CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
Ayşenur Zarakulu ve diğerleri - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:26971/95 ve 37933/97)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
__________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2011. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanğı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:26971/95 ve 37933/97) başvuru no’lu  
davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Ayşenur Zarakulu’nun (“başvuran”) hem kendi  
adına hem de olaylar sırasında sahibi ve yayıncısı olduğu Belge Uluslararası Yayıncılık  
yayınevi adına sırasıyla 13 Mart 1995 ve 9 Eylül 1997 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel  
Özgürlükleri Sözleşmesinin ”AİHS” (“Sözleşme”) 25. maddesi gereğince Avrupa İnsan  
Hakları Komisyonu’na “AİHK” yaptığı başvurudur.  
Ayşenur Zarakulu 28 Ocak 2002 tarihinde vefat etmiştir. Mirasçıları –eşi Ragip  
Zarakulu ve oğulları Cihan Deniz ve Sinan Savaş Zarakulu- 21 Mayıs 2002 tarihli mektupla  
mirasçılar olarak AİHK’ye yapılan başvuruları devam ettirme kararı aldıkları hakkında bilgi  
vermişlerdir.  
Uygulama düzeni nedeniyle başvuran niteliği eşi ve çocuklarına devredilmesi gerekse  
bile işbu dava Zarakulu “başvuran” olarak adlandırılmaya devam edilecektir (Bkz. örneğin  
Dalban-Romanya, no: 28114/95, 1999-VI).  
Başvuran merkezi Londra’da bulunan hükümet dışı örgüt olan insan hakları kürt  
projesi avukatı A. Stock tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
Başvuranın sahibi ve yayıncısı olduğu Belge Uluslararası Yayıncılık “BUY” “Bizim  
Ferhat, bir cinayetin anatomisi” başlıklı kitabın yayınını gerçekleştirmekteydi. Kitap yazarın  
Özgür Gündem gazetesinde gazeteci olan Ferhat Tepe’nin ölümünü ele aldığı makalelerin  
toplamından oluşmaktadır.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi “DGM” Cumhuriyet Başsavcısının talebi  
üzerine 12 Ekim 1994 tarihinde aynı mahkemenin hakimi ayrımcı propaganda içerdiği  
gerekçesiyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 86. maddesine dayanarak söz konusu kitaba  
el konulması kararı almıştır.  
Aynı gün iki polis toplatılma kararını tebliğ etmek amacıyla başvuran şirkete  
gelmişlerdir. Polisler kitabın beş örneğine el koymuşlardır.  
DGM 21 Ekim 1994 tarihinde toplama kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.  
Savcı 28 Ekim 1994 tarihinde BUY’un sahibi ve dava unsuru kitabın yayıncısı olarak  
başvuranı terörle mücadeleye ilişkin 3713 sayılı kanunun 8. maddesine dayanarak ayrımcı  
propaganda yapmakla suçlamıştır.  
Başvuran, DGM önünde aleyhine yapılan suçlamaları çürüterek kitabın içeriğinin ceza  
tedbirlerini haklı göstermediğine kanaat getirdiğinden dava unsuru kitabı yayınladığını öne  
sürmüştür. Ayrıca başvuran, Savcının kitapta belirttiği bölümlerin ayrımcı propaganda olarak  
nitelendirilemeyeceğini ve mevcut devlet yönetimin eleştirisini yaptığı düşünülse bile bu  
eleştirinin her vatandaşın hakkı olduğunu savunmuştur.  
DGM 29 Aralık 1995 tarihli kararla başvuranı 4126 sayılı kanunla değişikliğe uğrayan  
terörle mücadeleye ilişkin 3713 sayılı kanunun 8 §2 maddesine dayanarak altı ay hapis ve 50  
000 000 lira (TL) para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme cezayı hafifletici sebepler göz önünde  
bulundurarak hapis cezasını beş aya indirerek 42 000 000 TL para cezasına çevirmiş ve dava  
unsuru kitaba el konulması kararı almıştır.  
