CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
YÜRÜK -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:23707/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (23707/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Ekrem Yürük’ün (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 Nisan 2002  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından T. Yüksel tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1972 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
4 Mayıs 1994 tarihinde, PKK’ya yönelik olarak düzenlenen bir operasyon çerçevesinde  
bavuran, yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Bavuranın evinde yapılan aramalar sırasında  
patlayıcılar ele geçirilmitir.  
12 Mayıs 1994 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından  
ifadesinin alınmasının ardından bavuran, sözkonusu mahkemenin nöbetçi hakimi karısına  
çıkarıltır. Nöbetçi hakim bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
1 Haziran 1994 tarihinde, Savcı, oluumunda iki sivil bir askeri hakim bulunan Devlet  
Güvenlik Mahkemesi önünde bavuran ve diğer on bir sanık hakkında kamu davası açmıtır.  
Savcı, silahlı örgüt üyeliğinin cezalandırılmasını öngören Türk Ceza Kanunu’nun 168/2  
maddesinin uygulanmasını talep etmitir.  
11 Ağustos ve 4 Ekim 1994 tarihli durumalar, sanıkların mahkeme huzuruna çıkmalarının  
beklenmesi nedeniyle iptal edilmitir.  
1 Aralık 1994 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk kez bavuranı dinlemitir.  
Bavuran, hakkında yöneltilen suçlamalara itiraz etmive gözaltı sırasında ikence gördüğünü  
beyan etmitir. Bavuran, bu hususta dosyada yer almayan bir sağlık raporunu ileri sürmütür.  
Sözkonusu duruma ve 2 ubat, 31 Mart, 1 Haziran, 25 Temmuz ve 28 Eylül 1995 tarihli  
durumalar, dosyaya eklenen tutanaklardaki imza sahiplerinin ifadelerinin alınması için  
ertelenmitir.  
28 Kasım 1995 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, iddianamesi için dosyayı Savcıya  
iletmitir.  
1 ubat, 11 Nisan, 13 Haziran, 20 Ağustos ve 17 Aralık 1996 tarihli durumalar ile 21 ubat  
ve 6 Mayıs 1997 tarihli durumalarda, avukatlarının talepleri üzerine, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, esas bakımından nihai görülerini hazırlamaları amacıyla sanıklara süre  
tanımıtır.  
22 Eylül 1996 tarihli duruma, bir sanığın ek ifadesinin alınmasının beklenmesi nedeniyle  
ertelenmitir.  
2
Duruma tutanaklarında, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin özellikle iyükü nedeniyle  
durumaları ertelediği belirtilmektedir.  
29 Mayıs 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı isnat edilen suçlamalar  
nedeniyle suçlu bulmuve on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmitir.  
14 Aralık 1998 tarihli bir kararla, Yargıtay, yargılama hatasından sözkonusu kararı bozmuve  
sözkonusu mahkemenin kararını açıkladığı durumada bavuranların bulunmaması nedeniyle,  
sözkonusu kararı Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade etmitir.  
18 Haziran 1999 tarihli bir anayasal düzenleme ile Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
oluumundaki askeri hakimin yerini sivil hakim almıtır.  
14 Ekim 1999 tarihli durumada, bavuran, esas bakımından savunmasını hazırlamak  
amacıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden ek süre istemitir.  
27 Nisan 2000 tarihli durumada, esasa ilikin savunmasında, bavuran, atılı suçun Türk Ceza  
Kanunu’nun 169. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüve serbest  
bırakılmasını talep etmitir.  
17 Nisan 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Mayıs 1997 tarihli kararını  
yinelemitir.  
8 Ekim 2001 tarihli nihai bir kararla, Yargıtay, verilen kararı onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Birçok bakımdan AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak, bavuran, yargılama süresinin  
uzunluğundan, yapısında askeri bir hakimin bulunması nedeniyle Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmamasından, savunmasını hazırlamak  
için gerekli süre ve kolaylıklara sahip olamamaktan ve 4616 sayılı “Af Kanunundan”  
yararlanmasının reddedilmesinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran ayrıca, sözkonusu yasanın  
kendi davasına uygulanıp uygulanamayacağının kontrolünü yaptırmak için bir bavuru  
yolunun bulunmayıından da ikayetçidir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1) Yargılama süresi  
AĐHM, sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, kabuledilemezliğe ilikin hiçbir unsur tespit  
edememektedir.  
2) Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
Hükümet, 17 Nisan 2001 tarihli kararı alan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tamamen sivil  
hakimlerden olutuğunu ileri sürmektedir.  
3
AĐHM, kararı esas bakımından inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yeni yapısı önünde  
bavuranın kendini savunma imkanı olduğunu tespit etmektedir.  
Nihai mahkumiyet kararı, olaylara ve hukuka ilikin unsurların tamamını inceleyen üç sivil  
hakim tarafından verilmitir (bkz, Yaar-Türkiye, bavuru no: 46412/99, 31 Mart 2005 ve  
Yılmaz-Türkiye, bavuru no: 62230/00, 20 Eylül 2005).  
AĐHM, benzer bir ikayeti daha önce incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, Imrek-  
Türkiye, bavuru no: 57175/00, 28 Ocak 2003). Sözü edilen içtihadından sapmayı  
gerektirecek hiçbir koulun bulunmaması nedeniyle AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca sözkonusu ikayetin kabuledilemez ilan edilmesinin uygun olacağı  
kanaatindedir.  
B. Esas  
AĐHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koullarına göre ve bata davanın  
karmaıklığı olmak üzere AĐHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile bavuran ve  
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. (bkz,  
diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, bavuru no: 25444/94).  
Dikkate alınacak dönem, 4 Mayıs 1994 tarihinde bavuranın yakalanması ile balamıve 8  
Ekim 2001 tarihinde, Yargıtay’ın nihai kararı ile sona ermitir. Sözkonusu dönem, toplamda  
dört karar alınan iki dereceli yargıda yaklaık yedi yıl beay sürmütür.  
Hükümet, yasadıı bir örgüt adına birçok suç ileyen çok sayıda kiiyi kapsaması nedeniyle  
karmaık bir davanın sözkonusu olduğunu savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, savunmasını  
hazırlama için süre taleplerinde bulunan bavuranın da yargılamanın uzamasına neden  
olduğunu belirtmektedir.  
AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda dava  
incelemive AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (sözü edilen Pélissier ve  
Sassi).  
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından, AĐHM, ibu davada farklı bir sonuca  
ulamak için Hükümet’in hiçbir tespit ve argüman sunmadığı değerlendirmesinde  
bulunmaktadır. Konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada, yargılama  
süresinin çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karılamağı kanaatindedir.  
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. ĐLERĐ SÜRÜLÜEN DĐĞER ĐHLALLERE ĐLĐꢁKĐN  
Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuran, tutukluluk süresinin uzunluğundan ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 5. maddesine  
atıfta bulunmaktadır.  
4
Sözkonusu ikayete ilikin olarak, altı ay süresi, bavuranın iki dönem süren tutukluluk  
süresinin sona erdiği tarihlerden itibaren yani 29 Mayıs 1997 ve 17 Nisan 2001 tarihlerinden  
itibaren ilemeye balamaktadır. Sözkonusu ikayet, 6 Nisan 2002 tarihinde dolayısıyla  
gecikmeli olarak yapılmıtır. AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca bu  
ikayetin reddedilmesi gerekmektedir.  
Bavuran, son olarak, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerine atıfta bulunmakta ve gözaltı ve açlık  
grevlerinin yapıldığı cezaevinde güvenlik güçlerinin müdahaleleri sırasında kötü muameleye  
maruz kalmaktan ikayetçi olmaktadır. AĐHM, sözkonusu ikayetlerin bavuran tarafından  
hiçbir mesnede dayandırılmadığı tespitinde bulunmaktadır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin  
1. ve 3. paragrafları uyarınca sözkonusu ikayetlerin reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı manevi zarar için 15.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, bavurana 3.600 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, yapmıolduğu farklı yargılama masraf ve giderleri için 6.500 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, talebin hiçbir belge ile desteklenmediğini göz önüne alan AĐHM, bavurana,  
bu talebine ilikin olarak tazminat ödemeye gerek olmadığı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun yargılama süresi kapsamında yapılan ikayetlere ilikinin kısmının  
kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
5
muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 3.600 Euro (üç bin altı yüz Euro)  
manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6