YÜKSEL ERDOĞAN VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
sürmüşlerdir. Başvuranlar, ayrıca, polis memurları aleyhinde yapılan cezai kovuşturmanın
etkisiz olduğunu anladıklarında, başvuruyu AĐHM’ye sunduklarını, bu nedenle de altı ay
kuralına uyduklarını iddia etmişlerdir.
2. AĐHS’nin değerlendirmesi
Hükümet’in, Meliha Erdoğan, Sinan Erdoğan ve Bahar Sağlam’ın iç hukuk yollarını
tüketmediğine ilişkin iddiasıyla ilgili olarak AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1 Maddesi’nde değinilen
iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, başvuranları, öncelikle iddia edilen ihlallerin tazmin
edilebilmesi için ulusal hukuk sisteminin kendilerine sağladığı ve yeterli düzeydeki iç hukuk
yollarını kullanmaya zorladığını yinelemektedir (bkz. Hugh Jordan / Đngiltere (karar), no.
24746/94, 4 Nisan 2000).
Bununla beraber, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kuralın uygulanması,
Sözleşmeye taraf olan Devletlerin üzerinde anlaşmaya vardığı insan haklarının korunması
için gerekli olan mekanizma bağlamında uygulanması için gerekli izni sağlamalıdır. AĐHM,
35 § 1 Maddesi’nin uygulanmasının bir dereceye kadar esnek ve aşırı şekilcilikten uzak
olması gerektiğini kabul etmiştir. AĐHM, ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının ne
mutlak ne de otomatik olarak uygulanabilir olduğu görüşündedir; bunun gözlemlenip
gözlemlenmediğini incelemek için, ele alınan davanın koşullarını göz önünde bulundurmak
gerekir. Bu, AĐHM’nin, yalnızca ilgili Sözleşmeye Taraf Devlet’in adli sisteminde yer alan
resmi hukuk yollarının varlığını değil, aynı zamanda bunların işlediği genel bağlamla birlikte
başvuranın kişisel şartlarını dikkate alması gerektiği anlamına gelmektedir. Bu nedenle,
AĐHM, dava koşullarının tamamında, başvuranın kendisinden beklendiği gibi iç hukuk
yollarını tüketmek için gerekli olan her şeyi yapıp yapmadığını incelemelidir (bkz. Đlhan /
Türkiye [GC], no. 22277/93, § 59, ECHR 2000-VII).
Ayrıca, Devlet’in genel olarak sorumluluğunun “kendi yetki alanı içinde bulunan
herkese bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanımak”
olduğunu belirten AĐHS’nin 1. Maddesi ile birlikte yorumlanan, 2. Madde’de yer alan yaşam
hakkını koruma zorunluluğu, kişilerin güç kullanımı sonucu ölmesi durumunda, etkin bir
soruşturma yapılmasını öngörmektedir. Böyle bir soruşturmanın asıl amacı, yaşam hakkını
koruyan yerel kanunların etkin bir şekilde uygulanmasını ve Devlet makam veya organlarının
içinde olduğu durumlarda, sorumlulukları altında gerçekleşen ölümler konusunda hesap
verme sorumluluğunu temin etmektir. Bu amaçları ne tür bir soruşturmanın
gerçekleştirebileceği, farklı koşullara göre değişiklik gösterebilir. Bununla beraber, nasıl bir
tavır benimsenirse benimsensin, makamlar mesele kendilerine geldiğinde, kendi ellerindeki
dilekçeye göre hareket etmelidirler. Makamlar, bunu, resmi bir şikayette bulunacak ya da
herhangi bir soruşturma işleminin yürütülmesi sorumluluğunu üstüne alacak en yakın
akrabanın inisiyatifine bırakamaz (bkz. McKerr / Đngiltere, no. 28883/95, § 111, ECHR 2001-
III).
AĐHM, ayrıca, bu davadakine benzer dava olayları ile Hükümet’in iddialarını içeren
Erdoğan ve Diğerleri – Türkiye kararında, Komisyon’un, diğer başvuranlar takibatla
ilgilendiği ve yakınlarının öldürülmeleriyle ilgili bütün sorunları gündeme getirebilecekleri
için, başvuranların akrabalarını öldürmekten suçlanan polis memurları aleyhinde yapılan
cezai takibata müdahale etmeyen iki başvuranın bu işlemlere katılmalarına gerek olmadığına
karar verdiğini yinelemektedir.
10