DGM, yazarın Türkiye’nin bir bölgesini “Kürdistan” olarak belirttiğini ve kürt  
milletine karşı bu bölgede isyana ilişkin hareketleri dile getirdiğini belirtmiştir. Mahkeme  
genel olarak ele alındığında kitabın ayrımcı propaganda içerdiğine kanaat getirmiştir.  
Yargıtay 11 Mart 1997 tarihli kararla ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
2
HUKUK AÇISINDA  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, sahibi ve yayıncısı olduğu yayıncı firmanın yayınladığı kitaba el  
konulmasının ve terörle mücadeleye ilişkin 3713 sayılı kanunun 8. maddesi uygulanarak  
cezalandırılmasının AİHS’nin 10. maddesini ihlal ettiğini öne sürmüştür.  
Başvuran, 3713 sayılı kanunun 8. maddesinde belirtildiği gibi ülkenin bütünlüğü  
kavramının kapsamının geniş olduğunu, dolayısıyla bu hükme dayanarak mahkumiyet  
kararının alınmasının tahmin edilemeyeceğini öne sürmüştür. Başvuran ayrıca dava unsuru  
kitapta ifade edilen görüşlerden dolayı hakkında mahkumiyet kararının alınmasının ne AİHS  
ne de iç hukuk açısından hiç bir haklı yanının olmadığını eklemiştir.  
Hükümet, kitaba el konulmasının suç işlenmesini engelleyen Anayasanın 28.  
maddesinde açıkça tanımlanmış önleyici tedbir olduğunu öne sürmüştür. Hükümet bu  
bağlamda başvuran aleyhine açılan ceza muhakemeleri usulünün sonucunda bu önlemin  
gerekliliğinin kabul edildiğini gözlemlemiştir.  
Hükümet, başvuranın söz konusu kitabı yayınladığı için hakkında alınan mahkumiyet  
kararının “kanun tarafından öngörüldüğünü” ve kamu düzeninin korunması, milli güvenlik ve  
ülkenin bütünlüğü gibi yasal amaçlar güttüğünü öne sürmüştür.  
Mahkeme, taraflar arasındaki ihtilafın dava unsuru el konulma ve mahkumiyet  
kararının AİHS’nin 10§1 maddesinin güvence altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğüne  
müdahaleyi oluşturduğunu kaydetmiştir.  
Mahkeme, Anayasanın 28. maddesine ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 86.  
maddesine dayanan dava unsuru el konulmanın ve terörle mücadeleye ilişkin 3713 sayılı  
kanunun 8. maddesine göre başvuran hakkında mahkumiyet kararının alınmasından doğan  
ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler “kanun tarafından öngörülmüş” olarak  
değerlendirilebileceğine kanaat getirmiştir.  
Terörle mücadelenin hassas yönü ve yetkililer için şiddeti arttırabilecek eylemler  
karşısında özen gösterme zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, belirtilen  
müdahalelerin, Hükümetin ifade ettiği kamu düzeninin korunması, milli güvenlik ve ülkenin  
bütünlüğü gibi bazı amaçlar güttüğüne kanaat getirmiştir. Mahkeme için geriye başvuran  
aleyhine alınan tedbirlerin bu amaçlara ulaşmak için “demokratik toplumda gerekli olup  
olmadığı” sorusuna yanıt aramak kalmaktadır.  
Mahkeme, daha önce bir çok davada, bu davada bulunan benzer sorunlarla karşılaşş  
ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kararı almıştır ( Bkz. Ceylan-Türkiye, no:  
23556/94, §38, 1999-ıv, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §80 ve  
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).  
Mahkeme işbu davayı içtihatı ışığında incelemiş ve mevcut durumda farklı bir sonuca  
ulaşmak için Hükümetin hiçbir olay veya kanıt ortaya koyamadığına kanaat getirmiştir.  
