlar sözkonusu olduğunda  
AİHS’nin 10 § 2. maddesinin ifade özgürlüğüne getirilecek kısıtlamalara çok az yer verdiğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. Wingrove-İngiltere kararı, 25 Kasım 1996, 1996-V, s. 1957, § 58).  
Üstelik, özel bir durumun ve hatta bir siyasetçinin Hükümet nezdinde kabul edilebilir eleştiri  
sınırları daha geniştir (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV, §  
54). Bu nedenle, AİHM başvuranın ne şiddet kullanımını, ne silahlı direnişi teşvik eden bir  
konuşma yaptığını, Türk siyasi hayatının bir aktörü olarak kendisine tanınan görev doğrultusunda  
görüşlerini dile getirdiğini gözlemlemektedir. (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye kararı (no:1),  
no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, ve Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz  
1999).  
AİHM, yapılan müdahalenin ölçüsü sözkonusu olduğunda verilen cezanın niteliğinin ve  
ağırlığının da dikkate alınması gerektiğini hatırlatmakta, bu yönde başvuranın bir yıl hapis  
cezasına çarptırıldığını not etmektedir.  
Sonuç itibariyle, başvuranın mahkumiyeti öngörülen amaç doğrultusunda orantısızdır ve  
«demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmemektedir. Bu durumda, AİHS’nin 10. mad-  
desi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin «bağımsız ve  
tarafsız» bir mahkeme olmadığını, bünyesinde bulunan askeri hakimin varlığı nedeniyle adil  
bir yargılama güvencesini veremeyeceğini iddia etmektedir. Başvuran bu yönde AİHS’nin 6 §  
1. maddesini ileri sürmektedir.  
AİHM, daha önceki kararlarda da benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. sözü edilen Özel  
kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, no: 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir  
hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin «ulusal güvenliğe» dayalı olarak  
yapmış olduğu yargılama konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu tespitinde  
bulunmaktadır. Üstelik bu durum, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın gerekçesine  
yabancı gerekçeler ışığında başvuran hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı şüphesine  
varmasına neden olmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (sözü edilen Incal kararı s.  
1573, § 72 ).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 6 § 1. maddesi  
uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran, yargı süreci boyunca mesleki gelir kaybına uğradığını ve 40.000 Euro’ya ulaşan  
maddi zararı olduğunu iddia etmektedir.  
Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.  
İddia edilen gelir kaybıyla ilgili olarak AİHM, sunulan delillerin AİHS’nin 10. maddesinin  
ihlali ile başvuranın uğradığı gelir kaybını kesin olarak ispatlar nitelikte olmadığını  
kaydetmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95,  
28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ocak 2002).  
Bu nedenle, bu talebi reddetmektedir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, ilgilinin 10. maddenin ihlali nedeniyle kimi sıkıntılar  
çektiğini belirtmektedir. Mahkeme, AİHS’nin 41. maddesince hakkaniyete uygun olarak bu  
doğrultuda başvurana 6.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
Sözleşme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir  
mahkeme tarafından mahkumiyet kararı alındığında, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir  
sürecin ya da yargılamanın başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi  
bakımından uygun bir yöntemi oluşturur (Bkz. Öcalan-Türkiye Büyük Daire kararı, no:  
46221/99, AİHM 2005-...).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, 6.000 Euro’luk kısmı iç hukuktaki ve AİHM önündeki temsil giderleri olmak  
üzere, hükümlü bulunduğu süre zarfında uğradığı gelir kaybıyla birlikte toplam 33.050 Euro  
talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık ücret tarifesi ve çeviri  
masrafları makbuzlarını sunmaktadır.  
Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
Öne sürülen gelir kaybı için talep edilen miktarla ilgili olarak AİHM, yukarıda dile getirilen  
paragrafa atıfta bulunmakta (Bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95,  
28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ocak 2002) ve bu talebi reddetmektedir.  
AİHM, avukatlık ücret tarifesi, iç hukuktaki ve AİHM önündeki temsil giderleri için  
mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı doğrultusunda, yapmış olduğu tüm masraf ve  
harcamalar için başvurana 3.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmaması  
nedeniyle AİHS’nin 6 §1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı Hükümetin  
başvurana;  
i.  
manevi tazminat için 6.500 (altı bin beş yüz) Euro;  
ii.  
iii.  
masraf ve harcamalar için 3.000 (üç bin ) Euro ödemesine ;  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.