Mahkeme kitapta kullanılan ifadelere ve yayının içeriğine özel bir özen göstermiş ve bu  
yönde incelemeye aldığı bu durumun içinde bulunan koşulları, özellikle terörle mücadelenin  
zorluklarını göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve Incal-Türkiye, 9  
Haziran 1998, 1998-IV, p.1568, §58).  
Dava unsuru kitap gazeteci Ferhat Tepe’nin ölümünü ele aldığı makalelerin  
toplamından oluşmaktadır. Yazar, kitapta “Kürdistan” da meydana geldiği söylenen insan  
haklarının ihlalini ele almış ve böylece işkenceler ve köylerin yıkılması gibi hukuk dışı  
uygulamaları kınamıştır. DGM’nin öne sürdüğü bölümlerde yetkililer sert eleştiri oklarının  
hedefi olmuş ve kürt halkının yaptığı mücadeleyi sert bir şekilde bastırdıkları hususu yer  
almıştır. Yazar, yetkililerin bu halkın kültürünü ve kimliğini inkar ettiğini belirtmiş ve  
yürütülen politikayı kınamıştır.  
3
Tarihsel olayların yansız yansıtılmadığı açıkça görülmekte ve yazar, kitabı aracılığıyla  
Türk makamlarının ülkenin güney-doğusundaki faaliyetlerini eleştirmeyi ve halkı bu tutuma  
karşı koyması için cesaretlendirmeyi amaçlamıştır. Ayrıca inkar edilemez sert üslup bu  
eleştiriye ayrı bir sertlik kazandırmaktadır.  
Mahkeme DGM’nin dava unsuru kitapta toprakların bir kısmını “Kürdistan” olarak  
belirten ve bu bölgede kürt milli mücadelesi için başkaldırıcı eylemleri açıklayan Türkiye’nin  
bölünmez bütünlüğünü zedeleyen ifadelerin bulunduğuna kanaat getirdiğini saptamıştır.  
Mahkeme yerel mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri incelemiş ve  
başvuranın ifade özgürlüğüne müdahaleyi haklı kılmak için kendi içinde yeterli olmadığı  
sonucuna varmıştır (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 8  
Temmuz 1999). Mahkeme kitapta bazı sert bölümlerin Türk devleti ve özellikle ordusu  
hakkında kötü bir tablo çizerek anlatıma katı bir üslup katsa şiddeti, orduya karşı direnişi ne  
de ayaklanmayı teşvik ettiğini gözlemlemiştir. Burada Mahkeme için dikkate alınacak önemli  
olan unsur, kitapta kinci bir söylemin olmamasıdır( Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1),  
no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 150, 8 Temmuz 1999).  
Mahkeme müdahalenin oranını belirlemek söz konusu olduğu durumlarda, verilen  
cezaların niteliği ve ağırlığının göz önünde bulundurulması gereken önemli unsur olduğunu  
belirtmiştir. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın daha önce hapis cezasına mahkum edilmiş  
olsa bile DGM’nin bu cezayı para cezasına çevirdiğini kaydetmiştir.  
Ancak yukarıda varılan sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda ve söz konusu  
müdahalenin önleyici yönünün –hakimin el koyma kararı- 10. maddeye ilişkin sorunlardan  
olması nedeniyle Mahkeme dava koşullarında, hapis cezasının para cezasına çevrildiği için  
kesin hüküm veremeyeceğine kanaat getirmiştir (Bkz. Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, §70,  
1999-VI).  
Davada, dava konusu el koymanın ve başvuran hakkında mahkumiyet kararının  
alınmasının hedeflenen amaçlarla orantılı olmadığı ve bundan böyle “demokratik toplumda  
gerekli” olmadığı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kendilerini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması nedeniyle, kendilerine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve  
bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal  
edildiğini öne sürmüştür.  
Mahkeme, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna  
benzer sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır  
(Bkz. Özel, sözü edilen, §§ 33-34, ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat  
2003).  
Mahkeme, mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin, söz konusu durumu farklı bir  
sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna itibar etmiştir. DGM’ye çıkarılan  
başvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan  
çekinmesinin anlayışla karşılanacağını belirtmiştir. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin  
bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin  
vermesinden haklı olarak çekinmiştir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı  
hakkında başvuran tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmıştır. (Incal-Türkiye,  
§72 in fine).  
4
Sonuç olarak başvuranı yargılayan İstanbul DGM’nin AİHS’nin 6§1 maddesi uyarınca  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanaatine varmıştır.  
III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN VE 1 NOLU PROTOKOLUN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI  
Başvuran dava unsuru kitaba el konulmasına itiraz etmek için yetkili makamın  
olmadığından şikayetçi olmuş ve bu önlemin mallara saygı ilkesini ihlal ettiğini öne sürerek  
AİHS’nin 13. maddesinin ve 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini dile getirmiştir.  
Mahkeme 10. maddeye ilişkin vardığı sonuçları göz önünde bulundurarak başvuranın  
bu maddeler çerçevesinde yaptığı iddiaları ayrı ayrı incelemeye gerek olmadığına kanaat  
getirmiştir.  
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,  
A.Tazminat  
Başvuran dava unsuru kitaba el konulmasından (yayın masrafları ve kardan zarar) ve  
profesyonel gelirlerde kayba uğranılmasından dolayı maddi tazminat adı altında 13 300  
Sterling (GBP) talep etmiştir.  
Başvuran ayrıca manevi tazminat adı altında 13 000 GBP talep etmiştir.  
Hükümet bu iddiaları reddetmiştir.  
Mahkeme iddia edilen gelir kaybı hususunda sunulan kanıtların, başvuranın AİHS’nin  
10. maddesinin ihlal edilmesinden doğan kardan zararının kesin tutarını belirleyemediğine  
kanaat getirmiştir (Bkz. aynı yönde alınan karar, Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no:27692/95,  
28138/95 ve 28498/95, §69, 15 Ekim 2002). Buradan yola çıkarak Mahkeme bu talebi  
reddetmiştir.  
Mahkeme manevi tazminat konusunda ilgili kişinin dava koşullarından dolayı  
şaşkınlık içinde olabileceğine kanaat getirmiş ve AİHS’nin 41. maddesi gereğince  
hakkaniyete uygun olarak manevi tazminat adı altında başvurana 5 000 euros (EUR)  
verilmesine karar vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran Komisyon ve Mahkeme önündeki işlemlere ilişkin masraf ve harcamalar  
için 13 490,32 GBP talep etmiştir. Başvuran kanıt olarak 1233,75 GBP tutarında ücretin  
bulunduğu hesap özetini mahkemeye sunmuştur.  
Hükümet bu iddiaları reddetmiştir.  
Mahkeme AİHS’nin 41. maddesi gereğince gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldığı  
kanıtlanan ve makul tutarda olan masrafları karşıladığını hatırlatmıştır ( Bkz. Nikolova-  
Bulgaristan, no: 31195/96, §79, 1999-II).  
Mahkeme dosyada bulunan unsurlar göz önünde bulundurarak başvuran tarafından  
istenilen tutarın danışman ücreti gereğince aşırı olduğuna kanaat getirmiştir. Mahkeme  
hakkaniyete uygun olarak başvurana 2 500 EUR ödenmesine karar vermiştir.  
C. Temerrüt faizi  
5
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit  
faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.  
BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
İstanbul DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle  
Sözleşmenin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
Başvuranın AİHS’nin 13. maddesine ve 1 nolu Protokolün 1. maddesine göre yaptığı  
şikayetlerin ayrı ayrı incelenmesine gerek olmadığına;  
a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki  
döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin;  
i. manevi tazminat için 5 000 EUR ( beş bin euros)  
ii. masraflar için 2 500 EUR (iki bin beş yüz euros)  
iii.miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte başvuranın  
mirasçılarına ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
karar vermiştir.  
Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 13 Temmuz 2004 tarihinde, İçtüzüğün  
77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
6